Tahtakuþlar'da Hýdýrellez seramonisi -I- / Nurdan ÇAKIR TEZGÝN
Nurdan ÇAKIR TEZGÝN

Nurdan ÇAKIR TEZGÝN

Tahtakuþlar'da Hýdýrellez seramonisi -I-



7 Mayýs sabahý erkenden yola koyulduk. Ekibimiz altý buçuk kiþiden oluþuyordu. Filiz ve Orhan Doruk’un konuklarý olarak gittiðimiz Kazdaðlarý, oldukça ilginç bir merasime ev sahipliði yapýyordu. 34 günlük minik Hakan ekibimizin en küçük bireyiydi.

Anlatacaklarým, Kazdaðlarý’ndaki Hasan Boðuldu ve Sutüven Þelaleleri, Çamlýbel ve Tahtakuþlar köyleri deðil. Eminim duymuþsunuzdur, Tahtakuþlar Köyü'nün giriþindeki, özgün kültür varlýklarýný sergileyen müze-galeriyi ve galeri sahibi Alibey Kurdar'ýn büyük özverilerle oluþturduðu meþhur Tahtakuþlar Galerisi'ni... Tahtakuþlar Etnografya Galerisi'yle de ilgili deðil anlatacaklarým.

Orhan Doruk'un 29 yýldan bu yana sürekli davetli olduðu bir merasimin, ilaveli ve de katmerli konuklarýydýk biz Turgay'la. Konuk olma þerefine erdiðimiz yer; Kaz (Ýda) Daðlarý'nda Tahtakuþlar Köyü giriþinin solunda yükselen çamlarla kaplý tepedeki köy mezarlýðý. Bu mezarlýkta, her sene 7 Mayýs günü hayýr (hayrat) ve Hýdýrellez töreni düzenleniyormuþ. 6 Mayýs günü eski mezarlýk ya da Ata Mezarlýðý denilen yerde, 7 Mayýs'ta da buradaki yeni mezarlýkta. Hýdýrellez töreni, Saat 10.00 gibi baþlýyor, öðlen 12.00 sýralarý sona eriyor. Tahtakuþlar Köyü Türkmenleri, çoluk çocuk rengarenk giysiler içinde geliyorlar mezarlýklarýna.


Fotoðraf: Orhan Doruk


Mezarlýk, Edremit Körfezi'ne tepeden bakan tatlý esintili bir seyrü-sefa tepesi gibi. Büyük beyaz mermerlerle çevrili bulunan (bizim davetli olduðumuz aile) Çetin Ailesinin aile mezarlarý tepenin en üst bölgesinde. Mezar taþlarýnda, Hasan oðlu Salman Çetin (1934-1981) ve Yeter Çetin (1326-1990) isimleri okunuyor. Çetin ailesinin yaþayan en büyük üyesi Gülsün Çetin ve çocuklarý son derece misafirperver bir þekilde karþýlýyorlar bizi. Bir mezarlýk ilk defa bu kadar güzel ve yaþanýlabilir geliyor insana! Mezarlarýný taze çiçeklerle süslemiþler, testilerini doldurup, örtülerini baðlamýþlar, yerlere kilimler sermiþler. Mezarýn hemen yan tarafýnda bir ocaklýk mevcut, ocaktaki odun közlerine sürülmüþ cezvelerden, kesif bir kahve kokusu yayýlmakta etrafa.

(Her ailenin mezar alanýnýn yanýbaþýnda mutlaka ocak var, belirli aralýklarla çeþme de mevcut)


Fotoðraf: Orhan Doruk


Mezarlýðýn tepesine çýkana kadar, gördüðümüz manzaralar karþýsýnda dilim tutulacaktý neredeyse. Her mezarýn yaþayan sahipleri; (Torunlarý çocuklarý) Adeta bir þenlik havasýyla gelmiþler mezarlarýnýn baþýna. Kadýnlar rengarenk üç etekli geleneksel giysilerini giyinip kuþanmýþlar. Erkekler normal giysileriyle fakat; en yeni en güzellerini giymiþler. Kýz çocuklarý da ayný renklerde üç etek giymiþler, anne - kýz bir örnek süslenmeleri ana - kýz olduklarýný bir çýrpýda ifade ediyor...


