Sebahattin Karaca
Baðarasý Baðlararasý, Nerede Benim Foça Karasý...
Bendeki bað, bahçe, asma ve üzüm sevgisi, Þarap Tanrýsý olan Dionysos hakkýnda tarih kitaplarýndan edindiðim bilgilere dayanmýyor. Bu sevgi, bir sabah babamýn “Kalk oðlum, kalk benimle baða gel. Biraz asmadan üzüm yiyelim. Sabah asmasýndan yenilen üzüm saðlýklýdýr, mideye iyi gelir” demesiyle baþladý. Sanýyorum 9 – 10 yaþýndaydým. Babamýn uyandýrmasýyla yataktan kalktým. Elimi yüzümü yýkadým. Babamýn beni uyandýrmasýna þaþýrmaktan daha çok sevinmiþtim. Normalde beni ve kardeþlerimi uyandýrma iþini rahmetli annem yapardý. Bu defa babamýn bilhassa beni uyandýrmasý tuhaftý, ama güzeldi. Babam tarafýndan önemsenmek iyi gelirdi bana. Mesela öðretmenimle konuþmasý, “Dersler nasýl gidiyor oðlum?” demesi bile yetiyordu. Neyse kapýnýn eþiðinde bekleyen babamýn yanýna geldim. “Yürü gidelim” dedi. Bað, köyümüzün yüksek bir tepesinde ve iki kilometre uzaktaydý. Yol boyu kendi hayatýna dair önemli kesitleri örnek göstererek tavsiyelerde ve öðütlerde bulundu. Düzlüðün ortasýnda bulunan deredeki suyu seke seke karþýya geçtik. Düzlük bittiðinde yokuþu týrmanmaya baþladýk. Babam hýzlý yürüyordu. Adýmlarým küçük, kendim de zayýf olduðumdan babama yetiþmekte zorlanýyordum. O adýmlarýný küçülttü ve yavaþladý. Bana da “Haydi bakalým oðlum, tabanlara kuvvet” dedi. Yokuþ bitti, baða girdik. Baðýn kenarýnda 60-70 santim yüksekliðinde taþ duvar, üzerinde çalý çýrpý vardý. Belli ki hayvanlarýn girmemesi için yapýlmýþtý. Sulak olmadýðý için asmalar yüksek deðildi ama bol güneþ gördüðünden salkýmlar altýn gibi sarý ve dolgundu. Gözüme kestirdiðim birkaç salkýmý kopardým. “Dur! Hemen yeme, onlar kükürtlü, yýkayalým önce“ dedi ve baðýn ortasýna doðru yürüdü. Ben de arkasýndan gittim. Küçük çardak gibi bir yer vardý. Orada üstü keçe ile örtülmüþ yarý beline kadar da topraða gömülmüþ, içinde su olan büyükçe bir testi çýkardý. Asmadan kopardýðýmýz üzümleri yaný baþýmýzda duran büyük ve düzgün bir taþýn üstünde yýkadý. Yemeðe baþladým. Üzümler kýtýr kýtýr ve bal gibi tatlýydý. Yemeðe ve tadýna doyulmuyordu. Babam yerinden kalktý. Baðý dolaþmaya baþladý. Yerde yatan salkýmlarý asmalara doladý. Yapraklarýn arasýnda sýkýþmýþ olanlarý gün ýþýðýna çýkardý. “Üzüm güneþ görecek, hafif rüzgâr alacak” dedi ve ilave etti. “Bað havadar yeri sever. Bak burasý havadar bu yýl pekmezimiz, hoþaflýk kuru üzümümüz bol olacak” derken sevinci yüzüne yansýyordu.
O güzelim bað bugün türlü nedenlerle maalesef yok artýk. Her ne zaman köye gitsem, tepeye baksam, içimde koskoca ve aðýr bir hüzün yaþarým. Bazen gözlerimden ýslak ýslak akan birkaç damla olur, onu da silmem “üzümün suyu, üzümün üstünde kurusun” dercesine....

