Bilinçaltý Kiþiliðinin Ödünsüz Savaþçýsý: Sigmund Freud / Bedriye KORKANKORKMAZ
Bedriye KORKANKORKMAZ

Bedriye KORKANKORKMAZ

Bilinçaltý Kiþiliðinin Ödünsüz Savaþçýsý: Sigmund Freud



19 Haziran benim doðum günüm. Doðum günümde evimde kendime randevum vardý. Evimde ruhumun sesini dinlemek ve bilinçaltýma yolculuk yapmak için saðaltýcý koltuðum olan yataðýma uzanýyorum. Gözlerim kapalý kendime soracaðým sorular üzerinde düþünüyorum. O an modern psikanalizin babasý olan Sigmund Freud’u anýmsýyorum. Freud psikoterapi yöntemiyle kendi bilinçaltýna yolculuk yapýyor. O da benim gibi savunma kalelerini ortadan kaldýrdýðýnda insanýn kendisine mi yoksa kendine benzeyen bir baþka insana mý benzediðini merak ediyor. Ýnsanýn kendi çýplak gerçeðiyle yüzleþmeden içsel direncini yenemeyeceðini biliyor. Kendime sorduðum sorulara verdiðim yanýtlarý içsel direncimin çýplak verileri olarak algýladýðým için kendime þu sorularý soruyorum: “Kendimi neye dayanarak sorguluyorum? Bastýrýlmýþ duygu/ düþüncelerimi doðru konumlandýramadýðým için mi onlarýn dostu olamýyorum? Aþýrý duygu ve duyarlýlýklarýmý törpüleyemediðim için mi kendime saðduyuyla yaklaþamýyorum? Korkularýmýn deðil; cesaretimin üstüne gittiðim için mi baþarýsýzým? Ben mi zamaný yoksa zaman mý beni ütülüyor? Gören kör olmak mý yoksa görülmeyeni görmek mi ruhuna yaklaþtýrýyor insaný? Kýrgýnlýklar öç almak için nefreti doðuruyor. Duygularýmýz mý yoksa düþüncelerimiz mi ruhumuzu parçalýyor? Parçalara ayrýlan ruhumuzu bir bütün haline getiren yaþa(ya)madýklarýmýz mý yoksa hayallerimiz mi? Babamýn elleri olduðunu düþündüðüm bir erkek elinin saçýmý okþadýðýný hissediyorum. Bitmesini istemiyorum bu büyülü anýn. Gözlerimi bu duygularla açýyorum. Karþýmda duran kiþinin babam deðil Sigmund Freud olduðunu görüyorum. Þaþkýnlýk / özlem karýþýmý bir duyguyla ona sarýlýyorum. Sessizliði o bozuyor: “Bedriye, erkek çocuklarýnýn babalarýnýn yerine geçmek için babalarýný öldüreceðini düþündüðüm için kýzlarýn varlýðýný babalar için tehlikeli görmüyorum. Bu yüzden 1918’de kýzým Anna’yý gizlice analiz ettiðim gibi sana psikoterapi uygulamak istiyorum doðum günü hediyesi olarak.”

Sevgili Freud, monografi/ biyografilerin, yazýn ekininin geliþmesinin, bizden sonraki kuþaklara kalýt olarak býrakýlmasýnýn tartýþýlmaz önemini þimdi daha iyi anlýyorum. Yetkin her biyografi yazarý, hayatýný kaleme aldýðý yazar, þair, bilim adamý vb... insanlarýn kiþilik haklarý/ yaþamlarýný adadýðý ilkelerine sonuna kadar sadýk kalmalý. Saygýn çevirmenler ise bir insanýn, yaþamýný elinde bulundurmanýn, biçimlendirmenin ve o insaný yeniden yaratmanýn, zorunlu tarafsýzlýðýný/ sorumluluðunu taþýmanýn önemini bizlere her koþulda hissettirmeli diye düþünüyorum. Bununla birlikte dilimize çevrilen biyografin ile eserlerini okuyor hakkýnda çekilen belgeselleri ise izliyorum sýk sýk. Hakkýnda edindiðim bilgileri seninle paylaþmanýn sevincini yaþýyorum. Seninle karþýlýklý sohbet etmeyi psikoterapi yapmana tercih etmem seni incitiyor mu?”

“ Tercihin beni incitmiyor, Bedriyecik.”