Fotoðraf: Orhan Doruk


Mezarlýða týrmanýþýmýz kahve kokularýyla harmanlanmýþ bir þekilde gerçekleþti. Davetli olduðumuz Çetin ailesinin mezar baþýna gelir gelmez, hemen yer gösterildi oturmamýz için. Yerlere serili kilimlere oturur oturmaz da, taze kahveler tutuþturuldu elimize. Kahve faslýný yazarken ben uzatýyor deðilim! Saymadýk fakat; 20-30 defa elimi kahve tepsisine doðru uzattýðýmý anýmsýyorum. Mezar komþularý olan diðer akraba aileler de, fincan fincan kahve ikram ediyorlar. Ýkramý kabul etmemek ayýp sayýldýðýndan, bir yudum içip kalan kahveyi çalý dibine döküvermek makul karþýlanýyor. (Orhan, sunulan kahvenin tamamýný içmemizin gerekmediði konusunda bizi önceden uyarmýþtý.)


Fotoðraf: Orhan Doruk


Yarým saat kadar devam eden kahve cezve seremonisinden sonra, sýra çerez daðýtým faslýna (fýndýk, fýstýk, nohut, çekirdek, lokum, þeker, çikolata) geliyor. Genç kýzlar ve gelinler, allý, yeþilli, morlu, mavili, turunculu üç etekli fistanlarý içinde çerez torbalarýný dolaþtýrmaya baþlýyorlar. Bazýlarý çerezlerini sepetlere koyup koluna takmýþ, gayet ahenkli dolaþýyor mezar aralarýnda. Sanki burasý bir mezarlýk deðil þölen alaný. Ýlk gelenler konuþuyorlar mezarda yatan büyükleriyle. Hasbýhal faslý gayet normal, sanki yaþýyorlarmýþ gibi ölüleri. Aðlayýp zýrlamaya, salya sümük aðýtlara rastlamadýk hiç !

Mezar taþlarýnda kaz ayaðý amblemi göze batýyordu, üçgen bir çatal sembol. Tam anlamýný kavrayamasam da; Anlatýlanlardan yola çýkarak kazlarýn cennet katmanlarýna en hafifçe uçabilen kanatlýlar oluþu ve Sarý Kýz efsanesiyle bir ilintisi olduðunu sanýyorum. Güller her yerde. Güller, mezarlarýn baþ imaresinde, topraðýnda, mermerinde, testinin ibiðinde. Güller her yerde, tombul gelinlerin kaftan kemerinde, genç kýzlarýn yemenisinde, güller her yerde, yaþlý ninelerin alýnlýðýnda, mezar taþlarýnýn baþucundaki cam kavanozdan vazoda... Güller ve hanýmelleri, leylaklar ve þebboy çiçekleri. Her yer rengarenk çiçek þöleni. Mezarlýk deðil, çiçek bahçesi!

Güller baþlarda, en yaþlý kadýnlarýn bile yaþmaðýnýn kýyýcýðýnda pembe kýrmýzý bir gül. Dikkat ettim, Yaþlý kadýnlar, nineler açýlmýþ gül takmýþlar, gençler daha tomurcuk güller iliþtirmiþler oyalý tülbent ve yemenilerine... Yaþlý ninelerde yaþmaðýn altýnda tam alnýnýn ortasýnda düðüm olmuþ bir bandana var. Bandananýn özel bir adý var mý bilmiyorum. Sormayý unuttum! Öyle çok sorulacak þey vardý ki...


Fotoðraf: Orhan Doruk


Çerez faslý devam ederken ortalýkta bir hararet. Trafik hýzlandý, bir taraftan yabancý olduklarý konuþmalarýndan belli olan bir tv çekim ekibi habire çekim yapýyor. Diðer tarafta bir baþka kameraya Fransýzca konuþan Tuncay Kurtiz. Bildiðimiz kadarýyla, Tuncay Kurtiz'in küçük bir oteli varmýþ (Çamlýbel Köyünde) bu bölgede. Eline kamera kapan mezarlýklar arasýnda koþuþturup duruyor.


