Romanyalý Münevver’in, Foçalý torunu Nazif Demiral / Sebahattin Karaca
Sebahattin Karaca

Sebahattin Karaca

Romanyalý Münevver’in, Foçalý torunu Nazif Demiral



Foça’da yaþanmýþ tutkulu bir aþk hikayesi

“Bir insanýn gözyaþý torbasý ne kadar büyüktür bilemem, benim gözlerim yýllarca aktý..”


Nazif aðabeyi 77 yýlýndan beri, çalýþkanlýðý üretkenliði, bitmez tükenmez enerjisi ile tanýrým. Foça’da þakalaþtýðým, güldüðüm, muhabbetinden hoþlandýðým, nadir insanlardan birisidir. Kýrmadan, dökmeden, incitmeden þaka yapmasýný iyi bilirdi. Her ne olursa olsun, neþesini korur, hayatýn tadýný çýkartýrdý. Foça’da en erken kalkanlardan birisiydi. Sabahýn erken saatlerinde, iþletmekte olduðum otelin önünden geçerken, o gün kafasýna göre bulduðu aktüel bir konu üzerinden, barýþçýl tavrýyla þakasýný yapar iþine giderdi. Belki tavþan çýkar diye, kimsenin çalýsýna taþ atmaz, tavuðunu ürkütmez, karýnca incitmez, kimse hakkýnda kötü konuþmazdý. Büyükle büyük olmak, küçükle küçük olmak onun en kuvvetli yanýydý. Nazif aðabeyi, hayatta en çok sevdiði eþinin ölümünden sonra göremez oldum. Sordum soruþturdum. Evden dýþarý çýkmýyor dediler. Neden acaba diye düþündüm. Ardýndan üzüldüm. Özlemim birdenbire depreþti hatta derinleþti. Ýçimden “O’nu ziyaret etmeliyim. Muhakkak görmeliyim” dedim. Belediye meydanýnda þarküteri dükkâný iþleten damadý Zafer Aktan ile temasa geçtim. Zafer bey, eþi Canan ile görüþmemin daha doðru olacaðýný iþaret etti. Nazif aðabeyinin kýzý Canan’ý da uzun yýllar tanýrým. Bu bakýmdan tereddüt etmeden telefon açtým. Durumu anlattým. Görmek ve kendisiyle biraz sohbet etmek istediðimi ilettim. Memnun oldu. Randevulaþtýk. O gün geldi. Nazif aðabeyinin kýzýndan aldýðý “evlat desteði” ile tek baþýna yaþadýðý evine gittim. Canan kapýyý açtý. Nazif abi ve canan büyük bir misafirperverlikle karþýladýlar. Nazif aðabey ve kýzý Canan çok memnun oldular. Açýkça ifade edeyim, bende kendisini görünce çok duygulandým. Sarýldým, sýktým. Sýrtýný sývazladým. Býrakasým gelmedi. Nazif aðabey, her zaman olduðu gibi duygularýna yine hâkim olamadý. Sessiz sessiz içine doðru aðladý. Aðlasýn, boþalsýn rahatlasýn diye bir müddet bekledik. Beklerken, dað gibi büyük, içi dolu dolu bir hayat hikayesinin üstüme yýkýlacaðýný hissettim. Bunca zamandýr Foça’yý Foça yapan, tarihinin, doðasýnýn yaný sýra, Foça’ya damgasýný vurmuþ pek çok deðerli insanla söyleþi yaptým. Ýlk defa bugün, gönlü deniz deryasýna benzeyen Nazif aðabeye hangi soruyu soracaðýmý, söyleþiye nasýl baþlayacaðýmý bilemedim. Bu sebepten de “sen anlat abi, ben dinleyim” dedim.

Hazýr cevap “Yok yok, sen sor ben anlatayým” dedi. Anladým ki, çok þeyi var anlatacak. Ama sýraya koymakta zorlanacak. Ýþini kolaylaþtýrmak için büyükbabandan ve babaanneden baþlayalým istersen dedim.

Güldü, tebessüm etti.

