Bedriye KORKANKORKMAZ
Komediyi Ýnsanlýða Kazandýran Dahi: Moliére
Ömrün merdiveninde oturuyorum. Rüzgârýn esintileri yanaklarýmý okþuyor, yaþlýlýk korkumsa karþýmda duruyor. Hayatýn dram bölümüne kayýt olduðum günü anýmsýyorum. Ýddialý idealleri olan altý yaþýnda bir çocuktum. Ýdealist olmayý ideolojim olarak benimsiyordum. Çocukluðun büyülü dünyasýna sýrtýmý dönüyor, büyüklerin riyakârlýklarýný yüzlerine haykýrmayý yaþama nedenim olarak algýlýyordum. O yaþta gözümü oyuncaklara deðil de evine ekmek götürmeyenlerin umarsýzlýklarýna dikiyor, hayatýn hüzünlü yüzünü okþuyordum. Ýnsanlar kendi derdine bense insanlýðýn derdine âþýktým. Düþünce kýrýþýklýklarýyla doluydu yüzüm. Altý yaþýnda vedalaþtýðým çocukluðuma þimdi kavuþabilir miyim? Ayný ringde karþýlaþan aðýr sýklet boks þampiyonuyuz onunla. Sevgimizin birbirimiz için önemini yitirmesi aðrýma gidiyor. Beni merhametle deðil, beklentiyle karþýlayan çocukluðum vicdan azabý çekmemi istiyor. Onun ruhunu kazanmak için gururumu incitmem gerekiyor. Çocukluðum, affetmekle küçümsemeyi birbirine karýþtýrýyor. Beni af etmiyorsa küçümsememeli, anlamýyorsa yadýrgamamalý diye düþünüyorum. Beni olgunlaþtýran yaþamýþlýklarýmýn onu çocuklaþtýrmasýna seviniyorum. Karþýlýklý olarak birbirimizin içine yeniden doðmalýyýz gerçek doðuþu gerçekleþtirmek için. Ayný bedende birbirimizi ne kadar çok sevdiðimizi birbirimize söyleyemiyor ve birbirimizi sevmekten korkuyoruz. Birbirimizle karþýlaþmamak için yollarýmýzý ayýrýyor sözcükleri de babadan kalma miras gibi aramýzda bölüþüyoruz. Aðarmýþ saçlarýný okþamayý istediðimi, onu deðerleriyle sevdiðimi, nasýl yaþamam gerektiðini öðrenmek için onu terk ettiðimi, kim olduðumu hâlâ bilmediðimi, kendimi yaþadýklarýmla sýnarken aynaya baktýðýmý, duygularýmý ifade edecek doðru kelimeleri bulamadýðýmý, kalan günlerimi onunla geçirmek istediðimi bilmesini istiyorum. Çocukluðunu sonradan hayatýma dâhil etmenin güneþe çýkmak, vicdan azabý çekmek, gülmeyi/ konuþmayý/ aðlamayý ve utanmayý yeniden öðrenmek olduðunu hangi sözcüklerle anlatmalýyým ona. Þaþkýnlýðýn içimde yarattýðý dehþet içinde çýrpýnýyorum. Yanýma oturan ve elleriyle yanaklarýma gülümseme konduran adamý fark ettiðimde acým korkudan daha büyük olduðu için adamdan korkmuyorum. O an içimdeki yaralarýn gözlerini dünyaya açmýþ bebekler gibi korunmasýz olduðunu, yýllardýr kapýsýný açmadýðým çocuk odamýn kapýsýný açtýðýmý ve her biri kendi gerçeðinde birer hayalete dönüþmüþ olan düþ kýrýklýklarýnýn üzerime yaðdýðýný hissediyorum. Baþýmý yanýmda oturan adamýn omzuna yaslýyorum içgüdüsel olarak. Zamanýn sessizliðe kilitlenmesini istiyorum. Dileðimin gerçekleþmediðini adamýn sesi kulaklarýmda çýnladýðýnda anlýyorum.
“Gülmek güneþe çýkmaktýr" þiirini bitirmelisin. Gülmeyi ben de senin gibi dramdan öðreniyordum. Dramýn derinliklerinde emeklemeden gülenler kahkaha atmanýn gülmek olduðunu sanýyor. Dýþýndan gülmekle içinden gülmek bir mi? Çocukluðunla yaptýðýn sohbete kulak misafiri oldum. Kendini yargýlamaný da kendine dürüst davranmaný da önemsiyorum. Bu süreçleri sorguladýðýn için þanslýsýn. Yüzündeki fiyonga benzeyen gülümsemen kronik yaralý gülümseme kategorisine giriyor. Gülmek de doðuyor, yaþýyor ve ölüyor. Moliére olarak ne tanýþma ne de vedalaþma faslýný sevmiyorum. Senin gibi ben de içime sýðmadýðým anlarda baþka ruhlara sýðýnýyorum.”
" Sevgili Moliére, þaþkýnlýðýmý ve ruhsal yorgunluðumu baðýþla. Gözlerimi açacak gücü bulamýyorum kendimde. Ýnsaný bir bütün olarak tamamlayan doðum mu, ölüm müdür? sorusuyla aylardýr cebelleþiyorum. Dilimize çevrilen oyunlarýný okudum. Birbiriyle bütünleþen ruhumuzun hatýrýna kendi sesinden yaþam/sanat serüveni benimle paylaþýr mýsýn? Anlatýmlarýn benim yaþam/sanatýmla iliþkimin ne türden bir iliþki olduðunu kanýtlayacaðý için oldukça önemli.”
" Düþünen ve düþ gören ruhlar yorgundur. Anlattýklarým yazdýklarýnla arandaki iliþkinin fotoðrafýný çekecekse çocukluðumdan baþlayarak hayat/sanat serüvenime birlikte yolculuk edelim seninle. Kral XIV. Louis’nin döþeme ustasý olan Jean Poquelin’in oðlu olarak dünyaya gözlerimi 15 Ocak 1922'de açýyorum. Jean Baptiste Poquelin adýný veriyorlar bana. Sevgili annemi on yaþýmda kaybediyorum. Yeniden evlenen babam kendi mesleðini idame ettirmemi istiyor benden. 1640 yýlýna kadar Clermont Koleji’nde okuyorum. Ünlü filozof Gassendi'nin derslerine katýlmam düþünce ufkumu açýyor. Orléans'da okuduðum hukukun akabinde avukatlýk yapýyorum bir süre. Aktör olmak istediðim için, yaptýðým iþleri býrakýyorum. Tanýnmýþ Béjart Kardeþlerle birlikte kurduðumuz Illustre- Theatre adlý bir tiyatro topluluðu kuruyorum; Moliere’i de sahne adým olarak benimsiyorum. Ýki ada sahiptim ve hayatýmýn parçalý bulutlu olacaðýný biliyordum. Sergilediðim ilk oyunlar ilgiyle karþýlanmayýnca tiyatronun masraflarýný ödemediðim için hapse giriyorum ve hapisten çýktýðýmda Paris' i terk ediyorum. Ekibimle birlikte on üç yýl taþrada deðiþik oyunlar sergiliyoruz. Paris'in dýþýnda da bir hayat olduðunu öðreniyorum. Düþünce/ duygularým olgunlaþýyor. Tanýk olduklarýmý yazmak ve yazdýklarýmý oyunlaþtýrmak istiyorum.
Farce’nin akabinde “Hekim Uçtu” “Soytarýnýn Kýskançlýðý”ný dram olarak, komedya olarak da “Küskün Âþýklarý” yazmýþtým. Tiyatro insanýn kendisiyle yaptýðý sohbettir. Duygularýmla konuþmayý tiyatroyla ilgilenmeye baþladýðýmda öðreniyordum. Yazdýklarýný sahnelemek insanýn kendi çocuðunu kucaðýna almasýndan daha büyük mucizedir. Bu mucizeyi senin de yaþamaný çok istiyorum.”
"Konuþmaya takati olmayan biri olarak bugün yaþadýðým en büyük mucize senin dostluðundur. Paris'e ne zaman geri döndün? Dramdan komediye yönelmeni neye borçlusun? Komedi dünyasýna adýmýný hangi oyunla atýyorsun? Sanat mucizeni gerçekleþtirdiðinde kaç yaþýndaydýn?”
