Elif Y. ÖZEL
ÇEVÝR KAZI YANMASIN
Eskiden;
Düþünen ve düþünüyor olmasýna raðmen mutlu olmayý becerebilen insanlar vardý. Düþünebilmek önemli bir meziyetti o aralar ve bunun için gereken ne ise o yapýlýrdý.
Kitap mý okunmalýydý, okunurdu. Gündemi takip etmek mi gerekirdi, edilirdi.
Adalete zeval mi geldi, “Hop hemþerim dur bir dakika” denilirdi.
Bunlar bilimle inatlaþan bir o kadar da hayatla uzlaþan insanlardý.
Hiç üþenmezlerdi, “Neden ve nasýl” a baðlanan soru cümlelerini ard arda sýralamaya.
Onlara göre bilimle inatlaþmak;
Savunulan ya da ortaya sürülen konu her ne ise, onu anlamaya ve idrak etmeye çabalamaktý.
Her birini ayrý ayrý elekten geçirmek, sonrasýnda da, geçeni de kalaný da olmasý gereken yere koymaktý. Kýsacasý, geçene de kalana da hakkýný verebilmekti.
Ýnsanoðlunu, önüne konulana öyle hemen inandýrmak kolay deðildi.
Önce ön elemeyi hakkýyla geçecek, sonra finalde ecel terleri dökecekti.
Sýnavý geçecekse bileðinin hakkýyla geçecek, geçemedi mi, bir sonraki finale iyi hazýrlanacaktý.
Öyle dayý hakkýymýþ, dayý hatýrýymýþ hiçbiri sökmezdi. O zamanlar dayý denilince ilk akla gelen annemizin erkek kardeþi olurdu.
Hayatla uzlaþmak ise;
Hayata dair gerçekleri kabullenmekti.
Ýnsanlara kimliklerine göre öteki beriki muamelesi yapmamaktý.
Komþuya, “Nerelisin?” yerine “Nasýlsýn?” la baþlayan, hal hatýr soran sorular sormak ve asla haddini aþmamaktý.
Kendine bir yol çizmekti. Hedef belirlemek ve o hedefe ulaþabilmek için göðüslenmesi gereken tüm zorluklarý göze alabilmekti.
Doðru olanýn, kolayý seçmekten ziyade, zoru baþarmak olduðuna kalben inanmaktý.
Ýnandýðýn deðerler uðruna mücadele etmek ve her þeyden önemlisi insani deðerlerinden asla ödün vermemekti.
Þimdilerde;
Düþünmeyen ve buna raðmen mutlu olmayý hem de çok mutlu olmayý baþarabilen insanlar var. Böyle bir kabiliyetin nasýl var edildiði, bence üniversitelerde tez konusu olmalý…
Gelelim bilimle münasebetlerine;
Bunlarýn ne bilime ayýracak zamanlarý var ne de uðraþmaya istekleri.
Soru cümlesinin nasýl kurulduðu bir tarafa, sorunun ta kendisiyle de iþleri olmaz onlarýn.
Eðer çok gerek duyarlarsa, en fazla üç kelimeden oluþan soru cümlelerini kullanýp iþlerini hallederler.
Örnek verecek olursak;
“Nerelisin?”, “Kaç çocuk var?”, “Oy verdin mi?”. Cevaba göre ikinci soru gelir arkasýndan, “Hangi partiye?”, “Kim ölmüþ?”. Eðer tanýdýk deðilse, “Kimlerdenmiþ acaba?, “Niye ölmüþ?...kesin intihardýr. Bu tarz sorular, sorunun cevapla bütünleþik halidir ve karþý tarafý yormaz. Kendin sorar kendin cevaplarsýn. “Aaaa kýz hamile miymiþ? Sanki öðrense adamý bulup hesap soracak… vb.
Soru yoksa aranacak cevapta yoktu. Zaten yukardaki sorular da soru deðildi ki, cevabýný merak edelim…
Oh ne güzel bundan âlâ konfor olur mu? Mutluyuz, uçuþa geçebiliriz artýk.
Ha bir de unutmadan söyleyeyim, bananecilik dozumuzu yükselten, önceden hazýrlanýp önümüze konulmuþ cümlelerimiz de var. Mesela, “Koy ver rahvan gitsin”, “Bana dokunmayan yýlan bin yaþasýn” gibi. Bunlar ayný zamanda þuursuzluk düzeyimizi de arttýrýyor.
Bir taþla iki kuþ aslýnda…
Bakalým þu aralar hayatla nasýl uzlaþýyoruz?
Bu önemli bir hadise. Ömrünü uzatmak istiyorsan itaat edeceksin, itiraz etmeyeceksin, söyleneni yapacak ve izin verildiði zaman konuþacaksýn.
Kaç tane diyorlarsa o kadar çocuk doðuracaksýn, istenilen sayýya ulaþtýðýnda, eðer üreme yeteneðine zeval gelmediyse, onlarýn söylediði yöntemle korunacaksýn.
Oku dedikleri kitaplarý okuyacaksýn, diðerlerini yak gitsin.
