Nilgün ÖZARAR
Beyaz Eþya, Beyaz Saç, Beyaz Oy
Yerel Seçimlerin getirdiði yeni propaganda marifetlerden bir tanesi de biliyorsunuz beyaz eþya daðýtmak.
Aferin bunlara! Evinde suyu elektriði olmayan gariban köylüye, utanmadan bunu da yaptýlar.
Bu sýralarda Ýstanbul’da oturan ve evini taþýmak zorunda olan arkadaþým telefonda bas bas baðýrýyordu “Ulan tam zamanýný mý buldu! Evdeki bütün beyaz eþyalarým sýrasýyla hurdaya çýktý, aklýmý kaçýracaðým, arka arkaya bozuldu meretler. Elde yok avuçta yok nasýl alýrým þimdi ben yenisini?”
Ben de “Sýkma canýný hazýr evi taþýyorsun gel sen Tunceli’ye taþýn bak kampanya var sana da gelir” dedim küfredip telefonu suratýma kapattý.
Caným o benim hiç alýnmadým, dalga geçtiðimi sandý oysa ben ciddi söylemiþtim. Sonra düþünmeye baþladým aslýnda bu beyaz eþyalarýmýzýn bizi terk etmeye baþlamasý, hayatýmýzýn bir döneminin kapandýðýnýn ciddi iþaretlerinden biridir.
Ne saçlarýmýza düþen beyazlar, ne de yüzümüze her gün bir baþkasýnýn eklendiði kýrýþýklarýmýz, hiç biri deðil, esas yaþlandýðýmýzý eþyalarýmýz bizi terk etmeye baþladýðý zaman anlarýz.
Saçlarýnýzý boyayarak sizi rahatsýz eden bu sevimsiz beyazlardan kurtulabilirsiniz, saç ayný saçtýr ama rengine siz karar verebilirsiniz.
Yüzünüzdeki çizgilerden kurtulabilirsiniz, sað olsun estetik cerrahlar sizin emrinizdedir, tabi ki cebinizde paranýz varsa! Biraz müdahale ile ayný insana biraz farklý da olsa da bakarsýnýz aynada.
Ama beyaz eþyalarýmýz, onlar eskidikleri için deðil, artýk çalýþacak takatleri kalmadýðý için sizi terk etmeye baþlar. Bir anlamda bu onlarýn ölümüdür ve siz onlarý bir hurdacýya vererek sonsuz yolculuða uðurlarsýnýz.
Onlardan ayrýlmak ayný dostlarýnýzdan çok sevdiðiniz insanlarýnýzdan ölüm acýsýyla ayrýlmak gibidir ve içinizi acýtýr. Neden mi?
Çünkü buzdolabýmýz, çamaþýr makinemiz, fýrýnýmýz bizimle birlikte uzunca bir hayatý yaþamýþlardýr. Teknolojinin hýzla ilerlediði çaðýmýzda halen iþ görüyorsa eski makinelerime sýký sýkýya yapýþmýþýmdýr. Evimize ilk giren çamaþýr makinelerini hatýrlayanýnýz mutlaka vardýr, özelliklede benim kuþaðýmdaysanýz, yani þu sýralar ellili yaþlarý sürüyorsanýz.
Ortasýnda siyah merdanesi olan bu makineye çeþmeye baðladýðýnýz hortumla su doldurur, içine sýrayla attýðýnýz çamaþýrlarý önce deterjanla (deterjan hayatýmýza girmeden beyaz sabunu rendeler onlarý naylon çoraba doldurur makineye atardýk) yýkar sonra durulama için makineyi boþaltýr, tekrar tekrar doldururduk. Ne macera deðil mi? Þaka gibi, akþamý bulurduk valla….
Benim makinemin siyah merdanesi sürekli yukarý çýkardý, banyoda duran keserin tersiyle vururdum, yerine oturur bir süre sonra yine fýrlardý, eðer yer düzgün deðilse sallantýyla harekete geçer, ben o sýrada orada deðilsem aklýna estiði yöne gider orada çalýþýrdý. Bir seferinde kapýnýn arkasýna kaçmýþ kapýyý da kapattýðýndan ben dýþarýda o içerde kalmýþtý.