"Yýllarla senin kadar iþim olmuyor benim. 36 yaþýmda Paris'e geri dönüyordum. Onsieur Tiyatrosu’nu himayeme alýyordum. 24 Ekim 1658’de Louvre Sarayý'nda Corneille'in Nicomédes”ini oynuyordum Kral XIV. Louis karþýsýnda. Hayatý baþtanbaþa kuþatan dramýn üstesinden ancak mizahýn geleceðini kavramam beni komedi yazarlýðýna yönlendiriyordu. Bir yýl sonra ilk önemli komedim Ýtalyan tarzý bir perdelik oyun olan “Le Docteuramoureux [Âþýk Doktoru]”la komedi dünyasýna adýmýmý atýyordum. Bu eserle tiyatroya hükmeden gezginci tiyatro anlayýþla göbek baðýmý koparýyordum. Kendi deðerlerim ile hayat duruþumu oyunlarýmda ölümsüzleþtiren muhalif komedi anlayýþýný yaþama nedenim olarak benimsiyordum. 1943’te yazdýðým “Gülünç Kibarlar”, komedi anlayýþýmýn bir nevi manifestosudur. Kendi deðerlerine sýrtýný dönen ve sosyetenin budala kibarlýklarýna özenen iki taþralý genç kýzýn iç dünyasýna yolculuk ediyordum. Toplumsal kurallar altýnda gizlenen yüzeysel kibarlýðýn gerçekte nasýl bir komedi olduðunu kanýtlýyordum. 1661’de Kral, ekibimle birlikte Kardinal’in tiyatro binasý olarak yaptýrdýðý Kraliyet Sarayý olarak da anýlan Palais Royal’deki salona yerleþmeme izin veriyordu. Sanat mucizesini gerçekleþtireceði alaný bulan bir sanatçýyý ölümün dýþýnda kimse durduramaz. Dört yýl sonra tiyatro salonu yýkýldýðýnda kral ekibimle bana baþka bir tiyatro salonu tahsis ediyordu. Dünya tiyatrosuna bir güneþ gibi doðmamda kralýn beni desteklemesinin hatýrý sayýlýr katkýsý oldu. Sanatta/tiyatroda destek almadan kendini kabul ettirmenin istisna olduðunu düþünüyorum.”
“Aþka tiyatroya hükmettiðin gibi hükmettin mi? Bir sanatçýnýn yaþadýklarýnýn eserleri üzerindeki etkileri nelerdir sana göre? Evliliðinde þanslý olanlardan mýsýn? Kaç çocuðun oldu?”
“Sevgili Bedriye, herkes gibi ben de aþkta almam gereken yaralarý alýyordum. Yaþadýklarýmýzýn bir adaleti varsa o da bir insaný her yönde ihya etmemesidir. Ben ne sanata ne de aþka hükmettiðimi düþünmüyorum. Aþktan aldýðým yaralarý oyunlarýmla sarýyordum. Yaþadýklarýmý yazýyor/oynuyordum. Oyunlarýmý yaþadýklarýmýn haritasý olarak algýlayabilirsin. Bizler yapýtlarýn ölümsüzlüðüne sýðýnýyoruz. Evlilikte þanslý olanlardan deðildim. Hayatýma giren kadýnlarýn içinde Armande Bejart’la 20 Þubat 1662’de ile evleniyordum aramýzdaki yaþ farkýnýn neden olduðu dedikodularý önemsemeden. Serbest yetiþen eþim evliliðin sorumluluðundan, sevgiden, en önemlisi de sadakatten bihaberdi. Evlilik olgunlaþtýrýyordu insaný. Yaþamak ile oynamak arasýndaki farký da evliliðimden öðreniyordum aldatýlmýþ bir koca olarak. Eþim yaptýklarýndan dolayý utanmýyor, vicdan azabý çekmiyordu. Katýksýz yalnýzlýk; katýksýz kimsesizlik ve katýksýz kendine yabancýlaþma böyle bir þey olmalýydý. Ona acýdýðým için ihanetlerini baðýþlýyordum; çünkü bana deðil, ‘kendisine’ ihanet ediyordu. Kendimi sýnýyor muydum; yoksa kazanýyor muydum bilmiyordum. Ýnsan katlanamadýklarýna katlanarak büyüyor ve hayal kýrýklýklarýný/ umutsuzluðunu cesaretle taþýyor. Eþimle ayný evde; fakat ayrý dünyalarda yaþýyorduk. Duygunun duygularýný terbiye ettiði insanlar aþýrý duygusallaþmadýðý için acýnasý haline benim kadar aldýrmýyordu. Acýlarýný göstermeyen her insan içinde haþindir. Komedya, acýlarýnýn üstüne çýkanlarýn sýðýnaðýdýr. Oyunlarýmla izleyiciyi etkiliyor ama eþimi etkileyemiyordum. Benim komedim de içine düþtüðüm maskaralýktý. Oyunlarým aracýlýðýyla eþime incinen duygularýmý anlatýyordum. “Kocalar Mektebi” ile “Kadýnlar Mektebi”ni yazýyordum. “Kadýnlar Mektebi” oyunum toplumun tabulaþtýrdýðý deðerleri ayakta alkýþlamadýðým için tepkiyle karþýlanýyordu. Oyunda âþýk olacaðý deðil, hükmedeceði niteliklere sahip bir kadýnla evlenen adamýn sonradan eþine âþýk olmasýný iþliyordum. Planlý/ programlý evlenen bir erkeðin duygularý söz konusu olduðunda içine düþtüðü hal ayný zamanda dramýn þahlandýðý andýr. Oyun üzerindeki eleþtirileri yanýtlamak için “Kadýnlar Mektebi Tenkidi” sahneliyordum. Tepkiler tiyatroda düþman kazanacak kadar etkili olduðumu kanýtlýyordu bana. Düþmanlarýmýn sanat anlayýþýný yermek için “ Versailles Tulûatý’ý yazýyordum. Kralýn maddi/ manevi katkýlarý sürüyordu bana. Þubat 1964’te ilk oðlum dünyaya gözlerini açtý. Toplamda iki oðlum bir kýzým oldu. Oðullarýmý çocuk yaþta kaybettim. Kýzým geç evlendiði için çocuðu olmadý. Bir yandan “Zorla Evlenmeyi” sergiliyor, diðer yandan sarayda düzenlenen balolar için benden istenen oyunlarý yazýyordum. Din büyükleri, kral /kraliçeyi baþyapýtým olan üç perdelik “Tartuffe” oyunumun dini deðerleri aþaðýladýðýna inandýrdýklarý için oyunum yasaklanýyordu. Yasaklanan oyunumun öcünü almak için Don Juan oyunumu yazýyor/ oynuyordum. Don Juan, benim karakterimdi. Ateist Don Juan, aristokrattý. Topluma karþý sorumluk duymayan ama toplumun kendisine karþý yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesini utanmadan talep eden tipik bir þarlatandý. Uþaðý ile farklý dünyalarý olan Don Juan’ýn, dinsizliði yüzünden cehenneme gönderilme süreci sona erdiðinde izleyici tabulaþtýrýlan kavramlar adý altýnda kendisiyle alay eden riyakârlarýn iðrençliklerini gülerek izliyordu. “Sevda Hekimi” ile “Misanthrope”u yazdým. “Zoraki Hekim”de tiyatro anlayýþým deðiþiyordu; çünkü diðer oyunlarýmda sergilediðim tipleri yeni oyunlarýma almayacaktým. Olumsuzluklara dayanmýyor; meydan okuyordum. Entrika sayesinde Tartuffe’ü sergiliyordum. Paris Baþpiskoposu eserimi izleyenlerin, okuyanlarýn… aforoz edileceðini ilan edince ben de daha fazla oyun yazmak için bir süre tiyatroya ara veriyordum. Düzyazý biçiminde þiir akýcýlýðýyla yazdýðým Cimri’yi sahneledim. Ýzleyicinin beðenmediði oyunumda komedinin kalýplarýný ters yüz ediyordum. Karakterlerimin kendileriyle çeliþen kiþiliklerini riyakârlýða duyumsadýðým gaddarlýkla sahnede aþaðýlýyordum. Oyunda cimriliðin altýnda yatan para tutkusunun insaný içine düþürdüðü patolojik bir yalnýzlýðý mercek altýna alýyordum. Tiyatro dünyasý benimle birlikte ruhlarýn dünyasýna giriyordu. Kiþilik analizleri yapmayan bir sanat eserinin topluma katacaðý artý bir deðeri olacaðýný düþünüyor musun? Hayatýn tabular karþýsýnda kazanmasýný istiyordum. Bir sanatçýyý sanat dehasýndan çok cesaretinin ölümsüzleþtirdiðine inanýyorum. 1937’de sahnelediðim “Kibarlýk Budalasý”yla kendim gibi seyirciyi de mutlu ediyordum. Sevimli güldürümün kahramaný, kendisini soylular karþýsýnda yükselten deðerlerinden orta sýnýfa mensup olduðu için utanan ve sýnýf atlamak isteyen Jourdain’ýn dramýna tanýk oluyordu izleyici.
