HALÝS AKSOY, FOÇA’DA BÝR ÖMÜR... / Sebahattin Karaca
Sebahattin Karaca

Sebahattin Karaca

HALÝS AKSOY, FOÇA’DA BÝR ÖMÜR...



Bazen iyi tanýdýðý birisi hakkýnda bir þeyler yazmanýn, kolay olacaðýný sanýr insan. Tam o noktada daha ilk cümlede öyle zorlanýr ki, yazýnýn baþlýðýný bile koyamaz. Bu durum yazandan deðil, anlatandan kaynaklanýr. Anlatanýn, ömrüne o kadar çok þeyi nasýl sýðdýrdýðýný duydukça, onca yaþadýklarý karþýsýnda yaþama nasýl sýký sarýldýðýna þahit oldukça, nereden baþlayýp, nasýl sonuçlandýracaðýný bilemez yazan. Hatta bazen önceden hazýrladýðý sorular da olabilir; elde kalýr, soramaz. Çünkü anlatana empati yapmýþ, anlatýlanlarý yaþamaya baþlamýþ, ya soru sormayý unutmuþ ya da sorularýn gereksiz olduðu kanýsýna varmýþtýr. Öyle de oldu. Yýllardýr Foça’da sessiz, sedasýz, sakin, hatýrþinas ve kendi halinde yaþayan Halis abi ile bir söyleþi yapayým dedim.

Ve... kendinizden biraz bahseder misiniz? diye sordum.

Ýkinci soruya gerek kalmadý bile. O anlattý, ben yazdým. Yazarken bazen umutlandým, bazen hüzünlendim, bazen de Halis abi üzerinden hem hayatý hem de Foça’yý daha iyi anladým.

Midilli’den Foça’ya

Babam Hafýz, miladi 1322, Rumi 1904 yýlýnda Midilli’de doðmuþ. Ýlkokulu orada bitirmiþ. Ailesiyle birlikte 1923 yýlýnda mübadele kapsamýnda “din esasý üzerinden halklarýn deðiþimi” ile gelip Foça’ya yerleþmiþler.

Dedemler, dolayýsýyla babamlar Foça’ya yerleþtiklerinde, kendilerine benim doðduðum Fevzipaþa Mah. Dutlu sokaktaki evin yaný sýra, Baðarasý köyünde zeytinlik ve tarla verilmiþ. Ancak dedem ve babam hiç rençperlik yapmamýþlar. Dedemin ne yaptýðýný tam olarak hatýrlamýyorum, ama babam Midilli’de okuduðundan, o yýllarda okuma yazma oraný da çok düþük olduðu için resmi dairelerde küçük küçük görevler almýþ. Ardýndan nüfus memurluðunda çalýþmaya baþlamýþ.

Limni’den Foça’ya

Annem Emine ise, ailesiyle birlikte Limni adasýndan yine 1923 yýlýnda mübadele ile Foça’ya gelmiþler. Annemlerin Limni’den Foça’ya geliþleri bir vapur vasýtasý ile olmuþ. Bu yolculuk sýrasýnda gemi kaptaný Limnililere “ben kaptan olarak bu gemiyle yaptýðým seferlerin hiçbirinde geminin bu kadar hýzlý gittiðini hatýrlamýyorum. Bu defa neden bu kadar hýzlý gittiðini merak ediyorum“ demiþ. Limnililer kaptana dönerek direkte asýlý olan torbayý göstermiþler ve demiþler ki : “Onun içinde Sakal-ý Þerif var. Onu Limni’de býrakmadýk, yanýmýzda götürüyoruz.” Annemin üzülerek söylediðine göre kendilerini Foça’ya getiren gemi baþkalarýný almak üzere gittiði Limni seferinde batmýþ.

1930’lu yýllarýn baþýnda Babam Hafýz Hüseyin, annem Emine ile evlenmiþ. 4 Mart 1933 yýlý bir Cumartesi günü Foça’nýn Ýsmetpaþa mahallesinin Dutlu (þimdi 181 sok.) sokaðýnda 5 numaralý evde doðmuþum. Ben ve ailem toplam yedi kiþiden oluþuyorduk. Ýlk baþta soyadýmýz Ercüment’miþ. Soyadý kanunu ile babam, Aksoy olarak deðiþtirmiþ.