Giy dediklerini giyecek, önüne ne konulduysa onu yiyeceksin, açgözlülük etmeyeceksin, israfa yeltenmeyeceksin.
Çocuðun hangi okula gider, sonrasýnda iþ bulur mu diye de düþünme asla. Bebeler doðmadan hepsi düþünülmüþ, hele bir doðsun, önüne altýn tepsiyle dayayacaklar zaten.
Sen bunlarý gördüðünde ne yapacaksýn asýl ondan haber ver.
Hayallerin var ve onlarý gerçekleþtirmek mi istiyorsun? Varsa tabi..
Bunun için öyle bir yerleri týrmalamana gerek yok. Dayýn var mý? Sen onu söyle.
Varsa, baðrýna bas, geç. Yok mu? O zaman git bul onu. O seni mutlak bir yerlerde bekliyor olacak. Git, ara ve bul. Sonra da baðrýna bas.
Öyle altý yedi tane dil öðreneceðim diye de paralama kendini. Dayýnla ayný dili konuþ yeter. Karþý tarafýn ne söylediðini anlamýyor musun? Panik yok. Dayýna sor, o sana anlatsýn.
Unutma; Fazla yük bedeni yorar, fazla bilgi de zihni…
Hayata tutunmak ayný zamanda dayýya tutunmaktýr unutma. Sonra da, anlam kaymasýna uðramýþ bu deyim için dua et, et de en kýsa zamanda deyimler sözlüðünde hak ettiði yeri alsýn.
Unutmadan söyleyeyim. Size bir de iyi haberim var.
Eskiden filmlerde çocuklar “Size baba diyebilir miyim?” derlerdi ya, þu aralar, “Size dayý diyebilir miyim?” i bize yaþatacak bir filmin senaryosu yazýlýyor. Ýnanýn bana kimseden duymadým. Hissiyatým bu doðrultuda.
Vizyona girer girmez dayýsýný yanýna alan izlemeye gider artýk. Umarým giþe rekorlarý kýrar. Umarým “En aðlak halimize dayýmýzla gülüyoruz” dalýnda Oscar’a aday gösterilir.
Ne kadar þahane, ne kadar beklendik ve bir o kadar da mutluluk verici hayaller kuruyorum artýk. Bunlarý yazarken bile mutlu olabiliyorum. Yaþýyor olmaksa paha biçilmez.
Allah kahretmesin beni, ne de kolay mutlu olabiliyorum artýk.
Hazýr mutlu olmuþken mutlu mutlu veda edeyim sizlere.
Hoþça kalýn. Hep mutlu kalýn.
Elif Y. ÖZEL
"Elif Y. ÖZEL" bütün yazýlarý için týklayýn...
Eskiden;
Düþünen ve düþünüyor olmasýna raðmen mutlu olmayý becerebilen insanlar vardý. Düþünebilmek önemli bir meziyetti o aralar ve bunun için gereken ne ise o yapýlýrdý.
Kitap mý okunmalýydý, okunurdu. Gündemi takip etmek mi gerekirdi, edilirdi.
Adalete zeval mi geldi, “Hop hemþerim dur bir dakika” denilirdi.
Bunlar bilimle inatlaþan bir o kadar da hayatla uzlaþan insanlardý.
Hiç üþenmezlerdi, “Neden ve nasýl” a baðlanan soru cümlelerini ard arda sýralamaya.
Onlara göre bilimle inatlaþmak;
Savunulan ya da ortaya sürülen konu her ne ise, onu anlamaya ve idrak etmeye çabalamaktý.
Her birini ayrý ayrý elekten geçirmek, sonrasýnda da, geçeni de kalaný da olmasý gereken yere koymaktý. Kýsacasý, geçene de kalana da hakkýný verebilmekti.
Ýnsanoðlunu, önüne konulana öyle hemen inandýrmak kolay deðildi.
Önce ön elemeyi hakkýyla geçecek, sonra finalde ecel terleri dökecekti.
Sýnavý geçecekse bileðinin hakkýyla geçecek, geçemedi mi, bir sonraki finale iyi hazýrlanacaktý.
Öyle dayý hakkýymýþ, dayý hatýrýymýþ hiçbiri sökmezdi. O zamanlar dayý denilince ilk akla gelen annemizin erkek kardeþi olurdu.
Hayatla uzlaþmak ise;
Hayata dair gerçekleri kabullenmekti.
Ýnsanlara kimliklerine göre öteki beriki muamelesi yapmamaktý.
Komþuya, “Nerelisin?” yerine “Nasýlsýn?” la baþlayan, hal hatýr soran sorular sormak ve asla haddini aþmamaktý.
Kendine bir yol çizmekti. Hedef belirlemek ve o hedefe ulaþabilmek için göðüslenmesi gereken tüm zorluklarý göze alabilmekti.
Doðru olanýn, kolayý seçmekten ziyade, zoru baþarmak olduðuna kalben inanmaktý.
Ýnandýðýn deðerler uðruna mücadele etmek ve her þeyden önemlisi insani deðerlerinden asla ödün vermemekti.