“Sevgili Freud, Amalia ve Jacob Freud’un oðlu olarak Sigismund Shlomo Freud Freiberg 6 Mayýs 1856 yýlýnda Moravya’da doðuyorsun. Ýyimser, dengeli, iþ hýrsý olmayan yün tüccarý baban J. Freud, üçüncü eþi olan annenden yirmi yaþ büyük olduðu için aðabeylerin baban, babansa deden olacak yaþta oluyor. Yaþlar ve sýfatlar arasýndaki uçurumdan dolayý ayný evi paylaþtýðýn insanlarýn birbirleriyle olan iliþkilerini anlamlandýramýyorsun. On yaþýna geldiðinde beþ kýz bir erkek kardeþin oluyor ama sen her koþulda annenin vaz geçilmezi olduðun için evde kendine ait çalýþma odasý olan tek kiþisin. Eðitim gördüðün Yahudi okullarýnda çalýþmayý tutku ediniyorsun kendine. Hafýzanda silik bir yeri olduðunu düþündüðün baban öldüðünde annenin ölümünden daha fazla seni etkilediðini anlýyorsun. 95yaþýnda ölen annenin senin üzerinde güçlü bir etkisi oluyor. Baban Ortodoks bir Yahudi kültürüyle yetiþmiþ olmasýna ve Ýbraniceyi iyi bilmesine raðmen, çocuklarýnýn bu kültürle yetiþmelerini istemiyor, çocuklarýnýn bu kültürün önemli bir parçasý sayýlan, Purim veya Fýsýh gibi bayramlarý bir dini bayram kültürüyle deðil de, aile ve dost toplantýlarý olarak algýlamalarýný saðlýyor. Hýristiyan’dan birisi yürüyüþe çýkan babanýn baþýndaki yepyeni kasketini bilinçli olarak yere düþürdükten sonra babana: “Kaldýrýmdan aþaðý in Yahudi!” diye baðýrýyor. Babanýn adama tepki göstereceði yerde ezik bir þekilde kaldýrýmdan inerek, yerdeki kasketini almasýný kabullenmiyorsun. Tarihe mal olmuþ halkýnýn onurlarýný kurtaran Musa Peygamber ile Hannibal’a özeniyorsun. Çocukluðun, Yahudilerin üçüncü sýnýf insan muamelesi gördüðü dönemlere rastlýyor. Aðýr evlilik vergileri yüzünden evlenemeyen Yahudilerin umarsýzlýðýndan, baskýcý yasalarýn sonuçlarý ruhsal olarak seni sarsýyor. 1848 yýlýnda Avusturyalý liberallerin, Yahudi düþmaný yasalarý ortadan kaldýrmalarý ve yeni kurduklarý hükümette birkaç Yahudi’nin de yer almasýna seviniyorsun. Eðitimine Viyana’da baþlýyorsun. Öðrenmeye aç bir öðrenci olarak Fransýzca, Ýngilizce, Yunanca ve Latince öðrenmekle yetinmiyor kendi çabalarýnla, Ýtalyanca ve Ýspanyolca da öðreniyorsun. Geleceðin idealist cesur ve yürekli bilim adamý olacaðýný ödünsüz iradenle kanýtlýyorsun.

“Sevgili Bedriye, sen yaþadýklarýmý bana anýmsatarak sohbete hýzlý bir giriþ yapýyorsun ama ben senin hakkýnda konuþmak istiyorum. Psikoloji/ felsefe ile çok yakýndan ilgileniyorsun. Hayatýný bir bütün olarak gözden geçirdiðinde kendinden þikâyetçi olduðun yanlarýn mý yoksa kendinden memnun olduðun yanlarýn mý daha fazla?

“Sevgili Freud, ruhumu bir bütünün parçalarý olarak duygu mikroskobumda incelediðim de memnuniyetsiz yanlarýmýn fazla olduðunu görüyorum. Ýnsan beynindeki her hücrenin aslýnda beyninin alfabesi olduðunu düþünüyorum. Ruhumun alfabesiyle yeni tanýþan birisi olarak okuduklarýmýn dýþýnda senin kelimelerinle meslek ve özel yaþantýnýn bilmezliðine ortak olma ayrýcalýðýný doðum günü hediyesi olarak benden esirgememeni istiyorum senden.

“Benden sýra dýþý bir armaðan isteyen Bedriye’yi kýrabilir miyim? Çocukken ünlü bir avukat olmak istiyorum.1873’te tercihimi týptan yana yapýyorum ve Viyana Üniversitesi’nde týp öðrencisi oluyorum. Ünlü zoolog Carl Brühl’ün “Kucaklayan Ana” adlý, doða üzerine yazdýðý tutkulu bir þiirini dinledikten sonra bilim adamý olmaya karar veriyorum. Öðrenciyken Sigismund olan adýmý da Sigmund olarak deðiþtiriyorum. Baþarýya ve üne açým. Araþtýrmacý/ sabýrlý ve kararlý olmamý buna borçluyum. Tabularý yýkmak istiyorum. Ciddi anlamda etkileniyorum bilim adamý Biyolog C. Darwin’den. Darwin, 1871’de yayýmladýðý “Ýnsanýn Türeyiþi” adlý yapýtýnda, insanýn da diðer organizmalar gibi evrime tabi olduðunu ve ‘kýllý, kuyruklu, dört ayaklý” bir hayvandan türediðini yazýyordu. O dönemde pek çok insan gibi bu düþüncenin hem insanlara hem de tanrýya bir hakaret olduðunu düþünmüyorum. Ben, antropolojinin Feuerbach teolojisinin yerine insanýn evrimini ve geliþimini incelenmesi gerektiðine inanýyorum. Hayatým boyunca birçok felsefe ve teoloji görüþüne bu yüzden karþý çýkýyorum. Karþý çýkma düþüncesi farklýlýðý fark etmemi saðlýyor. Öðrenciliðimin üçüncü yýlýnda araþtýrmacý ruhum beni , “yaþayan organizmalarýn ve onlarýn hücre, doku, organ gibi bileþenlerinin iþleyiþinin incelenmesine tahsis edilmiþ bir fizyoloji laboratuvarýna katýlmaya itti.”