II. Dünya harbi sýrasýnda ihtiyati asker olarak iki sene Ýstanbul Hadýmköy’de görev yaptý. Bu sýrada babama her ay memur maaþý olarak 50 lira 25 kuruþ ödenirdi. Babam yedek asker olduðundan akrabamýz Hasan AKSOY babamýn mutemetliðini yapýyor ve babamýn maaþýný alarak getirip anneme veriyordu. 50 lira ile gayet iyi geçiniyorduk. Yokluk, kýtlýk döneminde bile evimizin aylýk tüm ihtiyaçlarýný karþýlayabiliyorduk. Babam iki sene Ýstanbul’da görev yaptýktan sonra Foça’ya döndü ve nüfus memuru olarak iþe baþladý. Maddi durumumuz fena sayýlmazdý. Çocukluðumda kýtlýk gördüðüm söylenemez. Aldýðý maaþ ailemizin geçimine yetiyordu. Çocukluðumu Ýsmetpaþa mahallesinde yaþadým. Arkadaþlarým Hulusi Yenipazar, Mahmut Irmak, 7 -8 kardeþ olan Beytorun’lardý.

Bir sabah artan hüzünlü bir ortamý anlamaya çalýþýyordum. “Atatürk’ümüz öldü” dediklerini duydum. Herkes hýçkýrýklarla aðlýyordu. Küçücük yaþýmda ölüm lafýný ilk defa duyuyordum. Herkesin aðladýðýný görünce, ben de hüzünlenip aðlamaya baþladým. Fakat neden aðladýðýmý da bilmiyordum. Aðlayanlardan etkilenmiþtim. Sebebini daha sonra okula baþladýðým ilk yýlda öðrendim.

Ýlkokulu Foça’da, þimdi öðretmenevi olan binada okudum. Bu okula beþ sene gittim. Okul arkadaþlarým arasýnda Canan Tan’ýn annesi, Gülten Topçu, Mücessem Kaan, Nadir Sanlý, Mahmut Irmak, Hulusi Yenipazar gibi arkadaþlarým vardý. Ýlkokuldan sonra Foça’da ortaokul olmadýðýndan, ortaokul birinci sýnýfý Tire’de; ortaokul ikinci sýnýfý, Kýz Endüstrisi Müdüresi daha sonraki yýllarda milletvekili olan akrabamýz Aliye Coþkun Timuçin’in evinde kalarak Aydýn’da okudum. Ancak küçük yaþta aile hasretine dayanamýyordum. Aydýn çok uzaktý. Maalesef baþarýlý olamadým ve sýnýfta kaldým. Bunun üzerine babam beni Aydýn’dan Ödemiþ’e aldý. Orada ortaokula kayýt yaptýrdý. Yine malum sebeplerden dolayý ortaokulu ikinci sýnýfta terk ettim. Daha sonraki yýllarda ortaokulu Menemen’de dýþarýdan bitirdim.

Foça’da elektrik bile yoktu.

1940’lar, II. Dünya Savaþý’nýn sýkýntýlarý ile gelip geçti. 2. Dünya Savaþý’nýn Foça’ya olan sayýlamayacak kadar olumsuz etkileri vardý. Kayýtlarý Foça’da olanlarýn dýþýndaki herkesin Foça’ya giriþ çýkýþý yasaktý. Öyle ki, Foça dýþýndan ziyaretçilerimiz gelse, asker evimize kadar refakat ederdi. Gidene kadar da kontrol altýnda tutulurdu. Çok sýký önlemlerin alýndýðý bir askeri bölge olduðundan yaþam içindeki hareketliliðimiz sýnýrlýydý. Ekonomik ve siyasi sýkýntýlarýn zirveye eriþtiði yýllardý. Savaþ yüzünden gündüzleri sýnýrlý ve kontrollü yaþýyor, geceleri ise karartmadan dolalý karanlýkta kalýyorduk. Yýllarca zifiri karanlýkta yaþadýk. Rauf Çelebi’nin geceleri belirli saatlerde sokaklarý yarým yamalak aydýnlatan o zamanki teknolojik santrali olmasaydý temelli yanmýþtýk. 1950 yýlýna kadar þimdiki 187 sokakta (Tedaþýn bulunduðu blok) Rauf Çelebi’nin sahip olduðu; bir tarafý zeytinyaðý fabrikasý, bir tarafý iptidai santral vazifesini gören dizel elektrik motoru, gecelerin kabusunu bir nebze de olsa gideriyordu. Evin erkekleri, akþam yemeðinden sonra deniz kenarýndaki kahvelere gider kahvenin parazitli radyosundan savaþ haberlerini dinlerdi. Evlerin %95’inde radyo olmadýðýndan kahvelere raðbet çoktu. Evlerde olanlarda lamba veya yað kandilinin aydýnlattýðý odalardaki mangalýn etrafýnda büyüklerin anlattýðý cin – peri hikayeleriyle vakit geçirirlerdi. Santralin tükettiði mazot parasýný belediye Rauf Çelebi’ye ödüyordu. Rauf Çelebi bu yöntemle Foça sokaklarýný aydýnlatmadan önce sokaklarda gazla çalýþan fenerler vardý. Bir belediye görevlisi sokaklarý dolaþarak özellikle köþe baþlarýnda bulunan gaz lambalarýný yakar, böylece sokaklar aydýnlanýrdý. Arkasýndan Rauf Çelebi’nin santrali ile uzunca bir müddet Foça sokaklarý gece saat on bire kadar aydýnlandý. Bu þekilde elektrik verme iþi 1950 yýlýna kadar geldi. 1950 yýlýnda ise 189 sokakta þimdiki bilgisayarcýnýn bulunduðu belediyeye ait binaya belediye büyük bir dizel elektrik santrali kurdu. Yeniden sokak aydýnlatma direkleri düzenlendi. Santralde özel makinist Zeyyat bey ile Turgut Emiroðlu’nun babasý Sadi bey birlikte çalýþýyordu. Sadi bey iyi bir makine mühendisiydi. Bu santral ile ilk defa evlere de elektrik verilmeye baþlandý.

