Trajedinin Baþyapýtý: Marcel Proust / Bedriye KORKANKORKMAZ
Bedriye KORKANKORKMAZ

Bedriye KORKANKORKMAZ

Trajedinin Baþyapýtý: Marcel Proust



Marcel Proust’un hayatýný sanat yapýtýna dönüþtürme azim ve kararlýlýðý yazara kendimi yakýn hissetmemi saðlýyor. Yoksa ilgilendiði ve kabul görmek için girmediði kýlýk kalmayan sosyete dünyasý ile yakýndan uzaktan bir iliþkim olmadýðý gibi merakým da yok o dünyanýn yaþam biçimine dair. Yazýna olan sevgimizle kucaklaþtýk onunla. Onun kendisini yaþadýklarýndan ikinci kez doðurduðuna tanýk oldum. Mücadele gücüne hayran kaldým. Türkiye’de yedi ciltlik “Kayýp Zamanýn Ýzinde” eseriyle tanýnan yazarýn, sýradan yaþamýndan gerçek bir sanatçý yaratma dehasýnýn, eserleri kadar derinden algýlanmasý ve üzerinde düþünülmesi gerektiðini düþünüyorum. Hem onun trajik yazgýsýna hem sanatçý dehasýna hem de insan yanýna yakýn olmayý çok istiyorum. Baþarabilir miyim bilmiyorum. Yazara dair bilmediklerimi bilme merakým beni farkýnda olmadan böylesi bir yazýyý yazma serüvenine itiyor. Yazým da yazarýn eserlerinden öte eserlerini yaratma dehasý ile çabasýný içeriyor.

10 Temmuz 1871 tarihinde Paris’te dünyaya gelen þanslý çocuklardan biriydi o. Babasý ünlü bir hekimdi, annesi ise oldukça varlýklý bir aileye mensuptu. Anne ve babasýnýn üzerine titrediði bu þanslý çocuðu þans dokuz yaþýndayken terk ediyor. Dokuz yaþýnda geçirdiði astým krizi onun Azrail’i olmuþ. Koþmasýndan tutun da bir çocuðun çocuk olarak yapacaðý tüm hareketler ona yasaklanýyor. Sahip olduðu onca servete karþýn yoksul çocuklarýn hareket etme özgürlüðünü kýskanýyor. Görünüþte konforlu yatakta yatan bu çocuk gerçekte ise hareketsizliðin mezarýnda yatýyor. Okunmayý ona yasaklýyor astým Azrail’i. Elleri olup da dokunamamak, kollarý olup da saramamak, ayaklarý olup da koþamamaktýr onun trajedisi. Bu çocuk mahkûmunun gözlem gücünü geliþtiren yasaklar onun yaþama açtýðý ve kendisinden baþka hiç kimsenin fark edemediði tek penceresidir.

Doðaya tutku derecesinde baðlý olan bu esirin, ilkbaharda çiçeklere dokunmasý yasak. Bir çiçeði koklamasý onun haftalarca yataða baðýmlý olmasý için yeterli bir nedendi. Erken doðduðu için kuvözdeki çocuðunu camdan gören bir anne gibi o da sevdiði çiçeklere camekânlarýn arkasýndan bakýyordu.

Çok sýk yataða baðýmlý yaþamasý insanlara karþý algýlarýnda seçiciliðin boyutlarý ile çeþitliliðini geliþtiriyordu. Bir insanýn sesindeki tonlamanýn çeþitliðinden tutun da oturma biçimindeki farklýlýða; saçlarýný tarayýþýndaki kiþiye özgü ayrýcalýðýn tüm detaylarýna kadar her þeyi algýlýyor ve algýladýklarýný not ediyordu. Kaderine savaþ açan bu delikanlý soylu insanlarýn hayat bilmecesini çözmeye adýyordu kendisini. Kont Norpois'in konuþmasýný en ince ayrýntýsýna varýncaya kadar, heyecanýndan ve canlýlýðýndan taviz vermeden yüz elli sayfa yazmasý baþka nasýl açýklanabilir ki… Ailesinin diplomat olmasýný istediði biricik oðullarý otuz beþ yaþýna dek baþýboþ avare bir yaþam sürdürüyor. Hem soylu bir aileden deðil hem de annesi Yahudi. Yakýþýklýlýðýndan tutun da yazarlýðý da dâhil olmak üzere saygý uyandýracak meziyetlerden de yoksun bu adam. Çýkardýðý Les plaisirs et lesc adlý küçük kitapçýk Anatole France’ýn kendisinin hatýrýna yazdýðý “önsöz”e raðmen edebiyat dünyasýnda yok sayýlýyor.