Fotoðraf: Orhan Doruk


Tepenin en üst bölümünde Uzun Dede adý ile anýlan bir yatýr mezarý vardý. U þeklinde üç metre kadar uzunluðundaki bu mezarýn sað tarafýndan baþlanarak kenarlarda bulunan taþlardan en az biri -genellikle hepsi- öpülüp yüz sürülerek dolaþýlýyor; baþlangýç yerine gelince selam verilerek mezarýn içine giriliyor, -mum yakmak isteyen mum yakýyor- duasýný yapýp geri geri mezardan çýktýðý bir ritüel saygý ile yerine getiriliyordu.

Çerez ikramýndan sonra sýra meyve suyu kola faslýna geliyor. Ýçecek ikramý biter bitmez, hatta bitmeden hemen sofralar hazýrlanýyor. Her mezarýn konuklarý sofraya davet ediliyor. Yemekler etsiz hazýrlanmýþ. Baharýn hýdýrellezi temsil eden ilk turfandalarýndan piþirilmiþ zeytinyaðlý piknik yemekleri.

Taze asma yapraðý sarmasý bol naneli, baklanýn her türlüsü, ( rezeneli taze yeþil bakla salatasý ve dereotlu iç bakla yemeði), bol domates soslu patates, biber kabak patlýcan kýzartmalarý, kaynatýlmýþ yumurtalar, taze mayalanmýþ yoðurtlar, böreðin envai çeþidi, peynirlisi, otlusu, patateslisi, sütlüsü... Hele o iki santim kalýnlýðý olan yuvarlak saç ekmekleri yok muydu, ah o ne lezzetti!

Yer sofrasýnda yemeyi beceremediðim için ayaklarýmý nereye koyacaðýmý bilemedim, Turgay hemen birkaç börek parçasýyla doyuverince, bayýr aþaðý kurulu olan sofra ve sofradaki o leziz kýzartmalara uzattýðým her bir çatal hamlesi Turgay tarafýndan adeta torpidolandý!


Fotoðraf: Orhan Doruk


Kurulan sofralarýn en önemli adeti (geleneði); komþu sofralardan konuk kabul etmek ve konuk gitmekmiþ. Gelip geçerken herkes komþu sofradan bir yudum bile olsa mutlaka tatmalýymýþ. Yaþlý baþlý insanlar hatýr yapýp bastonlarýna dayanarak zorluklarla komþu sofralarý ziyaret ediyorlar bir adet zeytinyaðlý dolma ile gönül almak için. Öðle saatlerinde yenilen yemekten sonra, sofralar aceleyle toplanýp hep beraber köyün yolu tutuluyor.


Fotoðraf: Orhan Doruk


Bu mezarlýk töreni, ölüler ile dirilerin bir arada olabildiði son derece uygar bir törendi bana göre...

Ölümün çok uzaklarda olmasý gerekmediði duygusunu, gencecik yüreklere duyuran, her insanýn ayný zamanda bir ölümlü olduðunu doðal bir ortamda yaþatan þapka çýkarýlacak bir törendi. Henüz yeni doðmuþ bebeklerini mezarlýða hangi kültürün insaný getirir acaba diyorum! Bazý felsefeleri anlatmaya çalýþmak yaþamak kadar anlaþýlýr deðil. Felsefe; yaþamayý beceremeyenlerin gürültüsü gibi gelir bana çoðu zaman! Bizim ekibin 34 günlük Hakan bebeði pusetinde hiçbir þey anlamasa da keyifliydi esnerken. Yeni doðmuþ bebeðin taptaze yaþam soluðu, mezarlarýn üzerinde dolaþan ölülerin soluðuyla denge içinde devinirken, akla gelmiyor felsefe üretmek.

Alevi Türkmenlerinin, ölü ile diri arasýndaki bu saygýn iletiþimi saðlamalarý beni yine aldý götürdü baþka baþka yerlere!

Uzakdoðu’da da yok muydu buna çok benzeyen ölüm merasimi? Çiçekler ve meyveler, gül yapraklarý, portakal dilimleri, pirinç taneleri, kiþniþ tohumlarý...

Hangi inanç ve kültürden geliyor olursak olalým, bir yerlerde bir þeyler öyle güzel kesiþiyor ki! Anlam aramak, neden niçin diye sorgulamak bile anlamsýzlaþýyor.

Ölüler ve dirilere selam olsun.


Nurdan ÇAKIR TEZGÝN




28 Aðustos 2006 Pazartesi / 4706 okunma



"Nurdan ÇAKIR TEZGÝN" bütün yazýlarý için týklayýn...