Viyanalý bilim adamý Ernst Brücke’den olaðanüstü etkileniyorum. Bu saygýn bilim adamýyla birlikte beþ yýl fizyoloji üzerinde çalýþýyorum. Beþ yýlda balýklarýn /kerevitlerin salt sinir sistemleriyle ilgilenmiyor ayný zamanda yýlan balýklarýnýn cinsel organlarýnýn yapýsýyla da ilgileniyorum. Elde ettiðim verileri baþka dokulardan ayýrmanýn neden / sonuçlarýný yeni bir yöntem olarak lanse ediyorum makalelerimde. Öðrenciliðimde sýk sýk depresyona giriyorum. Bir Alman askeri doktorunun raporunda, kokainin askerlerin dayanýklýlýðýný arttýrdýðýný okuyunca, kokainle ilgileniyorum. Kokaini kendi üzerimde deneyerek dayanýklýlýðý artýrdýðýna ikna oluyorum ve bu düþüncemi güvendiðim bir meslektaþlarýyla paylaþýyorum. Benim kokain üzerine anlattýklarýndan ilham alýyor arkadaþým C. Koller, göz ameliyatlarýnda kokainin kullanýlabilecek bir lokal uyuþturucu fikrini tamamen kendisine mal ediyor. C. Koller bu buluþuyla göz cerrahisinde büyük bir çýkýþ yaptýðý gibi paraya ve þöhrete ulaþýyor. Bense genç, parasýzlýktan evlenememiþ yoksul bir doktorum hâlâ. Ne ki Koller’in on dokuzuncu yüzyýlda kendine ait olmayan onur kýrýcý/ yüz kýzartýcý þöhreti yirmi birinci yüzyýlda da peþini býrakmýyor onun. Adý benimle ile ilgili yazýlan tüm eserlerde, çekilen belgesellerde bilim etiðinin alnýna kara leke süren insan olarak anýlýyor/ anýlacak. Akademik birçok þansýzlýk yaþýyorum. Aklým bilim dünyasýna yakacaðým meþalelerin ne türden meþaleler olacaðý fikri ile büyüleniyor. Bunun için çok çalýþýyorum. Çalýþmalarým/ hýrsým ve baþarýlarým okulumda gerekli karþýlýðý bulmuyor. Ailevi nedenlerden dolayý da paraya çok gereksinim duyuyorum. Viyana Genel Hastanesi’nde stajyer Dr. olarak çalýþmaya baþlýyorum; çünkü evlenmek istiyorum. Yirmi yaþýnda âþýk oluyorum eþime. Utangaç ve ateþli bir âþýðým. Çalýþma disiplinim kadar kadýnlar hakkýnda engin bilgim/ deneyimim olmuyor. Ýflah olmaz bir romantik olduðunu bilmeni istiyorum. Niþanlýma yazdýðým romantik mektuplardan ciltler dolusu roman yazýlacaðýný düþünüyorum. Otuzunda evlendiðim eþimden altý çocuðum oluyor. Eþim Martha Bernays eðitimli Alman edebiyatýyla da ilgilenen iyi bir okuyucu olduðu kadar altý çocuðuna ideal bir anne saðduyulu ve sakin kiþiliðiyle bana da mükemmel bir eþ oluyor.

“ Freud Baba, histeri neden ilgi alanýn oluyor senin?”

“Bedriye, yazgým beni 1885 yýlýnda Viyana Genel Hastanesi’nde sinir hastalýklarýný uzmanlýk alaným yaparak ödüllendiriyor. Hastalarýmýn birçoðu histeri ve histeriye baðlý hastalýklardan dolayý mustaripti. Bilinçaltý kralý histeriydi. Histeri hastalarýný soðuk suya koyacak ve onlara zincir takacak kadar umarsýzdýk. Ýnsanlýðý tehdit eden bu hastalýðý yenmek istiyorum. Baþarýya ulaþmanýn yolu ise deneme/ yanýlma yönteminden geçiyordu.

1870’lerde Fransa’da hipnoz uygulamalarýnda dünyayý hayrete düþüren büyük bir geliþme sergiliyordu sara (“Grand Mal Epilepsy: nöbetlerle kendini gösteren bir sinir sistemi hastalýðý”) hastalýðýnda. Histerinin sadece tanýmlarý yapýlýyor ama yapýlan tanýmlarýn hiçbiri histeriyi tanýmlamýyordu. Histeri Yunancada rahim anlamýna geliyordu (uterus kelimesi de ayný kökten geldiði için on dokuzuncu yüzyýl sonlarýna kadar histerinin kadýnlarýn üreme organlarýndan kaynaklanan kadýnlara özgü bir hastalýk olduðu sanýlýyordu.) Evlenmemiþ veya dul kadýnlarýn cinselliðe duyumsadýklarý açlýk histeriyi bir kadýn hastalýðý yapýyordu. Daha sonralarý Charcot’un, histerinin beynindeki bir lezyonun neden olduðu zihinsel bir hastalýk olduðu yönündeki bulgularý sayesinde histerinin bir kadýn hastalýðý olmadýðý anlaþýlýyordu.

1885 yýlýnda Ernst Brücke’nin bana saðladýðý bursla hipnotizma yöntemiyle dünyayý hayrete düþüren Sinir Hastalýklarý Uzmaný Fransýz bilim adamý Dr. Jean Martin Charcot’un çalýþma ve mesai arkadaþý olmak için Paris’e gidiyorum. Oradan histeri hastalarýný soðuk su ile zincirden kurtaran hipnozla tanýþýyorum. Histeri hastalarýnýn hipnozla tedavi edilmesi beni insanlýðýn bu hastalýðý yeneceðine inandýrýyor. En önemlisi umutsuzluða kapýlmamam gerektiðini anlýyorum. Ýnsan ruhunu mercek altýna almayý öðreniyorum. Viyana’ya geri döndüðümde aklýmdaki fikirleri hayata geçiriyorum. Branþýmdaki tüm hastalýklar beyni kapsadýðý için ben de beyin felci nörolojik hastalýklarýn nedenlerini inceliyorum ve incelemelerimde elde ettiðim bulgular üzerinde makaleler yazýyorum. Doðumla baþlayan yaþam/ cinsellik ve ölüm gibi elzem konularla ilgileniyorum. Paris dönüþü hastalarý hipnoz etmek için mütevazý bir muayene açýyorum. Hipnozu Charcot, zihnin gizli kalmýþ bölümüne ikinci zihin olarak algýlýyordu. Ben de onun ikinci zihin dediði bölümü bilinçaltýna dönüþtürmeyi deneyimliyorum hastalarýmýn üzerinde. Hastalarýmýn ikinci zihnine giriyor ve histerisine verdiðim hiprotik komut aracýlýðýyla hastamý histerisinden kurtarmayý düþünüyorum. Hipnozda hayal kýrýklýðýna uðruyorum bu yüzden kaplýca su terapisi gibi farký tedavi yöntemlerine yöneliyorum. Mýknatýs aracýlýðýyla da hastanýn bulgularýnýn bedeninin bir tarafýndan diðer tarafýna transfer ediyor hastalýðýn beyin üzerindeki gücünü ortadan kaldýracaðýma inanýyorum.

