Sebahattin Karaca
Korumak Sözle Deðil Eylemle Olur.
Küçükdeniz’i Korumak, Boynumuzun Borcudur.
Kulaktan kulaða asýrlardýr anlatýlagelen “Foça’nýn Karataþ” efsanesini duymayan azdýr. Efsaneye göre, Foça’nýn bilinmeyen bir yerinde var olan Karataþ’a basan Foça’dan ayrýlamaz. Mücbir sebeplerle ayrýlmýþ olsa bile, bir süre sonra tekrar döner. Çok beðendiðimiz bu efsane kaç yýldýr dilden dile dolanýr bilemem. Ama Küçükdeniz’in efsane güzelliðine sahip olduðunu her fýrsatta söylemeden de edemem. Çok uzun deðil daha þunun þurasýnda 25-30 sene önce, daha da güzeldi. Güzelliðinin yaný sýra sýcak ve samimi ortamý tüm insanlarý büyülüyor, öbek öbek sohbet köþeleri kuruluyordu.
Nasýl ki Fethiye Ölüdeniz’siz, Pamukkale Traverten’siz düþünülemez ise, Foça da Küçükdeniz’siz düþünülemez.
Elbette ki Büyükdeniz de Foça için çok çok önemlidir ve apayrý güzelliðe ve özelliklere sahiptir. Kale Ýçi; ticari, idari, sosyal ve daha pek çok yönden asýrlardýr Foça’nýn merkezi olmuþtur. Foça’nýn kalbi de burada atmýþ, çark burada dönmüþ, hayat burada sürmüþtür.
Büyükdeniz ile ilgili hazýrladýðým çalýþmamý bir sonraki seferde paylaþacaðým.

Gelelim Tekrar Küçükdeniz’e ve Karataþ’a
Küçükdeniz, kuþkusuz Foça’nýn en önemli çekim ve cazibe merkezidir. Bazý þeyler masa baþýnda planlanamaz, ne kadar uðraþýrsan uðraþ tutmaz; kendiliðinden oluþur ya da geliþir. 1914’de vuku bulan göçe zorlama ile yurtlarýndan olanlarýn, 1920’li yýllarda mübadele ile gidenlerin ve yine mübadele ile gelerek Foça’ya yerleþtirilen mübadil kardeþlerimizin ilk ayak bastýðý yerdir. Yakýn tarihin en zor ayrýlýklarý, tutkularý, aþklarý, hüzünleri da burada yaþanmýþtýr. Yeni yurt, yeni mekan, ekmek, aþ ve iþ imkâný bulanlarýn mutluluklarý da burada hayat bulmuþtur. Girit, Kosova, Selanik, Midilli, Arnavutluk, Limni gibi doðup büyüdükleri, beþiklerinin bulunduðu memleketlerini terk etmenin acýsý ile yeni yuva edinme sevinçlerinin birbirine karýþtýðý yer olmuþtur.
Küçükdeniz, farklý coðrafyalardan gelen ve birbirini ilk defa burada gören insanlarýn, kýsa sürede birbiriyle kaynaþtýðý, bir lokma ekmeðini, bir tas suyunu, keserini, çivisini, urganýný esirgemediði, derdini, tasasýný, varýný yoðunu paylaþtýðý, düðün dernekle akrabalýklarýn kurulduðu yer olmuþtur
Düyûn-ý Umûmiye ile baþlayan ve 2. Dünya savaþýna kadar süren Osmanlýnýn ihracat limaný Foça’daydý. Karadan develer sýrtýnda getirilen tütün, üzüm, pamuk gibi tarým ürünleri, denizden ise mavnalarla getirilen tuz, þimdi yerinde yeller esen tarihi tuz depolarýnda ve ambarlarda biriktiriliyor günü geldiðinde de gemilere yükleniyor ihracatý yapýlýyordu.
Liman sayesinde Foça’da ticaret ilerlemiþ, ekonomi de güçlenmiþti. Bu sayede yakalanmýþ olan refah ile Küçükdeniz, o yýllarda Kuzey Ýzmir’in adeta gözbebeði olup çýkývermiþti. 2. Dünya savaþý sýrasýnda Foça’ya deniz yolu dahil olmak üzere tüm giriþ çýkýþlar yasaklandý.
