Kuruyan göller, çekilen ýrmaklar, aðlayan doða! / Sebahattin Karaca
Sebahattin Karaca

Sebahattin Karaca

Kuruyan göller, çekilen ýrmaklar, aðlayan doða!



Sanýyorum 2010 yýlýydý. Merhum Reha Midilli tanýþtýrdý. Tanýþtýrýrken de “Vakfýmýzýn yeni Mütevvelli Heyeti Üyesi diye takdim etmiþ, bir baþka gün ise “Bak Sebahattin, Recep bey vakfýmýza pek çok açýdan fayda saðlayacak, bundan eminim” demiþti. Bu baðlamda mütevelli heyetinde olduðu dönemde deðerli katkýlarý oldu. Foça küçük yer malum. Bu bakýmdan 1-2 gün içinde Recep beyle ilgili güzel þeyler duymaya baþlamýþtým.

Aslen Ýznik’in Derbent köyündendi. Doðduðu yere ve köklerine sýký sýký baðlýydý. Görev için Eðirdir’e gidince, görev aþkýnýn yanýsýra Eðirdir’in insanýna, gölüne, daðýna ve doðasýna da gönlünü kaptýrdý. Kýsa sürede bir Eðirdir aþýðý oluverdi. Yýllarýn yýllarý kovalamasýnýn ardýndan, bir nedenle geldiði ve gördüðü Foça’yý da ev alarak Eðirdir’den Foça’ya yerleþecek kadar sevdi. Ýznik, Eðirdir, Foça hakkýnda makaleler ve kitaplar yazdý. O gün - bugündür ne zaman bir araya gelsek Ýznik’in, Eðirdir’in ve tabii ki Foça’nýn baþta tarih olmak üzere doðasýndan, kültürüne; yerel yönetiminden, genel idaresine her þeyi konuþuruz. Dün de böyle oldu. Ýþlerimim yoðunluðuna raðmen, uzun süredir göremediðim için Eðirdir’e ya da Ýznik’e gitmiþ olabileceðini düþünüyordum. Böyle bir zamanda iþlettiðim otelin önünde oturuyordum. Uzaktan bana doðru geldiðini gördüm. Yerimden kalktým, karþýladým. Her zaman ki gibi onun suyu, benim çayým geldi. Bir iki sözden sonra;

“Sana soracaklarým var” dedi ve devam etti.



Boynu bükük rengi soluk Eðirdir Gölü !

“Eðirdir’den sonra bir ara eþimle birlikte, Atatürk’ün çok sevdiði Yalova’ya gittik. Çevrede çok sayýda Arap vatandaþý vardý. Nedir sence bunun sebebi” dedi.

“Üstadým” dedim, “Araplarýn mülk edinmelerini kolaylaþtýran yasalarýn çýkmasýndan sonra, uluslararasý emlakçýlarýn da yönlendirmeleri ile önce Ýstanbul’da, ardýndan Karadeniz’de ve daha baþka yerlerde dur durak bilmeksizin mülk alýyor ve yerleþiyorlar. Yalova güzel ve Ýstanbul’a çok yakýn olduðu için tercih ediyor olabilirler. Yakýnda Yalovalýlar azýnlýða düþerse þaþmayalým” diye güldük, aðlanacak halimize.

“Eðirdir” dedi. “Dostum Eðirdir’i çok severim bilirsin. Ancak son zamanlarda göldeki su seviyesi 5-6 metre düþtü. Gölün etrafýndaki kentler çok fazla su çekiyorlar. Baþta Isparta olmak üzere Atabey, Senirkent, Gelendost, Yalvaç, Uluborlu kullaným ve sulama suyunu gölden alýyorlar. Buna can da dayanmaz göl de dayanmaz. Eðirdir gölü de Akþehir ve Eber gölleri gibi kuruyacak diye korkar oldum.

Sen sýkça Avrupa ülkelerine gidiyorsun. Oralarda da göl kurumasý filan var mý?” Diye sordu. Soruyla beraber yarama tuz bastý. Bastý çünkü bu ve benzer durumlar aslýnda beni de çok ama çok üzüyor.

Ben, sadece Avrupa deðil gittiðim diðer tüm ülkelerde önce ýrmaklara göllere ve doðaya bakarým. Baktýkça, bakasým gelir, doyamam. Yeþil, mavi iç içe geçmiþ daðlar tarlalar ovalar bak bak doyamam. Doðasýna bir imrenirim, þehirlerine iki.

