Tülin DURSUN
ANKARA'DA
15 Haziran 2002
Gül yüzlü torunum;
Güne çok kötü baþladým. Dayýn Yiðit birkaç gündür hiç uyumuyor. Sýnav stresi bunun adý. Zavallý gençliðimiz! Onlara ne kadar çok eziyet ve baský yaptýðýmýzýn farkýndayýz ama, yine de kendimizi bu yarýþtan alamýyoruz. Kazansa da, kazanmasa da o yine benim caným oðlum. Sen büyüyene kadar bu sýnavlar kalkar da; annen ve baban bizim çektiklerimizi yaþamazlar umarým.
Bugün Cici Nenen ve ben, dayýný gündüz uyumamasý için oyalamaya çalýþýyoruz. Kaðýt oynadýk. Büyük anneannen ( benim teyzem) dayýna film seyretmesi için alt salona izin vermiyor. Haa! Sahi. Teyzem uzun zamandýr hasta ve bende kalýyor. Ýki hayýrsýz oðlu var. Annemin saðlýðýnda küçüklüðüm bu çocuklarla geçti. Ben bu teyze oðullarýndan çok çektim be gülüm!
Rahmetli eniþtem beni çok severdi. Oðlanlar kýskançlýklarýndan bana yemek bile yedirmezlerdi.
O zamanlar Ankara'da teyzemin yanýndaydým. Annem babamdan ayrýlmýþtý. Bize bir düzen kurana kadar da beni onlara emanet etmiþti.
Teyzem masada yerleri kirletiriz düþüncesiyle biz çocuklara kýsa bacaklý, tahtadan yer sofrasý kurardý. Sofranýn altýna ise Kastomonu iþi dedikleri, büyükçe, siyah- beyaz bir masa örtüsü sererdi ki, ekmek kýrýntýlarý, yemek artýklarý bu örtüde toplanýr, sonra da camdan silkelenirdi. Yemek anýnda tam çatalýmý yemeðe götürürken; saðlý, sollu yanýmda oturan teyze oðullarým dirseklerime çarparlar: " Yeme kýz, yemesene!" diye çýkýþýrlardý.
Yine böyle bir akþam yemeðinde annem Ýstanbul'dan gelmiþ, teyzemle konuþuyordu. Onlarýn konuþmalarýný fýrsat bilen kuzenlerim derhal iþe giriþmiþler, beni sýkýþtýrýyorlardý. Dayanamadým. Belki de annemim varlýðýndan güç aldým. Bilmiyorum. Haykýrmaya, aðlamaya baþladým:
" Anneciðim, kurtar beni bunlardan! Seninle Ýstanbul'a gelmek, seninle olmak istiyorum. Bunlar bana bir dilim ekmeði bile çok görüyorlar."
Annem þaþkýn, teyzem her zamanki gibi öfkeliydi.
" Senin bu kýzýn da çok nankör! Oðlanlarýn sesi bile çýkmýyor. Vallahi Bedriye kendi çocuklarýmdan daha fazlasýný yapýyorum bu babasý kýlýklý için. Gönder gitsin! Bu çýrpý bacaklý ortalýðý karýþtýrýyor ayol!"
Boðazým düðümlendi. Kulaklarýmda bir aðrý ki; sorma! Midem altüst. Teyzemin bozulur diye hiç üstüne çýkarmadýðý, oturtmadýðý, kocaman el iþi kýrlentli divanýn üzerine tüm içimdekileri bir defada boþalttým. Kuzenler korkudan alt kattaki seyir odasýna kaçtýlar. Teyzem daha çok söylenmeye baþladý. Niçin tuvalete kusmadýðým, oraya niye yetiþemediðim için kendimi suçladým. Olan olmuþtu bir kez. Beni çok seven eniþtem hemen Doktor Vural Amca'yý çaðýrdý. Vural Amcam aslýnda Gülhane Hastane'sinde ameliyat yapýyordu. Acaba neremden kesecekti beni? Belki teyzem gibi benim içimden de safra kesemi çekip, alacaktý. Vural Amca dilime baktý. Boðazýma kaþýðýn sapýný soktu. Öff! Yine midem bulandý. Bu kez Vural Amcamýn üzerine kustum. Ateþime baktý. Evet! Yanýlmamýþ. Söylediðine göre þu anda tüm okullarda yaygýn olan epidemik parotite yakalanmýþým. Allah'ým Ne korkunç! Ben yaramazlýk yapmýþtým! Baksanýza ben anlamayayým diye hastalýðýmý bile gizli söylüyordu.