“Sen çok derinlere daldýn, yine de kýrmayým seni, anlatayým hatýrladýklarýmý.” dedi.



Babaannem Münevver, 1874’de daha o zaman Osmanlý topraklarý olan Romanya’da doðmuþ.

Balkanlar üzerinde planlarý olan bazý devletlerin arasýnda Ruslar da varmýþ. Osmanlý ve Rus ordusu karþý karþýya gelmiþler. 1878 yýlýnda yapýlan savaþta Osmanlýlar yenilince, Romanya baðýmsýzlýðýný ilan etmiþ. Orada kalan Türkler, azýnlýk ve sindirme politikalarý ile zorlaþan hayattan kurtulmak için, Türk topraklarýna “Muhacir” olarak göç etmeye baþladýlar. Göç edenlerin arasýnda babaannemin ailesi de varmýþ. Çorlu’ya gelmiþ ve yerleþmiþler. Nasýl olduðunu tam olarak bilemiyorum ama babaannem Münevver, Karadeniz kýyýsýnda bulunan Tirebolulu varlýklý bir ailenin oðlu olan, Büyükbabam Hamdi ile evlenmiþler. Evlilikten dört çocuklarý olmuþ. Yaygýn bir hastalýktan dolayý ikisi daha bebek iken ölmüþ. Babam Ali ile halam Hatice hayata tutunmuþlar. Bilemediðim bir sebepten dolayý dedem ve babaannem Tirebolu’dan, o yýllarda bomboþ olan Antalya’nýn Lara bölgesine göç etmiþ ve oraya yerleþmiþler. Halam daha küçük, babam ise 11 yaþýndayken 1908 yýlýnda önce babaannem, ardýndan Büyükbabam Hamdi, genç yaþta hayata veda etmiþ. Öksüz ve yetim kalan iki kardeþin bundan sonra hayata nasýl tutunduklarý hakkýnda maalesef hiçbir bilgim olamadý. Ancak aradan geçen uzun yýllarýn ardýndan, halamýn iki defa evlilik yaptýðýný, çocuklarý olduðunu öðrendim. Babam Ali ise, askerlik için Foça’ya gelmiþ; askerliðinin ardýndan annem Rahime ile evlenince Foça’da kalmýþ.

Nazif abi, istersen bir ara verelim. Ardýndan biraz baban Ali ve annen Rahime hanýmdan bahset olur mu? Dedim.

Nazikçe “Tabii olur” dedi. Küçük bir molanýn ardýndan, Babam dedi, askerlik için Foça’ya gelmiþ. Askerlikten sonra buraya yerleþmiþ. Uzunca bir süre yalnýz yaþamýþ. Daha sonra annem olacak Rahime ile evlenmiþ. Annem Rahime, ablasýnýn eþi olan hâkimin tayini münasebetiyle Foça’ya gelmiþ. Gel zaman, git zaman babam, Rahime ile tanýþtýktan kýsa bir süre sonra evlenmiþler. Bu evlilikten 1934 yýlýnda ben ve ardýndan kýz kardeþim Gülseren doðmuþuz. Beþ - altý yaþýmdan sonrasýný hatýrlýyorum. Fatih Camii yakýnlarýnda evimiz vardý. Orada otururduk. Babam balýkçýlýk yapardý. Ýkinci Dünya Savaþý sýrasýnda 1. Derecede askeri yasak bölge ilanýnýn ardýndan ekonomisi çökmüþ Foça’da, hayata tutunmaya çalýþtýlar. Ben on bir yaþýndayken rahatsýzlanan babam aniden hayata gözlerini yumdu. Hayat bizim için daha da zorlaþmýþtý.

Sanki atalarýmýzýn kaderi, bizim üstümüzde bir kere daha tecelli ediyordu.