Kral yasaklanan Tartuffe’nin sergilenmesi için izin verdi. Din tacirleri/ yüzsüz softalarý eleþtirdiðim Tartuffe’i 5 Þubat 1669’da sahneliyordum. Ýlgiyle karþýlanan ‘Tartuffe’nin Fransýz diline ikiyüzlünün tanýmý olarak girmesi seyircinin bana verdiði en büyük ödüldür. “Kibarlýk Budalasý” “Bilgiç Kadýnlar” ile “Hastalýk Hastasý”ný yazýp oynuyordum arka arkasýna. “Hastalýk Hastasý” oyunumla hekimlere hem takýlmak hem de öcümü almak istiyordum; çünkü çok hastaydým. Benim gibiler acýlarýnýn avcýsý olduklarý için onlardan baþka kimse avlayamýyor acýlarýný. Ne acýlarý ne de mutluluðu kutsallaþtýrmamak gerekiyor. Bir sanatçý sýnýflarý /sýnýrlarý deðil, gülmeyi kutsamalý. Mutsuzluðu çaresiz bir hastalýða benzetiyordum. Ýnsanlara kederlerini unutturmayý ibadet olarak algýlýyordum. Ýnsan düþünce/ruh ve bedenden oluþan bir varlýktýr. Ýnsanlýðý kollamanýn olmazsa olmazý da düþündüklerinle olumsuzluklara karþý koyma gücüdür. Ýnsanlýðý düþünce gücümle korumak için hastalýðýma baþkaldýrarak baþrol oynadým; oyun bittikten sonra 17 Þubat1673’te ben de hayata gözlerimi yumdum. Öldüðümde kiliseyle barýþmadýðým ve de takdis edilmediðim için Hýristiyan Mezarlýðý’na gömülmem izin verilmiyordu. Ölüm umarsýzlýðýn tanýmý olduðundan eþim krala yalvarýyor cenazemin Hýristiyan Mezarlýðý’na gömülmesi için. Kralýn desteðiyle gecenin karanlýðýnda birkaç papaz tarafýndan cenazem Saint-Eustache Mezarlýðý’na törensiz/ dostsuz defnediliyordu. Ben ölmüþtüm ama oyunlarým sahnede yaþýyordu. Ölümüm akabinde kral Paris’te bulunan üç tiyatroyu birleþtiriyor Comédie Française adý altýnda. Ölümle kýzýma /eþime oldukça yüklü bir miras býrakýyordum.”
“Moliére Baba, senin sýradýþý kiþiliðin üzerinde de konuþmak istiyorum. Moliére nasýl bir insandýr. Oyunlarýnda iþlediðin konularý tek tek irdelediðimde kýzgýn/ kýrgýn insan yanýný algýlamakta zorlanmadým. Ýncinmiþ/ incitmiþ bir insan olarak baktýðýn aynada tepeden týrnaða isteklerini gerçekleþtirmiþ bir ‘insan’ görüyor musun?”
“Sana göbek adýn olan Songül’le seslenmek istiyorum. Songülcüðüm, oyuncu yazar olmam yazdýklarýma bakýþýmý etkiliyordu. Karakterlerimin her biri benim ve çalýþma arkadaþlarýmýn kendimle/kendileriyle çeliþen/ çatýþan yanlarý yansýtýyordu. Ne ýsmarlama yaþýyordum ne de ýsmarlama tipler yaratýyordum. Kiþilik özelliklerimi karakterlerim arasýnda bölüþüyordum. Benim gibi çok çabuk sinirleniyor, aldatýlýyor, sefa içinde yaþayan burjuva oluyorlardý… Sahnede kendimi kendimle karþý karþýya getiriyor ve riyakârlýðýmý karakterim aracýlýðýyla izleyiciye þikâyet ediyordum. Ezilenlere karþý merhametliydim; ama düþüncelerimi savunurken haþin/ cesurdum. Yaþadýklarýmýn gizine ermek istediðim anlarda beynimde çalan teneffüs zili bana þunu soruyordu: insan riyakârlýðýný sahnelemekle kendini aklamýþ olur mu? Hatalarýmla alay etme olgunluðunun vicdanýmý huzura erdireceðini düþünüyordum. Gerçekte ise ihaneti içinde öðüten bir mekanizma yoktur. Gördüklerimi/ duyduklarýmý ve katlandýklarýmý toplayýp acýlarýma bölersen ortaya çýplak insan Moliére çýkar. Kiþiliðim ile yaþadýklarýmý oyunlarýma emanet ettim. Oyunlarýmýn her biri yaþadýklarýyla kendisini gerçekleþtirdiðimin kanýtlarýdýr. Ýçimi acýtýyor yazdýklarýmda ne kadar kendimsem yaþadýklarýmda da o kadar kendi gerçeðimden uzak oluþum.
“Sevgili Dostum, dünyanýn dengesini dengesizliklerin oluþturduðunu düþünüyorum. Ýblisler, azizler, düþünürler, peygamberler, ateistler, yalancýlar, dürüstler… koca bir model gibi yan yana duruyor ve gerektiðinde iç içe geçiyorlar. Algýlarýmýz/ duygularýmýz köreldiði için göremiyoruz iç içe geçmiþ olan bu türden hayat gerçekliðini. Soruyorum sana: Bir sanatçý bencil olmalý mý? Fransýz sanatý senin döneminde nasýl bir süreçten geçiyordu? Sanat yapma anlayýþýn /sanat üslubun hakkýnda neler söyleyebilirsin? Oyunlarýnýn güncelliðini yitirmemesinin nedenini neye baðlýyorsun? Tiyatro sanatýna kazandýrdýðýn yenilikler nelerdir sana göre?”
“Mizah tenkidin yasadýþý çocuðudur. Sahneye izleyicinin karanlýðý aydýnlatan gülümsemesini yanaklarýnda görmek için çýkýyordum. Benim yaþadýðým devir Fransa’nýn atýn çaðýydý. Fransa'nýn yýllarca cebelleþtiði kargaþa sona ermiþ, derebeyliðin kötü gelenekleri yýkýlmýþ, edebiyat ve güzel sanatlar yükseliþe geçmiþti. XVI. yüzyýla kadar dilimiz Latinceydi. Fransýzca sonradan geliþiyor ve kabul görüyordu. Yeni dil beraberinde klasikler arasýna giren ölümsüz yapýtlarý da getiriyordu. Tiyatro da güzel sanatlarýn geliþmesiyle ortaya çýkýyordu. Sanatýný yüceltmek isteyen her sanatçý bencil olmalýdýr benim gibi. Kralýn olanaklarýyla hem iyi sanatçý hem de çýðýr açan bir yenilikçi oldum. Bir sanatçý olarak aklýmýn/ yaratýcýlýðýmýn beni götürdüðü en üst seviyeye çýktýðýmý düþünüyorum. Yaþadýðým çaðda çaðýnýzýn sorunlarýnýn deþifre ettiðim için oyunlarým güncelliðini yitirmiyor. Ben esinlendiðim olaylarýn üstüne çýktým her tür insan kesimini [Ayaktakýmý, asiller…] gerçek hayattaki rolleriyle sahneye taþýyarak. Oyunlarýmýn canlý olmasýný gerçekçi olmalarýna borçluyum. Ýnsanlarý zaaflarýyla, kötülükleriyle, iyilikleriyle ille de sahtekârlýklarýyla… tanýþtýrýyordum oyunlarýmda. Ýhtirasýn insana yaptýrdýklarýný, gözlerini hastalarýnýn paralarýna diken doktorlarý, bilgeliðe soyunan kara cahilleri, kibarlýk budalasý burjuva takýmýný, laylom kadýnlarý, þerefsizleri, anne/baba ve evlat iliþkilerini, memleketini çýkarý uðruna satan vatanperverleri… sahnede deþifre ediyordum. Benim mahkemem de sahnemdi. Riyakârlar maskeleri düþünce birer maskaraya benziyor. Bu maskaralarý sahnelemeyi düþüncelere imza atmayý sevdiðim kadar seviyorum. Düþünceye oyunlarýmla attýðým imzam silindiðinde ben de unutulacaðýmý biliyorum.”
