Bedriye KORKANKORKMAZ
Sonsöz Ruhunu Dansa Kaldýran, Yalnýzlýðýn Dilsiz Derviþi: Bedriye Korkankorkmaz
Sonsöz
Ruhunu Dansa Kaldýran, Yalnýzlýðýn Dilsiz Derviþi: Bedriye Korkankorkmaz nasýl anlatsam babamýn sesiyle kendime kýzým diye sesleniþimi minik bir serçe gibi o sese konuþumu nasýl anlatsam yaþlandýkça konuþmayý unuttuðumu dedemin paltosu gibi duvarda sallanan yýllarýmý yaralarýmla kendimi yenilemek isteyiþimi minik parmaklarýmýn yaralarýma dokunamayýþýný yaþantýlar aydýnlatmalý karanlýðýmýzý nasýl anlatsam bu yüzden baþýna gelenleri sularý kirlenen çeþmeleri görünce yeni çeþmeler bulmak için yollara düþüþümü her köþe baþýnda duvar diplerinde gömdüðüm gölgemi öptüðümü nasýl anlatsam yaþamý her akþam ekmek gibi evlerine taþýyanlar boþluða düþen su damlalarýnýn yataðýyým ben gördüklerimin bana nasýl dokunduðunu nasýl anlatsan yaþama kýrgýnlýðýmý
bedriye korkankorkmaz
Güneþin göðü terk ettiði gibi ben de kendimi terk ediyorum. Yýllardýr kendime sorduðum sorular yanýtsýz kaldýkça kendimi içimde bir giysi askýsý gibi taþýyorum. Zamanýn adaletsizliðinden yakýnýyorum. Kendime/ yaþadýklarýma karþý adil olmak istiyorum. Neden-sonuç iliþkisi içerisinde kendime psikolojik baský uyguladýðýmý anlýyorum. Çocukluðum/ gençliðim ve yaþlýlýðýmla yaptýðým sohbetler amacýna ulaþmadýðý için ruhumun yaþlandýðýný hissediyorum. Yaþlý bir gül olan ruhumun dikeni olduðumu kabullenemiyorum. Dikenlerle dolu bir bahçede “günaydýn” diyorum kendime. Dikenlerin çýplak bacaðýma yazdýklarýný okuyorum. Gül dikeniyle anlamlýdýr; çünkü diken gülün kiþiliðidir. Ben gülün kiþiliðini yok sayarak gülü sevmek istiyorum. Güçsüzlüðü, insanýn gücüdür. Güç kadar güçsüzlük de insana zarar veriyor. Ýçimin ekoselerinde yalýn ayak yürüyorum. Bu duygularla deniz kenarýndaki en yüksek kayanýn üzerine oturuyorum. Ayný kayaya birlikte oturduðum kýzýn varlýðý beni rahatsýz etmiyor. Uzun bir süre dalgalarýn sesini dinliyorum. Bir ara kýzla göz göze geldiðimi anýmsýyorum. Kýza gayri ihtiyari: “Baþýmý yaslayacak bir omuz arýyorum” diyorum. Kýzla konuþtuðum ses tonu dikkatimi çekiyor. Merhamet dilenen bir ses tonum olduðunu bilmiyordum ama içimdeki kalelerden birisinin yýkýldýðýný biliyordum. O ses benim deðil, içimdeki kölenin sesiydi. O yüzden her þeyiyle bana aitti. Baþýmý kýzýn omzuna bu duygularla yaslýyorum. Yaþanmýþlýklarýn duraðýndan sessizliðe kilitlenmiþ birbirine yabancý iki insan… Yaþadýðýmý hissettiðim ender anlardan birini yaþýyorum. Kýza güveniyorum. Sözcükler/ öðretiler/ korkular anlamýný yitiriyor kýzýn yüzüne yansýyan duygu/ düþünce karmaþasý karþýsýnda. Ýfade dili lisana gerek duymadan insanýn kendisini ifade edeceði evrensel bir dil. Kendime benzemek isteyen birisi olarak yýllardýr ifade diliyle konuþuyorum insanlarla. Kýzla tanýþmak ve onunla sohbet etmek istiyorum. Ellerim deðil, içim titriyor. Titreyen duygularýmla kýza “ben Bedriye” diyorum. Kýz, yaþýyla baðdaþmayan bir aðýr baþlýlýkla “ben de Songül” diyor. “Memnun oldum,” diyorum. Songül’ün kendisiyle barýþýk biri olduðunu düþünüyorum içimden. Keder deðil, huzur yansýyor yüz hatlarýna. Yanaklarý elma gibi al. Gözlerinde yaþamý yenecek bir savaþçýnýn inancý var. “Sevgili Songül, hayatla/ kendinle barýþýk olmayý nasýl baþarýyorsun?” diye soruyorum ona. Kýz küçümseyen deðil, acýyan bir ifade ile yüzümü süzüyor. Kibirden uzak anlayýþa yakýn bir ses tonuyla “kendime/ hayata karþý dürüst davranarak” diyor. Ýçimde ayaklanan duygularýmdan olacak ona “ben kendime / yaþadýklarýma karþý dürüst deðil miyim?” diye soruyorum kýzgýn bir ses tonuyla. Neye uðradýðýný þaþýran kýzýn söyleyeceklerini yüreðimle dinliyorum. “Sevgili Bedriye, siz insanýn kendisiyle barýþmasýný bir sanat olarak algýlýyorsunuz, bense insanýn kendisi ile yaþam arasýnda tercih yapmamasý olarak algýlýyorum. Profesyonel olarak yapýlan her eylem sizin için masumiyetini yitiriyor. Kýzýn gençliðinin verdiði bir güçle mi yoksa yaþanmýþlýðýn verdiði birikimle mi benimle böyle konuþtuðunu bilmiyorum. O’na: “Ýnsanýn kendinde yaratmak istediði en büyük eseri ne olmalýdýr sizce?” diye soruyorum. Gülümsüyor. Aðzýndan tane tane çýkan sözcüklerle sorumu yanýtlýyor: “Ýnsanýn en büyük eseri çýkarýn/ hýrsýn kölesi olmamasýdýr diyor ve sürdürüyor konuþmasýný: Ben de sana sýrasýyla þu sorularý sormak istiyorum: Ýnsaný aydýnlatan vahi ilk’leri midir yoksa ilkeleri midir? Zevk sever insanlar ile hüzün sever insanlar arasýndaki en belirgin farklýlýk nedir? Su kirli ruhlarý temizleyebilir mi? Ýnsan ruhunu tek bir sevgi türüne indirgemek mümkün mü? Ruhumuz mu yoksa gözlerimiz mi aç?” Songül’ün birbiri arkasýna sorduðu sorular aklýmý baþýmdan alýyor. Sorularýna yanýt vermektense onunla ortak bir dil geliþtirmek ve geliþtirdiðimiz bu ortak dilde birbirimizin ruhsal çýplaklýðýna dokunmak istiyorum. “Caným, yaþanmýþ/ yaþanýlacak olaný eþzamanlýk içinde görmeyi/ deðerlendirmeyi önemsiyorum. Kararlýlýðýn deðil, kesinliðin insaný objektif gerçeklerden soyutladýðýný düþünüyorum. Sorularýnda kýzgýnlýk/ kýrgýnlýk olduðunu seziyorum. Bu da insan algýlayýþýný kendi doðrularýn üstünde temellendirdiðini düþündürüyor bana. Ben yaþam hakký gibi yaþama biçiminin de insanýn özgür iradesine devredilmesinden yanayým.” “Bedriye, siz benimle sohbet etmek ben de size sorular sormak istiyorum. Karþýlýklý olarak birbirimize dürüst davranmýyoruz. Matematikte yanýtlar sorunun içindedir. Ben de sorularý yanýtlaman için sormuyorum sana. Ruhunu vekâleten devreden insan var mý? Kim kimin ruhunun vekilidir? Sorular korkularýn panzehiridir. Kendisine soru soran insan ya ruhunun eline kalem vermiþ ya cennette ya da cehennemde kendisine bir yer hayal etmiþtir bana göre. Þu soruyu asla yanlýþ anlamayacaðýn bir yalýnlýkla soruyorum sana ve soruma yanýt vermeni bekliyorum senden: Korkunun hayatýndaki karþýlýðýný benimle paylaþýr mýsýn?” Ýçten içe dostluðuna sýðýndýðým Songül’ün sorusu, içimde ölüm uykusuna yatmýþ olan duygularýmý uyandýrýyor. Korku tabanlý duygularým korkunun içimdeki ayrýcalýðý karþýsýnda irkiliyor. Onu ürkütmeyecek ses tonuyla yanýtlýyorum sorusunu: Korku gölgem. Ýnsanlar önlerine ben de sürekli arkama bakýyorum. Korku benim için bir tür kendini sýnamak/ arýnmaktýr. Korkmadýðým zamanlar kendi kontrolümü kaybettiðimi düþünüyorum. Korku, içime yaptýðým uzun yolculuktur. Korkunun karþýsýnda bazen oturuyor, bazen ayakta duruyor; bazen de diz çöküyorum önünde. Korkunun karþýsýndaki duruþ pozisyonum farkýnda olmadan deðiþiyor. Deðiþen duruþ pozisyonlarýma bakarak gün içinde bulunduðum ruh durumumu analiz ediyorum. Korkunun önünde diz çöktüðüm anlarda kendimle “gurur” duyuyorum. Ayaktaysam kendime “saygý” duyuyorum. Yok, “oturuyorsam” kendime olan inancýmý yitirmiþim. Ben, sadece gölgemle konuþmuyorum; korkularýmla da konuþuyorum. Kederden içimin paramparça olduðu zamanlar oluyor. O an kaybettiðim bir dostu kazanma þansýmý yitirdiðimi anlýyorum. Aðlýyorum. Ýnsanlar fotoðraf makineleriyle, bense gözlemlerimle duygularýn fotoðrafýný çekiyorum. Ýnsan yüzlerini okumayý da korkularýmdan öðreniyorum. Ýnsanlarýn çok kolay yalan söylediklerini bana yüzleri söylüyor. Ben, yalan söyleyen insanýn yüzüne bakýyorum. Siniyorum karþýsýnda. O an karþýmdaki insan için gözyaþlarým içime akýyor. Ýnsanlar insanlarýn dýþ görüntüsüyle ilgileniyor bense insanlarýn deðerleriyle ölçüldüðü bir çaðda yaþamak istiyorum. Korkularýmdan öðreniyorum en deðerli kazanýmýn görünenin arkasýna sýðýnan insanýn görülmeyenin karþýsýndaki zavallýlýðýný görmeyi. Korku benim servetimdir ve servetimin insanlarýn ilgisini çekmediðini biliyorum. Ýnsanlarýn dokunamadýðý, en önemlisi kirletemediði bir servetin sahibiyim