4-5 sene Foça limaný, tuz ambarlarýnýn kapanmasýyla birlikte sakinliðe büründü. Foça’da ekonomi çöktü. 600 civarýnda aile ayrýldý, Ýzmir ve Menemen’e taþýndý. Kýsýr döngü 20 yýl kadar sürdü.
60’lý yýllarýn ortasýnda tatil köyünün açýlmasýyla birlikte yeniden eski parlak günlerine kavuþtu. Küçükdeniz’de hayat yeniden canlandý. 60 – 70 - 80’li yýllarda Aydoðan’ýn Lokantasý, Ekrem’in Meyhanesi, Yýlmaz’ýn kahvesi, Omar restoran, Celep restoran, Hayrettin’in Sahil balýk restoraný, halýcý, kilimci, derici, kuyumcu ve diðer pek çok mekân ardý ardýna açýlýnca güzelliði ile dillere destan olan Küçükdeniz’e bereket de geldi.
Arka yolda (Susam Sokaðý) Bakkal Suat, Cuma namazýna giderken bile kapýyý kapatmazdý. Okkalý bir zincir takar, arkasýna bakmadan geçer gider namazýný kýlardý. Namaz anýnda bir saniye bile dükkanýný düþünmezdi. O sýrada dükkâna müþteri gelirse, alýrdý alacaðýný ortalýkta ne varsa. Ne yoktu ki, dükkânda? Tuzundan þekerine, biberinden lokumuna, çivisinden çekicine, ipinden heybesine kadar her þey vardý. Ne de güzel yerleþtirirdi. Bugünün süper marketinden farký yoktu.
Evlerin kapýlarý kilitlenmez, kapýya ip baðlanýr, ipin baðlama þekline göre de ev sahibinin komþuda mý, zeytinde mi, bahçede mi olduðu anlaþýlýrdý. Hele hele var olan birkaç arabanýn kapýlarýný kilitlemek aleni ayýp sayýlýr, bunu yapan uyarýlýrdý.
En güzel zamanlarý 90’lý yýllarda yakalayan Küçükdeniz, bugün de olduðu gibi o yýllarda da Foça’ya gelen yerli ve yabancý turistin ilk gördüðünde aþk ile baðlandýðý “ilk göz aðrýsý” olup çýkýyordu. Gelenler görenler gönlüyle yapýþýyor, yüreðiyle baðlanýyor adeta sevdalanýyordu. Hele bir de aðýnda balýðýný temizleyen balýkçýmýzýn on parmaðýnda on marifetini keyifle izlerlerken onunla iki laf ettiyse, artýk Foçalý bir balýkçý dostunun varlýðýný biliyor; selam atacak arkadaþý olduðunu düþünüyor, keyfini sürüyordu.

Gelecek Nesiller Ýçin Küçükdeniz’i Korumak Hepimizin Boynunun Borcudur.
Balýkçý tekneleri Küçükdeniz’in gerdanýnda adeta inci gibi dizilmiþ güzelliðine güzellik, rengine renk katýyordu. Rahmetli Þükrü Kaya Sever’in dediði gibi, Rumlardan kalan taþ evler de, Foça’yý yaþmak gibi süslüyor, Küçükdeniz’i dayanýlmaz kýlýyordu.
Önceleri yaþanmýþ bazý olumsuzluklara raðmen Küçükdeniz bugün de çok güzel. Daha da güzel olabilir. Olmalý. Yarýnlarda da hep böyle kalmalý. Hatta daha çok korunmalýlar.
Hepimiz biliriz Foça’nýn Büyükdeniz’ini, Fatih Camisi’ni, Beþ Kapýlarýný, Siren Kayalarýný, Yel Deðirmenlerini, Su Kemerlerini, Kale Duvarlarýný, Pers Mezarýný; kýsaca 3000 yýllýk yerleþimin tam üzerinde oturduðumuzu ve yaþadýðýmýzý. Bunun sonucu olarak kültürle iç içe olduðumuzu. Bu baðlamda Pers Mezarý, Yel Deðirmenleri, Kale duvarlarýnýn restorasyon ve onarýmý için emeði geçen herkese bir Foçalý olarak teþekkür etmeyi borç bilirim. Bu çalýþmalarýn devamý Foça’ya güzellik katacaktýr. Bunlar bizim vazgeçemeyeceklerimizdir.