Sosyetenin kurallarýna duyduðu aþýrý saygý, sosyete kurallarýnýn kulu kölesi yapýyor onu. Saðlýk sorunundan dolayý kendisini eksik/ esrik hissetmesinin ona bahþiþidir aþaðýlýk duygusu. Üstün olma ve üstün gördüðü insanlardan kabul görme isteði de bundan. Kabul görme duygusunun ona yaptýrdýklarý içine düþtüðü hal / haller paranýn gücü ile yanýnda tuttuðu insanlar… iç acýtýcý. Her erkek gibi bir kadýnla aile kurup baba olma duygusundan da mahrum. Her türlü olanaklar içinde bir zavallý gibi yaþamak mecburiyetinde olmasý ve yaþayan bir ölüden ölüme meydan okuyan canlý yapýtlar yaratma istediðinin anlamý da bu. Bal kabaðýndan yapýlan þanlý gururu ile saygýnlýðýnýn büyüsü gece yarýsýndan sonra bozuluyor ve muhteþem hezimeti ona geri dönüyordu. Bir insanýn her gece kendi muhteþem hezimetiyle yüzleþmesi… hezimetine dokunmasý… nasýl bir duygu fýrtýnasýdýr…

Güneþin koynundan çýkan ay gibi o da karanlýðýn ve görüntünün cömertliðine sýðýnýyor. Herkesi güldürüp mutlu ederken gözyaþlarýný içine akýtýyor. Ýçine akýttýðý gözyaþlarý zamanla içinde boðulduðu denize dönüþüyor. Duygularýnýn ille de düþüncelerinin ölümsüz eserlerinde bile yerinin olmamasý beni çok etkiledi. Hüzünlendim. Hayatýn sürgüne gönderdiði yurtsuz duygu ve düþüncelerinin altýnda ezilen ne erkek ne de insan olmamýþ olan bu dehanýn yalnýzlýðýnýn heybeti karþýsýnda içim ürperdi. Kendi hayatý olmadýðýndan baþkalarýnýn hayatlarýna özeniyor ve baþkalarýnýn yaþadýklarýný gözlemliyor. Sevgilisinin elini tutan soylu her genç odur. Bir küs bir barýþýk karýsýyla iliþkisini yürüten koca da, çocuklarýnýn diploma törenlerine katýlan baba da…

Kendini oyalayacak birer oyundan ibarettir düzenlediði partiler verdiði davetler. Bu davetlerde yazgýsýný oyuna çevirip sahneliyor yazgýsýyla alay edenlerin kendisini alkýþlamalarýný saðlýyordu. Yazgýsý ayrý kendisi ayrý insandý. Tek yumurta ikizleri gibi algýlýyordu astýmýný. Her gece kardeþi astým için yazdýðý oyunu sergileyeceði bir sahne bulmazsa yaþayamayacaðýný biliyordu. Düzenlediði partiler, verdiði davetler, dudak uçuklatan bahþiþleri, kadýnlara karþý cömertliði, özel olarak baþka baþka yerlerden getirilmiþ turfanda yemiþ ve sebzeler... modaya "modern” olana verdiði olaðanüstü önem ve titizliði sayesinde Paris sosyetesini kendisine baðýmlý hale getirmesinin nedeni de ölümünden sonraki görkemli diriliþinin galasýna yaþarken katýlma isteðidir.

Normal insanýn algýlamakta zorlandýðý bir diðer meraký da sosyete dünyasýndaki dedikodu olaylarýna duyduðu meraktýr. Bu merak ayný zamanda yazarý sýradan yazarlýk statüsünden çýkarýp gerçek yazarlar katýna yükselten dehasýnýn özünü oluþturuyor. Sosyete dünyasýnda kim kiminle çýkýyor kim karýsýyla küs kim kocasýnýn ihanetini affetti... türünden haberleri kaynaðýndan almak için harcadýðý parayý gözü görmüyor yazarýn. Bunu bir oyun olarak algýlýyor önceleri daha sonralarý ise bu oyun onu dünya protokol ustasý yapýyor.

