Aşçı Fok’un mutfağından
Hayat bazen bir merhaba ile devamı gelen merhabaların yolunu açıyor.
16 yıl kadar önceydi bir e-posta almıştım. Önce kendilerini tanıtıp sonrasında Foça’da kalabilecekleri uygun fiyatlı bir ev tutmak istediklerini belirtmişlerdi. Acaba bildiğim tanıdık birilerini önerebilir miyim diye bilgi istemişlerdi.
Evet, onlar Heather ve Volkan ilginç bir yaşam tarzına sahip yerleşik düzenleri olmayan dünyanın her yerini konaklamak için kullanabilen farklı kişilikler.
Geçmiş zaman o günün imkanları dahilinde bir arkadaşımın evini önermiştim. Sonraki yıllarda belirli aralıklarla haberleşmiştik, yine farklı zamanlarda gelmişler farklı yerlerde de kalmışlardı. Bu yıl Amerikalı aileleriyle gelmişler. Yeğenleri Leanne ile birlikte yerel mutfağımızı merak ettiklerini ifade edip, yemek etkinliği konusunda isteklerini belirttiler. Sonrasında yerel pazardan taze sebzeler, yeşil otlar alındı birlikte çok eğlenceli saatler geçirildi. Sebze ve yaz otları ile zeytinyağlı bahçe yemeği hazırladık. Ardından topan patlıcanı yeşilliklerle fırında peynirli pişirdik. Yine kesme erişteyi tereyağlı tavuklu hazırlayıp yerel şaraplarla güzel anılarımızın yeni dünyaya yol almasını sağlamış olduk…
Heather ve Volkan yıllar içinde Foça’daki dostlarımızla ve yeni tanıştıkları insanlarla güzel arkadaşlıklar kurdular. Şimdi onların yaşam biçimlerindeki farklı nüansları sizlerle de paylaşmak isterim. Hatta bazı sorular hazırlayıp gönüllerince cevaplamalarını rica ettim. Heather’ın Türkçesi yeterli olmadığı için burada Volkan ile söyleştik.
İşte böyle…

Sevgili Heather ve Volkan sizleri dünya vatandaşı olarak tanımlayabilir miyiz? Veya siz kendinizi dünyanın herhangi bir bölgesine ait hissediyor musunuz? Veya aidiyet duygunuz hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz?
Belki o tanım biraz abartılı olabilir, biz kendimizi farklı yerlerde yaşamayı tercih eden bir çift olarak görüyoruz; yani ne klasik bir turistiz ne de sadece gezginiz. Dünyanın belli bir yerine, ülkesine kendimizi pek ait hissetmiyoruz. Bazı yerlerde kendimizi daha rahat, huzurlu hissediyoruz ve oralara tekrar tekrar dönüyoruz. Bunun tam tersi de oldu eskilerde, bazı yerlere bir kez gittik, vakit geçirdik ve “yetti bu” dedik. Tekrar dönmeye ihtiyaç duymuyoruz oralara. Aidiyet hisleri bende ve eşimde güçlü değil. Bir arkadaşım Urla’da ve Karaburun’da yaşıyor, çocukluğundan beri tanıdığı arkadaşları var. Kasabı, berberi iyi tanıyor. O berber onun nasıl bir saç istediğini biliyor. Ben ise her gittiğim yerde kendimi yeni bir berbere anlatmak zorundayım. Sanırım aidiyet biraz da böyle şeylerden oluşuyor. Yani hafif.
Dünya insanını daha yakından tanımaya, birlikte hareket edip yollara çıkma konusunda en baştaki ilk çıkış noktanız neydi?
2001 yılında eşim ve ben ikimiz de aynı anda işimizi kaybettik. “Bu fırsatı değerlendirelim, 6 ay seyahat edelim” dedik. Eşim zaten daha önce beş yıl boyunca aralıklı olarak sırt çantalı (backpacking) şekilde gezmişti. O tecrübeliydi. O ilk planımız: “Gezelim ve içimizdeki bu gezme merakını giderelim, sonra da New York’a dönüp kariyerimize odaklanırız.” Tabi ki öyle olmadı. O altı ay iki yıla, sonra beş yıla dönüştü. Farklı yerlerde yaşamak bağımlılık gibi bir şey oldu. Arada New York’a dönüp 2–3 yıl çalıştığımız zamanlar da oldu ama o ilk yola çıkıştan bu yana toplam 24 yıl geçti. İlk beraber gittiğimiz yer Vanuatu ve Tonga Adaları idi.
Herhangi bir yerde yerleşik düzeniniz var mı? Sürekli seyahat edip yer değiştirmekten hoşnut musunuz?
Bizim düzenimiz bu; farklı yerlerde yaşamak. Genellikle bir yerde 1 ila 3 ay kalıyoruz, tabi ki istisnalar oluyor. İlk birkaç günden sonra tıpkı normal yasamı olanlar gibi biz de orada bir rutin oluşturuyoruz. Sabah rutini, yemek yapma, ev temizliği, sosyalleşme, spor vs, ama bu şehirlerde, adalarda, köylerde farklı şekiller alıyor doğal olarak. Dünya üzerinde sabit bir evimiz yok.