Aynur Haným'ýn baðý
Kayýp Olan Kültürler
Benzer hüznü, ne zaman Baðarasý’ndan geçip Ýzmir’e giderken, kafamý çevirip sað tarafa Eskiler’e doðru baktýðýmda da yaþarým.
Rahmetli kayýnbabam Mehmet Rauf Çelebi’nin, 1970’li yýllarýn sonlarýna kadar iþlediði, aileden kalma arazilerin, un deðirmenlerinin ve zeytinyaðý fabrikasýnýn yaný sýra bir de baðý vardý. Bað dýþýnda pek çoðunu oðlu Cemil’in saðlýk nedenleri ile 60’lý yýllarda satmýþtý. Ne yazýk ki esirgenmeden yapýlan her þey oðlu Cemil’in hayata tutunmasýna yetmemiþti. Bað, Baðarasý’nýn Eskiler mevkinde ve 33 dönümdü. Ýçinde iki katlý bað evi, kuyu, küçük bir havuz, taþtan yapýlmýþ üzüm ezme teknesi, pekmez kaynatma kazanlarý, üzüm toplama ve kurutma alaný bulunmaktaydý. Baðýn bir köþesinde ise artýk kullanýlmayan un deðirmeni, geçmiþi anýmsatmak için orada durmaktaydý. Kayýsýdan eriðe, dudundan kirazýna meyve aðaçlarý ise gerdanlýk gibi baðýn kenarlarýný süslemekteydi.
Aile her ne kadar çocuklarýný okutmak için geçici olarak Ýzmir’e taþýnsa da, durumu müsait olan aile fertlerinin bir ayaðý kimi zaman Foça’da, kimi zaman Eskiler’deki baðdaydý. Baharýn baþýndan yazýn sonuna kadar baðda çalýþýrlardý. Ýþler bitmez ve tükenmek bilmezdi. Kayýnbabam fýrsat bulduðunda, söz açýldýðýnda baðcýlýðýn zor olduðunu söylerdi. “Baðda, zamana baðlý olarak yapýlacak iþler vardýr. Her iþ için adama ihtiyaç duyulur. Ya civar köylerden amele tutacaksýn ya da horantan (kalabalýk aile) olacak” derdi.
Toprak havalansýn diye bellemek, otlardan temizlemek için çapalamak, böceklerden kurtulmak için sýrt pompasý ile ilaçlamak, kükürtlemek, gübrelemek, omçalardan salkýmlarý toplamak, sermek, güneþte kurutmak, rüzgârda savurup saplarýndan arýndýrmak, çuvallamak, ya da pekmez yapmak kolay iþler deðildir” der ve babamýn anlattýklarýna göre; “Bu iþi bölgede en iyi Rumlar yaparmýþ. Baðlarýn pek çoðu ya Rumlarýnmýþ, ya da Rumlar, bað sahibi Türklere ortakçý olur, baðlarý iþlermiþ. Rumlar üzümlerinin önemli bir bölümünü þarap yapýmý için kullanýr, bir kýsmýný da kuruturlarmýþ. Asýrlardýr unvanýný koruyan Foça Karasý þaraplarý, Baðarasý topraklarýnda ve Rumlarýn maharetiyle var olmuþ, isim yapmýþ, unvaný daðlarý aþmýþ, þehirlere, hatta Akdeniz ülkelerine ulaþmýþ. Ancak 1914 Haziran’ýnda büyük kovuþturmaya maruz kalan Rumlarýn tamamý bölgeyi terk etmiþ. Hal böyle olunca, baðlar öksüz ve yetim kalmýþ. Bakýmsýzlýklarýndan asmalar kurumuþ. Sonraki yýllarda ise Mübadele ile bölgeye, Yunanistan’dan gelen Türkler yerleþtirilmiþ. Buralardan gelen mübadil göçmenler baðcýlýðý bilmediklerinden asmalarý (omcalarý) sökmüþler. Anladýklarý, bildikleri iþ olan tütüncülüðe baþlamýþlar. Tütüncülük, baðcýlýða göre daha kolaydýr. Foça’da özellikle tuz depolarýnda iþ bulanlar Foça’ya yerleþenler de olmuþ, Menemen’e, Ýzmir’e taþýnan da. Kendilerine verilen kule evlerde oturmadýklarý için zamanla evler viraneye dönmüþ” derdi.