Benim ilk psikanaliz hastam olan Bertha Pappenheim’i bana arkadaþým Joseph yönlendiriyor. Bertha’nýn sorunu diðer hastalarýmýn sorunlarýndan farklý. Hastamda psikanaliz yöntemi baþarýlý oluyor. Bende hastam sayesinden bu türden þikâyetleri olan her hastanýn histeri olmadýðýný algýlýyorum. Ýnsanlýk ve benim için bir mucize oluyor bir tabunun yok olmasý. Konuþmanýn insan zihni üzerindeki muhteþem mucizesine tanýk oluyorum. Hastalarýmýn ruhlarýnda travma yaratan olaylarla tanýþýyorum. Emin oluyorum insaný içine düþtüðü umarsýzlýktan yine insanýn kendisinin kurtaracaðýna. Ýnsanlýðýn devrimi olarak algýlýyorum bu geliþmeyi; çünkü hastalar hasta sýfatýndan “insan” sýfatýna terfi ediyor. Bilinçaltý denilen o karanlýkta müthiþ bir aydýnlýðýn da var olduðuna inanýyorum. Mikroskobum duygular oluyor. Hastalarýmýn bilinçaltlarýna duygularý aracýlýðýyla yaptýðým yolculuklarda onlarý histerik eden olaylarýn ve olgularýn baþýnda çocukluklarýnda yaþadýklarý travmatik cinsel deneyimlerin neden olduðuna inanýyorum. Hastalarýmýn Nevrotik olmalarýna da cinselliðin neden olduðunu düþünüyorum. Çocuk ya cinsel tacizden ya da baský altýnda tutulan baskýn suçluluk duygusu sonucunda kafasýndan bir dizi cinsel fanteziler kuruyor.

“ En sýk karþýlaþtýðýn hastalýk türlerinden birisi de Nörotik erkeklik sendromu. Erkeklerin Nevrotik olmamalarý için niye dikkat etmeleri gerekiyor sana göre?

“Bana göre bir erkek Nörotik olmak istemiyorsa kadýnýyla özgürce cinsel iliþkiye girmeli. Duygularýn kumasý olarak algýlýyorum prezervatif ile mastürbasyonu. Eþler arasýndaki duygusal alýþ veriþi prezervatifin baltaladýðýný düþünüyorum. Küçük kýzým dünyaya geldikten sonra bu düþüncemden dolayý cinsel perhize giriyorum ve kendimi kadýnlarýn deðil bilimin koynuna atýyorum”

“Freud Baba, çalýþmalarýný doðru yorumlayacak birikimden yoksunum. Bu yüzden çalýþmalarýnla insanlýðýn kütüphanesine kazandýrdýðýn yapýtlarýn hakkýndan beni bilgilendirir misin?

“Bedriye, hayatýmý, biseksüellik, histeri, çocuk cinselliðine iliþkin, psikanalist olarak negatif ve erotik transferanslar, rüyalarýn yorumlarý, yas ve melankoli, toplum ve birey arasýndaki iliþkiler vb... insanýn duygu ve düþünce dünyasýndaki bütün karanlýklarý aydýnlatmak için yapýtlar ile denemeler yazýyorum. Psikanaliz ve histeri üzerinde yayýmladýðým önemli demeler ile eserlerimin bazýlarýný anýmsayacak olursam: (1895) “Ýrma’nýn Enjeksiyonu Rüyasý’na eðiliyorum. Histeri Üzerine Çalýþmalar’ý yayýmlýyorum.(1905) Sýrasýyla: Cinsellik Kuramý Üzerine Üç Deneme (1914); Narsisizm Üzerine, ( 1920); Haz Ýlkesinin Ötesinde,( 1926); Alaylý Analiz Sorunu, ( 1929); Uygarlýk ve Hoþnutsuzluklarý (1938 ) Bir Yanýlsamanýn Geleceði ile Musa ve Tektanrýcýlýk’ý yayýmlýyorum.

Psikanalizi uluslararasý toplum tarafýndan kabul edilmesi için mücadele ediyorum. 1925’de “Yaþamým ve Psikanaliz”de þöyle diyorum: “Ýnsanlýk tarihinin olaylarý, insan doðasý, kültürel geliþim ve ilkçaðlardaki yaþantýnýn tortularý (bunlarýn en önde geleni din olmak üzere) arasýndaki etkileþimlerin, psikanalizin bireyde incelediði, ego, id ve süperego arasýndaki dinamik çatýþmalarýn bir yansýmasýndan baþka bir þey olmadýðýný, daha geniþ bir ölçekte yinelenen ayný süreçten ibaret olduðunu, þimdi her zamankinden daha açýk algýlýyorum.”