Ancak bir kere daha ifade etmek isterim ki, Küçükdeniz’in yeri bir baþkadýr. Bana göre efsanedeki “Karataþ”ýn da kendisidir. Küçükdeniz’e bu gözle bakýlmalý, deðerlendirilmeli, kýymetinin farkýna varýlmalý, hor kullanýma engel olunmalýdýr. Küçükdeniz’in en çok ihtiyaç duyduðu þey; “sürdürülebilir korumadýr” Bu baðlamda kýyýmýz, meydanýmýz, sokaklarýmýz “Foça Turizmi ve Kent Yaþamýnda” mekân ve yaya denklemi bakýmýndan yeniden yoruma ve düzenlemeye muhtaçtýr. Gürültü ve görsel kirliliðe Küçükdeniz’de hiç ama hiç izin verilmemelidir.
Kýsaca baþta Küçükdeniz olmak üzere Foça’nýn güzelliðini koruyup, kollamak ve yaþatmak, sadece Belediye’nin ya da atanmýþlarýn deðil, gelecek nesiller için hepimizin boynunun borcu olmalýdýr. Aksi taktirde bu güzel kent eksikli kalýr ve biz de noksanlý yaþarýz.
Kalemimden akanlarý, düþüncelerimden dökülenleri Selin Söðütlügil’in bir sözüyle noktalamak istiyorum.
“Gayret, her zaman için eyleme yönelmelidir. Çünkü hayatta baki kalan en büyük deðer aksiyonlardýr, eylemlerimizdir. Laflarýmýzý, düþüncelerimizi eyleme geçiremezsek o zaman yarým insan sayýlýrýz.”








Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com
Küçükdeniz’i Korumak, Boynumuzun Borcudur.
Kulaktan kulaða asýrlardýr anlatýlagelen “Foça’nýn Karataþ” efsanesini duymayan azdýr. Efsaneye göre, Foça’nýn bilinmeyen bir yerinde var olan Karataþ’a basan Foça’dan ayrýlamaz. Mücbir sebeplerle ayrýlmýþ olsa bile, bir süre sonra tekrar döner. Çok beðendiðimiz bu efsane kaç yýldýr dilden dile dolanýr bilemem. Ama Küçükdeniz’in efsane güzelliðine sahip olduðunu her fýrsatta söylemeden de edemem. Çok uzun deðil daha þunun þurasýnda 25-30 sene önce, daha da güzeldi. Güzelliðinin yaný sýra sýcak ve samimi ortamý tüm insanlarý büyülüyor, öbek öbek sohbet köþeleri kuruluyordu.
Nasýl ki Fethiye Ölüdeniz’siz, Pamukkale Traverten’siz düþünülemez ise, Foça da Küçükdeniz’siz düþünülemez.
Elbette ki Büyükdeniz de Foça için çok çok önemlidir ve apayrý güzelliðe ve özelliklere sahiptir. Kale Ýçi; ticari, idari, sosyal ve daha pek çok yönden asýrlardýr Foça’nýn merkezi olmuþtur. Foça’nýn kalbi de burada atmýþ, çark burada dönmüþ, hayat burada sürmüþtür.
Büyükdeniz ile ilgili hazýrladýðým çalýþmamý bir sonraki seferde paylaþacaðým.