“Sevgili Moliére, araya girdiðim için beni baðýþla. Ýzleyici seni sahnede izlerken kendini sana kaptýrýyor, farkýnda olmadan senin söylediklerini söylüyor, senin mimiklerini yapýyor hatta oyunun etkisi beyninde sürdüðü sürece kendisi olmuyor/ olamýyor. Ýzleyicide bu türden etkiler yaratan eserlerini hangi ortamda yaratýyordun? Eserlerine dair eleþtirilerin nelerdir? En üretken yýllarýnýn hangi yýllar olduðunu düþünüyorsun?”
“Eserlerimi yaratýrken geriye dönük ince ayrýntýlarý gözden geçirme zamaným olmuyordu. Tiyatronun müdürü, aktörü ve rejisörüydüm. Kötü/iyinin de en iyi örneklerini verdiðimi düþünüyorum eserlerimde. Kötülerinde sýradan söyleyiþ/ sýradan yazma biçimi hâkimken iyilerinde zengin sezgi gücü ile doðaçlama konuþma biçimi mevcuttur. Eserlerime ustaca tasvirlerle maskaralýklarý eklediðim, naif kýrýlgan dize yapýsýndan vazgeçtiðim, sözcükleri kendime benzettiðim için mutluyum. Sipariþ oyunlarý saatlik eðlenceler olarak algýlýyordum. Karþýlaþtýðým olaylarýn senaryosunu kafamda yazýyor, sahnede kiþileþtiriyordum tiplerimi. Benim gibi doðaçlamanýn tiyatro üzerindeki büyüsüyle tanýþan sanatçý, kurallarla belirlenmiþ duygularla izleyiciye hitap edemeyeceðini bilir. Ben bildiklerini bilmekle kalmadým, onlarý yaþatmayý tercih ettim.” Paris’e geldiðim yýllar üretkenliðimin zirveye çýktýðý yýllardý. Bütün eserlerimi 1658–1673 yýllarýnda yazdým.
“ On beþ yýlda insanlýða armaðan ettiðin oyunlarýnýn üslubu hakkýnda ne düþünüyorsun?”
“Oyunlarýmdaki üslup eþittir benim kiþiliðim. Hayata/ insana bakýþým deðiþtikçe konular da üslup gibi deðiþiyordu. Asýl ulaþmak istediðim üsluptan öte derinlikti. Eleþtirmenler eserlerimin üslubumu ebedi nitelikten yoksun buluyorlardý. Bir eserin ebedi deðerini eleþtirmenler deðil, zaman verir. Oyunu yazýlý metin üzerinde irdelemekle sergilemek arasýndaki farký bilmeyenlerin beni eleþtirmeye ne haklarý ne de birikimleri vardýr. Oyunun metindeki yanlýþlarý/ eksikliklerini oyunu sahnelenirken ortadan kaldýrýyordum. Bir oyunun sahnelenmesi o oyunu gözden geçirilmesidir. Oyunlarýmý sahnelerken konuþma diliyle seyirciye hitap ediyordum. Seyircinin her biri kendisinin salonda deðil sahnede olduðunu düþünüyordu. Bir aktör olarak sahnede oyunun sakatlýklarýný düzeltmeye borçluyum üslubumun mükemmelliðini. Oyunlarýmda özentiye yer vermediðim gibi yapaylýða da yer vermiyordum. Ben yazdýklarýmý yayýmlamak deðil, oynamak için yazýyordum. Fransýz tiyatro sanatýný dünyaya tanýttýðýmý unutanlar karakterlerimin kiþiliðini kuþatarak karakterlerimin aðzýyla konuþmamýn beni üslup olarak o dönemde ün yapmýþ iki meslektaþýmdan, Corneille ve Racine’den, ayýrdýðýný da bilmiyorlardý.
“Þiir dili ile mensur tarzda yazdýðýn oyunlarý baþka dillere çevrilirken deðerinden bir þey kaybetmiyor. Senin oyunlarýn aracýlýðýyla tiyatroya psikolojiyi/ düþünceyi ve yargýlamayý yerleþtirdiðini düþünüyorum. Oyunlarýný izlerken insanlarýn ruh dünyalarýna yolculuk ediyorum. Ýnsanlarýn incindikleri kadar sevdiklerini incittiklerini, kýrýlgan ve sevgi dolu ruhlarýn sözcüklere sýðýndýðýný, gücün efendilerinin hassas/ duyarlý deðerlerimi yok etmek istediklerini görüyorum. Komedi seninle neler kazandý? Komedya eþittir Moliére diyebilir misin örneðin?”
“Evet, yýllar sonra bana bu soruyu sorman komedide geldiðim yeri özetliyor aslýnda. Yunanlar atalarý olan mizahý sahneye taþýdýlar bize de onlardan miras kaldý. Bir komedyen doðayý da insan gibi incelemelidir. Tipler yaratýrken bonkör, yarattýðý tiplerin davranýþlarýný saptarken cimri olmalýdýr. Zamana/insana kiþilik verme gücünü çok iyi kullanmalýdýr. Gözlemlediði ve yaþadýklarýyla hayat gerçeðini hallaç pamuðuna çevirmeli ki, insanlarýn paralarý kadar insan olduklarý bir sistemde insani olaný yaþatabilsinler. Malzemesi insan olanýn gözleri, ruhu, hisleri… keskin olmalýdýr. Amacýma hizmet etmeyen hiçbir karakterin gözünün yaþýna bakmýyordum. Komediyi eðlence olmaktan çýkardýðýmý düþünüyorum düþünceyi komediye tabi kýlarak. Ýzleyiciyi güldürürken düþündürüyor ve düþündükleri üzerinde düþünce üretmesini ve kendi gerçeðiyle tanýþmasýný saðlýyordum. Ýnsan ruhunun katmanlarýnda kulaç atmam bundandýr. Seyirci kendi iç dünyasý ile birlikte insan doðasýný kavramalý ki, kendisini diðer insanlardan ayýran olumlu/ olumsuz yanlarýný saptayabilsin. Komedi insanlýðýn sahnesidir insanýn deðil. Ýnsan kendisine yaklaþtýkça düþünceleri ile duygularýna da yaklaþýyor. Bir sanatçý baþyapýt deðerindeki eserini belli bir yaþ/ düþünce olgunluðuna eriþtikten sonra yazýyor. Kimse bir günde ne sanatýn ne de kendisinin gizine ermiyor/ eremiyor. Ben tiyatroya tartýþmayý yerleþtirmek için konularý ve olay örgülerini bir araç olarak kullanýyordum. Rolleri deðiþtirdiðim gibi idrak etme ve düþünme biçimlerini de deðiþtiriyordum. Aklýn akýlsýzlýkla iliþkisini ilk sahneleyen tiyatrocu olduðumu düþünüyorum. Aklýn budalalýkla iliþkisinin aklýn komediyle olan iliþkisinin açýða vurulmuþ hali olduðunu düþünüyordum. En basitinden saçmalýk üzerinde düþündün mü? Saçmalýðýn taraftarlarýný görsen ödün kopar. Kendi hayatlarýnda olan biteni algýlamaktan yoksun soylu, eðitimli zenginlerin aptallýklarýný verdiðim gibi okumamýþ uþaklarýn halka özgü sezgileriyle efendilerinin algýlayamadýklarý hayat gerçeklerini algýladýklarýný kanýtlýyordum karakterlerim aracýlýðýyla. Sahneyi kuklalara teslim etmiþlerdi benden önce. Ben tiyatronun bu tabusunu sahneyi insana/insanlýða tahsis ederek yýkýyordum. Ýnsanýn anlatýldýðý sahneden insanýn dýþlanmasý gerçekdýþý olduðu gibi insanlýk dýþýydý da.”
“ Sevgili Moliére, oyunlarýn güldürmek istediðini güldürdüðünü, aðlatmak istediðini de aðlatmaya devam ettiðini söylemek istiyorum sana. Senin gibi sýra dýþý bir ruha sahip olanlar sýra dýþý sevgi/ üretme yeteneðine de sahiptir. Sen kendinle birlikte izleyiciyi de özgürleþtiriyorsun oyunlarýnla. Sistemle insanlýðýn göbek baðý kesilmeden insanlýk için zor günlerin geride kalmayacaðýna yürekten inanýyorum. Kederli halk tuzu kuru olanlarýn saklý zaferi midir? “Yaþamayý mý yoksa yaþamak yerine sadece var olmayý mý tercih etmeliyiz?” sorusunu hepimizin yaþadýklarýyla yanýtlamasý gerektiðini düþünüyorum. Tanýþmayý/ vedalaþmayý sevmeyen Moliére’i insanlýða kazandýrdýðý güzellikler adýna sevgiye kucaklýyorum. Günümü aydýnlattýðýný bilmeni istiyorum.”