1895’te “Histeri Üzerine Çalýþmalar”ý yayýmlýyorum. Eserde farklý bir görüþü olan histerinin psikolojik yanýný ortaya koyuyorum. Histeriklerin ruhlarýnda tahribat yaratan ezici duygularýn bilinçaltýndaki bastýrýlmýþ duygulardan kaynaklandýðýný imliyorum. Anlýyorum ki, zihninde yaralý duygular taþýyan herkes histerik olabilir. Benim çocukluluk arkadaþýmdýr rüyalarým. Çocuk yaþta gördüðüm rüyalarý yazarak kayýt altýna alýyorum. Rüyalarýmý kahramanlarla ölümsüzleþtiriyorum. Rüyalarýmýn kahramanlarýndan birisi de Napolyon’du; çünkü onun þahsýnda savaþý/ savaþlarý kazanmanýn imparatorluðu vardý. O dönemde Viyana’da Yahudi karþýtlýðý beni Napolyon’a çekiyor. Benim en belirgin özelliklerimden birisi çalýþkanlýðým diðeri de savaþçý yanýmdýr. Yenilmek deðil yenmek için dünyaya geldiðime inanýyorum. Ýnsanlýðýn bilinçaltý Napolyon’u benim. Mesleðimde otorite olduðum dönemlerde rüyalarýmý daha farklý yorumlamaya baþlýyorum. Bana göre rüya gören kiþi rüyasý aracýlýðýyla kendi gerçek arzularýyla yüzleþiyor bu yolla kendi savunma sistemini harekete geçiriyor. Ýnsanýn ve insanlýðýn en büyük tehdidi olarak algýlýyorum iç savunma mekanizmasýný. Ýç savunma mekanizmasý bilinçli ya da bilinçsiz sansür uyguluyor insanýn duygularýna. Hastalarýmdan çocukken aile bireyleri tarafýndan cinsel saldýrýya maruz aldýklarýný dinliyorum. Hastalarýmýn anlattýklarýndan þüpheye kapýldýðým an kendi bilinçaltýma dört yýl süren bir yolculuk yapýyorum ki, bu yolculuðumu bir devrim olarak algýlýyorum. Yolculuðum kanalýyla en büyük korkum olan yolculuk hobimi yeniyorum. Kendi anýlarým gördüðüm rüyalarýmýn beynimde çaktýðý þimþekten aldýðým ilhamla duygularýma dair yaptýðým analizlere de yer verdiðim “ Rüyalarýn Yorumu’ nu yazýyorum. Rüyalarý; rüyayý gören kiþinin serbest çaðrýþým aracýlýðýyla bastýrýlmýþ/ açýða çýkmaya ihtiyaç duyduðu duygularýn çýðlýklarý olarak yorumluyorum. Hastalarýmýn gördüðü rüyalarýna göre hastalýklarýný teþhis ediyorum. Rüyalarý kuramlara indirgiyorum. En sýk karþýlaþtýðým rüya türü anksiyete rüya türü. Anksiyete rüyalarý görenler bilinçaltýnda bastýrýlmýþ cinsel arzularýyla rüyalarýnda tanýþýyorlar. Diðer bir deyiþle hasta libidoya dönüþtürdüðü enerjisini yataðý boþ olduðu için rüyasýnda yaþayarak cinsel doyuma ulaþýyor. Bana göre hastalarýmýn duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarýna göre deðiþiyor gördükleri rüyalar. Eserim çok tutuluyor. Eserin diðer baskýsýnda þunlarý yazýyorum: “ Rüyalarýn yorumu, zihnin bilinçdýþý etkinliklerinin bilgisine giden ana yoldur.” Yazdýðým Cinsellik Kuramý Üzerine Üç Deneme (1914)’de cinselliðin masum olduðunu ve en gizil döneminin de çocukluk dönemi olduðunu vurguluyorum. Daha sonra cinselliði indirgediðim üç aþamayý þöyle açýklýyorum: “Doðumdan beþ yaþýna kadarki cinsel bakýmdan aktif olunan evre; çocuðun cinselliðini unutup yok sayýldýðý dönem olan beþ yaþýndan buluð çaðýna kadarki gizlilik evresi; buluð çaðýnda baþlayan eriþkin cinsellik evresi.”Eserimin en büyük kusuru cinsel haz ile cinsel uyarlamayý insan aklýnda þüphe býrakmayacak kadar net bir biçimde tanýmlayamamýþ olmamdýr. Bir diðer boþluðun da kadýn/ erkeðin cinsel serüvenlerine dayalý önyargýlarýmýn býraktýðý boþluk olduðunu düþünüyorum. Cinsel araþtýrmalarýmý tek eþlilik ile serbest cinsel iliþkiler üzerinde yoðunlaþtýrýyorum. Evli bir erkeðin eþiyle yaþadýðý birlikteliðin nitelikli cinsel birliktelik olduðunu söylüyorum. Buna karþý serbest cinsel iliþkilerin tek eþli iliþkilerden farklý olarak kadýný ve erkeði eþit oranda özgürleþtireceðini düþündüðüm için serbest cinsel iliþkiyi yüreklice destekliyorum. Cinselliði özgürleþtirmek için etkin doðum kontrol yöntemlerinin çoðaltýlarak aktif bir þekilde günlük yaþamdaki yerini almasýnýn önemini de vurguluyorum sýk sýk.