Bu arada sýrasý gelmiþken bir anýmý anlatayým ; “Ýsmetpaþa sahilinde bulunan çeþmenin karþýsýnda tahta direkte bir sokak lambasý vardý. Berrin’in bisikletine ilk defa binen (Bonne nouvelle) Raþit abi yalpa yapa yapa giderken, bayanýn bir tanesi de çeþmeden testisini doldurmuþ. Soluklanmak için testiyi yere koymuþ, Raþit abiye “testi evladým testi” diyormuþ ki, Raþit abi testiye bakarken tahta direðe toslayarak yapýþmýþ kalmýþ. Bir subayýn annesi oturduðu balkondan seslenmiþ “Ah evladým, ne iyi oldu geldiniz,3-4 gündür bu direk yanmýyordu, sayende tekrardan sokak ýþýldayacak” demiþ.

Ýþ - Aþ - Aþk ve Evlilik

1954 - 56 arasý yaptýðým askerlik görevimin ardýndan Foça’ya döndüm. Þimdiki Villa Dedem otelinin bulunduðu yerde bir adet tek katlý, bir adette çift katlý bir bina vardý. Çift katlý binada Ziraat Bankasý bulunmaktaydý. Ben de hemen onun yaný baþýndaki tek katlý binada manifatura ve tuhafiye dükkaný açtým. Ama iþler iyi gitmeyince dükkaný baþkasýna devir ettim. Ardýndan Foça Ortaokulu’nda memur olarak göreve baþladým. 1957 yýlýnda beðendiðim, çok sevdiðim, saygý duyduðum Semine Tekeli ile evlendim. Seval ve Seda adýnda iki yýl arayla iki kýzýmýz oldu. Ben ve eþim Semine çok mutluyduk. Her þey gayet güzel gidiyordu, iþim vardý, eþim vardý, çocuklarým vardý, mutluyduk. Ancak o yýl neden olduðu çokta bir bilinmeyen þekilde, önce kýzým Seval, sonra Doktor Yavuz’un kýzý Cana ardýndan Hükümet Tabibi Fuat Beritan’nýn oðlu Mehmet çocuk felci oldular. Dr. Münip Dinç’in olaðanüstü çabasýyla ve ameliyatlarla kýzým Seval tekrar yürümeye baþladý, ama bir ayaðý diðer ayaðýndan iki santim kýsa kaldý. 1975 yýlýna gelindiðinde rahmetli Cemil Midilli, kendi adýný taþýyan Cemil Midilli Lisesi’ni ortaokulun bahçesine yaparak Milli Eðitim adýna baðýþladý. Bu defa ortaokuldan liseye memur olarak geçtim. Liseye tefriþ gerekiyordu, bakanlýktan bir baþka fasýl ile gelen 150 bin Tl’yi tefriþ kalemine (sýra, tahta, sandalye) aktardýk. Saðlam ve ucuz olsun diye Ýzmir Þirinyer’de bulunan çocuk yetiþtirme yurdunun atölyesine sipariþlerimizi verdik. Ancak sipariþlerimizi bir türlü alamýyorduk, her türlü yazý nedense karþýlýk bulamýyor ve zaman su gibi akýp geçiyordu. En son her ne kadar belge ve bilgi istiyorlarsa tamamladým, götürdüm. Ýzmir Bayýndýrlýk Müdürü’ne verdim. Müdür götürdüðüm her þeyi yarým saat inceledi ve bana otur deme nezaketinde bulunmadý. Ayakta bekledim. Ýncelemesini yaptýktan sonra eliyle evraklarý bana doðru iten Müdür “Olmaz bu evraklarla malzemeleri sana teslim edemem.” deyince nevrim döndü, kendimi kaybettim. Aylardýr uðraþmama raðmen bir türlü bitmiþ sýralarý alamýyordum. Çok sinirlenmiþ olduðum halde bile kontrolümü kaybetmeden “Müdürüm müdürüm, bu iþ benim kendi iþim deðil, bir okulun iþi, okul açýldý ama eðitime baþlayamýyoruz. Bu iþten ne ben prim alýyorum ne de siz, ancak okul sýra olmadan açýlamýyor. Ya bugün sýralarýmý vereceksiniz ya da Konak meydanýnda üzerime benzin döküp yakacaðým” dedim. Yan masada oturan bir bayan memur, sinirlendiðimi, zorlandýðýmý, titrediðimi görünce ayaða kalktý yanýma geldi “Sakin olun beyefendi” dedi. Kendi aralarýnda fýsýl fýsýl bir þeyler konuþtuktan sonra evraklarý imzaladý. Sýralarýmý aldým, ayný gün temin ettiðim araçla Foça’ya getirdim. Önemli bir iþi tam vaktinde baþarmýþ olmanýn mutluluðunu yaþadým.