02.05.2013-Mersin
Bedriye KORKANKORKMAZ
"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...
Ömrün merdiveninde oturuyorum. Rüzgârýn esintileri yanaklarýmý okþuyor, yaþlýlýk korkumsa karþýmda duruyor. Hayatýn dram bölümüne kayýt olduðum günü anýmsýyorum. Ýddialý idealleri olan altý yaþýnda bir çocuktum. Ýdealist olmayý ideolojim olarak benimsiyordum. Çocukluðun büyülü dünyasýna sýrtýmý dönüyor, büyüklerin riyakârlýklarýný yüzlerine haykýrmayý yaþama nedenim olarak algýlýyordum. O yaþta gözümü oyuncaklara deðil de evine ekmek götürmeyenlerin umarsýzlýklarýna dikiyor, hayatýn hüzünlü yüzünü okþuyordum. Ýnsanlar kendi derdine bense insanlýðýn derdine âþýktým. Düþünce kýrýþýklýklarýyla doluydu yüzüm. Altý yaþýnda vedalaþtýðým çocukluðuma þimdi kavuþabilir miyim? Ayný ringde karþýlaþan aðýr sýklet boks þampiyonuyuz onunla. Sevgimizin birbirimiz için önemini yitirmesi aðrýma gidiyor. Beni merhametle deðil, beklentiyle karþýlayan çocukluðum vicdan azabý çekmemi istiyor. Onun ruhunu kazanmak için gururumu incitmem gerekiyor. Çocukluðum, affetmekle küçümsemeyi birbirine karýþtýrýyor. Beni af etmiyorsa küçümsememeli, anlamýyorsa yadýrgamamalý diye düþünüyorum. Beni olgunlaþtýran yaþamýþlýklarýmýn onu çocuklaþtýrmasýna seviniyorum. Karþýlýklý olarak birbirimizin içine yeniden doðmalýyýz gerçek doðuþu gerçekleþtirmek için. Ayný bedende birbirimizi ne kadar çok sevdiðimizi birbirimize söyleyemiyor ve birbirimizi sevmekten korkuyoruz. Birbirimizle karþýlaþmamak için yollarýmýzý ayýrýyor sözcükleri de babadan kalma miras gibi aramýzda bölüþüyoruz. Aðarmýþ saçlarýný okþamayý istediðimi, onu deðerleriyle sevdiðimi, nasýl yaþamam gerektiðini öðrenmek için onu terk ettiðimi, kim olduðumu hâlâ bilmediðimi, kendimi yaþadýklarýmla sýnarken aynaya baktýðýmý, duygularýmý ifade edecek doðru kelimeleri bulamadýðýmý, kalan günlerimi onunla geçirmek istediðimi bilmesini istiyorum. Çocukluðunu sonradan hayatýma dâhil etmenin güneþe çýkmak, vicdan azabý çekmek, gülmeyi/ konuþmayý/ aðlamayý ve utanmayý yeniden öðrenmek olduðunu hangi sözcüklerle anlatmalýyým ona. Þaþkýnlýðýn içimde yarattýðý dehþet içinde çýrpýnýyorum. Yanýma oturan ve elleriyle yanaklarýma gülümseme konduran adamý fark ettiðimde acým korkudan daha büyük olduðu için adamdan korkmuyorum. O an içimdeki yaralarýn gözlerini dünyaya açmýþ bebekler gibi korunmasýz olduðunu, yýllardýr kapýsýný açmadýðým çocuk odamýn kapýsýný açtýðýmý ve her biri kendi gerçeðinde birer hayalete dönüþmüþ olan düþ kýrýklýklarýnýn üzerime yaðdýðýný hissediyorum. Baþýmý yanýmda oturan adamýn omzuna yaslýyorum içgüdüsel olarak. Zamanýn sessizliðe kilitlenmesini istiyorum. Dileðimin gerçekleþmediðini adamýn sesi kulaklarýmda çýnladýðýnda anlýyorum.
“Gülmek güneþe çýkmaktýr" þiirini bitirmelisin. Gülmeyi ben de senin gibi dramdan öðreniyordum. Dramýn derinliklerinde emeklemeden gülenler kahkaha atmanýn gülmek olduðunu sanýyor. Dýþýndan gülmekle içinden gülmek bir mi? Çocukluðunla yaptýðýn sohbete kulak misafiri oldum. Kendini yargýlamaný da kendine dürüst davranmaný da önemsiyorum. Bu süreçleri sorguladýðýn için þanslýsýn. Yüzündeki fiyonga benzeyen gülümsemen kronik yaralý gülümseme kategorisine giriyor. Gülmek de doðuyor, yaþýyor ve ölüyor. Moliére olarak ne tanýþma ne de vedalaþma faslýný sevmiyorum. Senin gibi ben de içime sýðmadýðým anlarda baþka ruhlara sýðýnýyorum.”
" Sevgili Moliére, þaþkýnlýðýmý ve ruhsal yorgunluðumu baðýþla. Gözlerimi açacak gücü bulamýyorum kendimde. Ýnsaný bir bütün olarak tamamlayan doðum mu, ölüm müdür? sorusuyla aylardýr cebelleþiyorum. Dilimize çevrilen oyunlarýný okudum. Birbiriyle bütünleþen ruhumuzun hatýrýna kendi sesinden yaþam/sanat serüveni benimle paylaþýr mýsýn? Anlatýmlarýn benim yaþam/sanatýmla iliþkimin ne türden bir iliþki olduðunu kanýtlayacaðý için oldukça önemli.”
" Düþünen ve düþ gören ruhlar yorgundur. Anlattýklarým yazdýklarýnla arandaki iliþkinin fotoðrafýný çekecekse çocukluðumdan baþlayarak hayat/sanat serüvenime birlikte yolculuk edelim seninle. Kral XIV. Louis’nin döþeme ustasý olan Jean Poquelin’in oðlu olarak dünyaya gözlerimi 15 Ocak 1922'de açýyorum. Jean Baptiste Poquelin adýný veriyorlar bana. Sevgili annemi on yaþýmda kaybediyorum. Yeniden evlenen babam kendi mesleðini idame ettirmemi istiyor benden. 1640 yýlýna kadar Clermont Koleji’nde okuyorum. Ünlü filozof Gassendi'nin derslerine katýlmam düþünce ufkumu açýyor. Orléans'da okuduðum hukukun akabinde avukatlýk yapýyorum bir süre. Aktör olmak istediðim için, yaptýðým iþleri býrakýyorum. Tanýnmýþ Béjart Kardeþlerle birlikte kurduðumuz Illustre- Theatre adlý bir tiyatro topluluðu kuruyorum; Moliere’i de sahne adým olarak benimsiyorum. Ýki ada sahiptim ve hayatýmýn parçalý bulutlu olacaðýný biliyordum. Sergilediðim ilk oyunlar ilgiyle karþýlanmayýnca tiyatronun masraflarýný ödemediðim için hapse giriyorum ve hapisten çýktýðýmda Paris' i terk ediyorum. Ekibimle birlikte on üç yýl taþrada deðiþik oyunlar sergiliyoruz. Paris'in dýþýnda da bir hayat olduðunu öðreniyorum. Düþünce/ duygularým olgunlaþýyor. Tanýk olduklarýmý yazmak ve yazdýklarýmý oyunlaþtýrmak istiyorum.
Farce’nin akabinde “Hekim Uçtu” “Soytarýnýn Kýskançlýðý”ný dram olarak, komedya olarak da “Küskün Âþýklarý” yazmýþtým. Tiyatro insanýn kendisiyle yaptýðý sohbettir. Duygularýmla konuþmayý tiyatroyla ilgilenmeye baþladýðýmda öðreniyordum. Yazdýklarýný sahnelemek insanýn kendi çocuðunu kucaðýna almasýndan daha büyük mucizedir. Bu mucizeyi senin de yaþamaný çok istiyorum.”
"Konuþmaya takati olmayan biri olarak bugün yaþadýðým en büyük mucize senin dostluðundur. Paris'e ne zaman geri döndün? Dramdan komediye yönelmeni neye borçlusun? Komedi dünyasýna adýmýný hangi oyunla atýyorsun? Sanat mucizeni gerçekleþtirdiðinde kaç yaþýndaydýn?”