Alfred Adler ile nevroz üzerindeki kuramlarýmýz örtüþmüyor. Kuramlar arasý tartýþmalar bir yana Adler’in kuramlarýma yaklaþýmýndan dolayý “Uygarlýk ve Hoþnutsuzluklarý” yapýtýmda Alman yazar Heinrich Heine’nin “ Ýnsan düþmanlarýný baðýþlamalý, ancak asýlmalarýndan sonra” saptamasýný alýntýlýyorum. Bilimsel alan ayný zamanda rekabet alanýdýr. Bu alandaki çekiþmelerin boyutu ürkütüyor beni. Ben eserlerim kadar yazdýðým makalelerimi de önemli buluyorum. Psikanaliz için en yararlý makalem bana göre “Tedaviye Baþlamak Üzerine” dir. Makalemde psikanalizin gerçekte hastalarýn serbest çaðrýþýmlara verdiði tepkilerin toplamý olduðunu savunuyorum. Makalemde önemine sýk sýk vurgu yaptýðým transferlerle ilgili düþüncelerimi “ Transferansýn Dinamikleri” ile “Transferans Yasasý Üzerine Gözlemler” adýyla yazdýðým yazýlarýmda belirtiyorum. Önemsediðim bir diðer denemem ise “Yas ve Melankoli Üzerine” dir. Melankolinin depresyonu biçimlendirdiðine inanýyorum. Kendini cezalandýrma düþüncesi bir bütün halinde iþlev gören egodan ayrýlarak oluþturduðu özerk egonun yardýmýyla kiþinin kendisini yargýlama sonucunda cezalandýrdýðýný açýklýyorum. “ Totem ve Tabu” dört denemeden oluþuyor. Erkekler gibi kadýnlarýn da penisi olduðunu savunuyorum. Kýzlarýn iðdiþ edildiklerini erkeklerin ise babalarýnýn penislerini yok edeceklerinden korktuklarýný açýklýyorum. Çocukken anneye duyulan ateþli arzularý da Oidipus kompleksi olarak adlandýrmakla yetinmiyor konuya dair þu haklý saptamada bulunuyorum: “ Bu kader bizi etkiler; çünkü bu bizim kaderimiz olabilir. Ýlk cinsel güdülerimizi annemize ilk nefret ve öldürme güdülerimizi ise babamýza yöneltmemiz sanýrým hepimizin ortak bir kaderidir. Rüyalarýmýz bize bunun böyle olduðunu söylüyor.” 1924’te yazdýðým “Oidipus Karmaþasýnýn Yok Ediliþi” yazýmda ise “ Bu deðiþimler, yetiþtirilmenin ve çocuðu sevgiyi kaybetme tehdidi altýnda býrakan dýþ kaynaklý göz korkutmalarýn sonucu gibi görülmekte” saptamasýný yapýyorum. “ Cinsler Arasýndaki Anatomik Ayrýmýn Bazý Fiziksel Sonuçlarý” yazýmda da þöyle açýklýyorum: “ Kadýnlar için ahlaki normallik düzeyinin erkeklerinkinden farklý olduðu, kimsenin karþý koyamayacaðý bir gerçektir.” Kadýnlara dair farklý bir saptamamam da þu: “ Kadýn erkekten daha düþük adalet duygusuna sahiptir, hayatýn önemli zaruretlerine boyun eðme eðilimi daha azdýr, kararlarýnda þefkat ya da düþmanlýk duygusu daha çok etkili olur.”

Kýzým Anna’nýn varlýðýnda yetkin bir psikanalist olmak için ille de eðitimin gerekmediðine inandýðým için eðitimsiz analizi þiddetle savunuyorum analizi doktorlardan korumak için. Bu duygularýmý “Eðitim Görmeksizin Analiz Sorunu( 1926)’nda yanlýþ anlaþýlmaya meydan býrakmadan yazýyorum. Günlük yaþamda bilinçaltýnýn birey hayatý üzerindeki görülmeyen etkisini basite indirgeyerek anlatýyorum Freudyen Dil Sürçmesi’nde. Yapýtta bireyin gördüðü rüyalar, küçük unutkanlýklar ile dil sürçmelerinin altýnda yatan asýl nedenin dilimizin deðil; beynimizin sürçtüðünü anýmsatýyorum. Benim devrim olarak algýladýðým en önemli buluþlarýmdan birisi de ensest/ erkeklik fantezileri olduðunu düþünüyorum. Hayatýný inkârla sonlandýrmak istemeyen benim için yapmam gereken tek þey toplum tabularýný ve baskýlarýný karþýma almamdýr. Zaaflar da kirlilik de güzellikte… kafa tasýmýzýn içindedir. Bilinçaltýmda deneyimlediðim bulgularý adlandýrýyorum kategorilere ayýrmak için. Ben toplumun çocuðun masum ruhunda kopan fýrtýnalarýn ne türden günahlarý içinde barýndýrdýðýný görünür kýlýyorum. Ben de çocukken erkek kardeþimin ölmesini istiyor, annemi de bir erkek olarak arzuluyordum. Bilincimin kolladýðý duygularý yargýlamadýðým gibi ahlaki/ ahlaksýz olarak da konumlandýrmýyorum da. Anlýyorum ki çocuklarýn dünyasý büyüklerinkinden daha karmaþýktýr.

Kavramlar gibi kuramlara da düþkünüm. Ýnsan gerçeðinde oynadýklarý rollere göre önem kazanan aþk ve ölüm… gibi kavramlarýn insanbilimi ile birlikte edebiyatta da hak ettiði yeri almasýný istiyorum. En önemlisi savunduklarýmý aþmak için beynimi özgür býrakýyorum. Benim zihinsel özgürlüðüme olan düþkünlüðüm o dönemde cinsel sapkýnlýk olarak algýlanýyor. Savunduðum her düþünceyi bilimin fay hattýna görüþlerimi ise fay segmentlerine benzetiyorum. Son kitabým olan,“Musa ve Tektanrýcýlýk”’ta Musa’nýn Yahudi deðil; Mýsýrlý olduðunu yazýyorum. Yahudi cemaatinden aldýðým olumsuz eleþtiriler hakkýnda Tarihçi Charles Singer’a yazdýðým mektubumda konuya iliþkin düþüncelerimi þöyle açýklýyorum: “Söylemeye bile gerek yok, kendi halkýmý darýltmaktan hoþlanýyor deðilim. Ama ne yapabilirim ki? Tüm hayatýmý, kendi insanlarým için rahatsýzlýk verici ve nahoþ da olsa, bilimsel hakikat olarak gördüðüm þeyleri savunmak yolunda harcadým. Sonunu bir inkârla getiremem.“

“ Sevgili Freud, bilimsel serüveninin bir kýsmýna tanýk olmanýn haklý onurunu yaþýyorum. Seni dinlerken senin kiþiliðini gözleme þansým oluyor. Bilimsel buluþlarýn gibi kiþiliðinin de yanlýþý ya da doðrusuyla insanlýk için bir kazaným olduðunu düþünüyorum. Kiþiliðin hakkýndaki düþüncelerimi karþýnda yanýlmayý göze alarak seninle paylaþmak istiyorum.”