ben. Affetmenin büyüklüðünden söz ediyor bilgeler. Ben aksini düþünüyorum. Güvenimi kaybedecek deðin önemli bir hata yapan bir insaný sýk sýk affetmekten korkuyorum. Affetmenin bende alýþkanlýk haline gelmesinden ödüm kopuyor. Korkularýmdan biliyorum, eðer affetmeyi hak etmeyen bir insaný affediyorsam bu týpký suçlu bir insaný salývermem anlamýna geliyor. Ayný insan birçok insanýn güvenini ayaklar altýna alma hakkýný kendinde görmeye devam eder. Ýnsanýn kendisine, sonra karþýsýndaki insana güvenmesinin ne denli zor olduðunu yaþadýklarýmdan biliyorum. Güven saðlýk gibidir, kýymetini bilmedin mi seni baðýþlamýyor. Yangýn gibi acýmasýzdýr. Çünkü deðerlidir. Yalnýzlýðýmýn benim için her geçen gün ne anlam ifade ettiðini de korkularýmdan anlýyorum. Yalnýzlýðýmý kirletmeden taþýdýðým sürece; dostlarýmý da güvenle taþýma gücünü kendimde bulabilirim. Yorulduðum anlarýmda sýðýndýðým yalnýzlýðýma vefa borcum var. Borç diyorum; çünkü borcun karþýlýðýný ödeme tam olarak karþýlýyor duygularýmý. Yalnýzlýðýmýn da kazanýlmýþ hakkým olmadýðýný, bir gün hiç kapanmayacaðýný düþündüðüm dost kapýlarýnýn yüzüne kapandýðý insanlarý anýmsýyorum. Ýnsanlarýn hayatlarýndaki önemli olan her þeyi kaybetmekten korkmalarýný istiyorum. Korkunun erdemiyle tanýþan insan kendisini kolay kaybetmiyor, geldiði yeri unutmuyor, dostlarýna sýrtýný dönmüyor… Korku bizi hayatýmýzdaki angaryalardan da koruyor. Hayatýmýzda neyin önemli, neyin önemsiz olduðunu, neyi korumamýz, neden kurtulmamýz gerektiðini öðretiyor bize. Davranýþlarýmýzýn dökümünü korkularýmýz sayesinde okuyoruz. Kendime ihanet etmekten, yaþadýklarýmla arama mesafe girmesinden, ezikliðin bilinçaltý haritasýný çizememekten, düþüncelerimi güçlü/ güçsüz ayrýmý gözetmeden insanlarýn yüzüne söyleyememekten, yakýnlarýmla arama hesaplarýn girmesinden, bu dünyadan ayrýlan dostlarýmýn mezarlarýna rüyalarýmda çiçek býrakamamaktan, sözün bilgisi ile sözün bilgesi arasýndaki ayýrýmý yapamamaktan, din, dil, ýrk ayrýmý yapmanýn insanlýðý yargýlamak anlamýna geldiðini unutmaktan, karþýlýk beklemeden iyilik yapmayý ve bitkilerin susuz kalmasýndan korkmamaktan/ çok korkuyorum, ... Korkularýmla her akþam sohbet ediyorum. Anlýyorum ki korkunun esiri deðil, dostu olduðunda o da senin öðretmenin oluyor. Korkun da kiþiliðin gibi nitelikli olmalý. Aþk gibi, dostluk gibi, vefa gibi; kýsacasý; insaný, yücelten tüm kazanýmlar gibi korkumu da hakkýyla “hak” etmem için emek vermem gerektiðini biliyorum.” Sevgili Bedriye, seni dinlerken sana deðil, kendime þu sorularý sordum: Mutluluk gibi acýlarý da içimizde putlaþtýrýyor muyuz? Ýnsaný bir bütün yapan bedeni mi ruhu mu bilinci mi yoksa kemikleri midir? Ýnsan mý evrene evren mi insana ev sahipliði yapýyor? Ruh mu bedenin yoksa beden mi ruhun kahrýný çekiyor? Neden bilmek/ sorgulamak mutsuzluk cahillik/ biat ise huzur getiriyor insana? Günahýn sevdiði ruhumuzu saflýk neden üzüyor? Arzularýný yok sayarak insan Nirvana’ya mý ulaþýyor yoksa kendisini canlý canlý mezara mý gömüyor? Ruh temizliði bize neyi çaðrýþtýrýyor? Ölerek bedeninden kurtulan insan ruhundan da kurtuluyor mu? Ruh sanýldýðý gibi baþka bedenlerde can buluyor mu? Songül, sorularýn duygularýmla buluþuyor. Ýçimdeki sorular ýrmaðý taþacaðý zamaný bekliyordu. Acýlara insan olduðumuzu unutmamamýz için ihtiyacýmýz var. Acý ölüm gibidir, kapýsýný çalmadýðý insan yoktur. Sorularýnýn merkezini “aramak/ sorgulamak” oluþturuyor. Aramanýn/ sorgulamanýn fazlasýnýn insan için bir tehlike oluþturduðuna inanýyorum. Gözünün önündekini/ yanýndakini ve sevdiklerini göremez oluyor insan. Öðretiler aklýný bilgi ile zenginleþtirirken ruhunu duygusuzlaþtýrarak yoksullaþtýrýyor. O yüzden ruhsuzlardan bilgili insanlar çýkýyor; ama insan çýkmýyor. Ruhumuz deðil, biz yönümüzü/ yörüngemizi kaybediyoruz. Ruhumuzla aramýza mesafe koyan da biziz. Ruhumuzu yücelten dürüstlük bizi acýlardan korumuyor ama yalan kendisine sýðýnanlarý koruyor/ kolluyor. Yargýyý neye ve kime yönetirsek yöneltelim adil olamayacaðýmýzý düþünüyorum ben. Soru sormak da sorduðun sorulara yanýt vermek de özünde bir yargýyý içeriyor. Bu yüzden kesinkes bir yargýya dönüþmesine izin vermiyorum sözlerimin. Sevgili Bedriye, sen yanýma oturmadan kendime þu sorularý soruyordum içimden: “Ýnsanýn içinde yaþadýðý dünyanýn acýlarýndan/riyakârlýðýndan/ hýrsýndan… kendini soyutlamasý için ruh gibi görünmez olmasý mý gerekiyor? Ya da kendine köle olmadan yaþamak için zaafl arýný gözden çýkarmasý mý gerekiyor insanýn? Aklý mý mantýðý mý yoksa duygularý mý insaný felakete sürüklüyor? Bakmayý yüreðinden, sevmeyi ruhundan, konuþmayý duygularýndan, dokunmayý ellerinden öðrenmesi için insanýn nasýl bir yol izlemesi gerekiyor? Ýnsanýn kendisini yargýlamasý ile kendisine toleranslý davranmasý arasýndaki fark ne türden bir farkýndalýktýr? Ýnsan ruhuyla mezarda deðil yaþarken ayrýlýyor bana göre...” “Sorularýnda insaný düþünmeye sevk eden bir ýsrarýn olduðunu anlýyorum Sevgili Songül. Düþünmek de dýþ görünüþ gibi yanýltýyor insaný; çünkü olay/ olgular üzerinde derinlemesine düþünebilmesi için insanýn adýndan daha çok bilgiye sahip olmasý gerekiyor kendisine dair. Ekmek kavgasý/ yarýn kaygýsý taþýyanlar senin gibi kendine soru sormak için çýrpýnmýyor; aslanýn midesindeki ekmekten payýný almak için çýrpýnýyor. Ýnsanýn kendisinin farkýna varmasý için de belli bir düzeye gelmesi, hayatýnda birçok sorunlarý çözmesi gerekiyor. Her deðiþim özü itibarýyla radikal deðiþikliði de beraberinde getiriyor. Yüzümüze dokunabildiðimiz gibi içimize dokunabiliyor muyuz? Ýçimize dokunmamýz için sevdiklerimizden / öðretilerimizden ayrýlmamýz gerekebilir. Kendisini kazanmak istedikçe kendisinden kurtulmak da isteyebilir insan. Hesaplý yaþamaya tahammül etmek de insaný yoruyor. Her tür donanýmý da gözümüzde büyütmemeliyiz diye düþünüyorum; çünkü bilmediklerimizin heybeti karþýsýnda bildiklerimiz okyanusta bir toplu iðne baþý kadardýr. Para karþýlýðý yaþam koçlarýnýn içlerini okuyacaðýna inanan insanlar üzerinde düþündün mü hiç? Ýnsanlar yanýlmaktan deðil; kendinden vazgeçmekten korkmalýlar diye düþünüyorum. Ýnsan/ insan hayatý üzerinde genelleme yapmak yanýltýcý/ soyutlayýcýdýr. Anne karnýnda baþlayan hayatý mezarda sona eriyor insanýn. Mezara da anne karnýna da sýðan insan düþüncelerine sýðmýyor. Türlü türlü çiçekler birbirlerinin farklýlýðýný farkýndalýk olarak algýladýðýný kanýtlýyor iç içe yaþayarak. Ürettikleri/ tükettikleriyle kendisini çoðaltan her insan farklýlýðý zenginlik olarak algýlamýyor çiçekler gibi. Kadýn/ erkeðin birbirine sevgiyle kenetlendiði anýn güzelliðiyle bir annenin bebeðini emzirdiði anýn güzelliði yarýþabilir, ancak. Ben güzelliklerin birbirleriyle yarýþmasýný istiyorum kinin/ nefretin ille de ötekileþtirmenin/ ayrýþmanýn deðil. Doða insanýn ahretidir. Bu yüzden doðanýn gözlerinin içine bakamayan insanýn kendi gözlerinin içine de bakamayacaðýný düþünüyorum. Gözlerimizi yere indirerek konuþmak mahcupluðumuzun, suçluluðumuzun belki de ezikliðimizin belirtisidir. Sevgiyi dilenmek durumuna düþüyor insan. Çok konuþmak nasýl bir kusursa konuþmadan dinlemek de bir kusurdur. Sevgi nefretten, öz de sözden üstündür. Kutsal olan her þey biçimselliðe indirgendiðinde anlamsýzlaþýyor. Haklýlýðýn bir sorun olarak varlýðýný kabul ettirmesi için gerekliliðini kanýtlamasý gerekiyor. Bir insan sevdiðinin dostu, sevgilisi, öðretmeni, öðrencisi ve de katili olabiliyor. Görüntü de ses de yanýltýcýdýr. Deðiþim/ dönüþüm insanýn/ doðanýn deðiþmez gerçeðidir. Biz bu gerçeði göz ardý ediyoruz duygularýmýza kapýlarak. Baþarýyý ödül baþarýsýzlýðý kayýp olarak algýlayan bir toplumda yaþýyoruz. Baþarý/ baþarýsýzlýðýn izini