Ertesi sabah zavallý annem hiç uyumamýþ, yorgun gözleriyle baþ ucumdaydý. Teyzemin ýsrarýyla öðlene doðru bir hoca efendi getirdiler baþýma. Sakallý hoca efendi beni okudu. Kulaðýmýn arkasýna o zaman sabit kalem dedikleri morumsu bir kalemle yazýlar yazdý. Kalemin ucunu da bir güzel tükürükledi. Ýðrenç! Öðrendim ki, kabakulak olmuþum. Üç hafta okula gidemedim. Duyduðuma göre sýnýfta birçok arkadaþým da kabakulaktan yatýyormuþ. Okulsuz bir an bile duramayan ben, hep hasta kalabilmek için Allah'la pazarlýk yapýyordum. Öyle ya! Annem beni býrakýp gidemezdi. Annem kýsa bir zaman için bile olsa benimdi. Benim annem ne güzel, ne tatlý bir kadýndý yarabbim!
Hastalýktan kalktýðýmýn birinci ayýnda baþýma öyle bir kaza geldi ki yaþamým boyunca unutmayacaðým.
Ankara'da Hacý Bayram'da Toygar'larýn konaðýnda kiracýydýk. Hani iki tarafýndan merdivenle ana kapýdan girilen büyükçe bir giriþten sonra hemen tüm oda kapýlarýnýn açýldýðý hol denen salonun olduðu, kileri mutfaðýnýn hemen bitiþiðinde, karanlýk, buz gibi olan, tavan yüksekliði sanki metrelerce yukarýda, camlarýnýn önünde ufak çocuklarýn bile oturacaðý çiçeklik yerleþtirilen kocaman pencereleri bulunan evlerden. Giriþ ve holün yerleri kocaman yýldýzlý çinilerle kaplý olan. Yazýn bu holde oturmak çok güzeldi ama, kýþýn yere yalýn ayak basamazdýnýz.
Hole açýlan odalarýn zeminleri tahta döþemeydi. Masif olan bu tahtalar, teyzemin uçukça titizliði satesindedir ki, her hafta arap sabunu ve tahta fýrçasýyla iþlem gördüðünden asla kurumaya zaman bulamazlardý. Her oda kapýsýný açtýðýnýzda nemli, mis gibi sabun kokusunu hissederdik. Bu odalara girmemiz kesinlikle söz konusu olamazdý. Çünkü kazara elimizden düþecek yaðlý bir yiyecek kýrýntýsý o güzelim, o fýrçalanmaktan sapsarý olmuþ tahtada çýkarýlamayan, durdukça içine iþleyen bir leke olacaktýr. Ah ne özenirdim misafir odasýndaki çini sobanýn yanýnda duran el oymasý büyük koltukta oturmaya! Ben ne anlatýyorum ki sanki! Ben deðil o koltukta oturmak, babamýn bana Ýzmir'den yolladýðý, PX maðazalarýndan veya orada yaþayan Amerikan çocuklarýnýn elden düþme oyun caklarýna bile el süremezdim.