On beþ yýlý görüntü dünyasýnda kendisinin de bir görüntüden baþka bir þey olmadýðýný algýlamadan geçiyor. Geceleri sosyete ve aristokratlarýn dünyalarýna karýþan bu adam sabaha karþý geldiði evinde gözlemlerini not ediyor. Bu notlar zamanla bir klasöre sýðmaz hale geliyor. Bu notlar içinde ilgili ilgisiz tüm ayrýntýlar mevcuttur. Bu ayrýntýlarý ilerde kalýcý bir esere dönüþtürmeyi ta o zamanlardan tasarlamaya baþlýyor yazar.

Fransýz romancý, deneme yazarý ve eleþtirmen Marcel dünyalarý küçük, gösteriþleri büyük insan topluluðunun içinde sýradan insana ve sýradan hayata tepeden bakýyor. Kendi trajedisini unutmak ve kendisini acýnacak insan olmaktan kurtarmak için üst protokoldeki insanlardan kabul görmek anlayýþýyla çýktýðý eðlence yolculuðunda farklý deneyimler ediniyor. Üyesi olmaktan mutlu olduðu soylularýn mutsuzluklarýný, yalanlarýný, ihanetlerini, çirkefliklerini... en küçük ayrýntýsýna kadar bilmek istiyor. Hayattan ve onlardan alacaðý bir intikamý var onun. Onu bu intikam ateþinin ayakta tuttuðunu kendisinden baþka kimse bilmiyor. Sadece soylularýn deðil edebiyat otoritelerinin de onu ve görkemli sanat dehasýný dikkate alacaklarý günü sabýrla bekliyor…

Yazarýn trajedisi ne denli parýltýlý ise, yazdýðý eserleri de çok daha fazla parýltýlý çok daha fazla insaný içten içe sarsacak türden gerçekçi olmalýydý. 1903 yýlýnda annesinin ölümünün akabinde saðlýðý kötüye gidiyor. Annesinin yüreðinde býraktýðý boþluk onun ruhsal olarak sarsýyor. Ýçindeki tek insani sýcaklýðý yitirmiyor. Karþýsýnda zaaflarýný acýlarýný yalnýzlýðýný… paylaþtýðý kadim dostunu, annesini yitiriyor. Hayattan aldýðý bu derin yaranýn kendisini çok fazla yaþatmayacaðýný ilk o an algýlýyor. O da kendisini eve hapsederek emekçi sanatçýlarla yarýþacak deðin yazýn emekçisi oluyor adeta. Uþaðýnýn bakýmýna muhtaç, geceli gündüzlü eldivenin içinde donan elleriyle yataðýnda not aldýðý anekdotlarýndan bir baþeser yaratmaya çalýþýyor. Gerçekte insanýn kanýný hayretten dondurmaya yetecek türden bir çabanýn, olaðanüstü bir sanat sevgisinin eseridir “A la recherche du temps perdu” ( Kayýp Zamanýn Ýzinde) adýný verdiði romaný. O dönemde sadece soylu bir aristokratýn davranýþ ve tutumuna iliþkin bir ayrýntýyý romaný için öðrenmek üzere bir davete katýlýyor. Amacý Sagan dükünün monoklünü nasýl taktýðýný gözlemektir.

Romanýný yazdýðý dönemde dostlarýný sosyeteye iliþkin haberleri almasý için saða sola yolluyor notlarýnda boþ býraktýðý ayrýntýlarý tamamlamak için. Dostlarý ona sosyeteden haber getiren güvercinleri oluyor.

Saðlýðý gün geçtikçe kötüye gidiyor. Buna karþýn “Kayýp Zamanýn Ýzinde” yapýtý okyanuslara açýlmayý sürdürüyor. 1905’te yazmaya baþladýðý romanýnýn 1912 yýlýnda bittiðini düþünen yazarýn elindeki üç ciltlik taslak basým aþamasýndaki eklemelerle birlikte on ciltlik roman olarak ortaya çýkýyor.