Etrafýnda fazla bir dayanaðý olmayan annem, ben ve kardeþim çaresizlikten, savrulmanýn eþiðindeydik. O güne kadar ev kadýný olan annem, Fatih Camii’nin hemen yaný baþýnda bulunan cezaevinde, gardiyan olarak iþe baþladý. Biraz rahatlamýþtýk. Babamýz yoktu. Onsuz büyümek kolay olmuyordu. Hayat, en baþta okul yýllarý olmak üzere, her aþamada soðuk yüzünü hissettiriyordu. Üçümüz birbirimize sýký sýkýya sarýldýk, zor günlerin üstesinden gelmek için çalýþtýk. Ben okula ara vermiyordum. Annemin de desteði ile okulumda baþarýlý olmaya çalýþýyordum. Hafiften tombuldum. Arkadaþlarým bacaklarýmý sýkar, “yürü be tombul” diye þaka yaparlardý. Bazen alýnýrdým, bazen de onlara ben de takýlýr eðlenirdim. Sýnýf arkadaþlarýmdan birisi daha sonra Belediye Baþkaný olan Süleyman Ege’ydi. Onunla iyi anlaþýrdým. Foçalýlar bize yabancý olduðumuzu hissettirmedi. Baþtan beri bizi içlerinden biri gibi gördüler.

Nazif aðabey top oynamýþ ve uzun yýllar kalecilik yapmýþsýn. Þu futbol sevdasýndan ve bu sayede yaþadýklarýndan biraz bahseder misin?

Okulun yaný sýra, top oynamaya meraklýydým. Öyle çok meraklýydým ki, acýlarýmý sadece top oynarken unutuyor, mutlu oluyordum. Bu merak beni Foçaspor’un kalesini koruyan oyuncusu yaptý. Daha sonraki yýllarda, o dönem çok güçlü olan Dikilispor’a transfer oldum. Çok para almýyordum. Zaten o yýllarda futbolcu, paradan daha ziyade manevi deðerler için top koþtururdu. Yine de þükürler olsun, elime geçen ufak tefek para ile evimizin masraflarýna katkýda bulunuyordum. 1950’li yýllarda Foçaspor’da oynarken, Midilli takýmý ile yapýlacak dostluk maçý için Menemenspor, Foçaspor, Dikilispor’dan oluþan karma bir takým kuruldu. Bu takýmda, Foça’dan ben ve Allah rahmet eylesin Tayfur Merul vardýk. Midilli’de yaptýðýmýz dostluk maçýný 3-0 kayýp ettik. Üzülmüþtük. Suratýmýz bin parça döndük. Yapýlacak bir þey yoktu. Otobüs bizi gece yarýsý ana yol kavþaðýnda Karakol mevkiinde býraktý ve Menemen’e devam etti. Biz yürüyerek sabaha doðru Foça’ya geldiðimizde yorgunluktan bitmiþ tükenmiþtik. Yenilginin ve yediðim üç golün ardýndan utandýðým için birkaç gün dýþarý çýkamadým.

Yüz yýlýn aþký

“Nazif Aðabey, Gülseren Abla ile yaþadýðýn þu büyük aþktan da biraz konuþsak mý acaba” dememle birlikte hüzünlü yüzüne tebessüm yansýdý. Oturduðu yerden biraz geriye kaykýldý ve onu da kýzým Canan anlatsýn dedi.

Canan nereden biliyor dedim.

Eþim ona belki kýrk defa anlattý. Bütün mahalle, soy sülale, hatta tüm Foça bilirdi. Onu nasýl sevdiðimi.

Canan, “Yok yok baba! sen anlat en iyisi” dedi. “Ben anlatýrsam ne olur ne olmaz bir yaný eksik kalýr kýzarsýn, en iyisi kendin anlat” diye ilave etti.