“ Anlaþýlan beni kibarca susturmak istiyorsun. Yanýlmaktan korkma; yanýlmamayý göze almaktan kork.”

“Freud Baba, “Benim gibi bir insan kendini tümüyle verebileceði bir konusu olmadan yaþayamaz. Benliðini saran bir hýrsa, bir yeteneðe ihtiyacý var. Ben yeteneðimi ve bunu nerede kullanabileceðimi buldum. Sýnýrlarýmý biliyorum,” sözlerini kiþiliðinin mihenk taþý olarak algýlýyorum. Senin insan yanýný bu yüzden kendime yakýn buluyorum. Karþýmýzdaki insaný bizim için deðerli kýlan o insanýn davranýþlarýnýn içimizdeki karþýlýðýdýr. Benim gibi dostlarýndan sadece sadakat bekliyor, güvenine ihanet edenlerle tüm iliþkilerini bitiriyorsun. Uðradýðýn hayal kýrýklýklarý yüreðini benim gibi parçalýyor. Parçalanmýþ yüreðini koruma altýna almak için kendi görüþlerini savunan insanlarla dostluk kuruyorsun. En büyük yanýlgýnýn kendini bir insan olarak deðil de bir erkek olarak analiz ettiðinin farkýna varmamak olduðunu düþünüyorum. Aksi takdirde “Kadýnlar ne ister?” diye sorduðun soruyu “Kadýnlarýn baþlýca sorunu erkeklik organýna duyduðu kýskançlýktýr,” diye yanýtlamaz, üstün insan olmayý da erkeklik organýna indirgemezdin. Karanlýk kýta olarak algýladýðýn kadýnlarýn harikulade erkeklik organýndan yoksun olduklarý için hayatlarý boyunca kendilerini hep aþaðý hissedeceklerine inanmazdýn diye düþünüyorum. Üstün insan olmayý erkeklik organý bazýnda hâlâ ele almak istiyorsan, erkeklerin organlarý yüzünden içine düþtüðü acýnasý haller üzerine de bir deneme yazmaný öneriyorum sana. Sevgili Freud, erkek olmaktan insan olmaya vakitleri olmayan, þehvetin kölesi olan erkek ordusunun kadýnlara verdiði zararlarýn tanýðý olduðun savaþlardaki kýyýmlarý aratmadýðýný görmeni çok istiyorum. Ýnsanýn içgüdüleri oldum olasý ilgi alanýma giriyor. Ýnsanýn sýnýrsýzlýðý vücudunda deðil içgüdülerini yöneten beynindedir. Kendi mahremiyetine düþkünlüðün yüzünden günlüklerin ile el yazmalarýný yakmasaydýn meslek dýþý yazdýklarýnda senin insan yanýnýn derinliðine inme þansým daha fazla olurdu diye düþünüyorum.

Ýnsanýn dolayýsýyla da insanlýðýn öldürme hýrsýna ilk olarak I. Dünya Savaþý’nda tanýk oluyorsun. Ýnsanlarýn kendinden olmayaný öldürmesi seni ürküttüðü kadar geleceðe dair karamsar düþüncelere kapýlmana da neden oluyor. Eserlerinde irdelediðin konular deðiþiyor; çünkü insanlarýn ölmek ve öldürmek güdüsünün altýnda yatan baþlýca nedenin insanlarýn baþýboþ býrakýldýðý için kendi kendisini öldürmeye duyduðu ihtiyaç olduðunu düþünüyorsun. Ýnsan zihnindeki insanlýðýn savaþýný dehþet içinde izliyorsun. Savaþýn soðuk yüzü evine konuk olduðunda en sevdiðin kýzýný gýdasýzlýk ve soðuk yüzünden kaybediyorsun. 1933’te Hitler Almanya’da tahta geçtiðinde senin insanlýk adýna duyumsadýðýn en büyük korkun da beynindeki tahta geçiyor. Yetkilerin karanlýk içgüdüleri olan insanlarýn eline geçmesini insanlýðýn intiharý olarak algýlýyorsun haklý olarak. Ýnsanlýðýn kaderini elinde tutanlar insanlýðýn kasaplýðýna savunuyor çünkü. Hitler kitaplarýný yaktýðýnda haklý olarak þu saptamayý yapýyorsun: “Nasýl bir geliþme gösterdik bilmiyorum; ama Ortaçaðda olsaydýk beni yakarlardý; þimdi kitaplarýmý yakmakla yetiniyorlar.”

Yaþadýklarýn tanýk olduklarýn seni deðiþtiriyor, araþtýrma konularýný deðiþtiriyor. Medeniyetlerin dayattýðý en büyük sorunun tatminsizlik olduðunu düþündüðün “Medeniyet ve Tatminsizlik Dili” eserinde kültür ve varlýklar arasýndaki ruhsal savaþý inceliyorsun. Ýncelemelerin sonucunda toplumlarýn topyekûn medeni kýsýtlamalarýn dayattýðý bir sonuç olarak toplu bir yýkýma doðru hýzla gittiklerini anlatýyorsun.