Çocuklar sürekli ayaðýmýn altýnda olduðundan bir yandan onlarý kollamak durumunda kalýrdým. Sýkma merdanesi baþlý baþýna bir belaydý, parmaklarýnýzý kaptýrabilirdiniz! Çocuklar ben çamaþýrý sýkarken çok eðlenirdi, bir taraftan verirsiniz öbür taraftan sýkýlmýþ çýkar, tabi bu arada düðme vs ne verdiyse hepsi kýrýlýr o baþka, ucunu tutmazsanýz döner dolanýr. Bir ucunu tutarken de çocuklar hem çok eðlenir hem de paylaþmayý öðrenirdi.
Yani sizin anlayacaðýnýz çoluk çocuk hep birlikte yýkardýk çamaþýrý. O emektar makinemde yýkanan çamaþýrlarla büyüttüm onlarý, o gördü onlarýn nasýl büyüdüðünü, o gördü onlarýn üstünü baþýný nasýl kirlettiðini…
Sonra 16 yýllýk emektar fýrýným terk etti beni. Yýllarca birlikte onunla ne güzel günler geçirmiþtim. Çocuklarým küçükken okuldan çýkýþ saatlerine yakýn fýrýna attýðým kekin mis gibi kokusunu ta bahçe kapýsýnda duyarlar, çýðlýk atarak içeri girerlerdi. Onlarýn sevinmesinde payý vardý, yaþ günlerinde donattýðým sofranýn kurabiyeleri, börekleri onun eseriydi. Verdiðim yemek davetlerinin baþ mimarý onun piþirme marifetiydi, ama sofrada övünen ben olurdum.Acý tatlý anýlarýmýzýn yaþandýðý evimizde aðzýmýzýn tadýnda tuzunda hep o vardý….
En son benimle yýllarýný geçirmiþ buzdolabým terk etti beni.
Yýllar ne çabuk geçmiþti, kapýsýnýn girintili koluna boyu yetiþmediðinden içindeki dondurmayý alamadýðý için önünde oturup aðlayan küçük kýzýmý hatýrlýyorum. Su þiþelerinin içindeki suyu içip içip doldurmadan yerine koyan eski kocamý da o tanýyordu. Kapýsýný hýzla çarpmazsan açýk kaldýðýndan ve bunu da sürekli ben fark ettiðimden, ciyak ciyak baðýran genç kadýný hatýrlýyorum.
Bulaþýk makinesinden bahsetmek istemiyorum, o hayatýmýza girmeden daha renkliydi hayatým, kýzlar büyümüþtü ve evde bulaþýðý kimin yýkayacaðý kavgasý vardý. Kýsa çöpü çeken yarýþmasýný nedense hep ben kazanýyordum.
Bir gün hile yaptýklarýný anlamýþtým, önce bana çektiriyorlardý ve hepsi kýsaydý, diðerlerine bakmak nedense aklýmým ucundan geçmemiþti. Ama güzeldi be…. Bir evin içinde hep beraberdik, gittiler çok uzaktalar þimdi, kendi düzenlerini kurdular. Belki bulaþýk yýkamýyorlar makineleri var, belki de yemek bile yapamýyorlardýr zamanlarý yoktur. Belki de çalýþmaktan yaþamaya bile zamanlarý kalmýyordur!
Ama teknoloji þimdi onlarýn yanýnda, her þeyin otomatiði bitti, þimdi akýllýsý var.
Rahmetli anneannem güzel bir þey yapýp ortaya koyduðumda hafiften burnunu kývýrýp “Alet iþler, el övünür” derdi. Ben de þimdi aynýsýný onlara söylüyorum.
Hadi ben onlara söylüyorum da bu Tunceli’de daðýtýlmýþ olan beyaz eþyalar çalýþacak elektrik, yýkayacak su bulamadýðýnda, kocamýþ Fatma nine bir göz odada dönecek yer kalmadýðýndan bu aletlerin önünden her geçiþinde
“Alat iþler el övünür de… ha bu poh yiyen partilerin bize sokuþturduðu bu alatlar çalýþmay ki, ne pohumla övünecek bu kitapsýzlar” demeyecek mi?