"Yýllarla senin kadar iþim olmuyor benim. 36 yaþýmda Paris'e geri dönüyordum. Onsieur Tiyatrosu’nu himayeme alýyordum. 24 Ekim 1658’de Louvre Sarayý'nda Corneille'in Nicomédes”ini oynuyordum Kral XIV. Louis karþýsýnda. Hayatý baþtanbaþa kuþatan dramýn üstesinden ancak mizahýn geleceðini kavramam beni komedi yazarlýðýna yönlendiriyordu. Bir yýl sonra ilk önemli komedim Ýtalyan tarzý bir perdelik oyun olan “Le Docteuramoureux [Âþýk Doktoru]”la komedi dünyasýna adýmýmý atýyordum. Bu eserle tiyatroya hükmeden gezginci tiyatro anlayýþla göbek baðýmý koparýyordum. Kendi deðerlerim ile hayat duruþumu oyunlarýmda ölümsüzleþtiren muhalif komedi anlayýþýný yaþama nedenim olarak benimsiyordum. 1943’te yazdýðým “Gülünç Kibarlar”, komedi anlayýþýmýn bir nevi manifestosudur. Kendi deðerlerine sýrtýný dönen ve sosyetenin budala kibarlýklarýna özenen iki taþralý genç kýzýn iç dünyasýna yolculuk ediyordum. Toplumsal kurallar altýnda gizlenen yüzeysel kibarlýðýn gerçekte nasýl bir komedi olduðunu kanýtlýyordum. 1661’de Kral, ekibimle birlikte Kardinal’in tiyatro binasý olarak yaptýrdýðý Kraliyet Sarayý olarak da anýlan Palais Royal’deki salona yerleþmeme izin veriyordu. Sanat mucizesini gerçekleþtireceði alaný bulan bir sanatçýyý ölümün dýþýnda kimse durduramaz. Dört yýl sonra tiyatro salonu yýkýldýðýnda kral ekibimle bana baþka bir tiyatro salonu tahsis ediyordu. Dünya tiyatrosuna bir güneþ gibi doðmamda kralýn beni desteklemesinin hatýrý sayýlýr katkýsý oldu. Sanatta/tiyatroda destek almadan kendini kabul ettirmenin istisna olduðunu düþünüyorum.”
“Aþka tiyatroya hükmettiðin gibi hükmettin mi? Bir sanatçýnýn yaþadýklarýnýn eserleri üzerindeki etkileri nelerdir sana göre? Evliliðinde þanslý olanlardan mýsýn? Kaç çocuðun oldu?”
“Sevgili Bedriye, herkes gibi ben de aþkta almam gereken yaralarý alýyordum. Yaþadýklarýmýzýn bir adaleti varsa o da bir insaný her yönde ihya etmemesidir. Ben ne sanata ne de aþka hükmettiðimi düþünmüyorum. Aþktan aldýðým yaralarý oyunlarýmla sarýyordum. Yaþadýklarýmý yazýyor/oynuyordum. Oyunlarýmý yaþadýklarýmýn haritasý olarak algýlayabilirsin. Bizler yapýtlarýn ölümsüzlüðüne sýðýnýyoruz. Evlilikte þanslý olanlardan deðildim. Hayatýma giren kadýnlarýn içinde Armande Bejart’la 20 Þubat 1662’de ile evleniyordum aramýzdaki yaþ farkýnýn neden olduðu dedikodularý önemsemeden. Serbest yetiþen eþim evliliðin sorumluluðundan, sevgiden, en önemlisi de sadakatten bihaberdi. Evlilik olgunlaþtýrýyordu insaný. Yaþamak ile oynamak arasýndaki farký da evliliðimden öðreniyordum aldatýlmýþ bir koca olarak. Eþim yaptýklarýndan dolayý utanmýyor, vicdan azabý çekmiyordu. Katýksýz yalnýzlýk; katýksýz kimsesizlik ve katýksýz kendine yabancýlaþma böyle bir þey olmalýydý. Ona acýdýðým için ihanetlerini baðýþlýyordum; çünkü bana deðil, ‘kendisine’ ihanet ediyordu. Kendimi sýnýyor muydum; yoksa kazanýyor muydum bilmiyordum. Ýnsan katlanamadýklarýna katlanarak büyüyor ve hayal kýrýklýklarýný/ umutsuzluðunu cesaretle taþýyor. Eþimle ayný evde; fakat ayrý dünyalarda yaþýyorduk. Duygunun duygularýný terbiye ettiði insanlar aþýrý duygusallaþmadýðý için acýnasý haline benim kadar aldýrmýyordu. Acýlarýný göstermeyen her insan içinde haþindir. Komedya, acýlarýnýn üstüne çýkanlarýn sýðýnaðýdýr. Oyunlarýmla izleyiciyi etkiliyor ama eþimi etkileyemiyordum. Benim komedim de içine düþtüðüm maskaralýktý. Oyunlarým aracýlýðýyla eþime incinen duygularýmý anlatýyordum. “Kocalar Mektebi” ile “Kadýnlar Mektebi”ni yazýyordum. “Kadýnlar Mektebi” oyunum toplumun tabulaþtýrdýðý deðerleri ayakta alkýþlamadýðým için tepkiyle karþýlanýyordu. Oyunda âþýk olacaðý deðil, hükmedeceði niteliklere sahip bir kadýnla evlenen adamýn sonradan eþine âþýk olmasýný iþliyordum. Planlý/ programlý evlenen bir erkeðin duygularý söz konusu olduðunda içine düþtüðü hal ayný zamanda dramýn þahlandýðý andýr. Oyun üzerindeki eleþtirileri yanýtlamak için “Kadýnlar Mektebi Tenkidi” sahneliyordum. Tepkiler tiyatroda düþman kazanacak kadar etkili olduðumu kanýtlýyordu bana. Düþmanlarýmýn sanat anlayýþýný yermek için “ Versailles Tulûatý’ý yazýyordum. Kralýn maddi/ manevi katkýlarý sürüyordu bana. Þubat 1964’te ilk oðlum dünyaya gözlerini açtý. Toplamda iki oðlum bir kýzým oldu. Oðullarýmý çocuk yaþta kaybettim. Kýzým geç evlendiði için çocuðu olmadý. Bir yandan “Zorla Evlenmeyi” sergiliyor, diðer yandan sarayda düzenlenen balolar için benden istenen oyunlarý yazýyordum. Din büyükleri, kral /kraliçeyi baþyapýtým olan üç perdelik “Tartuffe” oyunumun dini deðerleri aþaðýladýðýna inandýrdýklarý için oyunum yasaklanýyordu. Yasaklanan oyunumun öcünü almak için Don Juan oyunumu yazýyor/ oynuyordum. Don Juan, benim karakterimdi. Ateist Don Juan, aristokrattý. Topluma karþý sorumluk duymayan ama toplumun kendisine karþý yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesini utanmadan talep eden tipik bir þarlatandý. Uþaðý ile farklý dünyalarý olan Don Juan’ýn, dinsizliði yüzünden cehenneme gönderilme süreci sona erdiðinde izleyici tabulaþtýrýlan kavramlar adý altýnda kendisiyle alay eden riyakârlarýn iðrençliklerini gülerek izliyordu. “Sevda Hekimi” ile “Misanthrope”u yazdým. “Zoraki Hekim”de tiyatro anlayýþým deðiþiyordu; çünkü diðer oyunlarýmda sergilediðim tipleri yeni oyunlarýma almayacaktým. Olumsuzluklara dayanmýyor; meydan okuyordum. Entrika sayesinde Tartuffe’ü sergiliyordum. Paris Baþpiskoposu eserimi izleyenlerin, okuyanlarýn… aforoz edileceðini ilan edince ben de daha fazla oyun yazmak için bir süre tiyatroya ara veriyordum. Düzyazý biçiminde þiir akýcýlýðýyla yazdýðým Cimri’yi sahneledim. Ýzleyicinin beðenmediði oyunumda komedinin kalýplarýný ters yüz ediyordum. Karakterlerimin kendileriyle çeliþen kiþiliklerini riyakârlýða duyumsadýðým gaddarlýkla sahnede aþaðýlýyordum. Oyunda cimriliðin altýnda yatan para tutkusunun insaný içine düþürdüðü patolojik bir yalnýzlýðý mercek altýna alýyordum. Tiyatro dünyasý benimle birlikte ruhlarýn dünyasýna giriyordu. Kiþilik analizleri yapmayan bir sanat eserinin topluma katacaðý artý bir deðeri olacaðýný düþünüyor musun? Hayatýn tabular karþýsýnda kazanmasýný istiyordum. Bir sanatçýyý sanat dehasýndan çok cesaretinin ölümsüzleþtirdiðine inanýyorum. 1937’de sahnelediðim “Kibarlýk Budalasý”yla kendim gibi seyirciyi de mutlu ediyordum. Sevimli güldürümün kahramaný, kendisini soylular karþýsýnda yükselten deðerlerinden orta sýnýfa mensup olduðu için utanan ve sýnýf atlamak isteyen Jourdain’ýn dramýna tanýk oluyordu izleyici.
