Oğuz ÖZÜGÜL
ARİSTOTELES’İN “POETİKA”SINDA BETİMLEME SORUNU
Aristoteles’in POETİKA’sının 25. Bölümünde ortaya ÅŸu soru atılır: “Åžiir sanatı bakımından kaç çeÅŸit sorun ve çözüm vardır?” Sorunlar ve çözümlerle genel anlamda neyin kastedildiÄŸi izleyen satırlardan belli olur: “Ozan tıpkı ressam ve herhangi bir heykeltraÅŸ gibi öykünen bir betimleyicidir, böylece o ÅŸu üç ÅŸeyden (trion onton) birini zorunlu olarak betimlemesinin hedefi haline getirmelidir; yani 1. Nesneleri nasıl idiyseler ya da nasılsalar (ki bu husus Aristoteles’in, ozanın görevini gerçekten olan ÅŸeyi deÄŸil, olabilir olan ÅŸeyi, yani olasılık ya da zorunluluk yasalarına göre olanaklı olan ÅŸeyi anlatmaktır, diye tanımladığı 9. Bölümdeki sözleriyle çeliÅŸkili gibi görünür); 2. Nesneleri, mitlere ya da insanların hayal ettiklerine göre nasılsalar; ya da 3. Olmaları gerektiÄŸi ÅŸekilde betimlemelidir.” Bunu günümüze uyarlayarak yaklaşık şöyle ifade edebiliriz: Nesneler ve yaÅŸam ya gerçekçi bir biçimde ya da bir miti, bir masalı, baÅŸka fantastik bir olayı anlatır veya betimlerkenki gibi hayal gücünü iÅŸleterek ya da idealize ederek betimlenmelidir.
Ardından üslupla ilgili dil araçlarına kısaca deÄŸinildikten sonra şöyle devam ediyor: “Åžiir sanatında doÄŸruluk ile öteki sanatlarda (kastedilen ‘teknik bilgiler’dir) doÄŸruluk aynı ÅŸey deÄŸildir. Bu yüzden ozan iki türlü hataya düşebilir: Biri sanatı bakımından, öteki sadece ilineksel. Ozan belirli bir ÅŸeyi betimlemeye niyet ettiyse, ama yetersizliÄŸi nedeniyle amacına ulaÅŸamadıysa, bu, sanatındaki bir hatadır. Ama nesneyle ilgili yanlış bir ÅŸeyi, örneÄŸin iki saÄŸ ayağını da aynı anda atarak rahvan giden bir atı betimlemeye kalkışırsa ya da herhangi teknik bir bilgiye göre doÄŸru olmayan bir ÅŸeyi betimlerse o zaman bu, gerçek bir hatadır, ama sanatındaki bir hata deÄŸil.” Demek ki ‘sorun’un çözülmesi istenirse bu ayrımı çıkış noktası almak gerekir.
Burada ozanın betimlemesine yönelik bir eleştirinin ve konuyu nesne açısından betimleme ile sanat açısından betimleme arasında bir ayrım yapma gereğinin söz konusu olduğu açıktır. Ancak bu, bizi pek fazla ileri götürmeyen kabaca bir ayrımdır. Somut olarak neyin söz konusu olduğu aşağıdaki örnekten daha iyi anlaşılır.
Bu bölüm ÅŸu sözlerle baÅŸlar: Mümkün olmadığı halde bir ÅŸey betimlenmiÅŸtir, ki bu bir hatadır. “Buna raÄŸmen eÄŸer betimleme amacına ulaşırsa, yani böylelikle betimlenen ÅŸeyi ya da betimlemenin baÅŸka bir bölümünü etkili hale getirirse, bu, kabul edilebilir. ÖrneÄŸin Hektor’un Akhilleus tarafından kovalanmasında olduÄŸu gibi. Ancak bu tür ÅŸeyler bakımından teknik anlayış göz önüne alınarak amaca çok daha iyi ya da hiç olmazsa iyi ulaşılabilseydi, bunu kabul etmek mümkün olmazdı. Zira bu yapılabildiÄŸi zaman hiçbir hata iÅŸlenmemelidir.”
Burada öne sürülen kural, demek ki ozanın elden geldiÄŸince hiçbir hataya düşmemesidir; ne betimlenen nesne ne de sanatsal betimleme açısından. Ama en güzel sanatsal anlatıma, nesnel hakikati göz ardı ederek ulaşılabileceÄŸini kanıtlayan örnekler vardır. Böyle bir durumda nesnel hakikati ihlal etmek caizdir. Hektor’un Akhilleus tarafından Troya surları çevresinde kovalanması buna bir örnek oluÅŸturur.
“Poetika”nın bir önceki bölümünde bu kovalamadan söz edilir ve orada bu sahne hakkında söylenenler neyin söz konusu olduÄŸunu, Hektor’un kovalanmasının 25. Bölümde niçin sorunlar ve çözümler konusuna tekrar dahil edildiÄŸini açıklığa kavuÅŸturur.