Gelelim Tekrar Küçükdeniz’e ve Karataþ’a
Küçükdeniz, kuþkusuz Foça’nýn en önemli çekim ve cazibe merkezidir. Bazý þeyler masa baþýnda planlanamaz, ne kadar uðraþýrsan uðraþ tutmaz; kendiliðinden oluþur ya da geliþir. 1914’de vuku bulan göçe zorlama ile yurtlarýndan olanlarýn, 1920’li yýllarda mübadele ile gidenlerin ve yine mübadele ile gelerek Foça’ya yerleþtirilen mübadil kardeþlerimizin ilk ayak bastýðý yerdir. Yakýn tarihin en zor ayrýlýklarý, tutkularý, aþklarý, hüzünleri da burada yaþanmýþtýr. Yeni yurt, yeni mekan, ekmek, aþ ve iþ imkâný bulanlarýn mutluluklarý da burada hayat bulmuþtur. Girit, Kosova, Selanik, Midilli, Arnavutluk, Limni gibi doðup büyüdükleri, beþiklerinin bulunduðu memleketlerini terk etmenin acýsý ile yeni yuva edinme sevinçlerinin birbirine karýþtýðý yer olmuþtur.
Küçükdeniz, farklý coðrafyalardan gelen ve birbirini ilk defa burada gören insanlarýn, kýsa sürede birbiriyle kaynaþtýðý, bir lokma ekmeðini, bir tas suyunu, keserini, çivisini, urganýný esirgemediði, derdini, tasasýný, varýný yoðunu paylaþtýðý, düðün dernekle akrabalýklarýn kurulduðu yer olmuþtur
Düyûn-ý Umûmiye ile baþlayan ve 2. Dünya savaþýna kadar süren Osmanlýnýn ihracat limaný Foça’daydý. Karadan develer sýrtýnda getirilen tütün, üzüm, pamuk gibi tarým ürünleri, denizden ise mavnalarla getirilen tuz, þimdi yerinde yeller esen tarihi tuz depolarýnda ve ambarlarda biriktiriliyor günü geldiðinde de gemilere yükleniyor ihracatý yapýlýyordu.
Liman sayesinde Foça’da ticaret ilerlemiþ, ekonomi de güçlenmiþti. Bu sayede yakalanmýþ olan refah ile Küçükdeniz, o yýllarda Kuzey Ýzmir’in adeta gözbebeði olup çýkývermiþti. 2. Dünya savaþý sýrasýnda Foça’ya deniz yolu dahil olmak üzere tüm giriþ çýkýþlar yasaklandý.
4-5 sene Foça limaný, tuz ambarlarýnýn kapanmasýyla birlikte sakinliðe büründü. Foça’da ekonomi çöktü. 600 civarýnda aile ayrýldý, Ýzmir ve Menemen’e taþýndý. Kýsýr döngü 20 yýl kadar sürdü.
60’lý yýllarýn ortasýnda tatil köyünün açýlmasýyla birlikte yeniden eski parlak günlerine kavuþtu. Küçükdeniz’de hayat yeniden canlandý. 60 – 70 - 80’li yýllarda Aydoðan’ýn Lokantasý, Ekrem’in Meyhanesi, Yýlmaz’ýn kahvesi, Omar restoran, Celep restoran, Hayrettin’in Sahil balýk restoraný, halýcý, kilimci, derici, kuyumcu ve diðer pek çok mekân ardý ardýna açýlýnca güzelliði ile dillere destan olan Küçükdeniz’e bereket de geldi.
Arka yolda (Susam Sokaðý) Bakkal Suat, Cuma namazýna giderken bile kapýyý kapatmazdý. Okkalý bir zincir takar, arkasýna bakmadan geçer gider namazýný kýlardý. Namaz anýnda bir saniye bile dükkanýný düþünmezdi. O sýrada dükkâna müþteri gelirse, alýrdý alacaðýný ortalýkta ne varsa. Ne yoktu ki, dükkânda? Tuzundan þekerine, biberinden lokumuna, çivisinden çekicine, ipinden heybesine kadar her þey vardý. Ne de güzel yerleþtirirdi. Bugünün süper marketinden farký yoktu.
Evlerin kapýlarý kilitlenmez, kapýya ip baðlanýr, ipin baðlama þekline göre de ev sahibinin komþuda mý, zeytinde mi, bahçede mi olduðu anlaþýlýrdý. Hele hele var olan birkaç arabanýn kapýlarýný kilitlemek aleni ayýp sayýlýr, bunu yapan uyarýlýrdý.