Yaşadığınız dünyanın işleyişinden ve yaşam şeklinizden biraz söz edebilir misiniz?
Biz "house/pet sitting" denilen işi yapıyoruz. Bir örnekle anlatmak daha kolay, bu concept Türkiye’de pek bilinen bir durum değil: Diyelim İstanbul’da bir evin ve bir köpeğinle kedin var. Uzun süreli bir tatile çıkacaksın ama hayvanlarını bırakacak kimsen yok ve hayvan oteli de istemiyorsun. Web siteleri ya da çeşitli bağlantılar aracılığıyla bizi buluyorsun, birçok farklı şekilde biz bulunuyoruz. Tarihler, beklentiler, hayvanların rutini/kişiliği gibi detayları konuşuyoruz, yazışıyoruz. Baktık bize uygun, bir sonraki adım genellikle 1 1/2 saatlik görüntülü bir görüşme oluyor. Sorular, yanıtlar, karşılıklı hisler, bu kişi ile çalışmak kolay mı? Pirpirikli birisi mi? Eğer hâlâ iki taraf için de uygunsa, teklifi kabul edip sen tatildeyken senin evinde yaşıyoruz. Bu hizmetten ücret almıyoruz. Genellikle ev sahipleri arabalarını da kullanmamıza izin veriyorlar. İkinci işimizse cruise gemilerinde oluyor. Eşim bu gemilerde yolculara sunumlar yapıyor. Bunun karşılığında biz de o cruisea katılıyoruz ama ücret ödemiyoruz.
Türkiye’ye hangi sıklıkta geliyorsunuz ve en çok nereleri tercih ediyorsunuz? Olumsuzluk yaşadığınız oluyor mu?
Elbette zaman zaman olumsuzluklar da yaşıyoruz ama sanırım bu kadar tecrübeden sonra her zaman bir B planımız ve C planımız oluyor. Esneklik, bu yaşam tarzının bir parçası; yıllardır ara sıra ters giden şeyler oldu. Stres yasadık bazen, normal, tahmin edilebileceği gibi. Uçuş iptalleri, vize sorunları, son dakikaya kadar kalacak yerin belli olmaması, ev sahiplerinin plan değişikliği, cruise gemilerindeki plan değişiklikleri, yolda hastalanma, doktor arama, hastanelik olma gibi. Ama günün sonunda, o an büyük gibi görünen sıkıntılar bir şekilde çözülüyor. İşin güzel yani ise çoğu zaman ileride anlatılacak güzel birer hikâyeye dönüşüyor bu stresli anlar. Yeter ki sağlığımız yerinde olsun; geri kalan, iniş çıkışlı ama hayatı ilginç kılan detaylar. Mesela Yeni Zelanda’da iki ay geçirdik, her şey o kadar düzenli ve sorumsuz geçti ki oradan anlatacak hiçbir şeyimiz yok. Bir süre sonra, “Nasıl olur da hiçbir şey olmuyor?” diye kendi kendimize sormaya başladık!
Anne ve babamız yaşlandığı için son 5–6 yıldır her yıl en az bir kez Türkiye’ye geliyoruz; öncesinde genelde iki yılda bir gelirdik. Türkiye’deyken zamanımızın çoğu İstanbul’da ve Manavgat’ta geçiyor.

Sizin gibi yaşamayı tercih edecek kişilere neler söylemek istersiniz? Örneğin; geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz, gittiğiniz ülkelere nasıl uyumlanıyor, hatta o yerlere nasıl nereden ulaşıyorsunuz?
İlk söylemem gereken şu: Bu yaşam tarzı herkes için değil. Beklenmedik durumlar olabiliyor. Ev sahipleri son anda değişiklik yapabiliyor, iptal bile edilebiliyor. Her evin beklentisi, düzeni, ortamı farklı. Bu işte en önemli iki şey: ev sahibinin beklentilerini tam olarak yerine getirmek ve onlarla net, düzenli bir iletişim kurmak. “Kendi yatağım olmadan uyuyamam”, “farklı yemekleri yiyemem”, “köpeklerle aram iyi değil”, “yanımda kimse olmayınca sıkılırım”, “ev sahiplerinin beklentileri karşılayamazsam ne olur” gibi korkuları olanlara bu yaşam tarzını pek önermem. Esnek olmak, belirsizliklere hazırlıklı olmak gerekiyor. Biz hâlâ ikimiz de part-time çalışıyoruz. Ben mühendis olarak, Heather ise proje müdürü olarak görev yapıyor.
Sevgili Heather ve Volkan sizinle birlikte olmak keyifliydi çok teşekkür ediyorum. Yollarınız açık olsun, hep iyi insanlarla karşılaşın…



www.ascifok.com
|