Altý taþ üstü kerpiç kule ev
Sahip Çýkamadýk
Baðcýlýk, þarapçýlýk ve özellikle Foça karasý þarap üretimi, bu topraklarýn asýrlardýr süregelen kültürüydü. Bir baþka kültür ise, dýþarýdan iki kat, içeriden üç kat olarak inþa edilmiþ kule evlerdi. Ýnce taþ ustalýðý ile yapýlmýþ, þahsýna münhasýr mimariyi temsil eden bu evler “Sanatsal evlerdi ve Kültürel Mirastý”.
Baðarasý’nda her iki kültüre ne yazýk ki bir gram sahip çýkamadýk. Bu topraklarýn deðerini bilerek, kültürünü koruyarak bu günlere ulaþtýramadýk.
Baðarasý topraklarý için dün, bugünden daha iyiydi. Bugün ise, yarýnlardan daha iyi olacak. Çünkü ekilebilir verimli topraklarýn önemli bir bölümü þu anda imara açýlmýþ durumdadýr. Geriye kalan kýsmý ise bir yandan koþullarýn zorlamasý, diðer yandan koruma kültürünün olgunlaþmamasý nedeniyle baðsýz “Baðarasý” sadece ismiyle yetinecek.
Geliþmeler bazýlarýný sevindirecek, bazýlarýný hüzünlendirecek.
Bu hep böyle olmuþ. “Üzümün suyu üzümün üstünde kurumuþtur”.

