Osmanlýnýn yalýn ayak postacýlarý / Sebahattin Karaca
Sebahattin Karaca

Sebahattin Karaca

Osmanlýnýn yalýn ayak postacýlarý



Erdem ile Yaþar ömürlerinin son gününe kadar doðal deðil, doða üstü yaþadýlar. Doðduklarý günden öldükleri güne kadar hiç ayakkabý giymediler. Yokluktan deðil alýþkanlýktan giymediler. Yazýn sýcaðýnda, kýþýn soðuðunda hatta ayazýnda, fýrtýnasýnda hep yalýnayaktýlar. Arkadaþlarý, komþularý, mahallenin insaný, tüm kasaba halký, kýþ aylarýnda çorap üstüne çorap, üstüne mest, onun da üstüne bir ayakkabý giyerken, onlar yalýn ayak karda kýþta kýyamette bir ömür tükettiler. Kýþ aylarýnda yollar buz tuttuðunda her iki kardeþ altlarý meþine dönüþmüþ çýplak ayaklarý ile kayak yaparken, ayakkabýlý herkesi geride býraktýklarý için, mahallenin çocuklarý arasýndan onlarý kýskananlar bile olurdu. Her ikisi de 50 yaþýný doldurmadan analarýndan nasýl yalýnayak doðdularsa, ayný doðallýkta yaþama veda edip gittiler.

Osmanlý posta idaresi üzerine yaptýðým bir araþtýrmada, Avusturya’nýn Graz þehrinden elime ulaþan bir resim, bana bir yandan, yýllar öncesinin Erdem ile Yaþar kardeþleri hatýrlattý. Diðer taraftan Osmanlýlarýn bir dönemine ýþýk tuttu. Bu anlamda kendimce, her iki durum arasýnda bir bað kurarak araþtýrmaya devam ettim. Evet Osmanlýlar da görevin önemine göre çocukluktan olmak üzere kendilerini özel eðitimle yetiþtirmiþ, gençleri posta iþinde görevlendiriyorlardý.

Bunlarýn baþýnda yalýn ayak (bir baþka adý ile ivedi) postacýlar geliyordu. Yalýn ayak postacýlar, çocukluktan itibaren çýplak ayakla koþmayý, olabildiðince hýzlý olmayý öðreniyorlardý. Bir yandan ayak altlarýnýn meþin gibi (iþlenmiþ koyun derisi) olmasýný, soðuk - sýcak dahil hiçbir þeyden olumsuz etkilenmemeyi saðlýyorlar, diðer yandan bacaklarýný, kaslarýný, bileklerini, ve gövdelerini güçlendiriyorlar, mukavemetlerini arttýrýyor ve her birisi birer Maraton koþucusu gibi oluyordu.

Ýstanbul’dan Edirne’ye, iki günde yalýn ayak.

Ýstanbul’da saraydan çýkan bir mektup veya ferman yada baþka bir þey, yalýn ayak posta koþucularý ile iki günde Edirne’ye ulaþtýrýlýyordu. Ýki þehir arasýnda, belirli mesafelerde deðiþim noktalarý (istasyon) bulunmaktaydý. Bu istasyonlarda yorulanýn yerine zinde olan yola devam ediyordu.

Yalýn ayak posta koþucusunun bacaklarýna ve kemerlerine küçük küçük çok miktarda çan baðlanýrdý. Koþarken çanlarýn çýkardýðý seslerden dolayý yaban ve saldýrgan hayvanlar yaklaþamazdý. Baþýndaki fes yaðmurdan, feste takýlý püsküller ise, sineklerden korurdu. Bir elinde kendisini savunmak için kýsa saplý balta taþýrken diðer elinde enerjisinin bittiði yerde, dilinin üzerine dökmek üzere, içinde toz þeker olan bir þiþe taþýrdý.

Osmanlý topraklarý büyüdükçe yalýn ayak posta koþucularý, görevlerini, uzun mesafelerde kullanýlmak üzere özel yetiþtirilmiþ atlý posta ulaklarýna býrakmýþtýr. Atlý posta ulaklarý (posta Tatarlarý). Böylece Osmanlý, atlý posta düzenine geçmiþtir.

Haberleþmeye ve postaya çok önem veren Osmanlýlar her dönemin ve ihtiyacýn durumuna göre çözüm veya çare üretmiþtir.

“Tatarýn atý gibi koþuyorsun” veya “ Yaya kaldýn Tatar aðasý “ gibi sözler buradan gelmektedir.




Sebahattin Karaca

sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com



30 Kasým 2014 Pazar / 3317 okunma



"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...