seçilmiþ insanlar üzerinden sürdüðümüzde o insanlarýn hayatlarýna bazý baþarýlarýn felaket bazý baþarýsýzlýklarýn da hayýr getirdiðini görüyoruz. Kendine soru sormaktansa yaþamasýný istiyorum insanýn ben.” “Bedriye, sorular insanýn kendi gerçeðinden yola çýkarak evrensel bakýþ açýsýna ulaþmasýnýn alfabesidir. Eksiklerinin farkýna varmayan insan kendini geliþtirme ihtiyacý duymuyor. Sorular benliðimizin bize yazdýðý bir mektuptur. Yýllar önce içimde güneþe duran duygular, güzelliðin hislerimi hayata geçirmem olduðunu söylüyordu. Zamanla hislerim bencilliðim/ nankörlüðümle tarumar oldu içimde. Þimdilerde ise sadece sorularým kaldý elimde. Sorularýmla kendimi uyarmak/ uyandýrmak istiyorum. Ýnsaný günaha/ budalalýklara… iten yaþanmayana duyulan hasrettir. Ben yaþamýn bizi tükettiðini sense bizim kendimizi tükettiðimizi düþünüyorsun.” “Ýnsan tüm varlýklarýn siluetini yüreðinde taþýyan tek canlýdýr Songül’üm. Bu ayrýcalýk sayýsýz sorumluluklarý da beraberinde getiriyor insana. Hayatýmýzý eleþtirel bir gözle irdelediðimizde yaþadýklarýmýzýn bizi seçtiðini düþünüyorum. Aðaçtan düþen bir yapraðýn hüznü ile gökyüzünden kayan bir yýldýzýn hüznü ayný mý? Hayal ediyorum hümanist bir dünyada insanlarýn ne amaçlarý ne de sevdikleri uðruna kendilerini gözden çýkarmadan kendilerini yaþadýklarýný, kendilerini gerçekleþtirdiklerini.” “Bedriye, her þeyi görmenin ve her duyguyu yaþamanýn da insan için elzem olduðunu düþünüyorum.” “Haklýsýn Songül. Orantýsýz sevgi deprem kadar zarar veriyor insana/ sevdiklerine. Yaþanýlan her deneyim yaþanmýþlýk olduðu için deðerlidir. Ýnsanýn hem evrende hem de kendisinde var olmasý için gördüklerine/ yaþadýklarýna ihtiyacý vardýr.” “Bedriyecik, senden insanýn bilgiyle bilge olamayacaðýný kavradýðýn gibi benim hayatýndaki yerimi de kavramaný beklerdim. Ben yaþanmýþlýklarýnýn beline baðladýðýn kýrmýzý kurdelen bile olamamýþým senin. Ben geçmiþime sense yaþadýklarýna/ geleceðe baðlýsýn. Benim senin gerçeðinde yerim yok ama sen benim tek gerçeðimsin. Yýllardýr seni içimde yargýlayýp/ eleþtirmek yerine sadece anlamaya çalýþýyorum. Sen, kendine yaþamla/ yaþanmýþlýkla deðil soylu güdülerle sesleniyorsun. Ýnsanlardan senin gibi soylu güdülerle kendisine seslenmesini bekliyorsun. Ulaþtýðýn içsel temizliðe herkesin de senin gibi bedel ödeyerek ulaþmasýný istiyorsun. O yüzden insanlarýn yalan söylemesini, çýkarlarýna yenilmesini sevgi uðruna bile olsa boyun eðmesini anlamýyorsun. Kadim dostun olan yalnýzlýk bile içindeki soyluluk/ kutsallýk karþýsýnda ürküyor. Haksýzlýða haksýzlýkla, yalana yalanla, ihanete ihanetle karþýlýk vermemeyi geçmiþ edindiðin için benim gibi zaaflarýna yenilen bir insanýn senin geçmiþinde yeri yok. Böyle bir geçmiþe sahip olmak demek kendini canlý canlý mezara gömmek demek. Sen bilgiyi/ öðretmenleri/ öðretileri aþmýþ insanlýða/ dostluða sýðýnmýþsýn. Sýðýndýðýn deðerlerin senin kazanýmlarýný kanýksamalarýný bekliyorsun. Sýradanlýðýn deðil; deðerlerinin yücelttiði soyluluðu düstur ediniyorsun kendine. Yükselmeyi/ ünlü olmayý/ dostsuz/ parasýz/ sevgisiz/ ilaçsýz kalmayý göze almýþ bir insanla kim kendisini eþitlemek ister soruyorum sana? Ünü/ sýfatlarý ve paranýn gücünü küçümsüyorsun. Ýnsan doðasý kötülüðün/ihanetin/öç almanýn/ kibrin/ yoksunluðun/yoksulluðun /yalnýzlýðýn ve hastalýklarýn… eseridir. Ben kendimi sýradan insanlarla eþitliyorum sen de kendini kendinle eþitliyorsun. Ýnsanlar seni kaybetmekten korkuyor ben de yalnýz kalacaðým korkusuyla insanlarý kaybetmekten korkuyorum. Sen sýrtýný döndüklerine yüzünü dönmüyorsun; beni kýranlar da beni kýrdýklarýný fark etmiyor. Ben; aðlýyor/ düþünüyor / duygularýma kapýlýyor ve yaþýyorum. Sense, aðlamaktansa düþünüyorsun; düþünmektense sorguluyorsun sorgulamaktansa eyleme geçiriyorsun düþüncelerini. Konuþmaktansa yazýyorsun. Duygularýna ve mantýðýna eþit mesafede duruyorsun. Derdini kendinle, mutluðunu baþkalarýyla paylaþýyorsun. Korkularýna ayar veriyorsun. Sevginin kendisini özgürleþtireceðine inanýyorsun. Kendine alevsin insanlara su. Ýnsanlar senin elini halktan biri olarak tutsa, halktan biri gibi ruhuna dokunsa da, ruhunun derinliklerine inmek isteyen insan, seni soylu bir duygunun tahtýnda, eriþilmez bir gök katýnda bulabilir. Ýþte bu yüzden eremiyorlar senin dostluðuna insanlar benim gibi. Onlarýn sýradan ruhlarýnýn senin gibi soylu ve derin bir ruha ulaþmasý bana göre yaþamýn en acýmasýz serüvenidir. Çünkü soylular, sýradanlara inanmýyor haklý olarak. Bu türden farklýlýklarýmýzdan dolayý ruhlarýmýz ayný dili konuþmuyor yýllardýr seninle.” “Sevgili Songül, tek taraflý duygular/ düþünceler özü itibarýyla baðnazdýr. Her düþünce karþýtýyla anlam kazandýðý için kötülüðü iyilik büyütüyor. Sevgide, aþaðýlama nefret ve hýnç yoktur. Ýnsan yüreðine dokunan her þeyi bir bütün olarak sevmelidir. Sevgi; hissedilir, anlatýlmaz yaþanýlýr. Yaþadýklarý insaný büyütüyor imkânlarý deðil. Katýksýz saf olmadýðý gibi saf kirli de yoktur. Bundandýr insanýn baþkalarýnýn acý/ mutluluðunda bir parça sorumlu olmasý. Yoksullarýn sýrtýnda Karun kadar zengin olanlarý anýmsa. Doðarken kesilen göbek baðýna benziyor yaþadýklarýmýzla aramýzdaki bað ve o baðý da ölüm kesiyor. Su kayadan, yumuþak sertten, sevgi zorbalýktan, hayat ölümden üstündür… Beni inandýðým gibi yaþadýðým için eleþtiriyorsun. Ben düþünceler gibi hislerin de bilinci olduðunu düþündüðüm için kendimle çeliþmek istemiyorum. Yalanýn raðbet gören bir ideoloji olarak benimsenmesinden ürküyorum. Ýnsanlar birbirlerinin önünde baþka, arkasýnda baþka davranýyorlar. Bu türden önlü arkalý davranýþlar sonucunda insanlar hayatlarýný rol yaparak geçiriyorlar. Rol yapa yapa rol yapmakta sanatçýlar onlarla yarýþamýyor. Her rol bir amaca hizmet ettiði için kiþiliksizliði, baðnazlýðý, cahilliði de beraberinde getiriyor. Kendimize rol yaptýðýmýz için kendimizi, yakýnlarýmýza rol yaptýðýmýz için yakýnlarýmýzý tanýmýyoruz. Rollerin dayattýðý bir sonuçtur insanýn kendisiyle organik iliþki kurmakta sýnýfta kalmasý. Duygularýný özgürce ifade edemeyen her insanýn kiþiliðinin aþaðýlandýðýný düþünüyorum. Bir diðer yanýlgýmýz da kiþisel geliþimimizi duygusal çöküþe vardýrmamýz. Ýnsan birey bilinciyle kendisiyle kurduðu iliþkisinde organik bir bütünlük oluþturmuþsa bu önünde eðilmeyi hak eden bir kazanýmdýr. Ýnsanlýða aydýnlýðýn kapýsýný aralayan her kazaným deðerlidir. Savaþ gibi hastalýklar da sona erdiði için deðerlidir. Seni dinlerken yüzünü seyrettim. Yüzün; saflýðýn, inceliðin ve sadeliðin manzarasýydý. Yaþamýn yaþadýklarýmýzýn arka bahçesi deðil, bilincimizin kapýsý olduðu için o kapýyý insanlýðý karanlýða / gericiliðe mahkûm etmemek için açýk tutmalýyýz. Yüreðimin gençlik kapýsý, seninle yanýlgýlarýmýzýn paramparça ettiði iki insanýz. Yaþadýðýmýzý/yaþadýklarýmýzý farkýna vararak kendimizi yaþamýn kollarýna býrakmalýyýz diye düþünüyorum. Acýmasýzlýðým/ sevgisizliðimin sonuçlarýný yüzünden okuyorum. Benim yapmaya çalýþtýðým þey güzellikleri sahiplenmekti. Benim gibi sessiz direniþi tercih edenlerin kendinden baþka sýrtýný yaslayacaðý kimseleri yoktur. Sessiz savaþlarý saðlam özgün yaþam birikimi ile yerleþik deðerlere olan baðlýlýðýnla kazanabilirsin. Doðrularýmýn en ufak bir olumsuzluk karþýsýnda yer deðiþtirmesine geçit vermemek için kendime ihanet etmemeye çalýþýyorum. Yaðmurlar gibi kendine benzeyerek ve kendine özgü ifade dili ile kendimi anlatmak istiyorum. Yaðmurlar caddeleri, sokaklarý, aðaçlarý, çiçekleri yýkadýðý gibi, insanlarýn içini de yýkayabilir mi? Ýnsanlýk onurunun kapitalizmle mücadelesi dünya döndüðü sürece devam edecektir; çünkü insanýn katlanma sýnýrý var ama kapitalizmin sömürme sýnýrlar yok.”