Nazif aðabey: “1960’lý yýllara gelindiðinde, Ahmet Karakuyu’un en küçük kýzý ve kýz kardeþimle de adaþ olan Gülseren’e âþýk oldum. Ahmet Karakuyu “Ben kýzýmý topçuya, üstelikte iþsize güçsüze vermem” diye tutturdu. “Deðil kýzýyla evlenmeme rýza göstermek, sokaðýndan geçmemi bile istemiyordu. Oysa ben Gülseren’e ölesiye âþýk olmuþ, kara sevdaya tutulmuþtum. Gülseren’in de benden farký yoktu. Birbirimizi çok sevmiþtik. Yapýlan tehditlere, konulan yasaklara kulak asmýyordum” dedi. Ýçinden yutkunmalar, gözünden yaþ gelmeye baþladý. Baþýný usulca öne eðdi. Gözyaþlarýný görmemi istemiyor gibiydi. Belli ki anlatýrken o günlere gitmiþti. Canan da çok etkilenmiþ gibi gözüküyordu. O da elinde bir mendil gözlerini siliyordu.

Üç beþ dakika sessiz kaldýk. Ardýndan ben “Canan, bu derin aþkta neler yaþandý. Nasýl sonuçlandý bari sen anlat” dedim. Canan babasýna doðru baktý. Nazif aðabey “olur” der gibi baþýný salladý.

Canan: Annemin babasý Ahmet Karakuyu, Selanik/Kavala mübadili ve namazýnda niyazýnda olan biriydi. Az da olsa inatçýlýðý tutardý. Hacýlar Limaný’nda bað, bahçe, tütün ekim iþleriyle uðraþýr, hayvancýlýkta yaparmýþ. Evleri, Atatürk Mahallesi eski çarþý içi 115. sokaðýn baþýndaki, (Kapanan Afþin Eczanesi’nin olduðu binaymýþ. Hacýlar Limaný’nda yaz - kýþ yaþarlarmýþ. Foça’daki evi kullanmadýklarý için ev boþ dururmuþ. Bir gün dedeme, deri tüccarý olduðunu söyleyen Yunanlý biri gelmiþ. “Ahmet Efendi deri toplayacaðým, evin zaten boþ oturmuyorsun, o halde bana kiraya ver” demiþ ve dedemi ikna etmiþ. Aradan iki - üç gün geçtikten sonra Yunanlý gözden kayýp olmuþ. Foça’yý terk etmiþ. Dedem durumu öðrenince evin kapýsýný açmýþ. Birde ne görsün! Giriþte ve tam ortada bulunan zemin taþýnýn yerinde durmadýðýný, kenara savrulduðunu, taþýn altýnýn da çukur olduðunu fark etmiþ. Ayrýca etrafta birkaç deri görmüþ. Daha sonra öðrenmiþler ki, O ev Yunanlýnýn kendi eviymiþ. 11 Eylül’de Türk askeri Foça’ya girdiðinde, kaçarken götüremedikleri altýnlarý almak için gelmiþ ve dedemi kandýrmýþ.

Ýþte bu evde, dedem Ahmet Karakuyu ve anneannem Hasine elele vermiþler, babamýn annemle evlenmesine karþý çýkmýþlar. Buna mukabil babam ve annem birbirlerine o kadar aþýkmýþ ki Babam, her þeyi göze alarak sevdiði annemin peþini hiç býrakmamýþ. Annem Gülseren’i görmek için her defasýnda cama taþ atar, annem kýzdýkça “seni almadan þuradan þuraya gitmem” diye tuttururmuþ. Annem Gülseren, “hadi ya git buradan babam gelecek, annem görecek” dedikçe O, baþlarmýþ tepeden týrnaða soyunmaya. Önce gömleðini, sonra atleti çýkarýr, ardýndan da “þimdi inmezsen aþaðýya, pantolonumu da çýkaracaðým ve Foça’da don ile dolaþacaðým” der annemi tehdit edermiþ. Annem mahalleye daha fazla rezil olmamak için aþaðýya iner, babamla beraber korka korka yanyana yürürmüþ. Babam bunu her defasýnda silah olarak kullanýr ve her defasýnda annemi çaresiz býrakýr, kendisiyle beraber herkesin içinde saklana-gizlene yürümesini saðlarmýþ. O dönemin Foça’sýnda bu aþk dilden dile dolaþarak, her hanede konuþulur olmuþ. Üç yýl süren tutkulu aþkýn sonunda, Annem bir mum gibi erimiþ. Dedemle anneannem, bakmýþlar ki kýzlarý günden güne zayýflayarak elden gidiyor “Vermezsek ölecek bu kýz yahu “ diyerek sonunda babamla evlenmelerine rýza göstermiþler. Foça’da yaþanan o dönemin en þiddetli aþký, 1963 yýlýnda annem ve babamýn evlenmeleri ile noktalanmýþ. 50 yýlý birbirine sevgi, saygý þefkat ile tamamladýlar ve 50. evlilik yýllarýný 2013’te kutladýlar.