Kral yasaklanan Tartuffe’nin sergilenmesi için izin verdi. Din tacirleri/ yüzsüz softalarý eleþtirdiðim Tartuffe’i 5 Þubat 1669’da sahneliyordum. Ýlgiyle karþýlanan ‘Tartuffe’nin Fransýz diline ikiyüzlünün tanýmý olarak girmesi seyircinin bana verdiði en büyük ödüldür. “Kibarlýk Budalasý” “Bilgiç Kadýnlar” ile “Hastalýk Hastasý”ný yazýp oynuyordum arka arkasýna. “Hastalýk Hastasý” oyunumla hekimlere hem takýlmak hem de öcümü almak istiyordum; çünkü çok hastaydým. Benim gibiler acýlarýnýn avcýsý olduklarý için onlardan baþka kimse avlayamýyor acýlarýný. Ne acýlarý ne de mutluluðu kutsallaþtýrmamak gerekiyor. Bir sanatçý sýnýflarý /sýnýrlarý deðil, gülmeyi kutsamalý. Mutsuzluðu çaresiz bir hastalýða benzetiyordum. Ýnsanlara kederlerini unutturmayý ibadet olarak algýlýyordum. Ýnsan düþünce/ruh ve bedenden oluþan bir varlýktýr. Ýnsanlýðý kollamanýn olmazsa olmazý da düþündüklerinle olumsuzluklara karþý koyma gücüdür. Ýnsanlýðý düþünce gücümle korumak için hastalýðýma baþkaldýrarak baþrol oynadým; oyun bittikten sonra 17 Þubat1673’te ben de hayata gözlerimi yumdum. Öldüðümde kiliseyle barýþmadýðým ve de takdis edilmediðim için Hýristiyan Mezarlýðý’na gömülmem izin verilmiyordu. Ölüm umarsýzlýðýn tanýmý olduðundan eþim krala yalvarýyor cenazemin Hýristiyan Mezarlýðý’na gömülmesi için. Kralýn desteðiyle gecenin karanlýðýnda birkaç papaz tarafýndan cenazem Saint-Eustache Mezarlýðý’na törensiz/ dostsuz defnediliyordu. Ben ölmüþtüm ama oyunlarým sahnede yaþýyordu. Ölümüm akabinde kral Paris’te bulunan üç tiyatroyu birleþtiriyor Comédie Française adý altýnda. Ölümle kýzýma /eþime oldukça yüklü bir miras býrakýyordum.”
“Moliére Baba, senin sýradýþý kiþiliðin üzerinde de konuþmak istiyorum. Moliére nasýl bir insandýr. Oyunlarýnda iþlediðin konularý tek tek irdelediðimde kýzgýn/ kýrgýn insan yanýný algýlamakta zorlanmadým. Ýncinmiþ/ incitmiþ bir insan olarak baktýðýn aynada tepeden týrnaða isteklerini gerçekleþtirmiþ bir ‘insan’ görüyor musun?”
“Sana göbek adýn olan Songül’le seslenmek istiyorum. Songülcüðüm, oyuncu yazar olmam yazdýklarýma bakýþýmý etkiliyordu. Karakterlerimin her biri benim ve çalýþma arkadaþlarýmýn kendimle/kendileriyle çeliþen/ çatýþan yanlarý yansýtýyordu. Ne ýsmarlama yaþýyordum ne de ýsmarlama tipler yaratýyordum. Kiþilik özelliklerimi karakterlerim arasýnda bölüþüyordum. Benim gibi çok çabuk sinirleniyor, aldatýlýyor, sefa içinde yaþayan burjuva oluyorlardý… Sahnede kendimi kendimle karþý karþýya getiriyor ve riyakârlýðýmý karakterim aracýlýðýyla izleyiciye þikâyet ediyordum. Ezilenlere karþý merhametliydim; ama düþüncelerimi savunurken haþin/ cesurdum. Yaþadýklarýmýn gizine ermek istediðim anlarda beynimde çalan teneffüs zili bana þunu soruyordu: insan riyakârlýðýný sahnelemekle kendini aklamýþ olur mu? Hatalarýmla alay etme olgunluðunun vicdanýmý huzura erdireceðini düþünüyordum. Gerçekte ise ihaneti içinde öðüten bir mekanizma yoktur. Gördüklerimi/ duyduklarýmý ve katlandýklarýmý toplayýp acýlarýma bölersen ortaya çýplak insan Moliére çýkar. Kiþiliðim ile yaþadýklarýmý oyunlarýma emanet ettim. Oyunlarýmýn her biri yaþadýklarýyla kendisini gerçekleþtirdiðimin kanýtlarýdýr. Ýçimi acýtýyor yazdýklarýmda ne kadar kendimsem yaþadýklarýmda da o kadar kendi gerçeðimden uzak oluþum.
“Sevgili Dostum, dünyanýn dengesini dengesizliklerin oluþturduðunu düþünüyorum. Ýblisler, azizler, düþünürler, peygamberler, ateistler, yalancýlar, dürüstler… koca bir model gibi yan yana duruyor ve gerektiðinde iç içe geçiyorlar. Algýlarýmýz/ duygularýmýz köreldiði için göremiyoruz iç içe geçmiþ olan bu türden hayat gerçekliðini. Soruyorum sana: Bir sanatçý bencil olmalý mý? Fransýz sanatý senin döneminde nasýl bir süreçten geçiyordu? Sanat yapma anlayýþýn /sanat üslubun hakkýnda neler söyleyebilirsin? Oyunlarýnýn güncelliðini yitirmemesinin nedenini neye baðlýyorsun? Tiyatro sanatýna kazandýrdýðýn yenilikler nelerdir sana göre?”
“Mizah tenkidin yasadýþý çocuðudur. Sahneye izleyicinin karanlýðý aydýnlatan gülümsemesini yanaklarýnda görmek için çýkýyordum. Benim yaþadýðým devir Fransa’nýn atýn çaðýydý. Fransa'nýn yýllarca cebelleþtiði kargaþa sona ermiþ, derebeyliðin kötü gelenekleri yýkýlmýþ, edebiyat ve güzel sanatlar yükseliþe geçmiþti. XVI. yüzyýla kadar dilimiz Latinceydi. Fransýzca sonradan geliþiyor ve kabul görüyordu. Yeni dil beraberinde klasikler arasýna giren ölümsüz yapýtlarý da getiriyordu. Tiyatro da güzel sanatlarýn geliþmesiyle ortaya çýkýyordu. Sanatýný yüceltmek isteyen her sanatçý bencil olmalýdýr benim gibi. Kralýn olanaklarýyla hem iyi sanatçý hem de çýðýr açan bir yenilikçi oldum. Bir sanatçý olarak aklýmýn/ yaratýcýlýðýmýn beni götürdüðü en üst seviyeye çýktýðýmý düþünüyorum. Yaþadýðým çaðda çaðýnýzýn sorunlarýnýn deþifre ettiðim için oyunlarým güncelliðini yitirmiyor. Ben esinlendiðim olaylarýn üstüne çýktým her tür insan kesimini [Ayaktakýmý, asiller…] gerçek hayattaki rolleriyle sahneye taþýyarak. Oyunlarýmýn canlý olmasýný gerçekçi olmalarýna borçluyum. Ýnsanlarý zaaflarýyla, kötülükleriyle, iyilikleriyle ille de sahtekârlýklarýyla… tanýþtýrýyordum oyunlarýmda. Ýhtirasýn insana yaptýrdýklarýný, gözlerini hastalarýnýn paralarýna diken doktorlarý, bilgeliðe soyunan kara cahilleri, kibarlýk budalasý burjuva takýmýný, laylom kadýnlarý, þerefsizleri, anne/baba ve evlat iliþkilerini, memleketini çýkarý uðruna satan vatanperverleri… sahnede deþifre ediyordum. Benim mahkemem de sahnemdi. Riyakârlar maskeleri düþünce birer maskaraya benziyor. Bu maskaralarý sahnelemeyi düþüncelere imza atmayý sevdiðim kadar seviyorum. Düþünceye oyunlarýmla attýðým imzam silindiðinde ben de unutulacaðýmý biliyorum.”
“Sevgili Moliére, araya girdiðim için beni baðýþla. Ýzleyici seni sahnede izlerken kendini sana kaptýrýyor, farkýnda olmadan senin söylediklerini söylüyor, senin mimiklerini yapýyor hatta oyunun etkisi beyninde sürdüðü sürece kendisi olmuyor/ olamýyor. Ýzleyicide bu türden etkiler yaratan eserlerini hangi ortamda yaratýyordun? Eserlerine dair eleþtirilerin nelerdir? En üretken yýllarýnýn hangi yýllar olduðunu düþünüyorsun?”