“Sevgili Bedriye, bana dürüst/ içten davrandýðýn için teþekkür ediyorum sana. Herkes gibi bizim de huzura ihtiyacýmýz var. Ýnsanlarýn yalnýzlýðý bir sýðýnak olarak düþünmesinin ve bu sýðýnaða ömrünün sonuna kadar sýðýnmasýnýn nedeni de huzurdur. Huzursuzluðun içten/ dýþtan gelmiþ olmasý bir anlam ifade etmiyor. Huzursuzluk bizim gibi kendisiyle kavgasý olanlara ev sahipliði yapýyor. Huzursuzluðu insanýn iç aydýnlýðý olarak da algýlýyorum ben.” “Songül’üm, Ýç/dýþ dünya güzelliklerini yaþatmamýz için huzursuzluðumuzu da aþkla sahiplenmeliyiz. Hayatýn aþký da özgürlük/ özgünlüktür. Korunmasýz yaþamalýyýz aþk gibi hayatta. Aþkýn hayat karþýsýnda kazanmasýnýn nedeni tutkulu/ hýrslý ve direngen olmasýdýr. Aþkta tutku inancýn önüne geçiyor; çünkü aþkýn dini/ dili ve ýrký -hissetmektir. Aþk insanlýða sýnýrlarý/ tabularý sevmenin/ sevilmenin yýkacaðýný kanýtlýyor. Aþka yoðunlaþmamýn sebebi bizim birbirimize duyumsadýðýmýz derin baðlýlýktýr. Seninle iki yiðit iki ödünsüz iki dürüst iki yürekli insanýz. Senin varlýðýnda karmaþýk / tehlikeli yanýmla tanýþýyorum ben. Senin ulaþýlmazlýðýný/ gizemini de bu yüzden seviyorum. Yüreðimi þiirlerimi/ yazýlarýmý bugünden sonra senin ruhunla yazmak istiyorum. Tatlý olan sen acý olansa benim. Her þair gibi ben de duygu/ düþüncelerimin tasarýmcýsýyým. Acemi olduðum için senin sorularýný/ sitemlerini algýlamakta zorlanýyorum. Sen; göbek adýmsýn. Sen; gençliðimsin. Sen; zamanýn benden aldýklarýnýn canlý kanýtýsýn. Seni kaybettiðim için duygularým ifl as etti. Ben bilimsel düþünceye duygusal düþünceyi göz ardý etmemek için tapmadým. Varlýðýmý/ varlýðýnla birleþtiriyorum. Zihnimizin/duygularýmýzýn bahçesine ektiklerimle daha çok ilgileniyorum þimdilerde. Ýnan bana, ne alýþkanlýklar ne olaylar ne de yaþadýklarýmýz deliriyor, aklýný kaçýran sadece bizleriz. Büyümem için büyütmem gerekiyor duygularýmý/düþüncelerimi/ insaný/ bitkileri… Gerçekçiliðin ürkütücülüðünü deðil, merhametini kavramaya açým seni kazanmaya aç olduðum kadar. Aðaçlar gibi ben de köksüz yaþayamýyorum.
Ben köklerimin üstünde insanlýða sevgisini yazýlarýyla/ þiirleriyle iletmek isteyen yavru bir serçemin senin. Yavru serçen kendisini senin karþýnda seyretmeye gelenleri uyutan bir palyaçoya benzetiyor. Caným, benim yaþadýklarýmla yazdýðým senaryo çok farklý. Duygularýmýn beni mahkûm ettiði hapishanemde düþüncelerim gardiyan. Senin duyuþ/ hissediþ duyarlýðýnýn hiç deðiþmediði için kendinle görüþmek için görüþ gününe gerek yok. En önemlisi düþüncelerinden bir toplama kampý yaratmadýðýn için modern dünyanýn gerçeklerinin senin gerçeðinle uyuþmasýný da beklemiyorsun. Ben senin sorun olarak algýlamadýðýn gerçeklerin varlýðýný kabullenmek zorundayým, o gerçeklerin bir parçasý olmadan. Bu yüzden öðretmenlerim bitkilerdir. Baharda soyunup dökülen kýþta kendisini sarýp sarmalayan ilkbaharda yeniden dünyaya gelen doða sonbaharda bitkileri nadasa býrakýyor kendi devrimlerini önümüzdeki yýl gönüllerince gerçekleþtirmeleri için. Sevdikçe sevilmenin sýrasýnýn bana gelmesini sabýrla beklemeyi de senden öðreniyorum. Songül’üm, ikimiz de yaralandýk ama onurumuzu kaybetmedik. Sevmeyi sevgisizlikten öðrendik. Gülmedik ama aðlatmadýk da. Ýhanete uðradýk ama ihanet etmedik. Kýsacasý birbirine kenetlenmiþ ruhumuzu sadece biz yargýlamayabilir sadece biz baðýþlayabiliriz. Karþýlýklý incittiðimiz ruhumuz kul hakkýnýn aðýrlýðý altýnda ezilmedi. Biz seninle kendi doðurmadýðýmýz çocuklarý doðurmaya kalkýþtýk. Hem çok yalnýzdýk hem de kendi yalnýzlýðýmýzdan bir dünya yaratmak istedik. Kendimizi aþan acýlarla ruhumuzda insanlýðýn ortak yaþam alaný yarattýk. Yaþamýn/ doðanýn doðurganlýðýyla yarýþsýn istedik insanlýða âþýk duygularýmýz. Hüzünleri insanlýðýn tarihinden silip atmak için geleceðin güzelliðine tutunduk. Biz insanlýðýn acýlarý/ umarsýzlýðý kadar gerçeðiz. Birbirimizi yýllar gibi yaþadýklarýmýzla çoðalttýk. Bizi bir araya getiren þey yaþatýlmýþlýðýmýzda yalýtýlmýþlýk duygusuydu. Bu duygunun bizi yeniden birbirine kenetleyeceðine yürekten inanýyorum. Ýnan bana seninle denize karýþan iki küçük ýrmaktýk dün. Þu an birbirimizin hayatýna kattýklarýmýzla okyanusa atýlan kalem kutusu olduk. Kimsenin ahýyla tanýþmayan ruhumun týpký senin gibi beni taraf olduklarýmla baðýþlamasýný olmadýklarýmla yargýlamasýný bekliyorum senden. Sevgili Bedriye, seni beni tamamlayan yanýnla tanýma þansým oldu bugün. Davranýþlarým / sorularýmdan ötürü senin gerçeðine ermediðim için seni baðýþlamadýðýmý düþünmeni istemiyorum. Ruhumuz gibi ben de seni tanýyan herkesin sende bulduðu ilahi ýþýkla aydýnlandýk. Hayat seni sýkýþtýrsa da, üzse de etrafýna o tanrýsal ýþýðý yaymaya devam ediyorsun. Sesindeki o ilahi güç, nicelerini sýrrýný bilmedikleri bir tapýnaðýn önünde bekletir gibi bekletiyor benim gibi. Ýnsanlar, en pýrýltýlý hayatlarý yaþasalar bile asla ulaþamayacaklarý bir zenginliði sende bulacaklarýný bildikleri için sen kendini sakladýðýn halde sana ulaþabilmek için kapýlarýný yumrukluyorlar. Senin sesin mucizeye inandýrýyor insanlarý benim gibi. Unuttuðumuz ve bir daha geri gelmeyecek bir insanlýk haline. Bu yüzden benim gibi düþünen insanlar için özelsin. Bir örnek insanlarýn bir örnek hayatlarý yaþadýðý, her gün cesetlerimizin üzerine basarak ilerlediðimiz hayatta sen farklýsýn. Bu farklýlýðý, bu zenginliði kaybetme. Kaybettirme. Düþün ki milyarlarca insan tümüyle çürümüþ yalanlarýn peþinde tüketiyor hayatýný. Seni bu yalanlarla yargýlamalarýna izin verme. Bunlar yüzünden eksiklik hissetme. Sen de beni her an ölümün eþiðinden döndüren sesindeki mucizeye inan. Bazen en sonunda anlarýz ki, þöyle ya da böyle yaþadýðýmýz hayattýr mucize olan. Benim için hayat kadar mucizesin ve ben mucizemi çok seviyorum. Bugün 19 Haziran. Senin/benin ve ruhumuzun doðum günü. Bu doðum günümüzde hayata karþý birleþtik sen, ben ve ruhun. Doðum gününü ruhumla birlikte yaþamak kadar gerçek paylaþmak kadar kutsal duygularla kutluyoruz nice yýllara sevgili Bedriye…
19 Haziran 2013 Mersin
Bedriye KORKANKORKMAZ
"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...
