Seyfi GÜL
ACIYI SEVMEK OLUR MU?
Yýl 1999.
17 Aðustos.
Saat 03.02
Bin bir emekle kurulmuþ hayatlarýn çatýrdamaya baþladýðý an; böyle tanýmlandý tarihe düþülen not sayfalarýnda. Analarýn, babalarýn, bebelerin, sevgililerin, dostlarýn, kardeþlerin savrulmaya baþladýðý dakikalarýn zamaný.
Kimsenin ne olduðunu anlamadýðý kabus gecesi.
Oysa ne de güzeldi Aðustos günleri. Çýnarlýk Meydaný’ndan aþaðý aðaçlar altýnda oturmalar, Koruk Restoran’da, Avcýlar Kulübü yanýnda, iskelede, çay bahçelerinde denize ayaklarýný sokacak mesafelerde sohbetlere koyulmalar. Meyve iskelesinde istavrite çapari sallamalar. Kaynamýþ mýsýrlar, kasetçi Ahmet’in seyyar müzikholünden en yeni þarkýlar. Atatürk vapurunun yanaþýp ayrýlmasýný film izler gibi seyretmeler. Yatmadan önce sahil boyunda tempolu adýmlarla uzun uzun yürümeler. Kavaklý sahilinde sanki her akþam yeniden kurulan panayýr havasýnda gezinmeler.
Gölcük, Deðirmendere, Yalova her birinde yaþamayanlarýnýn gözü kaldý denilen, yeþilinin orman, mavisinin deniz diye kondurulduðu, memleketin her yerinden gelenlerince yeni hayatlarýn kurulduðu, bir kere gelinip ayrýlmak için çoluk çocuðun razý edilemediði, ekmek kapýsý diye koþturulup, sinesinden kopulup, geri dönülemeyen yerler.
Ölmeyen þanslýydý, keþke ölseydim, ayaktayým, ama yaþamýyorum, her þeyim vardý þimdi bir hiçim, hayata bir bavulla baþladým, þimdi bavulsuz kaçýyorum buralardan, “Yine de Çok Þükür’lerle anýlan saniyeler.
Nasýl bir güç ki koca evi dört yanýndan sýkan, avucunun arasýnda ezmeye çalýþan, bir türlü býrakmak bilmeyen. Yan odadaki çocuðuna ulaþmaný istemeyen. Ayakta kalmana tahammül edemeyen. Kendi canýndan vazgeçiren, ama sevdiklerinle de buluþturmayan. Komþudan gelen feryadý kulaklarýnda çýnlayan, ama yardýma koþmaya naçar býrakan bir büyük güç.
Canlara kýyan, binalar yýkan, yangýnlar çýkaran, denizin dibini boylatan, yollarý paralayan 45 saniye.
Iþýksýz, telefonsuz, habersiz saatlerin ardýndan günün ilk ýþýklarýyla karþýlaþýlan acý. Tarifsiz. Sonsuz. Hangisine diye tercih yapýlamayan. Acýlar denizi.
On dört koca yýl geçti aradan. Adý her geçtiðinde yürekler cýzýr cýzýr. Hala o sokaklardan geçmeye ayaklar itiraz ediyor.
Hala o sokaklarda ciddi hasarlý evler var. O evleri bedavaya kapatýp, badana boyayla kiraya verenler var. O evlerde ana babalarýn göz bebekleri var, öðrenciler var, genç askerler var, bin bir zahmetle iþ bulmuþ maaþlarýyla kýt kanaat geçinen gençler var, yapacak bir þey yok çaresizliðiyle oturan insanlarýmýz var. Kentin en yetkili aðýzlarýndan açýklanýyor bu durumlar.
Kentsel dönüþüme oralardan baþlanmýyor nedense. Hasarlý, bir þey yapýlmamýþlarýn yaný sýra güçlendirme denilip dayanýklýlýðý hakkýnda her kafadan ayrý seslerin çýktýðý evleri kentsel dönüþüme tabi tutup, insanlar, rahatlatýlmak istenmiyor nedense.
TOKÝ Çeþme’de ev yapma peþinde, Foça’ya gelsin diye dokuz takla atýlýyor. Sadece Kocaeli, Adapazarý, Yalova deðil, deprem yemiþ pek çok bölgemizde bu dönüþümü bekleyen binlerce bina var.
Bunlar durdukça potansiyel acý’lar bizi bekliyor. Onlarýn acý sonuçlar getireceðini yetkili yetkisiz hepimiz biliyoruz.
Acý’yý sevmek olur mu?
Biz farklý bir milletiz.
Seviyoruz.
Seyfi GÜL
"Seyfi GÜL" bütün yazýlarý için týklayýn...