Babam, annemi o kadar sever o kadar güvenir ve bir o kadar inanýrdý ki, bu sebepten ömründe para ile hiç iþi olmadý. Evlendikten sonra da hem denizde hem Gediz aðzýnda kurduðu dalyanda balýk tutmuþ. Tuttuðu balýklarý Antalya’ya kadar götürüp satarmýþ. Açýk Tarým Cezaevi’nde ilaçlama, ardýndan Fransýz Tatil Köyü’nde yýllarca þoför olarak çalýþmýþ. Kazandýðý paranýn tamamýný ay sonunda getirip anneme verirmiþ. Evin tüm ihtiyaçlarýný annem görürmüþ. Hatta babamýn da tüm giysilerini annem alýrmýþ. O yýllarda nerede bir düðün nerede bir sünnet var ise babam oraya ya zenne ya köçek ya da palyaço kýyafetiyle gider düðünleri þenlendirmiþtir. Daha da ilginç olaný babamýn düðünlerde giydiði kýyafetleri annem hazýrlar, giydirir, allayýp, pullar, süsler öyle düðünlere salarmýþ. Babam, düðünlerin vazgeçilmezi olur, konuklarý eðlendirirmiþ.

Ýlerleyen yýllarda büyüdükçe ben de gördüm. Babam, anneme karþý duyduðu sevgi, saygý ve içinde yaþattýðý aþk ile onun bir dediðini iki etmezdi. Her ne kadar çalýþkan, hoþgörülü, sempatik, tatlý dilli biri olsa da, evde bazý þeyler ters gittiðinde, mesela kahvaltý zamanýnda hazýrlanmadýðýnda, ya da bir kusur olduðunda babam, çarpýp kapýyý giderdi. Bir- iki gün sonra yeniden eve döndüðünde, bu defa annem “Bey bey, Allah aþkýna madem gidiyorsun, ya hep git ya da gittiðin yeri haber ver, meraktan sabahlara kadar uyuyamýyorum” derdi. Aslýnda disiplin sahibi olan babam, bu yanýný hayat boyu gizlemeyi bilmiþ, þen -þakrak – neþeli- eðlenceli bir insan olarak kendisini topluma kabul ettirmiþti. Kubala Mustafa, Beytorun kardeþlerin tamamý, Þeker Reis, Kýtýrýk Erdoðan, Malak Mustafa gibi, dostlarýyla bir ömür arkadaþlýklarý süregelmiþtir. Gençlik yýllarýnda geçimini saðlamak için, hiç iþ ayrýmý yapmamýþ olan babam, Fransýz Tatil Köyü’nün açýlýþýyla birlikte oraya ilk girenlerden olmuþtu. Þoför olarak iþe baþlamýþtý. Ayný yýllarda Annem, Foçalý pek çok bayanýn tatil köyünde çalýþtýðýný görünce, “ben de orda çalýþmak istiyorum” dedi. Babam, bir sözle annemi tatil köyüne aldýrdý. Daha ilk günden tatil köyünün çamaþýrhanesinde iþbaþý yapan annemi gören bir-iki Foçalý bayanýn, burun kývýrarak “sen de mi buraya geldin Gülseren” dediðini kulaðýyla duyan babam, ayný gün annemin kolundan tuttuðu gibi eve getirmiþ, “senin çalýþýp çalýþmayacaðýn bu kadardý hayatým, sen evimin kadýný ol, ben hiçbir þeyini eksik kýlmam senin” demiþti.