Sonsöz
Ruhunu Dansa Kaldýran, Yalnýzlýðýn Dilsiz Derviþi: Bedriye Korkankorkmaz nasýl anlatsam babamýn sesiyle kendime kýzým diye sesleniþimi minik bir serçe gibi o sese konuþumu nasýl anlatsam yaþlandýkça konuþmayý unuttuðumu dedemin paltosu gibi duvarda sallanan yýllarýmý yaralarýmla kendimi yenilemek isteyiþimi minik parmaklarýmýn yaralarýma dokunamayýþýný yaþantýlar aydýnlatmalý karanlýðýmýzý nasýl anlatsam bu yüzden baþýna gelenleri sularý kirlenen çeþmeleri görünce yeni çeþmeler bulmak için yollara düþüþümü her köþe baþýnda duvar diplerinde gömdüðüm gölgemi öptüðümü nasýl anlatsam yaþamý her akþam ekmek gibi evlerine taþýyanlar boþluða düþen su damlalarýnýn yataðýyým ben gördüklerimin bana nasýl dokunduðunu nasýl anlatsan yaþama kýrgýnlýðýmý
bedriye korkankorkmaz
Güneþin göðü terk ettiði gibi ben de kendimi terk ediyorum. Yýllardýr kendime sorduðum sorular yanýtsýz kaldýkça kendimi içimde bir giysi askýsý gibi taþýyorum. Zamanýn adaletsizliðinden yakýnýyorum. Kendime/ yaþadýklarýma karþý adil olmak istiyorum. Neden-sonuç iliþkisi içerisinde kendime psikolojik baský uyguladýðýmý anlýyorum. Çocukluðum/ gençliðim ve yaþlýlýðýmla yaptýðým sohbetler amacýna ulaþmadýðý için ruhumun yaþlandýðýný hissediyorum. Yaþlý bir gül olan ruhumun dikeni olduðumu kabullenemiyorum. Dikenlerle dolu bir bahçede “günaydýn” diyorum kendime. Dikenlerin çýplak bacaðýma yazdýklarýný okuyorum. Gül dikeniyle anlamlýdýr; çünkü diken gülün kiþiliðidir. Ben gülün kiþiliðini yok sayarak gülü sevmek istiyorum. Güçsüzlüðü, insanýn gücüdür. Güç kadar güçsüzlük de insana zarar veriyor. Ýçimin ekoselerinde yalýn ayak yürüyorum. Bu duygularla deniz kenarýndaki en yüksek kayanýn üzerine oturuyorum. Ayný kayaya birlikte oturduðum kýzýn varlýðý beni rahatsýz etmiyor. Uzun bir süre dalgalarýn sesini dinliyorum. Bir ara kýzla göz göze geldiðimi anýmsýyorum. Kýza gayri ihtiyari: “Baþýmý yaslayacak bir omuz arýyorum” diyorum. Kýzla konuþtuðum ses tonu dikkatimi çekiyor. Merhamet dilenen bir ses tonum olduðunu bilmiyordum ama içimdeki kalelerden birisinin yýkýldýðýný biliyordum. O ses benim deðil, içimdeki kölenin sesiydi. O yüzden her þeyiyle bana aitti. Baþýmý kýzýn omzuna bu duygularla yaslýyorum. Yaþanmýþlýklarýn duraðýndan sessizliðe kilitlenmiþ birbirine yabancý iki insan… Yaþadýðýmý hissettiðim ender anlardan birini yaþýyorum. Kýza güveniyorum. Sözcükler/ öðretiler/ korkular anlamýný yitiriyor kýzýn yüzüne yansýyan duygu/ düþünce karmaþasý karþýsýnda. Ýfade dili lisana gerek duymadan insanýn kendisini ifade edeceði evrensel bir dil. Kendime benzemek isteyen birisi olarak yýllardýr ifade diliyle konuþuyorum insanlarla. Kýzla tanýþmak ve onunla sohbet etmek istiyorum. Ellerim deðil, içim titriyor. Titreyen duygularýmla kýza “ben Bedriye” diyorum. Kýz, yaþýyla baðdaþmayan bir aðýr baþlýlýkla “ben de Songül” diyor. “Memnun oldum,” diyorum. Songül’ün kendisiyle barýþýk biri olduðunu düþünüyorum içimden. Keder deðil, huzur yansýyor yüz hatlarýna. Yanaklarý elma gibi al. Gözlerinde yaþamý yenecek bir savaþçýnýn inancý var. “Sevgili Songül, hayatla/ kendinle barýþýk olmayý nasýl baþarýyorsun?” diye soruyorum ona. Kýz küçümseyen deðil, acýyan bir ifade ile yüzümü süzüyor. Kibirden uzak anlayýþa yakýn bir ses tonuyla “kendime/ hayata karþý dürüst davranarak” diyor. Ýçimde ayaklanan duygularýmdan olacak ona “ben kendime / yaþadýklarýma karþý dürüst deðil miyim?” diye soruyorum kýzgýn bir ses tonuyla. Neye uðradýðýný þaþýran kýzýn söyleyeceklerini yüreðimle dinliyorum. “Sevgili Bedriye, siz insanýn kendisiyle barýþmasýný bir sanat olarak algýlýyorsunuz, bense insanýn kendisi ile yaþam arasýnda tercih yapmamasý olarak algýlýyorum. Profesyonel olarak yapýlan her eylem sizin için masumiyetini yitiriyor. Kýzýn gençliðinin verdiði bir güçle mi yoksa yaþanmýþlýðýn verdiði birikimle mi benimle böyle konuþtuðunu bilmiyorum. O’na: “Ýnsanýn kendinde yaratmak istediði en büyük eseri ne olmalýdýr sizce?” diye soruyorum. Gülümsüyor. Aðzýndan tane tane çýkan sözcüklerle sorumu yanýtlýyor: “Ýnsanýn en büyük eseri çýkarýn/ hýrsýn kölesi olmamasýdýr diyor ve sürdürüyor konuþmasýný: Ben de sana sýrasýyla þu sorularý sormak istiyorum: Ýnsaný aydýnlatan vahi ilk’leri midir yoksa ilkeleri midir? Zevk sever insanlar ile hüzün sever insanlar arasýndaki en belirgin farklýlýk nedir? Su kirli ruhlarý temizleyebilir mi? Ýnsan ruhunu tek bir sevgi türüne indirgemek mümkün mü? Ruhumuz mu yoksa gözlerimiz mi aç?” Songül’ün birbiri arkasýna sorduðu sorular aklýmý baþýmdan alýyor. Sorularýna yanýt vermektense onunla ortak bir dil geliþtirmek ve geliþtirdiðimiz bu ortak dilde birbirimizin ruhsal çýplaklýðýna dokunmak istiyorum. “Caným, yaþanmýþ/ yaþanýlacak olaný eþzamanlýk içinde görmeyi/ deðerlendirmeyi önemsiyorum. Kararlýlýðýn deðil, kesinliðin insaný objektif gerçeklerden soyutladýðýný düþünüyorum. Sorularýnda kýzgýnlýk/ kýrgýnlýk olduðunu seziyorum. Bu da insan algýlayýþýný kendi doðrularýn üstünde temellendirdiðini düþündürüyor bana. Ben yaþam hakký gibi yaþama biçiminin de insanýn özgür iradesine devredilmesinden yanayým.” “Bedriye, siz benimle sohbet etmek ben de size sorular sormak istiyorum. Karþýlýklý olarak birbirimize dürüst davranmýyoruz. Matematikte yanýtlar sorunun içindedir. Ben de sorularý yanýtlaman için sormuyorum sana. Ruhunu vekâleten devreden insan var mý? Kim kimin ruhunun vekilidir? Sorular korkularýn panzehiridir. Kendisine soru soran insan ya ruhunun eline kalem vermiþ ya cennette ya da cehennemde kendisine bir yer hayal etmiþtir bana göre. Þu soruyu asla yanlýþ anlamayacaðýn bir yalýnlýkla soruyorum sana ve soruma yanýt vermeni bekliyorum senden: Korkunun hayatýndaki karþýlýðýný benimle paylaþýr mýsýn?” Ýçten içe dostluðuna sýðýndýðým Songül’ün sorusu, içimde ölüm uykusuna yatmýþ olan duygularýmý uyandýrýyor. Korku tabanlý duygularým korkunun içimdeki ayrýcalýðý karþýsýnda irkiliyor. Onu ürkütmeyecek ses tonuyla yanýtlýyorum sorusunu: Korku gölgem. Ýnsanlar önlerine ben de sürekli arkama bakýyorum. Korku benim için bir tür kendini sýnamak/ arýnmaktýr. Korkmadýðým zamanlar kendi kontrolümü kaybettiðimi düþünüyorum. Korku, içime yaptýðým uzun yolculuktur. Korkunun karþýsýnda bazen oturuyor, bazen ayakta duruyor; bazen de diz çöküyorum önünde. Korkunun karþýsýndaki duruþ pozisyonum farkýnda olmadan deðiþiyor. Deðiþen duruþ pozisyonlarýma bakarak gün içinde bulunduðum ruh durumumu analiz ediyorum. Korkunun önünde diz çöktüðüm anlarda kendimle “gurur” duyuyorum. Ayaktaysam kendime “saygý” duyuyorum. Yok, “oturuyorsam” kendime olan inancýmý yitirmiþim. Ben, sadece gölgemle konuþmuyorum; korkularýmla da konuþuyorum. Kederden içimin paramparça olduðu zamanlar oluyor. O an kaybettiðim bir dostu kazanma þansýmý yitirdiðimi anlýyorum. Aðlýyorum. Ýnsanlar fotoðraf makineleriyle, bense gözlemlerimle duygularýn fotoðrafýný çekiyorum. Ýnsan yüzlerini okumayý da korkularýmdan öðreniyorum. Ýnsanlarýn çok kolay yalan söylediklerini bana yüzleri söylüyor. Ben, yalan söyleyen insanýn yüzüne bakýyorum. Siniyorum karþýsýnda. O an karþýmdaki insan için gözyaþlarým içime akýyor. Ýnsanlar insanlarýn dýþ görüntüsüyle ilgileniyor bense insanlarýn deðerleriyle ölçüldüðü bir çaðda yaþamak istiyorum. Korkularýmdan öðreniyorum en deðerli kazanýmýn görünenin arkasýna sýðýnan insanýn görülmeyenin karþýsýndaki zavallýlýðýný görmeyi. Korku benim servetimdir ve servetimin insanlarýn ilgisini çekmediðini biliyorum. Ýnsanlarýn dokunamadýðý, en önemlisi kirletemediði bir servetin sahibiyim ben. Affetmenin büyüklüðünden söz ediyor bilgeler. Ben aksini düþünüyorum. Güvenimi