Ýþte böyle soðuk bir Ankara gününde misafir gelecek diye yakýlan çini sobanýn yanýndaydým. Teyzem bakkala eksik tamamlamak için gittiðinde, bebeklerimle özlem gidermek için odaya dalmýþtým. Teyzem her an gelebilirdi. O kadar dalmýþým ki; kuzenim Cüneyt'i duymadým bile. Bebeðim çok üþüdüðü için sobanýn yanýnda onu ayakta ýsýtýyordum. Bir anda ne oldu anlamadan sol elim sobaya yapýþmýþtý. Cüneyt beni arkadan itmiþ, kendiliðinden bir dikkatle sað elimle bebeðimi korurken, sol elimle denge saðlamak amacýyla sobaya deðmek zorunda kalmýþtým. Elimi sobadan çektiðimde avuç içimin derisi sobanýn üzerinde kalmýþ, etrafý pis bir et kokusuna benzer bir þey kaplamýþtý. Korkudan aðlayamýyordum. Ben yasak odaya girmiþtim. Cezamý çekmeliydim. Bu evde hep kendimi suçlu hissedecek bir þeyler yaþatýlýyordu bana. Teyzem eve döndüðünde elime salça sürerek, beni saçlarýmdan çekti. Cüneyt kendi suçunu çoktan üzerime atmýþtý bile. Teyzeme göre ben; yalancý,huysuz ve etrafý kirleten bir kýzdým. Ayrýca her gece yataklarýna iþeyerek döþeklerini çürütüyordum. Baþýnýn belasý! Bir an evvel anamýn yanýna gitmeliydim. Babam zaten ayyaþýn biri olduðu için beni ancak Ýzmir pavyonlarýnda, sandalye üzerinde büyütürdü. Onun kendine hayrý olmazdý ki! Keþke beni annemin , ya da babamýn yanýna yollasaydý. Belki biraz zor geçinecektik ama, sevgim olacaktý. Elimi yaktýðýmda benimle ayný acýyý paylaþacak, saçýmý okþayacak, gözyaþlarýma dur diyecek sevgi dolu yürekler yanýmda olacaktý.
Sen bu anlattýklarýma üzülme bebeðim!
Bu yaþananlar Kemalettin Tuðcu veya Gülten Dayýoðlu eserlerinden alýntý deðil. Gerçek! Bunlarý yaþamasaydým belki ben þimdiki ben olamazdým. Bunlarý yaþadýðým için mutlu olduðumu bile söyleyebilirim. Bizi olgunlaþtýran þeyler yaþadýklarýmýzdýr. Bunlar beni sevgi daðýtan duygu gezgini, ruh zengini yaptý. Bu zenginlik benden çok þey alýp, götürse de ben sevginin varlýðýyla mutluyum bebeðim.
Sen tatlý miniþ bebek! Sevdiðin ve sevenin çok olsun.
Arkadaþ anneannen Sevgi
Tülin DURSUN
"Tülin DURSUN" bütün yazýlarý için týklayýn...
15 Haziran 2002
Gül yüzlü torunum;
Güne çok kötü baþladým. Dayýn Yiðit birkaç gündür hiç uyumuyor. Sýnav stresi bunun adý. Zavallý gençliðimiz! Onlara ne kadar çok eziyet ve baský yaptýðýmýzýn farkýndayýz ama, yine de kendimizi bu yarýþtan alamýyoruz. Kazansa da, kazanmasa da o yine benim caným oðlum. Sen büyüyene kadar bu sýnavlar kalkar da; annen ve baban bizim çektiklerimizi yaþamazlar umarým.
Bugün Cici Nenen ve ben, dayýný gündüz uyumamasý için oyalamaya çalýþýyoruz. Kaðýt oynadýk. Büyük anneannen ( benim teyzem) dayýna film seyretmesi için alt salona izin vermiyor. Haa! Sahi. Teyzem uzun zamandýr hasta ve bende kalýyor. Ýki hayýrsýz oðlu var. Annemin saðlýðýnda küçüklüðüm bu çocuklarla geçti. Ben bu teyze oðullarýndan çok çektim be gülüm!
Rahmetli eniþtem beni çok severdi. Oðlanlar kýskançlýklarýndan bana yemek bile yedirmezlerdi.
O zamanlar Ankara'da teyzemin yanýndaydým. Annem babamdan ayrýlmýþtý. Bize bir düzen kurana kadar da beni onlara emanet etmiþti.
Teyzem masada yerleri kirletiriz düþüncesiyle biz çocuklara kýsa bacaklý, tahtadan yer sofrasý kurardý. Sofranýn altýna ise Kastomonu iþi dedikleri, büyükçe, siyah- beyaz bir masa örtüsü sererdi ki, ekmek kýrýntýlarý, yemek artýklarý bu örtüde toplanýr, sonra da camdan silkelenirdi. Yemek anýnda tam çatalýmý yemeðe götürürken; saðlý, sollu yanýmda oturan teyze oðullarým dirseklerime çarparlar: " Yeme kýz, yemesene!" diye çýkýþýrlardý.