En güzel zamanlarý 90’lý yýllarda yakalayan Küçükdeniz, bugün de olduðu gibi o yýllarda da Foça’ya gelen yerli ve yabancý turistin ilk gördüðünde aþk ile baðlandýðý “ilk göz aðrýsý” olup çýkýyordu. Gelenler görenler gönlüyle yapýþýyor, yüreðiyle baðlanýyor adeta sevdalanýyordu. Hele bir de aðýnda balýðýný temizleyen balýkçýmýzýn on parmaðýnda on marifetini keyifle izlerlerken onunla iki laf ettiyse, artýk Foçalý bir balýkçý dostunun varlýðýný biliyor; selam atacak arkadaþý olduðunu düþünüyor, keyfini sürüyordu.

Gelecek Nesiller Ýçin Küçükdeniz’i Korumak Hepimizin Boynunun Borcudur.
Balýkçý tekneleri Küçükdeniz’in gerdanýnda adeta inci gibi dizilmiþ güzelliðine güzellik, rengine renk katýyordu. Rahmetli Þükrü Kaya Sever’in dediði gibi, Rumlardan kalan taþ evler de, Foça’yý yaþmak gibi süslüyor, Küçükdeniz’i dayanýlmaz kýlýyordu.
Önceleri yaþanmýþ bazý olumsuzluklara raðmen Küçükdeniz bugün de çok güzel. Daha da güzel olabilir. Olmalý. Yarýnlarda da hep böyle kalmalý. Hatta daha çok korunmalýlar.
Hepimiz biliriz Foça’nýn Büyükdeniz’ini, Fatih Camisi’ni, Beþ Kapýlarýný, Siren Kayalarýný, Yel Deðirmenlerini, Su Kemerlerini, Kale Duvarlarýný, Pers Mezarýný; kýsaca 3000 yýllýk yerleþimin tam üzerinde oturduðumuzu ve yaþadýðýmýzý. Bunun sonucu olarak kültürle iç içe olduðumuzu. Bu baðlamda Pers Mezarý, Yel Deðirmenleri, Kale duvarlarýnýn restorasyon ve onarýmý için emeði geçen herkese bir Foçalý olarak teþekkür etmeyi borç bilirim. Bu çalýþmalarýn devamý Foça’ya güzellik katacaktýr. Bunlar bizim vazgeçemeyeceklerimizdir.
Ancak bir kere daha ifade etmek isterim ki, Küçükdeniz’in yeri bir baþkadýr. Bana göre efsanedeki “Karataþ”ýn da kendisidir. Küçükdeniz’e bu gözle bakýlmalý, deðerlendirilmeli, kýymetinin farkýna varýlmalý, hor kullanýma engel olunmalýdýr. Küçükdeniz’in en çok ihtiyaç duyduðu þey; “sürdürülebilir korumadýr” Bu baðlamda kýyýmýz, meydanýmýz, sokaklarýmýz “Foça Turizmi ve Kent Yaþamýnda” mekân ve yaya denklemi bakýmýndan yeniden yoruma ve düzenlemeye muhtaçtýr. Gürültü ve görsel kirliliðe Küçükdeniz’de hiç ama hiç izin verilmemelidir.
Kýsaca baþta Küçükdeniz olmak üzere Foça’nýn güzelliðini koruyup, kollamak ve yaþatmak, sadece Belediye’nin ya da atanmýþlarýn deðil, gelecek nesiller için hepimizin boynunun borcu olmalýdýr. Aksi taktirde bu güzel kent eksikli kalýr ve biz de noksanlý yaþarýz.
Kalemimden akanlarý, düþüncelerimden dökülenleri Selin Söðütlügil’in bir sözüyle noktalamak istiyorum.
“Gayret, her zaman için eyleme yönelmelidir. Çünkü hayatta baki kalan en büyük deðer aksiyonlardýr, eylemlerimizdir. Laflarýmýzý, düþüncelerimizi eyleme geçiremezsek o zaman yarým insan sayýlýrýz.”








Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...