Dedim “Hocam, onlar göllerine, nehirlerine, çaylarýna kullaným suyu için dokunmuyor. Doðanýn en deðerli ve en güzel parçasý olduðu için elleþmiyor. Bozmuyorlar. Yataðýný deðiþtirmiyorlar. O kültüre eriþmiþler. Hatta Tuna gibi nehirlerde bile gemiler ile yolcu ve yük taþýyorlar ama hiçbir þekilde sularý kirletmiyorlar. Pek çok þehirde, su temin ve daðýtým iþini baðlayýcý hükümlerle, özel sektöre vermiþler. Suyun kalitesi hükümlere baðlanmýþ. Özel firmalar nerede baraj yapar; suyu hangi kalitede ve kesintisiz daðýtýr, mucbir sebeplerde ne gibi tedbirler almak zorundadýrlar; nasýl tahsilat yapýlýr, konularýnda sözleþmeye hükümler koymuþlar, baðlayýcý hüküm maddeleriyle de iþi saðlamlaþtýrmýþlar. Suyu sorun olmaktan çýkarmýþlar. Hem de bunu doðayý en yüksek seviyede koruyarak yapmýþlar. Öyle o gölden, bu ýrmaktan su alýp daðýtmak gibi bir kolaylýða baþ vurmadan sorunu çözmüþler. Bizde Kültür ve Turizm Bakanlýðý bile yokken, pek çok ülkede “adam gibi çalýþan” Çevre Bakanlýklarý vardý. En ufak proje bile nerdeyse bir asýrdýr Çevre Müdürlüklerinden geçtikten sonra uygulamaya konuluyor. Çed raporlarý yapýlacak iþe göre deðil, talep eden kiþiye göre deðiþiyor. Onlarca yýl içinde halkýný da bilinçlendiren ve doðru çalýþan Çevre Bakanlýklarý, iþte o ülkelerin en önemli bakanlýðýdýr. Bizde ise daha 50 yýllýk ömrü var, ancak önem bakýmýndan bilmem kaçýncý sýrada geliyor.



Gelecek nesillere bedel ödetmek!

Çevre dostu vatandaþ deyince aklýma yaþadýðým bir aný geldi. 1970’lerde Ankara Otelcilik Okulu’ndan staj ve meslek geliþimi üzerine birkaç arkadaþla birlikte Almanya’ya gitmiþtik. Staj yaptýðýmýz otelde önceden beri çalýþan Sezgin adýnda bir Türk genci vardý. Sezgin sevgilisi olan Doris’e doðum günü sürprizi yapmak üzere köyün yaný baþýndaki ormana gitmiþ. Gözüne kestirdiði 60-70 cm uzunluðunda olan bir aðacýn filizini köklemiþ. Sürpriz yapacak ya! Kimseye haber vermeden sevgilisi Doris’in evinin bahçesine dikmiþ ve oradan uzaklaþmýþ. Akþam doðum dünü kutlamasý için Doris’in evine geldiðinde; Dorisi’in annesi Wilma, onu kapýda karþýlamýþ ve tahmin ettiði üzere, Sezgin’e “Fidaný sen mi diktin oraya?” diye sormuþ. Sezgin tatlý bir tebessümle, “evet Doris’e sürpriz yapmak, Onu ne kadar çok sevdiðimi göstermek için ben diktim” demiþ. Wilmar her ne kadar geliþmeden pek hoþlanmasa da kýzgýnlýðýný gizleyerek, “olmadý Sezgin, o fidaný ait olduðu yere götür ve tekrar oraya dik. Herkes senin gibi yaparsa 10-15 sene sonra orman diye bir þey kalmaz. Bu eylemle doðanýn dengesini deðiþtirmek için ilk adýmý atmýþ olursun. Dönerken de istersen tek bir gül al getir. O tek gül daha muteber olur” demiþ.

Kýssadan hisse doðanýn dengesini hangi yolla veya þekilde olursa olsun bozmak, doðaya zarar vermek, en hafif tabirle yanlýþtýr. Doðanýn kýymetini bilmeyen günümüz insaný, bedelini kendinden sonra gelen nesillere ödetir. Baþka Türkiye yok. Lütfen bizden sonraki nesillere bedel ödetmeyelim...












Sebahattin Karaca

sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com



9 Eylül 2019 Pazartesi / 2716 okunma



"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...