Elif Y. ÖZEL
HAYATIMA ÖZET DÜÞECEK OLURSAM…
Yaþýyor muydum?
Yoksa yaþatabilmek için ölüyor muydum?
Þimdilik bu sorularýn cevabýný veremiyordum ama en azýndan hayatýmýn ödümün koptuðu yere çýkacaðýný kestirebiliyordum.
Çünkü ben bu hayatý,
“Tabiatým uygundu ama iklimler müsaade etmedi seni sevmeme” cümlesindekine benzer bir edayla, yani “çevir kazý yanmasýn” ayarýnda yaþýyordum.
Bütün bunlar yetmezmiþ gibi üstüne bir de, sýnanmýþ bir vicdaný, aklýný baþýna almaya bir kez olsun niyet etmemiþ bir aþkla baþ göz etmeye niyet edecek kadar da haddimi aþýyordum.
“Oldu da bitti”lere vardýrarak yaþadýðým bu hayatý, sonunu bir türlü “maþallah”lara baðlayamadýðým cümlelerle anlatmaya çalýþýyordum.
Her þey tamam da bir tek adalete söylenecek sözler eksik kalmýþ gibi, kitap okurken uyuyakalmayý adetten saydýrmanýn yollarýný arýyordum sanki.
Hal böyle olunca da;
Ne yaralarýn yardan ne de yârin yaralardan bihaber oluþunu umursuyordum.
Sövmek maksatlý kurduðum cümleleri bile nasihatten sayýyor, kýsýrlaþtýrýlmýþ mutluluklarýn çoðalabileceðine de su götürmez þekilde inanýyordum.
Sýrf günden kalaný dünden saydýrabilmek uðruna da olsa, günün geceye dönmesini her gün ayný iþtahla beklemeyi görevim sayýyordum.
Beþ dakikalýðýna da olsa, sýrf bana gönül koymasýn diye, hüsrana uðramadan evime geçemiyordum.
Sevdalarýn bir tek gece vakti sýnandýðýný biliyor olsam da, “insan ne diye geceden korkar ki!!!” þuursuzluðunu aratmayacak kývamda cümleler kurmaktan da geri kalmýyordum.
Daðýlan aklýmý yerden toplamayý becerebilmiþim gibi, elimde tuttuðum ufacýk bir mumla seni bulabilmeyi umuyordum.
Kirpiklerimin aðýrlýðýný hiçbir zaman hesaba katmamýþ biri olarak, gözyaþlarýmýn vebalini her defasýnda kirpiklerime yolluyordum.
Sevgiyi hayatýn detaylarýnda aramak dururken, kendimi detaysýz hayatlarda kaybediyor, üstelik kayboluyor oluþumu da fark edemiyordum.
Sanki bazý þeyler (sevgi gibi aþk gibi) ezelden beri birilerinin insafýna býrakýlmýþ da bundan bir tek benim haberim yokmuþ gibi davranýyor ve de ýsrarla aþka gazel okuyabileceðim gösteriþli sahneler arýyordum.
Yüzünün telif hakký bende olsa da, beynimde bilmem kaçýncý baskýsýný yapan sensizliðimin hatýrýna, hayata tekrar tekrar kapak olmaya razý oluyordum.
Bütün “vah”larýmý o nafile bekleyiþlerime saklýyorken, “ah”larýmý da zoraki de olsa bekleyiþlerime baðýþlýyordum.
Hayatýma özet düþecek olursam;
“Elma dersem çýk, armut dersem çýkma” misali oyunlarla kendimi avutuyor, gerçeðe dönmemek için ha bire okeye dönüyordum.
Yani artýk;
Ne cümlelerimi ilahi adalete vardýracak þekilde kurabiliyor ne de mektuplarýmý zamanýn en aklýselim tarafýna postalanabilecek usulde yazabiliyordum.
Bu durumda ben,
Yaþýyor muydum?
Yoksa yaþatabilmek için ölüyor muydum?
Elif Y. ÖZEL
"Elif Y. ÖZEL" bütün yazýlarý için týklayýn...