Baðarasý 1970’li yýllarý

Hacýveli Kahvesi

Ýncir aðaçlý kule ev

Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com
Bendeki bað, bahçe, asma ve üzüm sevgisi, Þarap Tanrýsý olan Dionysos hakkýnda tarih kitaplarýndan edindiðim bilgilere dayanmýyor. Bu sevgi, bir sabah babamýn “Kalk oðlum, kalk benimle baða gel. Biraz asmadan üzüm yiyelim. Sabah asmasýndan yenilen üzüm saðlýklýdýr, mideye iyi gelir” demesiyle baþladý. Sanýyorum 9 – 10 yaþýndaydým. Babamýn uyandýrmasýyla yataktan kalktým. Elimi yüzümü yýkadým. Babamýn beni uyandýrmasýna þaþýrmaktan daha çok sevinmiþtim. Normalde beni ve kardeþlerimi uyandýrma iþini rahmetli annem yapardý. Bu defa babamýn bilhassa beni uyandýrmasý tuhaftý, ama güzeldi. Babam tarafýndan önemsenmek iyi gelirdi bana. Mesela öðretmenimle konuþmasý, “Dersler nasýl gidiyor oðlum?” demesi bile yetiyordu. Neyse kapýnýn eþiðinde bekleyen babamýn yanýna geldim. “Yürü gidelim” dedi. Bað, köyümüzün yüksek bir tepesinde ve iki kilometre uzaktaydý. Yol boyu kendi hayatýna dair önemli kesitleri örnek göstererek tavsiyelerde ve öðütlerde bulundu. Düzlüðün ortasýnda bulunan deredeki suyu seke seke karþýya geçtik. Düzlük bittiðinde yokuþu týrmanmaya baþladýk. Babam hýzlý yürüyordu. Adýmlarým küçük, kendim de zayýf olduðumdan babama yetiþmekte zorlanýyordum. O adýmlarýný küçülttü ve yavaþladý. Bana da “Haydi bakalým oðlum, tabanlara kuvvet” dedi. Yokuþ bitti, baða girdik. Baðýn kenarýnda 60-70 santim yüksekliðinde taþ duvar, üzerinde çalý çýrpý vardý. Belli ki hayvanlarýn girmemesi için yapýlmýþtý. Sulak olmadýðý için asmalar yüksek deðildi ama bol güneþ gördüðünden salkýmlar altýn gibi sarý ve dolgundu. Gözüme kestirdiðim birkaç salkýmý kopardým. “Dur! Hemen yeme, onlar kükürtlü, yýkayalým önce“ dedi ve baðýn ortasýna doðru yürüdü. Ben de arkasýndan gittim. Küçük çardak gibi bir yer vardý. Orada üstü keçe ile örtülmüþ yarý beline kadar da topraða gömülmüþ, içinde su olan büyükçe bir testi çýkardý. Asmadan kopardýðýmýz üzümleri yaný baþýmýzda duran büyük ve düzgün bir taþýn üstünde yýkadý. Yemeðe baþladým. Üzümler kýtýr kýtýr ve bal gibi tatlýydý. Yemeðe ve tadýna doyulmuyordu. Babam yerinden kalktý. Baðý dolaþmaya baþladý. Yerde yatan salkýmlarý asmalara doladý. Yapraklarýn arasýnda sýkýþmýþ olanlarý gün ýþýðýna çýkardý. “Üzüm güneþ görecek, hafif rüzgâr alacak” dedi ve ilave etti. “Bað havadar yeri sever. Bak burasý havadar bu yýl pekmezimiz, hoþaflýk kuru üzümümüz bol olacak” derken sevinci yüzüne yansýyordu.
O güzelim bað bugün türlü nedenlerle maalesef yok artýk. Her ne zaman köye gitsem, tepeye baksam, içimde koskoca ve aðýr bir hüzün yaþarým. Bazen gözlerimden ýslak ýslak akan birkaç damla olur, onu da silmem “üzümün suyu, üzümün üstünde kurusun” dercesine....