Nilgün ÖZARAR
nilgun.ozarar@gmail.com
Yerel Seçimlerin getirdiði yeni propaganda marifetlerden bir tanesi de biliyorsunuz beyaz eþya daðýtmak.
Aferin bunlara! Evinde suyu elektriði olmayan gariban köylüye, utanmadan bunu da yaptýlar.
Bu sýralarda Ýstanbul’da oturan ve evini taþýmak zorunda olan arkadaþým telefonda bas bas baðýrýyordu “Ulan tam zamanýný mý buldu! Evdeki bütün beyaz eþyalarým sýrasýyla hurdaya çýktý, aklýmý kaçýracaðým, arka arkaya bozuldu meretler. Elde yok avuçta yok nasýl alýrým þimdi ben yenisini?”
Ben de “Sýkma canýný hazýr evi taþýyorsun gel sen Tunceli’ye taþýn bak kampanya var sana da gelir” dedim küfredip telefonu suratýma kapattý.
Caným o benim hiç alýnmadým, dalga geçtiðimi sandý oysa ben ciddi söylemiþtim. Sonra düþünmeye baþladým aslýnda bu beyaz eþyalarýmýzýn bizi terk etmeye baþlamasý, hayatýmýzýn bir döneminin kapandýðýnýn ciddi iþaretlerinden biridir.
Ne saçlarýmýza düþen beyazlar, ne de yüzümüze her gün bir baþkasýnýn eklendiði kýrýþýklarýmýz, hiç biri deðil, esas yaþlandýðýmýzý eþyalarýmýz bizi terk etmeye baþladýðý zaman anlarýz.
Saçlarýnýzý boyayarak sizi rahatsýz eden bu sevimsiz beyazlardan kurtulabilirsiniz, saç ayný saçtýr ama rengine siz karar verebilirsiniz.
Yüzünüzdeki çizgilerden kurtulabilirsiniz, sað olsun estetik cerrahlar sizin emrinizdedir, tabi ki cebinizde paranýz varsa! Biraz müdahale ile ayný insana biraz farklý da olsa da bakarsýnýz aynada.
Ama beyaz eþyalarýmýz, onlar eskidikleri için deðil, artýk çalýþacak takatleri kalmadýðý için sizi terk etmeye baþlar. Bir anlamda bu onlarýn ölümüdür ve siz onlarý bir hurdacýya vererek sonsuz yolculuða uðurlarsýnýz.
Onlardan ayrýlmak ayný dostlarýnýzdan çok sevdiðiniz insanlarýnýzdan ölüm acýsýyla ayrýlmak gibidir ve içinizi acýtýr. Neden mi?
Çünkü buzdolabýmýz, çamaþýr makinemiz, fýrýnýmýz bizimle birlikte uzunca bir hayatý yaþamýþlardýr. Teknolojinin hýzla ilerlediði çaðýmýzda halen iþ görüyorsa eski makinelerime sýký sýkýya yapýþmýþýmdýr. Evimize ilk giren çamaþýr makinelerini hatýrlayanýnýz mutlaka vardýr, özelliklede benim kuþaðýmdaysanýz, yani þu sýralar ellili yaþlarý sürüyorsanýz.
Ortasýnda siyah merdanesi olan bu makineye çeþmeye baðladýðýnýz hortumla su doldurur, içine sýrayla attýðýnýz çamaþýrlarý önce deterjanla (deterjan hayatýmýza girmeden beyaz sabunu rendeler onlarý naylon çoraba doldurur makineye atardýk) yýkar sonra durulama için makineyi boþaltýr, tekrar tekrar doldururduk. Ne macera deðil mi? Þaka gibi, akþamý bulurduk valla….
Benim makinemin siyah merdanesi sürekli yukarý çýkardý, banyoda duran keserin tersiyle vururdum, yerine oturur bir süre sonra yine fýrlardý, eðer yer düzgün deðilse sallantýyla harekete geçer, ben o sýrada orada deðilsem aklýna estiði yöne gider orada çalýþýrdý. Bir seferinde kapýnýn arkasýna kaçmýþ kapýyý da kapattýðýndan ben dýþarýda o içerde kalmýþtý.