kaybedecek deðin önemli bir hata yapan bir insaný sýk sýk affetmekten korkuyorum. Affetmenin bende alýþkanlýk haline gelmesinden ödüm kopuyor. Korkularýmdan biliyorum, eðer affetmeyi hak etmeyen bir insaný affediyorsam bu týpký suçlu bir insaný salývermem anlamýna geliyor. Ayný insan birçok insanýn güvenini ayaklar altýna alma hakkýný kendinde görmeye devam eder. Ýnsanýn kendisine, sonra karþýsýndaki insana güvenmesinin ne denli zor olduðunu yaþadýklarýmdan biliyorum. Güven saðlýk gibidir, kýymetini bilmedin mi seni baðýþlamýyor. Yangýn gibi acýmasýzdýr. Çünkü deðerlidir. Yalnýzlýðýmýn benim için her geçen gün ne anlam ifade ettiðini de korkularýmdan anlýyorum. Yalnýzlýðýmý kirletmeden taþýdýðým sürece; dostlarýmý da güvenle taþýma gücünü kendimde bulabilirim. Yorulduðum anlarýmda sýðýndýðým yalnýzlýðýma vefa borcum var. Borç diyorum; çünkü borcun karþýlýðýný ödeme tam olarak karþýlýyor duygularýmý. Yalnýzlýðýmýn da kazanýlmýþ hakkým olmadýðýný, bir gün hiç kapanmayacaðýný düþündüðüm dost kapýlarýnýn yüzüne kapandýðý insanlarý anýmsýyorum. Ýnsanlarýn hayatlarýndaki önemli olan her þeyi kaybetmekten korkmalarýný istiyorum. Korkunun erdemiyle tanýþan insan kendisini kolay kaybetmiyor, geldiði yeri unutmuyor, dostlarýna sýrtýný dönmüyor… Korku bizi hayatýmýzdaki angaryalardan da koruyor. Hayatýmýzda neyin önemli, neyin önemsiz olduðunu, neyi korumamýz, neden kurtulmamýz gerektiðini öðretiyor bize. Davranýþlarýmýzýn dökümünü korkularýmýz sayesinde okuyoruz. Kendime ihanet etmekten, yaþadýklarýmla arama mesafe girmesinden, ezikliðin bilinçaltý haritasýný çizememekten, düþüncelerimi güçlü/ güçsüz ayrýmý gözetmeden insanlarýn yüzüne söyleyememekten, yakýnlarýmla arama hesaplarýn girmesinden, bu dünyadan ayrýlan dostlarýmýn mezarlarýna rüyalarýmda çiçek býrakamamaktan, sözün bilgisi ile sözün bilgesi arasýndaki ayýrýmý yapamamaktan, din, dil, ýrk ayrýmý yapmanýn insanlýðý yargýlamak anlamýna geldiðini unutmaktan, karþýlýk beklemeden iyilik yapmayý ve bitkilerin susuz kalmasýndan korkmamaktan/ çok korkuyorum, ... Korkularýmla her akþam sohbet ediyorum. Anlýyorum ki korkunun esiri deðil, dostu olduðunda o da senin öðretmenin oluyor. Korkun da kiþiliðin gibi nitelikli olmalý. Aþk gibi, dostluk gibi, vefa gibi; kýsacasý; insaný, yücelten tüm kazanýmlar gibi korkumu da hakkýyla “hak” etmem için emek vermem gerektiðini biliyorum.” Sevgili Bedriye, seni dinlerken sana deðil, kendime þu sorularý sordum: Mutluluk gibi acýlarý da içimizde putlaþtýrýyor muyuz? Ýnsaný bir bütün yapan bedeni mi ruhu mu bilinci mi yoksa kemikleri midir? Ýnsan mý evrene evren mi insana ev sahipliði yapýyor? Ruh mu bedenin yoksa beden mi ruhun kahrýný çekiyor? Neden bilmek/ sorgulamak mutsuzluk cahillik/ biat ise huzur getiriyor insana? Günahýn sevdiði ruhumuzu saflýk neden üzüyor? Arzularýný yok sayarak insan Nirvana’ya mý ulaþýyor yoksa kendisini canlý canlý mezara mý gömüyor? Ruh temizliði bize neyi çaðrýþtýrýyor? Ölerek bedeninden kurtulan insan ruhundan da kurtuluyor mu? Ruh sanýldýðý gibi baþka bedenlerde can buluyor mu? Songül, sorularýn duygularýmla buluþuyor. Ýçimdeki sorular ýrmaðý taþacaðý zamaný bekliyordu. Acýlara insan olduðumuzu unutmamamýz için ihtiyacýmýz var. Acý ölüm gibidir, kapýsýný çalmadýðý insan yoktur. Sorularýnýn merkezini “aramak/ sorgulamak” oluþturuyor. Aramanýn/ sorgulamanýn fazlasýnýn insan için bir tehlike oluþturduðuna inanýyorum. Gözünün önündekini/ yanýndakini ve sevdiklerini göremez oluyor insan. Öðretiler aklýný bilgi ile zenginleþtirirken ruhunu duygusuzlaþtýrarak yoksullaþtýrýyor. O yüzden ruhsuzlardan bilgili insanlar çýkýyor; ama insan çýkmýyor. Ruhumuz deðil, biz yönümüzü/ yörüngemizi kaybediyoruz. Ruhumuzla aramýza mesafe koyan da biziz. Ruhumuzu yücelten dürüstlük bizi acýlardan korumuyor ama yalan kendisine sýðýnanlarý koruyor/ kolluyor. Yargýyý neye ve kime yönetirsek yöneltelim adil olamayacaðýmýzý düþünüyorum ben. Soru sormak da sorduðun sorulara yanýt vermek de özünde bir yargýyý içeriyor. Bu yüzden kesinkes bir yargýya dönüþmesine izin vermiyorum sözlerimin. Sevgili Bedriye, sen yanýma oturmadan kendime þu sorularý soruyordum içimden: “Ýnsanýn içinde yaþadýðý dünyanýn acýlarýndan/riyakârlýðýndan/ hýrsýndan… kendini soyutlamasý için ruh gibi görünmez olmasý mý gerekiyor? Ya da kendine köle olmadan yaþamak için zaafl arýný gözden çýkarmasý mý gerekiyor insanýn? Aklý mý mantýðý mý yoksa duygularý mý insaný felakete sürüklüyor? Bakmayý yüreðinden, sevmeyi ruhundan, konuþmayý duygularýndan, dokunmayý ellerinden öðrenmesi için insanýn nasýl bir yol izlemesi gerekiyor? Ýnsanýn kendisini yargýlamasý ile kendisine toleranslý davranmasý arasýndaki fark ne türden bir farkýndalýktýr? Ýnsan ruhuyla mezarda deðil yaþarken ayrýlýyor bana göre...” “Sorularýnda insaný düþünmeye sevk eden bir ýsrarýn olduðunu anlýyorum Sevgili Songül. Düþünmek de dýþ görünüþ gibi yanýltýyor insaný; çünkü olay/ olgular üzerinde derinlemesine düþünebilmesi için insanýn adýndan daha çok bilgiye sahip olmasý gerekiyor kendisine dair. Ekmek kavgasý/ yarýn kaygýsý taþýyanlar senin gibi kendine soru sormak için çýrpýnmýyor; aslanýn midesindeki ekmekten payýný almak için çýrpýnýyor. Ýnsanýn kendisinin farkýna varmasý için de belli bir düzeye gelmesi, hayatýnda birçok sorunlarý çözmesi gerekiyor. Her deðiþim özü itibarýyla radikal deðiþikliði de beraberinde getiriyor. Yüzümüze dokunabildiðimiz gibi içimize dokunabiliyor muyuz? Ýçimize dokunmamýz için sevdiklerimizden / öðretilerimizden ayrýlmamýz gerekebilir. Kendisini kazanmak istedikçe kendisinden kurtulmak da isteyebilir insan. Hesaplý yaþamaya tahammül etmek de insaný yoruyor. Her tür donanýmý da gözümüzde büyütmemeliyiz diye düþünüyorum; çünkü bilmediklerimizin heybeti karþýsýnda bildiklerimiz okyanusta bir toplu iðne baþý kadardýr. Para karþýlýðý yaþam koçlarýnýn içlerini okuyacaðýna inanan insanlar üzerinde düþündün mü hiç? Ýnsanlar yanýlmaktan deðil; kendinden vazgeçmekten korkmalýlar diye düþünüyorum. Ýnsan/ insan hayatý üzerinde genelleme yapmak yanýltýcý/ soyutlayýcýdýr. Anne karnýnda baþlayan hayatý mezarda sona eriyor insanýn. Mezara da anne karnýna da sýðan insan düþüncelerine sýðmýyor. Türlü türlü çiçekler birbirlerinin farklýlýðýný farkýndalýk olarak algýladýðýný kanýtlýyor iç içe yaþayarak. Ürettikleri/ tükettikleriyle kendisini çoðaltan her insan farklýlýðý zenginlik olarak algýlamýyor çiçekler gibi. Kadýn/ erkeðin birbirine sevgiyle kenetlendiði anýn güzelliðiyle bir annenin bebeðini emzirdiði anýn güzelliði yarýþabilir, ancak. Ben güzelliklerin birbirleriyle yarýþmasýný istiyorum kinin/ nefretin ille de ötekileþtirmenin/ ayrýþmanýn deðil. Doða insanýn ahretidir. Bu yüzden doðanýn gözlerinin içine bakamayan insanýn kendi gözlerinin içine de bakamayacaðýný düþünüyorum. Gözlerimizi yere indirerek konuþmak mahcupluðumuzun, suçluluðumuzun belki de ezikliðimizin belirtisidir. Sevgiyi dilenmek durumuna düþüyor insan. Çok konuþmak nasýl bir kusursa konuþmadan dinlemek de bir kusurdur. Sevgi nefretten, öz de sözden üstündür. Kutsal olan her þey biçimselliðe indirgendiðinde anlamsýzlaþýyor. Haklýlýðýn bir sorun olarak varlýðýný kabul ettirmesi için gerekliliðini kanýtlamasý gerekiyor. Bir insan sevdiðinin dostu, sevgilisi, öðretmeni, öðrencisi ve de katili olabiliyor. Görüntü de ses de yanýltýcýdýr. Deðiþim/ dönüþüm insanýn/ doðanýn deðiþmez gerçeðidir. Biz bu gerçeði göz ardý ediyoruz duygularýmýza kapýlarak. Baþarýyý ödül baþarýsýzlýðý kayýp olarak algýlayan bir toplumda yaþýyoruz. Baþarý/ baþarýsýzlýðýn izini seçilmiþ insanlar üzerinden