Bu arada Nazif abi sohbete geri döndü ve söz alarak; Tatil köyünden emekli olduktan sonra, 1950’li yýllarýnda Foça Ýdman Yurdu’nda birlikte top oynadýðýmýz, takým arkadaþým Reha Midilli’nin de uzunca bir süre þoförlüðünü yaptým. Reha Midilli ile çalýþmak iyiydi, hoþtu. Ama onunla çalýþmak ciddiyet isterdi. Çünkü Reha Midilli, en ufak bir hatayý affetmeyen tabiata sahipti. Önce kýzar, sonra da gönül alýrdý. Bu yapýsýndan dolayý elimden geldiði kadar kýzdýrmamaya çalýþýrdým. 1963’de evlendikten bir yýl sonra oðlum Can dünyaya geldi. Bir yýl ara ile kýzým Canan doðdu. Ýki tane yavrumuzu, en iyi koþullarda okutmak için büyük çaba sarf ettik. Can ergenlikten gençliðe geçince evlendi. Bu evlilik uzun sürmedi. Ardýndan boþandý. Bir daha hiç evlenmedi ama bütün sevgisini kýz kardeþinin çocuklarýna verdi. Onlara abi oldu, dayý oldu, amca oldu, büyük oldu. O da benim gibi tatil köyünde çalýþtý. Sonra Reha Midilli’nin yanýnda girdi. Ardýndan belediyeye girip emekli oluncaya kadar çalýþtý. Kýzým, evlenmiþ kendi yuvasýna kavuþmuþtu.

Hatýrladýkça, gözümün çanaðýndan, hala yaþlar akýyor.

Ben, eþim Gülseren ve Can birlikte yaþýyorduk. 2015 yýlýnda bir hastalýktan dolayý eþim, aþkým, caným, hayat arkadaþým olan Gülseren’imi kaybettim. Benim için çok zor oldu. O gün, bugün yokluðuna alýþamadým. Akþamlarý nefesine, sabahlarý gülüþüne hasretim. Oðlum Can ile ayný evde yaþamayý devam ettirdik. Can ve ben annemizin ölümünden sonra açýlan yaralarý sarmaya, annesiz olarak zor olan hayata tutunmaya çalýþýrken ve sevgili karýmýn ölümüne henüz daha alýþamamýþtým. Hal böyleyken, beklenmedik bir anda oðlum Can kalp krizinden öldü. Evim, barkým, dünyam, var olan, olmayan her þeyim baþýma yýkýldý. Allah’ým bu ne talihsizliktir. Hayata atýlýrken de, yaþ- baþ alýp, ömrümün son günlerine yaklaþýrken de, þu yaþadýklarým bitmek bilmeyen zor sýnavlarýmýn devamý mýydý?

“Bir insanýn gözlerinin arkasýnda ne kadar büyük gözyaþý torbasý vardýr bilemem. Benim göz yaþlarým aylarca aktý.”

Daha halen dinmedi. Hatýrladýkça gözümün çanaðýndan hala yaþlar boþalýyor.

Þimdilerde kýzým Canan’ýn desteði ile hayata tutunuyorum. Torunlarým Caner ve Cansu damadým Zafer ziyaretleri aksatmýyor. Varlýklarýndan güç alýyorum.

Hayata dair geride nasýl ve ne yaþadýysam pek çoðunu hatýrlamaz, ama sevgili karýmla oðlum Can’ý da unutamaz oldum.


Niþan


Mutluluða ilk adým


Nikah imzasý


Aile hatýrasý


Can ve Canan ile


115. Sokak sakinleri


Gülseren Demiral


Bisiklet sýrtýnda


Düðünlerin vazgeçilmezi


Nazif Demiral gösteri


50'li yýllar Foça takýmý


Foça 50'li yýllar


Arkadaþlarý


Midilli'ler Demiral'ler Çelebi'ler


Anýlardan


N. Demiral


Can ve Caner


Can Cumhuriyet Meydaný’nda


Sebahattin Karaca

sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com



28 Mayýs 2019 Salý / 3082 okunma



"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...