Yýl 1999.
17 Aðustos.
Saat 03.02
Bin bir emekle kurulmuþ hayatlarýn çatýrdamaya baþladýðý an; böyle tanýmlandý tarihe düþülen not sayfalarýnda. Analarýn, babalarýn, bebelerin, sevgililerin, dostlarýn, kardeþlerin savrulmaya baþladýðý dakikalarýn zamaný.
Kimsenin ne olduðunu anlamadýðý kabus gecesi.
Oysa ne de güzeldi Aðustos günleri. Çýnarlýk Meydaný’ndan aþaðý aðaçlar altýnda oturmalar, Koruk Restoran’da, Avcýlar Kulübü yanýnda, iskelede, çay bahçelerinde denize ayaklarýný sokacak mesafelerde sohbetlere koyulmalar. Meyve iskelesinde istavrite çapari sallamalar. Kaynamýþ mýsýrlar, kasetçi Ahmet’in seyyar müzikholünden en yeni þarkýlar. Atatürk vapurunun yanaþýp ayrýlmasýný film izler gibi seyretmeler. Yatmadan önce sahil boyunda tempolu adýmlarla uzun uzun yürümeler. Kavaklý sahilinde sanki her akþam yeniden kurulan panayýr havasýnda gezinmeler.
Gölcük, Deðirmendere, Yalova her birinde yaþamayanlarýnýn gözü kaldý denilen, yeþilinin orman, mavisinin deniz diye kondurulduðu, memleketin her yerinden gelenlerince yeni hayatlarýn kurulduðu, bir kere gelinip ayrýlmak için çoluk çocuðun razý edilemediði, ekmek kapýsý diye koþturulup, sinesinden kopulup, geri dönülemeyen yerler.
Ölmeyen þanslýydý, keþke ölseydim, ayaktayým, ama yaþamýyorum, her þeyim vardý þimdi bir hiçim, hayata bir bavulla baþladým, þimdi bavulsuz kaçýyorum buralardan, “Yine de Çok Þükür’lerle anýlan saniyeler.
Nasýl bir güç ki koca evi dört yanýndan sýkan, avucunun arasýnda ezmeye çalýþan, bir türlü býrakmak bilmeyen. Yan odadaki çocuðuna ulaþmaný istemeyen. Ayakta kalmana tahammül edemeyen. Kendi canýndan vazgeçiren, ama sevdiklerinle de buluþturmayan. Komþudan gelen feryadý kulaklarýnda çýnlayan, ama yardýma koþmaya naçar býrakan bir büyük güç.
Canlara kýyan, binalar yýkan, yangýnlar çýkaran, denizin dibini boylatan, yollarý paralayan 45 saniye.
Iþýksýz, telefonsuz, habersiz saatlerin ardýndan günün ilk ýþýklarýyla karþýlaþýlan acý. Tarifsiz. Sonsuz. Hangisine diye tercih yapýlamayan. Acýlar denizi.
On dört koca yýl geçti aradan. Adý her geçtiðinde yürekler cýzýr cýzýr. Hala o sokaklardan geçmeye ayaklar itiraz ediyor.
Hala o sokaklarda ciddi hasarlý evler var. O evleri bedavaya kapatýp, badana boyayla kiraya verenler var. O evlerde ana babalarýn göz bebekleri var, öðrenciler var, genç askerler var, bin bir zahmetle iþ bulmuþ maaþlarýyla kýt kanaat geçinen gençler var, yapacak bir þey yok çaresizliðiyle oturan insanlarýmýz var. Kentin en yetkili aðýzlarýndan açýklanýyor bu durumlar.
Kentsel dönüþüme oralardan baþlanmýyor nedense. Hasarlý, bir þey yapýlmamýþlarýn yaný sýra güçlendirme denilip dayanýklýlýðý hakkýnda her kafadan ayrý seslerin çýktýðý evleri kentsel dönüþüme tabi tutup, insanlar, rahatlatýlmak istenmiyor nedense.
TOKÝ Çeþme’de ev yapma peþinde, Foça’ya gelsin diye dokuz takla atýlýyor. Sadece Kocaeli, Adapazarý, Yalova deðil, deprem yemiþ pek çok bölgemizde bu dönüþümü bekleyen binlerce bina var.
Bunlar durdukça potansiyel acý’lar bizi bekliyor. Onlarýn acý sonuçlar getireceðini yetkili yetkisiz hepimiz biliyoruz.
Acý’yý sevmek olur mu?
Biz farklý bir milletiz.
Seviyoruz.
Seyfi GÜL
"Seyfi GÜL" bütün yazýlarý için týklayýn...