sürdüðümüzde o insanlarýn hayatlarýna bazý baþarýlarýn felaket bazý baþarýsýzlýklarýn da hayýr getirdiðini görüyoruz. Kendine soru sormaktansa yaþamasýný istiyorum insanýn ben.” “Bedriye, sorular insanýn kendi gerçeðinden yola çýkarak evrensel bakýþ açýsýna ulaþmasýnýn alfabesidir. Eksiklerinin farkýna varmayan insan kendini geliþtirme ihtiyacý duymuyor. Sorular benliðimizin bize yazdýðý bir mektuptur. Yýllar önce içimde güneþe duran duygular, güzelliðin hislerimi hayata geçirmem olduðunu söylüyordu. Zamanla hislerim bencilliðim/ nankörlüðümle tarumar oldu içimde. Þimdilerde ise sadece sorularým kaldý elimde. Sorularýmla kendimi uyarmak/ uyandýrmak istiyorum. Ýnsaný günaha/ budalalýklara… iten yaþanmayana duyulan hasrettir. Ben yaþamýn bizi tükettiðini sense bizim kendimizi tükettiðimizi düþünüyorsun.” “Ýnsan tüm varlýklarýn siluetini yüreðinde taþýyan tek canlýdýr Songül’üm. Bu ayrýcalýk sayýsýz sorumluluklarý da beraberinde getiriyor insana. Hayatýmýzý eleþtirel bir gözle irdelediðimizde yaþadýklarýmýzýn bizi seçtiðini düþünüyorum. Aðaçtan düþen bir yapraðýn hüznü ile gökyüzünden kayan bir yýldýzýn hüznü ayný mý? Hayal ediyorum hümanist bir dünyada insanlarýn ne amaçlarý ne de sevdikleri uðruna kendilerini gözden çýkarmadan kendilerini yaþadýklarýný, kendilerini gerçekleþtirdiklerini.” “Bedriye, her þeyi görmenin ve her duyguyu yaþamanýn da insan için elzem olduðunu düþünüyorum.” “Haklýsýn Songül. Orantýsýz sevgi deprem kadar zarar veriyor insana/ sevdiklerine. Yaþanýlan her deneyim yaþanmýþlýk olduðu için deðerlidir. Ýnsanýn hem evrende hem de kendisinde var olmasý için gördüklerine/ yaþadýklarýna ihtiyacý vardýr.” “Bedriyecik, senden insanýn bilgiyle bilge olamayacaðýný kavradýðýn gibi benim hayatýndaki yerimi de kavramaný beklerdim. Ben yaþanmýþlýklarýnýn beline baðladýðýn kýrmýzý kurdelen bile olamamýþým senin. Ben geçmiþime sense yaþadýklarýna/ geleceðe baðlýsýn. Benim senin gerçeðinde yerim yok ama sen benim tek gerçeðimsin. Yýllardýr seni içimde yargýlayýp/ eleþtirmek yerine sadece anlamaya çalýþýyorum. Sen, kendine yaþamla/ yaþanmýþlýkla deðil soylu güdülerle sesleniyorsun. Ýnsanlardan senin gibi soylu güdülerle kendisine seslenmesini bekliyorsun. Ulaþtýðýn içsel temizliðe herkesin de senin gibi bedel ödeyerek ulaþmasýný istiyorsun. O yüzden insanlarýn yalan söylemesini, çýkarlarýna yenilmesini sevgi uðruna bile olsa boyun eðmesini anlamýyorsun. Kadim dostun olan yalnýzlýk bile içindeki soyluluk/ kutsallýk karþýsýnda ürküyor. Haksýzlýða haksýzlýkla, yalana yalanla, ihanete ihanetle karþýlýk vermemeyi geçmiþ edindiðin için benim gibi zaaflarýna yenilen bir insanýn senin geçmiþinde yeri yok. Böyle bir geçmiþe sahip olmak demek kendini canlý canlý mezara gömmek demek. Sen bilgiyi/ öðretmenleri/ öðretileri aþmýþ insanlýða/ dostluða sýðýnmýþsýn. Sýðýndýðýn deðerlerin senin kazanýmlarýný kanýksamalarýný bekliyorsun. Sýradanlýðýn deðil; deðerlerinin yücelttiði soyluluðu düstur ediniyorsun kendine. Yükselmeyi/ ünlü olmayý/ dostsuz/ parasýz/ sevgisiz/ ilaçsýz kalmayý göze almýþ bir insanla kim kendisini eþitlemek ister soruyorum sana? Ünü/ sýfatlarý ve paranýn gücünü küçümsüyorsun. Ýnsan doðasý kötülüðün/ihanetin/öç almanýn/ kibrin/ yoksunluðun/yoksulluðun /yalnýzlýðýn ve hastalýklarýn… eseridir. Ben kendimi sýradan insanlarla eþitliyorum sen de kendini kendinle eþitliyorsun. Ýnsanlar seni kaybetmekten korkuyor ben de yalnýz kalacaðým korkusuyla insanlarý kaybetmekten korkuyorum. Sen sýrtýný döndüklerine yüzünü dönmüyorsun; beni kýranlar da beni kýrdýklarýný fark etmiyor. Ben; aðlýyor/ düþünüyor / duygularýma kapýlýyor ve yaþýyorum. Sense, aðlamaktansa düþünüyorsun; düþünmektense sorguluyorsun sorgulamaktansa eyleme geçiriyorsun düþüncelerini. Konuþmaktansa yazýyorsun. Duygularýna ve mantýðýna eþit mesafede duruyorsun. Derdini kendinle, mutluðunu baþkalarýyla paylaþýyorsun. Korkularýna ayar veriyorsun. Sevginin kendisini özgürleþtireceðine inanýyorsun. Kendine alevsin insanlara su. Ýnsanlar senin elini halktan biri olarak tutsa, halktan biri gibi ruhuna dokunsa da, ruhunun derinliklerine inmek isteyen insan, seni soylu bir duygunun tahtýnda, eriþilmez bir gök katýnda bulabilir. Ýþte bu yüzden eremiyorlar senin dostluðuna insanlar benim gibi. Onlarýn sýradan ruhlarýnýn senin gibi soylu ve derin bir ruha ulaþmasý bana göre yaþamýn en acýmasýz serüvenidir. Çünkü soylular, sýradanlara inanmýyor haklý olarak. Bu türden farklýlýklarýmýzdan dolayý ruhlarýmýz ayný dili konuþmuyor yýllardýr seninle.” “Sevgili Songül, tek taraflý duygular/ düþünceler özü itibarýyla baðnazdýr. Her düþünce karþýtýyla anlam kazandýðý için kötülüðü iyilik büyütüyor. Sevgide, aþaðýlama nefret ve hýnç yoktur. Ýnsan yüreðine dokunan her þeyi bir bütün olarak sevmelidir. Sevgi; hissedilir, anlatýlmaz yaþanýlýr. Yaþadýklarý insaný büyütüyor imkânlarý deðil. Katýksýz saf olmadýðý gibi saf kirli de yoktur. Bundandýr insanýn baþkalarýnýn acý/ mutluluðunda bir parça sorumlu olmasý. Yoksullarýn sýrtýnda Karun kadar zengin olanlarý anýmsa. Doðarken kesilen göbek baðýna benziyor yaþadýklarýmýzla aramýzdaki bað ve o baðý da ölüm kesiyor. Su kayadan, yumuþak sertten, sevgi zorbalýktan, hayat ölümden üstündür… Beni inandýðým gibi yaþadýðým için eleþtiriyorsun. Ben düþünceler gibi hislerin de bilinci olduðunu düþündüðüm için kendimle çeliþmek istemiyorum. Yalanýn raðbet gören bir ideoloji olarak benimsenmesinden ürküyorum. Ýnsanlar birbirlerinin önünde baþka, arkasýnda baþka davranýyorlar. Bu türden önlü arkalý davranýþlar sonucunda insanlar hayatlarýný rol yaparak geçiriyorlar. Rol yapa yapa rol yapmakta sanatçýlar onlarla yarýþamýyor. Her rol bir amaca hizmet ettiði için kiþiliksizliði, baðnazlýðý, cahilliði de beraberinde getiriyor. Kendimize rol yaptýðýmýz için kendimizi, yakýnlarýmýza rol yaptýðýmýz için yakýnlarýmýzý tanýmýyoruz. Rollerin dayattýðý bir sonuçtur insanýn kendisiyle organik iliþki kurmakta sýnýfta kalmasý. Duygularýný özgürce ifade edemeyen her insanýn kiþiliðinin aþaðýlandýðýný düþünüyorum. Bir diðer yanýlgýmýz da kiþisel geliþimimizi duygusal çöküþe vardýrmamýz. Ýnsan birey bilinciyle kendisiyle kurduðu iliþkisinde organik bir bütünlük oluþturmuþsa bu önünde eðilmeyi hak eden bir kazanýmdýr. Ýnsanlýða aydýnlýðýn kapýsýný aralayan her kazaným deðerlidir. Savaþ gibi hastalýklar da sona erdiði için deðerlidir. Seni dinlerken yüzünü seyrettim. Yüzün; saflýðýn, inceliðin ve sadeliðin manzarasýydý. Yaþamýn yaþadýklarýmýzýn arka bahçesi deðil, bilincimizin kapýsý olduðu için o kapýyý insanlýðý karanlýða / gericiliðe mahkûm etmemek için açýk tutmalýyýz. Yüreðimin gençlik kapýsý, seninle yanýlgýlarýmýzýn paramparça ettiði iki insanýz. Yaþadýðýmýzý/yaþadýklarýmýzý farkýna vararak kendimizi yaþamýn kollarýna býrakmalýyýz diye düþünüyorum. Acýmasýzlýðým/ sevgisizliðimin sonuçlarýný yüzünden okuyorum. Benim yapmaya çalýþtýðým þey güzellikleri sahiplenmekti. Benim gibi sessiz direniþi tercih edenlerin kendinden baþka sýrtýný yaslayacaðý kimseleri yoktur. Sessiz savaþlarý saðlam özgün yaþam birikimi ile yerleþik deðerlere olan baðlýlýðýnla kazanabilirsin. Doðrularýmýn en ufak bir olumsuzluk karþýsýnda yer deðiþtirmesine geçit vermemek için kendime ihanet etmemeye çalýþýyorum. Yaðmurlar gibi kendine benzeyerek ve kendine özgü ifade dili ile kendimi anlatmak istiyorum. Yaðmurlar caddeleri, sokaklarý, aðaçlarý, çiçekleri yýkadýðý gibi, insanlarýn içini de yýkayabilir mi? Ýnsanlýk onurunun kapitalizmle mücadelesi dünya döndüðü sürece devam edecektir; çünkü insanýn katlanma sýnýrý var ama kapitalizmin sömürme sýnýrlar yok.”