Yaþýyor muydum?
Yoksa yaþatabilmek için ölüyor muydum?
Þimdilik bu sorularýn cevabýný veremiyordum ama en azýndan hayatýmýn ödümün koptuðu yere çýkacaðýný kestirebiliyordum.
Çünkü ben bu hayatý,
“Tabiatým uygundu ama iklimler müsaade etmedi seni sevmeme” cümlesindekine benzer bir edayla, yani “çevir kazý yanmasýn” ayarýnda yaþýyordum.
Bütün bunlar yetmezmiþ gibi üstüne bir de, sýnanmýþ bir vicdaný, aklýný baþýna almaya bir kez olsun niyet etmemiþ bir aþkla baþ göz etmeye niyet edecek kadar da haddimi aþýyordum.
“Oldu da bitti”lere vardýrarak yaþadýðým bu hayatý, sonunu bir türlü “maþallah”lara baðlayamadýðým cümlelerle anlatmaya çalýþýyordum.
Her þey tamam da bir tek adalete söylenecek sözler eksik kalmýþ gibi, kitap okurken uyuyakalmayý adetten saydýrmanýn yollarýný arýyordum sanki.
Hal böyle olunca da;
Ne yaralarýn yardan ne de yârin yaralardan bihaber oluþunu umursuyordum.
Sövmek maksatlý kurduðum cümleleri bile nasihatten sayýyor, kýsýrlaþtýrýlmýþ mutluluklarýn çoðalabileceðine de su götürmez þekilde inanýyordum.
Sýrf günden kalaný dünden saydýrabilmek uðruna da olsa, günün geceye dönmesini her gün ayný iþtahla beklemeyi görevim sayýyordum.
Beþ dakikalýðýna da olsa, sýrf bana gönül koymasýn diye, hüsrana uðramadan evime geçemiyordum.
Sevdalarýn bir tek gece vakti sýnandýðýný biliyor olsam da, “insan ne diye geceden korkar ki!!!” þuursuzluðunu aratmayacak kývamda cümleler kurmaktan da geri kalmýyordum.
Daðýlan aklýmý yerden toplamayý becerebilmiþim gibi, elimde tuttuðum ufacýk bir mumla seni bulabilmeyi umuyordum.
Kirpiklerimin aðýrlýðýný hiçbir zaman hesaba katmamýþ biri olarak, gözyaþlarýmýn vebalini her defasýnda kirpiklerime yolluyordum.
Sevgiyi hayatýn detaylarýnda aramak dururken, kendimi detaysýz hayatlarda kaybediyor, üstelik kayboluyor oluþumu da fark edemiyordum.
Sanki bazý þeyler (sevgi gibi aþk gibi) ezelden beri birilerinin insafýna býrakýlmýþ da bundan bir tek benim haberim yokmuþ gibi davranýyor ve de ýsrarla aþka gazel okuyabileceðim gösteriþli sahneler arýyordum.
Yüzünün telif hakký bende olsa da, beynimde bilmem kaçýncý baskýsýný yapan sensizliðimin hatýrýna, hayata tekrar tekrar kapak olmaya razý oluyordum.
Bütün “vah”larýmý o nafile bekleyiþlerime saklýyorken, “ah”larýmý da zoraki de olsa bekleyiþlerime baðýþlýyordum.
Hayatýma özet düþecek olursam;
“Elma dersem çýk, armut dersem çýkma” misali oyunlarla kendimi avutuyor, gerçeðe dönmemek için ha bire okeye dönüyordum.
Yani artýk;
Ne cümlelerimi ilahi adalete vardýracak þekilde kurabiliyor ne de mektuplarýmý zamanýn en aklýselim tarafýna postalanabilecek usulde yazabiliyordum.
Bu durumda ben,
Yaþýyor muydum?
Yoksa yaþatabilmek için ölüyor muydum?
Elif Y. ÖZEL
"Elif Y. ÖZEL" bütün yazýlarý için týklayýn...