Aynur Haným'ýn baðý
Kayýp Olan Kültürler
Benzer hüznü, ne zaman Baðarasý’ndan geçip Ýzmir’e giderken, kafamý çevirip sað tarafa Eskiler’e doðru baktýðýmda da yaþarým.
Rahmetli kayýnbabam Mehmet Rauf Çelebi’nin, 1970’li yýllarýn sonlarýna kadar iþlediði, aileden kalma arazilerin, un deðirmenlerinin ve zeytinyaðý fabrikasýnýn yaný sýra bir de baðý vardý. Bað dýþýnda pek çoðunu oðlu Cemil’in saðlýk nedenleri ile 60’lý yýllarda satmýþtý. Ne yazýk ki esirgenmeden yapýlan her þey oðlu Cemil’in hayata tutunmasýna yetmemiþti. Bað, Baðarasý’nýn Eskiler mevkinde ve 33 dönümdü. Ýçinde iki katlý bað evi, kuyu, küçük bir havuz, taþtan yapýlmýþ üzüm ezme teknesi, pekmez kaynatma kazanlarý, üzüm toplama ve kurutma alaný bulunmaktaydý. Baðýn bir köþesinde ise artýk kullanýlmayan un deðirmeni, geçmiþi anýmsatmak için orada durmaktaydý. Kayýsýdan eriðe, dudundan kirazýna meyve aðaçlarý ise gerdanlýk gibi baðýn kenarlarýný süslemekteydi.
Aile her ne kadar çocuklarýný okutmak için geçici olarak Ýzmir’e taþýnsa da, durumu müsait olan aile fertlerinin bir ayaðý kimi zaman Foça’da, kimi zaman Eskiler’deki baðdaydý. Baharýn baþýndan yazýn sonuna kadar baðda çalýþýrlardý. Ýþler bitmez ve tükenmek bilmezdi. Kayýnbabam fýrsat bulduðunda, söz açýldýðýnda baðcýlýðýn zor olduðunu söylerdi. “Baðda, zamana baðlý olarak yapýlacak iþler vardýr. Her iþ için adama ihtiyaç duyulur. Ya civar köylerden amele tutacaksýn ya da horantan (kalabalýk aile) olacak” derdi.
Toprak havalansýn diye bellemek, otlardan temizlemek için çapalamak, böceklerden kurtulmak için sýrt pompasý ile ilaçlamak, kükürtlemek, gübrelemek, omçalardan salkýmlarý toplamak, sermek, güneþte kurutmak, rüzgârda savurup saplarýndan arýndýrmak, çuvallamak, ya da pekmez yapmak kolay iþler deðildir” der ve babamýn anlattýklarýna göre; “Bu iþi bölgede en iyi Rumlar yaparmýþ. Baðlarýn pek çoðu ya Rumlarýnmýþ, ya da Rumlar, bað sahibi Türklere ortakçý olur, baðlarý iþlermiþ. Rumlar üzümlerinin önemli bir bölümünü þarap yapýmý için kullanýr, bir kýsmýný da kuruturlarmýþ. Asýrlardýr unvanýný koruyan Foça Karasý þaraplarý, Baðarasý topraklarýnda ve Rumlarýn maharetiyle var olmuþ, isim yapmýþ, unvaný daðlarý aþmýþ, þehirlere, hatta Akdeniz ülkelerine ulaþmýþ. Ancak 1914 Haziran’ýnda büyük kovuþturmaya maruz kalan Rumlarýn tamamý bölgeyi terk etmiþ. Hal böyle olunca, baðlar öksüz ve yetim kalmýþ. Bakýmsýzlýklarýndan asmalar kurumuþ. Sonraki yýllarda ise Mübadele ile bölgeye, Yunanistan’dan gelen Türkler yerleþtirilmiþ. Buralardan gelen mübadil göçmenler baðcýlýðý bilmediklerinden asmalarý (omcalarý) sökmüþler. Anladýklarý, bildikleri iþ olan tütüncülüðe baþlamýþlar. Tütüncülük, baðcýlýða göre daha kolaydýr. Foça’da özellikle tuz depolarýnda iþ bulanlar Foça’ya yerleþenler de olmuþ, Menemen’e, Ýzmir’e taþýnan da. Kendilerine verilen kule evlerde oturmadýklarý için zamanla evler viraneye dönmüþ” derdi.

Altý taþ üstü kerpiç kule ev
Sahip Çýkamadýk
Baðcýlýk, þarapçýlýk ve özellikle Foça karasý þarap üretimi, bu topraklarýn asýrlardýr süregelen kültürüydü. Bir baþka kültür ise, dýþarýdan iki kat, içeriden üç kat olarak inþa edilmiþ kule evlerdi. Ýnce taþ ustalýðý ile yapýlmýþ, þahsýna münhasýr mimariyi temsil eden bu evler “Sanatsal evlerdi ve Kültürel Mirastý”.
Baðarasý’nda her iki kültüre ne yazýk ki bir gram sahip çýkamadýk. Bu topraklarýn deðerini bilerek, kültürünü koruyarak bu günlere ulaþtýramadýk.
Baðarasý topraklarý için dün, bugünden daha iyiydi. Bugün ise, yarýnlardan daha iyi olacak. Çünkü ekilebilir verimli topraklarýn önemli bir bölümü þu anda imara açýlmýþ durumdadýr. Geriye kalan kýsmý ise bir yandan koþullarýn zorlamasý, diðer yandan koruma kültürünün olgunlaþmamasý nedeniyle baðsýz “Baðarasý” sadece ismiyle yetinecek.
Geliþmeler bazýlarýný sevindirecek, bazýlarýný hüzünlendirecek.
Bu hep böyle olmuþ. “Üzümün suyu üzümün üstünde kurumuþtur”.

Baðarasý 1970’li yýllarý

Hacýveli Kahvesi

Ýncir aðaçlý kule ev

Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...
