FOÇA’DA KÖKSÜZ, ÖKSÜZ VE ÖÐRETMEN OLMAK / Sebahattin Karaca
Sebahattin Karaca

Sebahattin Karaca

FOÇA’DA KÖKSÜZ, ÖKSÜZ VE ÖÐRETMEN OLMAK



“Bir ben, bir de babam çifte koþulmuþ at gibi çalýþarak evin geçimini saðlardýk. Ben on iki, babam otuzun üstüydü. Kötü zamanda doðmuþum. Ýkinci Dünya Savaþý nedeniyle kara ve deniz yoluyla giriþ çýkýþlarýn yasaklanmýþ, ticaret limanýnýn kapanmýþ, dolaysýyla da ekonomisinin çökmüþ, halký fukaralaþmýþ bir Foça’da, tam da savaþýn orta yerinde dünyaya gelmiþim.”

“Limni adasýnda yaþayan ve kimsesiz olan babam Hüseyin ise, daha çocuk yaþýnda iken, adada yanýnda çalýþtýðý ve balýða gidip geldiði Süleyman kaptanýn yardýmýyla mübadele kapsamýnda “Kýrzade” vapuru ile Foça’ya gelmiþ, yerleþmiþ. Kaptan ve babam birlikte balýða gitmeye devam etmiþler.”

“Gel beri git öte, babam ergenlikten gençliðe adým atýnca Süleyman Kaptan, kýzý Maksude’yi babamla evlendirmiþ”

“Yoksulluk ve kýtlýk diz boyu iken, kapýsýnda bir eþeði olanýn varlýklý sayýldýðý fukara ortamlarýnda, hane kurmak kolay deðil, her þey bir döþek, bir yorgan, iki yastýk, bir þilte, üç kap, beþ kaþýk, duvara çakýlmýþ bir tel dolap, bir tencere iki tava ile baþlar arkasý yavaþ yavaþ gelirmiþ. Babam ve annem de yuvalarýný bu þartlarda kurmuþlar.”

“Genel olarak bilindiði gibi evliliðin üzerinden tam bir yýl geçmeden ben doðmuþum. Annem söylerdi hep, doðduðum gün babamýn bayram ettiðini. “

“Kimsesiz büyümenin boynu büküklüðü içinde; yolunun uzun yükünün aðýr olacaðý düþüncesiyle yaþarken bir erkek çocuða kavuþmanýn babama yaþattýðý bayram sevincini 8-9 yaþlarýmda, eþeðin yularý, küreðin sapý, teknenin aðý elime yapýþtýðýnda anladým.”

“Doðumumdan birkaç sene sonra adýný Tahir koyduklarý bir erkek kardeþim oldu. Bu defa sadece babam deðil ayný zamanda ben de çok sevindim. Artýk benim de bir kardeþim vardý. Üstelik evin aðabeyiydim”

“Çalýþmanýn içine doðduðumdan, çalýþmamanýn ne olduðunu hiç bilemedim”

“Þimdilerde Ýlçe Milli Eðitim Müdürlüðü’nün bulunduðu taþ bina, Foça’daki tüm öðrencilerin gittiði tek okuldu. Yaþýtlarýmla ben de bu okula gittim. Komþumuz olan ayný zamanda okulumuzda müstahdemlik yapan Fatma teyze beni çok severdi. Öðrenciler arka kapýdan girer çýkardý. Ben de sabahlarý arka kapýdan girerdim. Ancak akþam okul bitiþinde Fatma teyze, beni ön kapýdan salardý. Çünkü babamýn teknesi okulun önünde baðlýydý. Üstümde okul göðüslüðüm, omuzumda kitap ve defterlerimin bulunduðu bezden yapýlmýþ çantam ile kendimi tekneye atar, Ýngiliz burnuna kadar kürek çeker, babamýn daha önce defalarca gösterdiði gibi aðlarý atar, oradan kýyýya tekneyi baðladýðým gibi koyun, kuzu, inek, dana güderdim. Babam kurbanlýk da beslerdi. Hayvanlarý güderken o esnada ev ödevlerimi de yapardým. Çalýþkan bir öðrenciydim. Baþarýlýydým”

“Yazlarý annem ve babamýn yanýnda tarlalara tütüne, zeytine giderdik. Þimdi kimse bire bir zeytin toplamaya gitmiyor ama biz o yýllarda ikiye bir zeytin toplardýk. Yani topladýðýmýz zeytinin ikisini mal sahibine verir birini kendimize alýrdýk. Sahip olduðumuz tek eþekle zeytin çuvallarýný çarþý içindeki Niyazi Çelebi’nin fabrikaya taþýrdýk.”

“Mersinaki koylarýnýn tamamýnda Rumlardan kalan tek tük kule evlerin dýþýnda hiçbir þey yoktu. Ama her tarafta bardacýk incirleri vardý. Bolluktan aðaçlarýn dallarý bükülürdü. Bolca toplar, yorulunca da gölgesinde yatar uyurduk. Ýncir aðacýnýn gölgesinde yatmanýn tadýný hiçbir þey vermez. Topladýðýmýz incirleri satmak isterdik, alacak kimse bulamazdýk. Komþulara daðýtýrdýk. Geriye kalanlarý açýk alanlara serer kuþlardan korumak için üstüne ince bez örterek kuruturduk. Kýþ aylarýnda kuruttuðumuz incirleri bakkal Adnan Alpsoy abiye verir yerine çay, þeker aldýðýmýz da olurdu.”