“Sevgili Bedriye, bana dürüst/ içten davrandýðýn için teþekkür ediyorum sana. Herkes gibi bizim de huzura ihtiyacýmýz var. Ýnsanlarýn yalnýzlýðý bir sýðýnak olarak düþünmesinin ve bu sýðýnaða ömrünün sonuna kadar sýðýnmasýnýn nedeni de huzurdur. Huzursuzluðun içten/ dýþtan gelmiþ olmasý bir anlam ifade etmiyor. Huzursuzluk bizim gibi kendisiyle kavgasý olanlara ev sahipliði yapýyor. Huzursuzluðu insanýn iç aydýnlýðý olarak da algýlýyorum ben.” “Songül’üm, Ýç/dýþ dünya güzelliklerini yaþatmamýz için huzursuzluðumuzu da aþkla sahiplenmeliyiz. Hayatýn aþký da özgürlük/ özgünlüktür. Korunmasýz yaþamalýyýz aþk gibi hayatta. Aþkýn hayat karþýsýnda kazanmasýnýn nedeni tutkulu/ hýrslý ve direngen olmasýdýr. Aþkta tutku inancýn önüne geçiyor; çünkü aþkýn dini/ dili ve ýrký -hissetmektir. Aþk insanlýða sýnýrlarý/ tabularý sevmenin/ sevilmenin yýkacaðýný kanýtlýyor. Aþka yoðunlaþmamýn sebebi bizim birbirimize duyumsadýðýmýz derin baðlýlýktýr. Seninle iki yiðit iki ödünsüz iki dürüst iki yürekli insanýz. Senin varlýðýnda karmaþýk / tehlikeli yanýmla tanýþýyorum ben. Senin ulaþýlmazlýðýný/ gizemini de bu yüzden seviyorum. Yüreðimi þiirlerimi/ yazýlarýmý bugünden sonra senin ruhunla yazmak istiyorum. Tatlý olan sen acý olansa benim. Her þair gibi ben de duygu/ düþüncelerimin tasarýmcýsýyým. Acemi olduðum için senin sorularýný/ sitemlerini algýlamakta zorlanýyorum. Sen; göbek adýmsýn. Sen; gençliðimsin. Sen; zamanýn benden aldýklarýnýn canlý kanýtýsýn. Seni kaybettiðim için duygularým ifl as etti. Ben bilimsel düþünceye duygusal düþünceyi göz ardý etmemek için tapmadým. Varlýðýmý/ varlýðýnla birleþtiriyorum. Zihnimizin/duygularýmýzýn bahçesine ektiklerimle daha çok ilgileniyorum þimdilerde. Ýnan bana, ne alýþkanlýklar ne olaylar ne de yaþadýklarýmýz deliriyor, aklýný kaçýran sadece bizleriz. Büyümem için büyütmem gerekiyor duygularýmý/düþüncelerimi/ insaný/ bitkileri… Gerçekçiliðin ürkütücülüðünü deðil, merhametini kavramaya açým seni kazanmaya aç olduðum kadar. Aðaçlar gibi ben de köksüz yaþayamýyorum.
Ben köklerimin üstünde insanlýða sevgisini yazýlarýyla/ þiirleriyle iletmek isteyen yavru bir serçemin senin. Yavru serçen kendisini senin karþýnda seyretmeye gelenleri uyutan bir palyaçoya benzetiyor. Caným, benim yaþadýklarýmla yazdýðým senaryo çok farklý. Duygularýmýn beni mahkûm ettiði hapishanemde düþüncelerim gardiyan. Senin duyuþ/ hissediþ duyarlýðýnýn hiç deðiþmediði için kendinle görüþmek için görüþ gününe gerek yok. En önemlisi düþüncelerinden bir toplama kampý yaratmadýðýn için modern dünyanýn gerçeklerinin senin gerçeðinle uyuþmasýný da beklemiyorsun. Ben senin sorun olarak algýlamadýðýn gerçeklerin varlýðýný kabullenmek zorundayým, o gerçeklerin bir parçasý olmadan. Bu yüzden öðretmenlerim bitkilerdir. Baharda soyunup dökülen kýþta kendisini sarýp sarmalayan ilkbaharda yeniden dünyaya gelen doða sonbaharda bitkileri nadasa býrakýyor kendi devrimlerini önümüzdeki yýl gönüllerince gerçekleþtirmeleri için. Sevdikçe sevilmenin sýrasýnýn bana gelmesini sabýrla beklemeyi de senden öðreniyorum. Songül’üm, ikimiz de yaralandýk ama onurumuzu kaybetmedik. Sevmeyi sevgisizlikten öðrendik. Gülmedik ama aðlatmadýk da. Ýhanete uðradýk ama ihanet etmedik. Kýsacasý birbirine kenetlenmiþ ruhumuzu sadece biz yargýlamayabilir sadece biz baðýþlayabiliriz. Karþýlýklý incittiðimiz ruhumuz kul hakkýnýn aðýrlýðý altýnda ezilmedi. Biz seninle kendi doðurmadýðýmýz çocuklarý doðurmaya kalkýþtýk. Hem çok yalnýzdýk hem de kendi yalnýzlýðýmýzdan bir dünya yaratmak istedik. Kendimizi aþan acýlarla ruhumuzda insanlýðýn ortak yaþam alaný yarattýk. Yaþamýn/ doðanýn doðurganlýðýyla yarýþsýn istedik insanlýða âþýk duygularýmýz. Hüzünleri insanlýðýn tarihinden silip atmak için geleceðin güzelliðine tutunduk. Biz insanlýðýn acýlarý/ umarsýzlýðý kadar gerçeðiz. Birbirimizi yýllar gibi yaþadýklarýmýzla çoðalttýk. Bizi bir araya getiren þey yaþatýlmýþlýðýmýzda yalýtýlmýþlýk duygusuydu. Bu duygunun bizi yeniden birbirine kenetleyeceðine yürekten inanýyorum. Ýnan bana seninle denize karýþan iki küçük ýrmaktýk dün. Þu an birbirimizin hayatýna kattýklarýmýzla okyanusa atýlan kalem kutusu olduk. Kimsenin ahýyla tanýþmayan ruhumun týpký senin gibi beni taraf olduklarýmla baðýþlamasýný olmadýklarýmla yargýlamasýný bekliyorum senden. Sevgili Bedriye, seni beni tamamlayan yanýnla tanýma þansým oldu bugün. Davranýþlarým / sorularýmdan ötürü senin gerçeðine ermediðim için seni baðýþlamadýðýmý düþünmeni istemiyorum. Ruhumuz gibi ben de seni tanýyan herkesin sende bulduðu ilahi ýþýkla aydýnlandýk. Hayat seni sýkýþtýrsa da, üzse de etrafýna o tanrýsal ýþýðý yaymaya devam ediyorsun. Sesindeki o ilahi güç, nicelerini sýrrýný bilmedikleri bir tapýnaðýn önünde bekletir gibi bekletiyor benim gibi. Ýnsanlar, en pýrýltýlý hayatlarý yaþasalar bile asla ulaþamayacaklarý bir zenginliði sende bulacaklarýný bildikleri için sen kendini sakladýðýn halde sana ulaþabilmek için kapýlarýný yumrukluyorlar. Senin sesin mucizeye inandýrýyor insanlarý benim gibi. Unuttuðumuz ve bir daha geri gelmeyecek bir insanlýk haline. Bu yüzden benim gibi düþünen insanlar için özelsin. Bir örnek insanlarýn bir örnek hayatlarý yaþadýðý, her gün cesetlerimizin üzerine basarak ilerlediðimiz hayatta sen farklýsýn. Bu farklýlýðý, bu zenginliði kaybetme. Kaybettirme. Düþün ki milyarlarca insan tümüyle çürümüþ yalanlarýn peþinde tüketiyor hayatýný. Seni bu yalanlarla yargýlamalarýna izin verme. Bunlar yüzünden eksiklik hissetme. Sen de beni her an ölümün eþiðinden döndüren sesindeki mucizeye inan. Bazen en sonunda anlarýz ki, þöyle ya da böyle yaþadýðýmýz hayattýr mucize olan. Benim için hayat kadar mucizesin ve ben mucizemi çok seviyorum. Bugün 19 Haziran. Senin/benin ve ruhumuzun doðum günü. Bu doðum günümüzde hayata karþý birleþtik sen, ben ve ruhun. Doðum gününü ruhumla birlikte yaþamak kadar gerçek paylaþmak kadar kutsal duygularla kutluyoruz nice yýllara sevgili Bedriye…
19 Haziran 2013 Mersin
Bedriye KORKANKORKMAZ
"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...