“Eserlerimi yaratýrken geriye dönük ince ayrýntýlarý gözden geçirme zamaným olmuyordu. Tiyatronun müdürü, aktörü ve rejisörüydüm. Kötü/iyinin de en iyi örneklerini verdiðimi düþünüyorum eserlerimde. Kötülerinde sýradan söyleyiþ/ sýradan yazma biçimi hâkimken iyilerinde zengin sezgi gücü ile doðaçlama konuþma biçimi mevcuttur. Eserlerime ustaca tasvirlerle maskaralýklarý eklediðim, naif kýrýlgan dize yapýsýndan vazgeçtiðim, sözcükleri kendime benzettiðim için mutluyum. Sipariþ oyunlarý saatlik eðlenceler olarak algýlýyordum. Karþýlaþtýðým olaylarýn senaryosunu kafamda yazýyor, sahnede kiþileþtiriyordum tiplerimi. Benim gibi doðaçlamanýn tiyatro üzerindeki büyüsüyle tanýþan sanatçý, kurallarla belirlenmiþ duygularla izleyiciye hitap edemeyeceðini bilir. Ben bildiklerini bilmekle kalmadým, onlarý yaþatmayý tercih ettim.” Paris’e geldiðim yýllar üretkenliðimin zirveye çýktýðý yýllardý. Bütün eserlerimi 1658–1673 yýllarýnda yazdým.
“ On beþ yýlda insanlýða armaðan ettiðin oyunlarýnýn üslubu hakkýnda ne düþünüyorsun?”
“Oyunlarýmdaki üslup eþittir benim kiþiliðim. Hayata/ insana bakýþým deðiþtikçe konular da üslup gibi deðiþiyordu. Asýl ulaþmak istediðim üsluptan öte derinlikti. Eleþtirmenler eserlerimin üslubumu ebedi nitelikten yoksun buluyorlardý. Bir eserin ebedi deðerini eleþtirmenler deðil, zaman verir. Oyunu yazýlý metin üzerinde irdelemekle sergilemek arasýndaki farký bilmeyenlerin beni eleþtirmeye ne haklarý ne de birikimleri vardýr. Oyunun metindeki yanlýþlarý/ eksikliklerini oyunu sahnelenirken ortadan kaldýrýyordum. Bir oyunun sahnelenmesi o oyunu gözden geçirilmesidir. Oyunlarýmý sahnelerken konuþma diliyle seyirciye hitap ediyordum. Seyircinin her biri kendisinin salonda deðil sahnede olduðunu düþünüyordu. Bir aktör olarak sahnede oyunun sakatlýklarýný düzeltmeye borçluyum üslubumun mükemmelliðini. Oyunlarýmda özentiye yer vermediðim gibi yapaylýða da yer vermiyordum. Ben yazdýklarýmý yayýmlamak deðil, oynamak için yazýyordum. Fransýz tiyatro sanatýný dünyaya tanýttýðýmý unutanlar karakterlerimin kiþiliðini kuþatarak karakterlerimin aðzýyla konuþmamýn beni üslup olarak o dönemde ün yapmýþ iki meslektaþýmdan, Corneille ve Racine’den, ayýrdýðýný da bilmiyorlardý.
“Þiir dili ile mensur tarzda yazdýðýn oyunlarý baþka dillere çevrilirken deðerinden bir þey kaybetmiyor. Senin oyunlarýn aracýlýðýyla tiyatroya psikolojiyi/ düþünceyi ve yargýlamayý yerleþtirdiðini düþünüyorum. Oyunlarýný izlerken insanlarýn ruh dünyalarýna yolculuk ediyorum. Ýnsanlarýn incindikleri kadar sevdiklerini incittiklerini, kýrýlgan ve sevgi dolu ruhlarýn sözcüklere sýðýndýðýný, gücün efendilerinin hassas/ duyarlý deðerlerimi yok etmek istediklerini görüyorum. Komedi seninle neler kazandý? Komedya eþittir Moliére diyebilir misin örneðin?”
“Evet, yýllar sonra bana bu soruyu sorman komedide geldiðim yeri özetliyor aslýnda. Yunanlar atalarý olan mizahý sahneye taþýdýlar bize de onlardan miras kaldý. Bir komedyen doðayý da insan gibi incelemelidir. Tipler yaratýrken bonkör, yarattýðý tiplerin davranýþlarýný saptarken cimri olmalýdýr. Zamana/insana kiþilik verme gücünü çok iyi kullanmalýdýr. Gözlemlediði ve yaþadýklarýyla hayat gerçeðini hallaç pamuðuna çevirmeli ki, insanlarýn paralarý kadar insan olduklarý bir sistemde insani olaný yaþatabilsinler. Malzemesi insan olanýn gözleri, ruhu, hisleri… keskin olmalýdýr. Amacýma hizmet etmeyen hiçbir karakterin gözünün yaþýna bakmýyordum. Komediyi eðlence olmaktan çýkardýðýmý düþünüyorum düþünceyi komediye tabi kýlarak. Ýzleyiciyi güldürürken düþündürüyor ve düþündükleri üzerinde düþünce üretmesini ve kendi gerçeðiyle tanýþmasýný saðlýyordum. Ýnsan ruhunun katmanlarýnda kulaç atmam bundandýr. Seyirci kendi iç dünyasý ile birlikte insan doðasýný kavramalý ki, kendisini diðer insanlardan ayýran olumlu/ olumsuz yanlarýný saptayabilsin. Komedi insanlýðýn sahnesidir insanýn deðil. Ýnsan kendisine yaklaþtýkça düþünceleri ile duygularýna da yaklaþýyor. Bir sanatçý baþyapýt deðerindeki eserini belli bir yaþ/ düþünce olgunluðuna eriþtikten sonra yazýyor. Kimse bir günde ne sanatýn ne de kendisinin gizine ermiyor/ eremiyor. Ben tiyatroya tartýþmayý yerleþtirmek için konularý ve olay örgülerini bir araç olarak kullanýyordum. Rolleri deðiþtirdiðim gibi idrak etme ve düþünme biçimlerini de deðiþtiriyordum. Aklýn akýlsýzlýkla iliþkisini ilk sahneleyen tiyatrocu olduðumu düþünüyorum. Aklýn budalalýkla iliþkisinin aklýn komediyle olan iliþkisinin açýða vurulmuþ hali olduðunu düþünüyordum. En basitinden saçmalýk üzerinde düþündün mü? Saçmalýðýn taraftarlarýný görsen ödün kopar. Kendi hayatlarýnda olan biteni algýlamaktan yoksun soylu, eðitimli zenginlerin aptallýklarýný verdiðim gibi okumamýþ uþaklarýn halka özgü sezgileriyle efendilerinin algýlayamadýklarý hayat gerçeklerini algýladýklarýný kanýtlýyordum karakterlerim aracýlýðýyla. Sahneyi kuklalara teslim etmiþlerdi benden önce. Ben tiyatronun bu tabusunu sahneyi insana/insanlýða tahsis ederek yýkýyordum. Ýnsanýn anlatýldýðý sahneden insanýn dýþlanmasý gerçekdýþý olduðu gibi insanlýk dýþýydý da.”
“ Sevgili Moliére, oyunlarýn güldürmek istediðini güldürdüðünü, aðlatmak istediðini de aðlatmaya devam ettiðini söylemek istiyorum sana. Senin gibi sýra dýþý bir ruha sahip olanlar sýra dýþý sevgi/ üretme yeteneðine de sahiptir. Sen kendinle birlikte izleyiciyi de özgürleþtiriyorsun oyunlarýnla. Sistemle insanlýðýn göbek baðý kesilmeden insanlýk için zor günlerin geride kalmayacaðýna yürekten inanýyorum. Kederli halk tuzu kuru olanlarýn saklý zaferi midir? “Yaþamayý mý yoksa yaþamak yerine sadece var olmayý mý tercih etmeliyiz?” sorusunu hepimizin yaþadýklarýyla yanýtlamasý gerektiðini düþünüyorum. Tanýþmayý/ vedalaþmayý sevmeyen Moliére’i insanlýða kazandýrdýðý güzellikler adýna sevgiye kucaklýyorum. Günümü aydýnlattýðýný bilmeni istiyorum.”
02.05.2013-Mersin
Bedriye KORKANKORKMAZ
"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...