Çocuklar sürekli ayaðýmýn altýnda olduðundan bir yandan onlarý kollamak durumunda kalýrdým. Sýkma merdanesi baþlý baþýna bir belaydý, parmaklarýnýzý kaptýrabilirdiniz! Çocuklar ben çamaþýrý sýkarken çok eðlenirdi, bir taraftan verirsiniz öbür taraftan sýkýlmýþ çýkar, tabi bu arada düðme vs ne verdiyse hepsi kýrýlýr o baþka, ucunu tutmazsanýz döner dolanýr. Bir ucunu tutarken de çocuklar hem çok eðlenir hem de paylaþmayý öðrenirdi.
Yani sizin anlayacaðýnýz çoluk çocuk hep birlikte yýkardýk çamaþýrý. O emektar makinemde yýkanan çamaþýrlarla büyüttüm onlarý, o gördü onlarýn nasýl büyüdüðünü, o gördü onlarýn üstünü baþýný nasýl kirlettiðini…
Sonra 16 yýllýk emektar fýrýným terk etti beni. Yýllarca birlikte onunla ne güzel günler geçirmiþtim. Çocuklarým küçükken okuldan çýkýþ saatlerine yakýn fýrýna attýðým kekin mis gibi kokusunu ta bahçe kapýsýnda duyarlar, çýðlýk atarak içeri girerlerdi. Onlarýn sevinmesinde payý vardý, yaþ günlerinde donattýðým sofranýn kurabiyeleri, börekleri onun eseriydi. Verdiðim yemek davetlerinin baþ mimarý onun piþirme marifetiydi, ama sofrada övünen ben olurdum.Acý tatlý anýlarýmýzýn yaþandýðý evimizde aðzýmýzýn tadýnda tuzunda hep o vardý….
En son benimle yýllarýný geçirmiþ buzdolabým terk etti beni.
Yýllar ne çabuk geçmiþti, kapýsýnýn girintili koluna boyu yetiþmediðinden içindeki dondurmayý alamadýðý için önünde oturup aðlayan küçük kýzýmý hatýrlýyorum. Su þiþelerinin içindeki suyu içip içip doldurmadan yerine koyan eski kocamý da o tanýyordu. Kapýsýný hýzla çarpmazsan açýk kaldýðýndan ve bunu da sürekli ben fark ettiðimden, ciyak ciyak baðýran genç kadýný hatýrlýyorum.
Bulaþýk makinesinden bahsetmek istemiyorum, o hayatýmýza girmeden daha renkliydi hayatým, kýzlar büyümüþtü ve evde bulaþýðý kimin yýkayacaðý kavgasý vardý. Kýsa çöpü çeken yarýþmasýný nedense hep ben kazanýyordum.
Bir gün hile yaptýklarýný anlamýþtým, önce bana çektiriyorlardý ve hepsi kýsaydý, diðerlerine bakmak nedense aklýmým ucundan geçmemiþti. Ama güzeldi be…. Bir evin içinde hep beraberdik, gittiler çok uzaktalar þimdi, kendi düzenlerini kurdular. Belki bulaþýk yýkamýyorlar makineleri var, belki de yemek bile yapamýyorlardýr zamanlarý yoktur. Belki de çalýþmaktan yaþamaya bile zamanlarý kalmýyordur!
Ama teknoloji þimdi onlarýn yanýnda, her þeyin otomatiði bitti, þimdi akýllýsý var.
Rahmetli anneannem güzel bir þey yapýp ortaya koyduðumda hafiften burnunu kývýrýp “Alet iþler, el övünür” derdi. Ben de þimdi aynýsýný onlara söylüyorum.
Hadi ben onlara söylüyorum da bu Tunceli’de daðýtýlmýþ olan beyaz eþyalar çalýþacak elektrik, yýkayacak su bulamadýðýnda, kocamýþ Fatma nine bir göz odada dönecek yer kalmadýðýndan bu aletlerin önünden her geçiþinde
“Alat iþler el övünür de… ha bu poh yiyen partilerin bize sokuþturduðu bu alatlar çalýþmay ki, ne pohumla övünecek bu kitapsýzlar” demeyecek mi?
Nilgün ÖZARAR
nilgun.ozarar@gmail.com
"Nilgün ÖZARAR" bütün yazýlarý için týklayýn...