BÝR GÜNDE GÖZLERÝM ÝKÝ KIRMIZI ERÝK OLDU

Son sýnýfta arkadaþlarýmdan Nazýmlarýn Nihat, Dener ve ben öðretmen okulu sýnavýný kazandýk. Onlar kayýtlarýný yaptýra dursun, babam Foça’nýn dýþýna gitmem gerektiði için benim okuyup öðretmen olmama karþý çýktý. Ne annem ne dedem ne de komþularýmýz babamý fikrinden caydýramadý. Geceleri uyuyamýyor, gündüzleri divane gibi dolaþýyordum. Aklýma Tahir amca geldi, ona derdimi anlatabilirdim. Foça Restoranýn arkasýnda Belediye Baþkanýmýz Tahir Müstecaplýoðlu’nun özel bürosu vardý. Baþkan, babamýn samimi arkadaþýydý. Babam onu kýrmazdý. Ertesi gün erkenden kapýsýný çaldým Tahir amcanýn. Al içeri etti beni. Ben anlattým, o dinledi derdimi.

“Git çaðýr” babaný dedi.

Koþarak kahveye gittim. “Baba! Tahir amca seni çaðýrýyor” dedim.

Mýrýldanarak kalktý yerinden “Ne yapacakmýþ beni?” dedi.

Biraz sonra büroya girdi. Tahir amcanýn karþýsýna oturdu. Kapý aralýktý. Korkarak kulaðýmý kapýya dayadým, konuþmalarý duymak istiyordum. Yüreðim sanki yerinde deðildi. Heyecandan titriyordum.

Tahir amca, “Eee! Hüseyin Efendi, Erdoðan’ý (Gönülden) öðretmen yapýyoruz deðil mi?” dedi.

Ayaða kalkan babam; “Sen de mi ondan yanasýn baþkan? Olmaz o iþ unut gitsin” dedi ve devam etti. “Ben yalnýz büyüdüm. Kimim kimsem yoktu yanýmda. Çok acýlar çektim. Býrak iþi gücü bir tarafa, önce Öðretmen Okulu’nda sonra da farklý þehirlerde dönüp dolanýp görev yapmayacak mý? Yapacak, kýsaca hasretlik olmayacak mý? Olacak. O bakýmdan dizimin dibinden bir yere ayrýlmasýný istemiyorum, þimdilerde az aþým aðrýmayan baþýmla mutluluðu yakalamýþken bu defa da evlat hasretine dayanamam” deyip kestirip attý.

O an sanki dizimin baðý çözülmüþtü. Ayaklarýmýn üstünde duramýyordum. Aðlamaya baþladým. Gözlerim doldu. Kimse görmesin diye ara sokaklardan, arka bahçelerden eve koþtum. Gün boyu aðladým. Aðlamam gece de devam etti. Annem de üzülüyordu duruma ama yapacak pek fazla bir þeyi yoktu. Sabah kalkýðýmda gözlerim kýrmýzý erik gibi kýzarmýþ ve þiþmiþti.

Bir iki gün böyle geçti. Üçüncü günün sabahýnda beraber gittik aðlarý toplamaya. Limanýn ortalarýna gelince kürek çekmeyi býraktý.

“Bana bak oðlum, seni Öðretmen Okulu’na göndermediðim için çok üzüldüðünü biliyorum. Bilesin ki ben de çok üzülüyorum. Ancak ben anasýz, babasýz, kardeþsiz büyüdüm. Birinci Dünya Savaþý beni köklerimden; mübadele de doðduðum topraklardan kopardý. Þimdi ise yüreðim evladýmdan ayrýlmaya onun hasretine katlanmaya dayanamaz. Bunu anlamaya çalýþ. Sen, ben, annen, kardeþin bir aileyiz. Yeni yerleþtiðimiz ve yuva kurduðumuz þu topraklarda anca beraber kanca beraber çalýþýr çabalar, birlikteliðimizi sürdürürüz. Biz bu topraklara, bu denize ait olalým” dedi. Babamýn sözlerini dinlemekten, onun gösterdiði yolda gitmekten baþka hiçbir çarem yoktu. Hak vermiyor da deðildim.

Her þey babamýn istediði gibi oldu. Hasta yataðýnda yattýðý ve gözlerini hayata yumacaðý günlerin birinde beni çaðýrdý. Dizinin dibine oturmamý istedi. Odadaki herkese “siz çýkýn” dedi.

Döndü ve benden helallik istedi ve ilave etti. “Hakkýný da helal oðlum, seni okula göndermemek büyük bir hataymýþ. Bunu bana yýllar öyle bir öðretti ki, o gün bu gündür azap içindeyim. Ömrümün son günlerindeyim ve bu azaptan bugün kurtulmak istiyorum, benim hakkýmda sana sonuna kadar helal olsun” dedi.

O gün denizde söylediklerine harfiyen riayet ettiðim için de tatlý bir tebessümle teþekkür etti. Bir zaman sonra babam hayata tutunamadý. Hüzünlü ve açýk olan gözlerini ellerimle kapattým. Ayný gün ebediyete uðurladýk.

Bu yýl seksen üç yaþýndayým. Ve ben ne zaman bir bayramda, ne zaman bir törende öðrencilerinin yaný baþýnda bir öðretmen görsem içim burkulur, hüzünlenirim; inceden tatlý bir “ah” çeker, hafiften baþýmý sallar, geçer giderim.








Sebahattin Karaca

sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com



16 Mart 2022 Çarþamba / 1790 okunma



"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...