Kýrk yaþýndaki bu salon züppesinin tek sýkýntýsý edebiyat dünyasýnýn dikkatini yazdýklarýna nasýl yönlendireceði konusudur. Yüksek Aristokratlardan biri Nouvelle Revue Française’i yöneten André Gide’e eserinin kopyalarýný veriyor kitap taslaðýný basmayan Nouvelle Revue Française yýllar sonra bu yapýtý basýyor ve yüz binlerce frank kazanýyor. Kapýsýný çaldýðý ikinci yayýnevi de ayný tutumu sergiliyor ve ürünü basmýyor. 1913 yýlýnda ilk cildi basýlan eser çýkan savaþ yüzünden okuyucuyla buluþamýyor, yazar da hayal ettiði baþarýya ulaþamýyor. Nihayet kitabýn ilk beþ cildi savaþtan sonra yayýmlanýyor ve yazar hayalini kurduðu baþarýya ulaþýyor. Yapýtýn geri kalan ciltlerinin düzeltmelerini son nefesini verene dek sürdürüyor. Ýlk o zaman gerçek anlamda Avrupa dünyasý hem eserinin kendine özgü epik dünyasýnýn ýþýltýlarýný hem de Marcel Proust’un sanat dehasýnýn farkýna varýyor.

Bu dev eseri psikolojik bir analizler dizgesi olarak görenler olduðu gibi, yazarýn ruh durumundan yola çýkarak þizofrenik anlatýmlar dizgesi olarak görenler de var. Eserindeki yazý dili ile bizi farklý dünyalara sürüklüyor, ayaðýmýzý yerden kesiyor ve bizim de delirmiþ olduðumuzu bize düþündürüyor, yazar. Bizlere kendine özgü gözlem gücüyle kahramaný Bötotte’in en mahrem ayrýntýlarýný yýlmadan yapýtýna ekleyerek bir kahramaný bir anda nasýl sahici bir insana dönüþtürdüðünü kanýtlýyor adeta. Ölürken bile kendi ölümünü yazarak kayýt altýna almak için didinen bu çýlgýn dehanýn yorgun bedeni kâðýt ve sözcüklerin üzerine deðil, kendisini gerçek kýlan iradesinin ve azminin üzerine yýðýlýyor sanki. Yirmi birinci yüzyýl edebiyatý içindeki yerini ve önemini hâlâ koruyan “Kayýp Zamanýn Ýzinde” eseri bize onun gerçekte ne kadar büyük bir psikolog olduðunu kanýtlýyor.

Yarý Yahudi olan yazar ayný zamanda bir eþcinseldir. Eserlerinde eþcinsellik temasýný iþlemekte sakýnca görmüyor o dönemde. Nasýl ki hastalýðýnýn tedavisi yoksa eþcinselliði ile yarý Yahudiliðinin de tedavisi yoktur. Tedavisi olmayan hastalýklarýn hastasý bu adam, kadýnlar karþýsýnda kendisini tam bir erkek olarak ifade edemediði için onlara yakýnlýk göstererek kadýnlarýn beðenisini kazanmaya çalýþýyor. Yahudi olmasýnýn onun kiþiliðinde yarattýðý aþaðýlýk duygusuna bir de kadýnlar karþýsýndaki güçsüzlüðü eklenince o da toplumun yasadýþý olarak algýladýðý tabularý hayatýna alýyor, eþcinsellik gibi… Yazýlarýnda insan hayatýnda yeri olduðu halde insanlarýn görülmeye deðmez dedikleri gündelik hayatýn tüm detaylarýný önemli- önemsiz hiçbir ayrým gözetmeksizin mercek altýna almayý ve gözlemlediklerini yazarak ölümsüzleþtirmeyi önemsiyor. Bana kalýrsa o eserleri kadar hayatýn karþýsýndaki dik duruþuyla da hayata hatýrý sayýlýr bir nanik atmýþtýr. Hayatý bu yönüyle kavradýðý için olsa gerek zaaflarýna ve isteklerine karþý iradesine hâkim olmuþ ve o azim ve kararlýlýkla, o þartlarda yazmýþtýr eserlerini.