Ancak bu mutluluðum uzun sürmedi.

Ayný yýl, kýzým Seda kötü bir hastalýða yakalandý ve tedavisi çok zordu. Aslen Tireli ve akrabamýz olan, Almanya Köln Üniversitesi’nde çocuk mütehassýsý olarak görev yapan Ercüment Aksoy’un yardýmý ile Üniversite’nin fonundan masraflar karþýlanmak üzere iki ay Köln’de tedavi gördü. Ardýndan Türkiye’ye döndük. Aradan çok uzun bir süre geçmedi 1975 yýlýnda 14 yaþýnda iken tedavi gördüðü hastalýðý nedeniyle hayata gözlerini yumdu. Bu ölüm hepimizi periþan etti. Acýsýna dayanamýyorduk.

Eþim Semine ‘de maalesef 1993 tarihinde ailesinden irsi olarak gelen kansere yenik düþtü. Bu sefer tüm sevgimi büyük kýzým Seval’e verdim, evli ve iki çocuk sahibiydi. O da 2015 yýlýnda kahrolasý ayný hastalýktan ölünce dünyam iyice yýkýldý. Omuzlarým çöktü. Bu elim olaydan sonra ev bana dar gelmeye baþladý. Tüm eþyalarýmý ihtiyaç sahiplerine daðýttým. Yaþadýðým talihsizlikten sonra yeni hiçbir þeye baþlamayý istemiyordum. Her þey bana zor ve aðýr geliyordu. Reha Necla Midilli Yaþlý Evi Vakfý’nýn açtýðý yaþlýlar evine yerleþtim. Burada mutluyum ve hayata tutunmaya çalýþýyorum.

Halis Abi ile yaptýðým bu söyleþi, beni bir yanýyla hüzünlendirdi. Bu çok açýk. Ama diðer yönüyle de bir o kadar aydýnlattý. Anlattýklarýyla Foça’nýn geçmiþinden bugününe ýþýk tuttu. Foça Kent arþivine girebilecek, birkaç altýn sayfa açtý.

Teþekkür ederim Halis Abi. Uzun ömürlerin olsun.




Eþim Semine ile


Babam torunlarýmla


Plajda 1960 mutlu yýllardan




Emeklilik belgesi


Halis Aksoy

Kýymetli okurlar, diðer yazýlarýma www.sebahattinkaraca.com sitesinden eriþebilirsiniz.


Sebahattin Karaca

sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com



26 Aralýk 2018 Çarþamba / 3433 okunma



"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...