PÝ’nin YAÞAMI / Zuhal ÖZÜGÜL
Zuhal ÖZÜGÜL

Zuhal ÖZÜGÜL

PÝ’nin YAÞAMI



Bu filmi izlemenizi hararetle öneriyorum.

Aslýnda bir filmi “illa görün” diye sýkboðaz etmem kimseyi. Bir filmi beðendiysem cümlelerimden havalarda uçtuðum anlaþýlýr. Ama, bu film için aklýma gelen tüm önerileri yapýyorum. Yakanýza yapýþýp sarsýyorum. “Bak yemin verdim” git gör, valla çok beðeneceksin filan gibi ýsrarcý oluyorum. Belki yaka silkip gidersiniz.

Haydi, bir ayýrým yapayým. Kimler yüzde yüz görmeli diyeyim.

Baþlýyoruz:

Hayattan ümidini kesmiþ olanlar. Kendini yalnýzlýða mahkûm edenler. “Cesaretim yok” “Artýk kuvvetim kalmadý” diye mýzmýzlananlar “Arkadaþsýz da olur” diye düþünenler. En sevdiklerine “seni seviyorum” demeyi çok görenler. “Denize bir torba atsam ne olur” diyen geri zekâlýlar. Küçücük, yavrucuk balýklarý avlayýp satýþa sunanlar ve onlarý kýzartýp yiyen oburlar. Hayvanlara eziyet eden vicdansýzlar. Bir kaplaný gözünde büyütüp “bundan adam olmaz(!)” diyenler. Korkup sinenler. Gökyüzüne uzun uzun bakmayanlar. Çocukken babasýnýn nasihatlerini dinlemeyenler (çoðumuz) Tehlike karþýsýnda pes edip kendini býrakanlar. Güzellikleri göremediðini fark etmeyenler. Aðaç kesenler. “Off çok caným sýkýlýyor” diye hayýflananlar. Beþ duyusunu yitirenler. Duygularýný törpüleyenler. Ve ve ve “BANA NE” diyenler.

Ýsmi Pi olan 17 yaþýndaki genç, bir sandalda Richard Parker isimli kaplanla 227 gün okyanusta cebelleþirken iþte bu sorularýn yanýtýný da gösteriyor bize. Bir gemi kazasý sonunda anne, baba, aðabeyini ve tüm hayvanlarýný da kaybediyor. (Gemide hayvanlarýn ne aradýðýný yazmayacaðým) Poseidon’un en kýzgýn günlerinde bile onunla baþa çýkarak zorlu bir macera yaþýyor.



Kýzlara yaptýklarý iþkenceler, Ganj’da yýkanma ayini ve birçok garip inanç ve geleneklerinden, Hintlilere biraz mesafeliyimdir. Yönetmen Ang Lee sanki bunu biliyormuþ gibi hiç oralarda dolaþmadý. Hiç beklemediðimiz bir anda kendimizi görsel güzelliklerin içinde bulduk. Pi’nin baþýna gelene üzülmeye zaman kalmadý.

Sanki baþtan beri her þeyin iyi olacaðýný anlamýþtýk. Pi baþaracak gibiydi. 17 yaþýndaki bir çocuk bu güveni bize nasýl veriyordu? Deniz, gökyüzü, balýklar, yýldýzlar ve kaplan Mister Richard Parker onun cesaretine, yardýmseverliðine, yaþama isteðine, saygý gösterdiler. Korudular onu. O yaþarsa bir hikâyenin doðacaðýný biliyorlardý. Önce, 2001 yýlýnda, Yann Martel tarafýndan bir roman yazýldý. Yönetmen Ang Lee renklerin, görselliðin doruða çýktýðý bir film yaptý. Sonuna kadar güzelliklerden, renklerden ve ýþýltýlardan nefesimiz kesilerek izledik.

Bu doðada yaþadýðým için ne kadar þanslý olduðumu düþündüm.

Doða ne kadar adaletli. Doða ne kadar sevecen. Doða ne kadar koruyucu.

Ýþte bu yüzden yakanýza yapýþýyorum. Filme gidin, izleyin, üzülün, sevinin, cesaretlenin de her türlü Doða katliamýna karþý çýkalým.

Dünyanýn canýna kýyanlara da Pi’nin 227 gününü yaþamalarýný, asla kurtulmamalarýný reva gördüm. Onlarý, deniz tanrýlarýnýn tanrýsý Poseidon’a havale ediyorum. Üç diþli yabasý ile denizleri allak bullak etsin, karalarý sarssýn, depremler yollasýn inþallah.

Not: Filmde, canlý, yaþam dolu denizi izlerken, termik santralin Aliaða’ya yapýlýyor olmasý tüylerimi diken diken yaptý. Bu kötü insanlarý, bir adayý sarmýþ yemyeþil et oburu aðaçlara (filmden) atmak geliyor içimden.

Ah bir elime geçseler!!!


Zuhal ÖZÜGÜL




6 Þubat 2013 Çarþamba / 4266 okunma



"Zuhal ÖZÜGÜL" bütün yazýlarý için týklayýn...