Savaþ gibi puro tiryakiliði de seni arkandan vuruyor damak kanseriyle. Bu kanser yüzünden sýk sýk protez deðiþtiriyor ve sayýsýz ameliyat geçiriyorsun. Acýlarýn en büyüðüyle damaðýndaki kanserli dokularýn oluþturduðu yaralarýn kötü kokmasýyla tanýþýyorsun ama puro içmeyi býrakmýyorsun. Puro tutkunu sadakatin belgesi olarak algýlýyorum senin. Puro senin sana raðmen güzel ve temiz kalmýþ yanýný temsil ediyor; bu yüzden kanser düþmanýna puroyu teslim etmiyorsun. Ölümünün seni zevk ve yaratýcýkla ödüllendiren tek dostun olan puronun elinden olmasýný adil buluyorsun. 1920’li yýllarda herkesin gözünde insan zihnine dair tüm gerçekleri bilen bir bilge oluyorsun. Bilgeliðin ünle birlikte dudak uçuklatacak para teklifleri de getiriyor sana. Para tekliflerini ret ediyorsun. 13 Mart 1938’de Almanya’yý Avusturya’ya topraðýna katan Hitler’in Viyana’ya yürümesi bir yana Gestapo’nun kýzýný bir günlüðüne alýkoymasý bardaðý taþýran son damla oluyor. Öðrencin olan Prenses Maria Bonaparte/ diðer dostlarýnýn ýsrarýn ve yardýmýyla Viyana’dan Ýngiltere’ye gidiyorsun geride dört kýz kardeþini býraktýðýný biliyorsun. Kardeþlerinin hepsi de toplama kamplarýnda ölüyor. Gerçek anlamda korkuyla ilk kez tanýþýyorsun. Korku sadece rüyalarýný deðil, bakýþlarýný yüz hatlarýný hatta mimiklerini de fethediyor. Ölüm aný kapýný çalana dek Psikanalizin gerçek bir bilim dalý olarak kabul edilmesi için mücadele ediyorsun. 83 yaþýnda puronu elinden düþürmeden kendi isteðinle fazla morfinden bir nevi ötenazi yöntemiyle (23 Eylül 1939’da)kendini yaþadýklarýyla gerçekleþtirdiðini bilmenin verdiði güven ve huzurla gözlerini hayata yumuyorsun. Senin hayata gözlerini yumduðun saat eserlerinin uykudan uyandýðý saat oluyor.

Freud Baba, acý ile insan ruhunun boyutlarýna ermenin mümkün olmadýðýný düþünüyorum. Sen bir bilim adamý ben de bir edebiyatçýyým. Gerçeðe bakýþýmýzdaki farký benim duygusallýða kapýlýp katýksýz gerçeðin senin de katýksýz gerçek olmadýðýný bildiðin için melez gerçek/ gerçekçiliðin peþinden koþman olduðunu düþünüyorum. Sen kendi hatalarýný savunmak yerine hatalarýný acýmasýzca kendine anýmsatýyorsun. Adýn kökten deðiþimciliði çaðrýþtýrýyor ve sözde bilim adamlarýný korkutuyor. Görüþlerini dayanaklarýyla ortaya koymakta aþýrýya kaçýyorsun. Aþýrý alçak gönüllü olduðun kadar aþýrý yüreklisin de giriþtiðin her kavgada. Kadýnlar bir yanýyla inceleme konun diðer yanýyla eþin kýzlarýn ve kardeþlerin senin. Yanýndan bir an ayrýlmayan kýzýn Anna’ya sýrtýný korkusuzca yaslýyorsun. Keþke baba kýz olmasaydýnýz Anna ile. Ýliþkiniz mutlu çiftler için bir model olacaðýný düþünüyorum. Yaþadýklarýn/ savunduklarýnda kendinden baþka kahraman çýkarmayanlardan birisin sen. Ne yaþarsan yaþa acýnýn belini bükmesine izin vermeyen yanýn tüylerimi diken diken ediyor. Her þeyi yenmek ve seni yenmek isteyenleri de alt etmek ilken oluyor senin. Bana benzeyen bir yanýn da içinde insanlara karþý kýrgýnlýklarýný aþamaman. Kýrgýnlýklarýndan dolayý kendine sýðýnýyor bu da kendinde var olan gücü ortaya çýkarmaný saðlýyor. Ben de ýsrarla dürüstlüðün insaný önyargýlarýndan arýndýrdýðýný savunuyorum. Heyecana kapýlmayan sakinliðinle iç dünyaný dýþ dünyanýn yapaylýðýndan koruyan sen, hastana terapi yapar gibi bilgece ölüme gidiyorsun. Acýya dayanýklý insanlardan bilge insanlar çýkacaðý saptamam kiþiliðinle ölümsüzleþiyor içimde. Ýnsaný aldýðý ödüllerin deðil, katlandýklarýnýn düþünce kahramaný yaptýðýna inanýyorum týpký acýlarýn insaný olgunlaþtýrdýðýna inandýðým gibi. Kansere raðmen yazýyor ve üretiyorsun.

“Sevgili Bedriye, yanýlmayý göze alacak kadar karþýmda dürüstçe duygularýný ifade ettiðin için sana teþekkür ediyorum. Bir sonraki doðum gününde ben senin psikanalizini yapmak istiyorum. Eðer anlaþýrsak seni kendinle baþ baþa býrakýrým yok anlaþamazsak sözünü etmediðin diðer bilimsel çalýþmalarýmla kafaný allak bullak etmeyi sürdürürüm.

“Anlaþtýk Freud Baba. Önümüzdeki yýl bu odada ve bu saatte benim psikanalizi yapman için seni bekliyor olacaðým eðer yaþýyorsam.”

“Seneye görüþmek dileðiyle doðum günün kutlu olsun. Muhteþem olan tamamen bizim içimizi ayaklandýran samimi duygularýmla seni sevgiyle kucaklýyorum.”

19 Haziran 2013-07-03 Mersin.


Bedriye KORKANKORKMAZ




24 Ekim 2016 Pazartesi / 2593 okunma



"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...