Yine böyle bir akþam yemeðinde annem Ýstanbul'dan gelmiþ, teyzemle konuþuyordu. Onlarýn konuþmalarýný fýrsat bilen kuzenlerim derhal iþe giriþmiþler, beni sýkýþtýrýyorlardý. Dayanamadým. Belki de annemim varlýðýndan güç aldým. Bilmiyorum. Haykýrmaya, aðlamaya baþladým:
" Anneciðim, kurtar beni bunlardan! Seninle Ýstanbul'a gelmek, seninle olmak istiyorum. Bunlar bana bir dilim ekmeði bile çok görüyorlar."
Annem þaþkýn, teyzem her zamanki gibi öfkeliydi.
" Senin bu kýzýn da çok nankör! Oðlanlarýn sesi bile çýkmýyor. Vallahi Bedriye kendi çocuklarýmdan daha fazlasýný yapýyorum bu babasý kýlýklý için. Gönder gitsin! Bu çýrpý bacaklý ortalýðý karýþtýrýyor ayol!"
Boðazým düðümlendi. Kulaklarýmda bir aðrý ki; sorma! Midem altüst. Teyzemin bozulur diye hiç üstüne çýkarmadýðý, oturtmadýðý, kocaman el iþi kýrlentli divanýn üzerine tüm içimdekileri bir defada boþalttým. Kuzenler korkudan alt kattaki seyir odasýna kaçtýlar. Teyzem daha çok söylenmeye baþladý. Niçin tuvalete kusmadýðým, oraya niye yetiþemediðim için kendimi suçladým. Olan olmuþtu bir kez. Beni çok seven eniþtem hemen Doktor Vural Amca'yý çaðýrdý. Vural Amcam aslýnda Gülhane Hastane'sinde ameliyat yapýyordu. Acaba neremden kesecekti beni? Belki teyzem gibi benim içimden de safra kesemi çekip, alacaktý. Vural Amca dilime baktý. Boðazýma kaþýðýn sapýný soktu. Öff! Yine midem bulandý. Bu kez Vural Amcamýn üzerine kustum. Ateþime baktý. Evet! Yanýlmamýþ. Söylediðine göre þu anda tüm okullarda yaygýn olan epidemik parotite yakalanmýþým. Allah'ým Ne korkunç! Ben yaramazlýk yapmýþtým! Baksanýza ben anlamayayým diye hastalýðýmý bile gizli söylüyordu.
Ertesi sabah zavallý annem hiç uyumamýþ, yorgun gözleriyle baþ ucumdaydý. Teyzemin ýsrarýyla öðlene doðru bir hoca efendi getirdiler baþýma. Sakallý hoca efendi beni okudu. Kulaðýmýn arkasýna o zaman sabit kalem dedikleri morumsu bir kalemle yazýlar yazdý. Kalemin ucunu da bir güzel tükürükledi. Ýðrenç! Öðrendim ki, kabakulak olmuþum. Üç hafta okula gidemedim. Duyduðuma göre sýnýfta birçok arkadaþým da kabakulaktan yatýyormuþ. Okulsuz bir an bile duramayan ben, hep hasta kalabilmek için Allah'la pazarlýk yapýyordum. Öyle ya! Annem beni býrakýp gidemezdi. Annem kýsa bir zaman için bile olsa benimdi. Benim annem ne güzel, ne tatlý bir kadýndý yarabbim!
Hastalýktan kalktýðýmýn birinci ayýnda baþýma öyle bir kaza geldi ki yaþamým boyunca unutmayacaðým.
Ankara'da Hacý Bayram'da Toygar'larýn konaðýnda kiracýydýk. Hani iki tarafýndan merdivenle ana kapýdan girilen büyükçe bir giriþten sonra hemen tüm oda kapýlarýnýn açýldýðý hol denen salonun olduðu, kileri mutfaðýnýn hemen bitiþiðinde, karanlýk, buz gibi olan, tavan yüksekliði sanki metrelerce yukarýda, camlarýnýn önünde ufak çocuklarýn bile oturacaðý çiçeklik yerleþtirilen kocaman pencereleri bulunan evlerden. Giriþ ve holün yerleri kocaman yýldýzlý çinilerle kaplý olan. Yazýn bu holde oturmak çok güzeldi ama, kýþýn yere yalýn ayak basamazdýnýz.