Zamana meydan okuyan bu anlatý ustasý akla hayale sýðmayan ve insana, dolayýsýyla da hayata dair tüm oyunlarý kendisine özgü epik yaratýsý, ille de tasvirleri ile insanýn eþyayý deðil, eþyanýn insaný kendi dünyasýna dâhil ettiði gerçeðini tüm çýplaklýðýyla algýlamamýzý saðlýyor. Onun yazýn malzemesi gündelik hayatýn gelgitleridir. Gündelik hayatýn bir görünen bir de görünmeyen gerçeði olduðunu algýlamakta zorlanmýyoruz o dev eseri okurken. Bir insanýn kendi/ hayat gerçeðini algýlamasýnda gündelik hayatýn önemi ile anlamýný algýlamasýnýn ne denli önemli olduðunu da onun sayesinde kavrýyoruz. Eserindeki Proust, Sainte-Beuve ile Balzac, Baudelaire, Gérard de Nerval okumalarý Marcel’in salt burjuva dünyasýyla ilgilenmediðini, sanat dehasýný geliþtirme konusunda da ne kadar seçici davrandýðýný ve ne kadar seçkin sanatçýlarýn duygu ve düþünce dünyasýnýn derinliðini içten içe kavradýðýný gösteriyor bize.

Kadýn erkek iliþkilerine dair yaptýðý bilgece saptamalarý yazarý o dev eseri kaleme almamýþ olsaydý bile evrensel düþünce hayatýnda hatýrý sayýlýr bir yer almasýna yeterdi. Onun insaný içten içe sarsan saptamalarýndan sadece bazýlarýný alýntýlamak istiyorum: “Ýki insan ayrýlýrken, þefkatli konuþan taraf âþýk olmayan taraftýr.” “Sevdiðimiz zaman, aþk kadar büyüktür ki; bir bütün olarak içimize sýðmaz. Sevdiðimiz insana doðru karþýmýzdakinin hisleri dediðimiz þey; kendi sevgimizin çarpýp geri dönüþüdür.” “Sevdiðimiz kiþiye bakýþýmýzdaki arayýþ, kaygý ve talep, ertesi gün için bir randevu umudunu bize verecek veya öldürecek sözü bekleyiþimiz, bu söz söyleninceye kadar, ayný anda olmasa bile birbirini takip eden sevinç ve umutsuzluk hayallerimiz, bütün bunlar sevilen varlýk karþýsýndaki dikkatimizi fazlasýyla titrek bir hale getirdiði için, sevdiðimizin net bir suretini elde edemeyiz.” “Gençken, âþýk olduðumuz kadýnýn kalbini çalmaya çalýþýrýz, yaþ ilerledikçe bize kalbini veren kadýna âþýk oluruz.”

Proust’un eserlerinin üstün baþarýsý yaþamla kurduðu gerçek baðdýr bence. Nasýl ki insan geçici, yaþam kalýcý ise o da kalýcý olaný bize sunuyor. O dev eseri okurken yazarýn uzun anlatýmlarýndan sýkýldýðýnýz bir anda okuduðunuz bir tümce sizi içten içe öyle derinden sarsýyor ki, o an da anlýyorsunuz onun dehasýný bir anda okuyup özümsemenin mümkün olmadýðýný. Ne bir günde bahar, ne bir günde kýþ geliyor eserlerinde. Her mevsim kendi dönemini tüm ihtiþamýyla tamamlýyor.

Kelimelerin deðil hislerin ve ruhlarýn bilgesi Marcel Proust yaþadýklarýyla kendisini yaratma becerisi sayesinde yalancý hayatýný nasýl sahiciliðe dönüþtürmeyi baþardýysa “Kayýp Zamanýn Ýzinde”yi de bir baþyapýta dönüþtürdüðünün farkýnda olarak 18 Kasým 1922 tarihinde hayata gözlerini yumuyor.


Kaynakça:
Stefan Zweig, Yarýnýn Tarihi, Çev. Ahmet Cemal, Can Yayýnlarý, Sayfa: 65-73.
Yapýt Yayýmý: Camgöz Kitap. S.45-52.


Bedriye KORKANKORKMAZ




29 Aðustos 2016 Pazartesi / 2179 okunma



"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...