Ahmet Zeki YEÞÝL
KADIKÖY’DE BÝR GÜN
Kadýköy’de tek baþýma yürüyorum. Cadde ve sokaklar her zaman olduðu gibi kalabalýk. Tanýdýk bir yüz arar gibi bakýyorum insanlarýn suratlarýna. Suratlar, sanki mahkeme duvarý. Gözümün önünden bir bir akýyor vesikalýk fotoðraflarý. Dükkânlar, arý kovanýndan farksýz; girenler çýkanlar gýrla. Kim bilir, belki de mutluluk satýyorlar. Bazý dükkânlarýn kedisi var, kimi içeride kimi dýþarýda kapý önünde serilmiþ yatýyorlar.
Çocukluðumdan beri severim onlarý, selam vermeden geçmek olmaz! Bu arada, üstüme üstüme gelen kalabalýðýn içindeki genç ve güzel bir kadýn dikkatimi çekiyor. “Su içsem yarýyor” diyenlerden olmalý. Giydiði pantolon dar gelmiþ, patlamýþ fermuarý. “Abla, dükkân açýk kalmýþ” desem ayýp olacak. Farkýndayým hava sýcak, güneþ fena halde yakýyor. Önünden geçtiðim dükkânýn kapýsýnda adamýn biri, elindeki Yüz Lirayý güneþe tutmuþ bakýyor. Belli ki, sahte olup olmadýðýný anlamaya çalýþýyor. Öyle havalý ki, sanýrsýn elindeki para Yüz Dolar.
Boða’yý sevip Kadýköy meydana, sahile doðru sarkýyorum. Yorgunluk emaresi mi ne, yürüyüþüm biraz avare. Haldun Taner de yürüyüþler yaparak düþünür, zihnini dinlendirirmiþ. Ýþte þimdi Kadýköy’de, Haldun Taner Sahnesi ve konservatuarýn olduðu binanýn önündeyim. Yanýndaki parkýn kýyýsýnda, yol kenarýna masalar sandalyeler dizilmiþ. “Belediye yemek verecek” galiba diye geçiriyorum aklýmdan. Telaþla hazýrlýk yapan görevliye, “Bu ne yemeði?” diye soruyorum. Bir dizi çekimi olduðunu ve yemeðin set ekibine verileceðini söylüyor. Hani þu son model arabalar, son moda giyinen zengin adamlar, bol makyajlý kadýnlar ve hizmetçilerin olduðu dizilerden biridir mutlaka. Ülkemizi hiç tanýmayan biri bu dizileri izlese ne düþünür? Türkiye’yi, Ýskandinav ülkeleri arasýnda zanneder eminim. Dert yok tasa yok, ne güzel…
Neyse… Hayýr Yemeði hayalim suya düþünce, bir çýtýr simit almak þart oluyor. “Ankara simiti üzerine simit tanýmam” diyordum. Ýstanbul’un sokak simiti, bu fikrimi deðiþtirdi. Elimde simit yiye yiye yürüyorum. Biraz ileride, güneþ gözlüklü görme engelli biri elinde saz, bir Arif Sað türküsü çalýp söylüyor. Tam önünden geçerken, “Bi parça versene abi” demesin mi? Ýlkokulda bize öðretilen “Bakmak ve görmek” bu olsa gerek… Bu þaþkýnlýkla kendimi evde buluyorum. Gerçek miydi bu yaþadýðým, yoksa düþte miyim?
Ahmet Zeki YEÞÝL
"Ahmet Zeki YEÞÝL" bütün yazýlarý için týklayýn...
Kadýköy’de tek baþýma yürüyorum. Cadde ve sokaklar her zaman olduðu gibi kalabalýk. Tanýdýk bir yüz arar gibi bakýyorum insanlarýn suratlarýna. Suratlar, sanki mahkeme duvarý. Gözümün önünden bir bir akýyor vesikalýk fotoðraflarý. Dükkânlar, arý kovanýndan farksýz; girenler çýkanlar gýrla. Kim bilir, belki de mutluluk satýyorlar. Bazý dükkânlarýn kedisi var, kimi içeride kimi dýþarýda kapý önünde serilmiþ yatýyorlar.
Çocukluðumdan beri severim onlarý, selam vermeden geçmek olmaz! Bu arada, üstüme üstüme gelen kalabalýðýn içindeki genç ve güzel bir kadýn dikkatimi çekiyor. “Su içsem yarýyor” diyenlerden olmalý. Giydiði pantolon dar gelmiþ, patlamýþ fermuarý. “Abla, dükkân açýk kalmýþ” desem ayýp olacak. Farkýndayým hava sýcak, güneþ fena halde yakýyor. Önünden geçtiðim dükkânýn kapýsýnda adamýn biri, elindeki Yüz Lirayý güneþe tutmuþ bakýyor. Belli ki, sahte olup olmadýðýný anlamaya çalýþýyor. Öyle havalý ki, sanýrsýn elindeki para Yüz Dolar.
Boða’yý sevip Kadýköy meydana, sahile doðru sarkýyorum. Yorgunluk emaresi mi ne, yürüyüþüm biraz avare. Haldun Taner de yürüyüþler yaparak düþünür, zihnini dinlendirirmiþ. Ýþte þimdi Kadýköy’de, Haldun Taner Sahnesi ve konservatuarýn olduðu binanýn önündeyim. Yanýndaki parkýn kýyýsýnda, yol kenarýna masalar sandalyeler dizilmiþ. “Belediye yemek verecek” galiba diye geçiriyorum aklýmdan. Telaþla hazýrlýk yapan görevliye, “Bu ne yemeði?” diye soruyorum. Bir dizi çekimi olduðunu ve yemeðin set ekibine verileceðini söylüyor. Hani þu son model arabalar, son moda giyinen zengin adamlar, bol makyajlý kadýnlar ve hizmetçilerin olduðu dizilerden biridir mutlaka. Ülkemizi hiç tanýmayan biri bu dizileri izlese ne düþünür? Türkiye’yi, Ýskandinav ülkeleri arasýnda zanneder eminim. Dert yok tasa yok, ne güzel…
Neyse… Hayýr Yemeði hayalim suya düþünce, bir çýtýr simit almak þart oluyor. “Ankara simiti üzerine simit tanýmam” diyordum. Ýstanbul’un sokak simiti, bu fikrimi deðiþtirdi. Elimde simit yiye yiye yürüyorum. Biraz ileride, güneþ gözlüklü görme engelli biri elinde saz, bir Arif Sað türküsü çalýp söylüyor. Tam önünden geçerken, “Bi parça versene abi” demesin mi? Ýlkokulda bize öðretilen “Bakmak ve görmek” bu olsa gerek… Bu þaþkýnlýkla kendimi evde buluyorum. Gerçek miydi bu yaþadýðým, yoksa düþte miyim?
Ahmet Zeki YEÞÝL
"Ahmet Zeki YEÞÝL" bütün yazýlarý için týklayýn...