Hole açýlan odalarýn zeminleri tahta döþemeydi. Masif olan bu tahtalar, teyzemin uçukça titizliði satesindedir ki, her hafta arap sabunu ve tahta fýrçasýyla iþlem gördüðünden asla kurumaya zaman bulamazlardý. Her oda kapýsýný açtýðýnýzda nemli, mis gibi sabun kokusunu hissederdik. Bu odalara girmemiz kesinlikle söz konusu olamazdý. Çünkü kazara elimizden düþecek yaðlý bir yiyecek kýrýntýsý o güzelim, o fýrçalanmaktan sapsarý olmuþ tahtada çýkarýlamayan, durdukça içine iþleyen bir leke olacaktýr. Ah ne özenirdim misafir odasýndaki çini sobanýn yanýnda duran el oymasý büyük koltukta oturmaya! Ben ne anlatýyorum ki sanki! Ben deðil o koltukta oturmak, babamýn bana Ýzmir'den yolladýðý, PX maðazalarýndan veya orada yaþayan Amerikan çocuklarýnýn elden düþme oyun caklarýna bile el süremezdim.
Ýþte böyle soðuk bir Ankara gününde misafir gelecek diye yakýlan çini sobanýn yanýndaydým. Teyzem bakkala eksik tamamlamak için gittiðinde, bebeklerimle özlem gidermek için odaya dalmýþtým. Teyzem her an gelebilirdi. O kadar dalmýþým ki; kuzenim Cüneyt'i duymadým bile. Bebeðim çok üþüdüðü için sobanýn yanýnda onu ayakta ýsýtýyordum. Bir anda ne oldu anlamadan sol elim sobaya yapýþmýþtý. Cüneyt beni arkadan itmiþ, kendiliðinden bir dikkatle sað elimle bebeðimi korurken, sol elimle denge saðlamak amacýyla sobaya deðmek zorunda kalmýþtým. Elimi sobadan çektiðimde avuç içimin derisi sobanýn üzerinde kalmýþ, etrafý pis bir et kokusuna benzer bir þey kaplamýþtý. Korkudan aðlayamýyordum. Ben yasak odaya girmiþtim. Cezamý çekmeliydim. Bu evde hep kendimi suçlu hissedecek bir þeyler yaþatýlýyordu bana. Teyzem eve döndüðünde elime salça sürerek, beni saçlarýmdan çekti. Cüneyt kendi suçunu çoktan üzerime atmýþtý bile. Teyzeme göre ben; yalancý,huysuz ve etrafý kirleten bir kýzdým. Ayrýca her gece yataklarýna iþeyerek döþeklerini çürütüyordum. Baþýnýn belasý! Bir an evvel anamýn yanýna gitmeliydim. Babam zaten ayyaþýn biri olduðu için beni ancak Ýzmir pavyonlarýnda, sandalye üzerinde büyütürdü. Onun kendine hayrý olmazdý ki! Keþke beni annemin , ya da babamýn yanýna yollasaydý. Belki biraz zor geçinecektik ama, sevgim olacaktý. Elimi yaktýðýmda benimle ayný acýyý paylaþacak, saçýmý okþayacak, gözyaþlarýma dur diyecek sevgi dolu yürekler yanýmda olacaktý.
Sen bu anlattýklarýma üzülme bebeðim!
Bu yaþananlar Kemalettin Tuðcu veya Gülten Dayýoðlu eserlerinden alýntý deðil. Gerçek! Bunlarý yaþamasaydým belki ben þimdiki ben olamazdým. Bunlarý yaþadýðým için mutlu olduðumu bile söyleyebilirim. Bizi olgunlaþtýran þeyler yaþadýklarýmýzdýr. Bunlar beni sevgi daðýtan duygu gezgini, ruh zengini yaptý. Bu zenginlik benden çok þey alýp, götürse de ben sevginin varlýðýyla mutluyum bebeðim.
Sen tatlý miniþ bebek! Sevdiðin ve sevenin çok olsun.
Arkadaþ anneannen Sevgi
Tülin DURSUN
"Tülin DURSUN" bütün yazýlarý için týklayýn...