Þimdilerde;
Düþünmeyen ve buna raðmen mutlu olmayý hem de çok mutlu olmayý baþarabilen insanlar var. Böyle bir kabiliyetin nasýl var edildiði, bence üniversitelerde tez konusu olmalý…
Gelelim bilimle münasebetlerine;
Bunlarýn ne bilime ayýracak zamanlarý var ne de uðraþmaya istekleri.
Soru cümlesinin nasýl kurulduðu bir tarafa, sorunun ta kendisiyle de iþleri olmaz onlarýn.
Eðer çok gerek duyarlarsa, en fazla üç kelimeden oluþan soru cümlelerini kullanýp iþlerini hallederler.
Örnek verecek olursak;
“Nerelisin?”, “Kaç çocuk var?”, “Oy verdin mi?”. Cevaba göre ikinci soru gelir arkasýndan, “Hangi partiye?”, “Kim ölmüþ?”. Eðer tanýdýk deðilse, “Kimlerdenmiþ acaba?, “Niye ölmüþ?...kesin intihardýr. Bu tarz sorular, sorunun cevapla bütünleþik halidir ve karþý tarafý yormaz. Kendin sorar kendin cevaplarsýn. “Aaaa kýz hamile miymiþ? Sanki öðrense adamý bulup hesap soracak… vb.
Soru yoksa aranacak cevapta yoktu. Zaten yukardaki sorular da soru deðildi ki, cevabýný merak edelim…
Oh ne güzel bundan âlâ konfor olur mu? Mutluyuz, uçuþa geçebiliriz artýk.
Ha bir de unutmadan söyleyeyim, bananecilik dozumuzu yükselten, önceden hazýrlanýp önümüze konulmuþ cümlelerimiz de var. Mesela, “Koy ver rahvan gitsin”, “Bana dokunmayan yýlan bin yaþasýn” gibi. Bunlar ayný zamanda þuursuzluk düzeyimizi de arttýrýyor.
Bir taþla iki kuþ aslýnda…
Bakalým þu aralar hayatla nasýl uzlaþýyoruz?
Bu önemli bir hadise. Ömrünü uzatmak istiyorsan itaat edeceksin, itiraz etmeyeceksin, söyleneni yapacak ve izin verildiði zaman konuþacaksýn.
Kaç tane diyorlarsa o kadar çocuk doðuracaksýn, istenilen sayýya ulaþtýðýnda, eðer üreme yeteneðine zeval gelmediyse, onlarýn söylediði yöntemle korunacaksýn.
Oku dedikleri kitaplarý okuyacaksýn, diðerlerini yak gitsin.
Giy dediklerini giyecek, önüne ne konulduysa onu yiyeceksin, açgözlülük etmeyeceksin, israfa yeltenmeyeceksin.
Çocuðun hangi okula gider, sonrasýnda iþ bulur mu diye de düþünme asla. Bebeler doðmadan hepsi düþünülmüþ, hele bir doðsun, önüne altýn tepsiyle dayayacaklar zaten.
Sen bunlarý gördüðünde ne yapacaksýn asýl ondan haber ver.
Hayallerin var ve onlarý gerçekleþtirmek mi istiyorsun? Varsa tabi..
Bunun için öyle bir yerleri týrmalamana gerek yok. Dayýn var mý? Sen onu söyle.
Varsa, baðrýna bas, geç. Yok mu? O zaman git bul onu. O seni mutlak bir yerlerde bekliyor olacak. Git, ara ve bul. Sonra da baðrýna bas.
Öyle altý yedi tane dil öðreneceðim diye de paralama kendini. Dayýnla ayný dili konuþ yeter. Karþý tarafýn ne söylediðini anlamýyor musun? Panik yok. Dayýna sor, o sana anlatsýn.
Unutma; Fazla yük bedeni yorar, fazla bilgi de zihni…
Hayata tutunmak ayný zamanda dayýya tutunmaktýr unutma. Sonra da, anlam kaymasýna uðramýþ bu deyim için dua et, et de en kýsa zamanda deyimler sözlüðünde hak ettiði yeri alsýn.
Unutmadan söyleyeyim. Size bir de iyi haberim var.
Eskiden filmlerde çocuklar “Size baba diyebilir miyim?” derlerdi ya, þu aralar, “Size dayý diyebilir miyim?” i bize yaþatacak bir filmin senaryosu yazýlýyor. Ýnanýn bana kimseden duymadým. Hissiyatým bu doðrultuda.
Vizyona girer girmez dayýsýný yanýna alan izlemeye gider artýk. Umarým giþe rekorlarý kýrar. Umarým “En aðlak halimize dayýmýzla gülüyoruz” dalýnda Oscar’a aday gösterilir.
Ne kadar þahane, ne kadar beklendik ve bir o kadar da mutluluk verici hayaller kuruyorum artýk. Bunlarý yazarken bile mutlu olabiliyorum. Yaþýyor olmaksa paha biçilmez.
Allah kahretmesin beni, ne de kolay mutlu olabiliyorum artýk.
Hazýr mutlu olmuþken mutlu mutlu veda edeyim sizlere.
Hoþça kalýn. Hep mutlu kalýn.
Elif Y. ÖZEL
"Elif Y. ÖZEL" bütün yazýlarý için týklayýn...