24. bölümün 6. Paragrafında Homeros’tan şöyle söz edilir: “Homeros nasıl baÅŸka bakımlardan övülmeye deÄŸerse, bütün ozanlar arasında yalnızca o ne yapılması gerektiÄŸini bilmesi bakımından da yine övülmeye deÄŸer.” Zira bir ozan elden geldiÄŸince çok az kendi adına konuÅŸmalıdır. Yani o gözlemlemelidir. EÄŸer kendi adına konuÅŸursa betimleyici deÄŸildir.
Tragedyalarda ise ozanın görevi “etkileyici” olanı ÅŸiir dilinde ifade etmektir. Ardından bunu ilk bakışta garip gelen bir tümce izler. Epik ÅŸiirde akla aykırı olan (kendi içinde çeliÅŸkili olan) daha da olanaklıdır, çünkü kahraman seyircinin gözleri önünde hareket etmez. Bu tümceyi, Dante’nin İlahi Komedya’sındaki ÅŸu üç dizeyle yorumlamak mümkündür :
“Madde sağır kesilip yanıt vermeyince, / çoÄŸu kez nasıl biçim de / sanatın amacına uygun düşmezse,
Sonra Hektor’un kovalanması örneÄŸi verilir: Bir yanda hareketsiz durup kovalamaya katılmayan adamlar, öte yanda onlara ret iÅŸareti yapan Akhilleus:
“Bu ara Akhilleus iÅŸmar etti adamlarına, / bırakmadı atsınlar Hektor’a acı kargılarını, / biri onu vurunca ün kazanacaktı.”
Akhilleus’un sıra sıra dizilmiÅŸ Akhaların önünden geçerken başını ret anlamında aÅŸağıya ve yukarıya doÄŸru sallayarak iÅŸaret verdiÄŸi düşünülürse, bu olayın sahnede ne kadar gülünç bir etki yaratacağı açıktır. Ama epik anlatıda olay okur tarafından görülmediÄŸi için farkına varılmaz.
Bu örnek, kurallarda istisnaların olduğunu, yani nesnel hakikati ihlal ederek sanatsal bir etkiye ulaşılabileceğini kanıtlar, üstelik epik sanatın ve gösteri sanatlarının yasalarındaki farklılığı da gözler önüne serer.
YARARLANILAN ESERLER :
-Aristoteles, POETİKA, Çev. İsmail Tunalı, Remzi Kitabevi, İstanbul
-Homeros, İLYADA, Çev. A.Erhat – A.Kadir, Sander Kitabevi, İstanbul, 1967
-Dante Alighieri, İLAHİ KOMEDYA, çev. Rekin Teksoy, Oğlak yay., İstanbul, 2007
Oğuz ÖZÜGÜL
oguzozugul@hotmail.com
Aristoteles’in POETİKA’sının 25. Bölümünde ortaya ÅŸu soru atılır: “Åžiir sanatı bakımından kaç çeÅŸit sorun ve çözüm vardır?” Sorunlar ve çözümlerle genel anlamda neyin kastedildiÄŸi izleyen satırlardan belli olur: “Ozan tıpkı ressam ve herhangi bir heykeltraÅŸ gibi öykünen bir betimleyicidir, böylece o ÅŸu üç ÅŸeyden (trion onton) birini zorunlu olarak betimlemesinin hedefi haline getirmelidir; yani 1. Nesneleri nasıl idiyseler ya da nasılsalar (ki bu husus Aristoteles’in, ozanın görevini gerçekten olan ÅŸeyi deÄŸil, olabilir olan ÅŸeyi, yani olasılık ya da zorunluluk yasalarına göre olanaklı olan ÅŸeyi anlatmaktır, diye tanımladığı 9. Bölümdeki sözleriyle çeliÅŸkili gibi görünür); 2. Nesneleri, mitlere ya da insanların hayal ettiklerine göre nasılsalar; ya da 3. Olmaları gerektiÄŸi ÅŸekilde betimlemelidir.” Bunu günümüze uyarlayarak yaklaşık şöyle ifade edebiliriz: Nesneler ve yaÅŸam ya gerçekçi bir biçimde ya da bir miti, bir masalı, baÅŸka fantastik bir olayı anlatır veya betimlerkenki gibi hayal gücünü iÅŸleterek ya da idealize ederek betimlenmelidir.
Ardından üslupla ilgili dil araçlarına kısaca deÄŸinildikten sonra şöyle devam ediyor: “Åžiir sanatında doÄŸruluk ile öteki sanatlarda (kastedilen ‘teknik bilgiler’dir) doÄŸruluk aynı ÅŸey deÄŸildir. Bu yüzden ozan iki türlü hataya düşebilir: Biri sanatı bakımından, öteki sadece ilineksel. Ozan belirli bir ÅŸeyi betimlemeye niyet ettiyse, ama yetersizliÄŸi nedeniyle amacına ulaÅŸamadıysa, bu, sanatındaki bir hatadır. Ama nesneyle ilgili yanlış bir ÅŸeyi, örneÄŸin iki saÄŸ ayağını da aynı anda atarak rahvan giden bir atı betimlemeye kalkışırsa ya da herhangi teknik bir bilgiye göre doÄŸru olmayan bir ÅŸeyi betimlerse o zaman bu, gerçek bir hatadır, ama sanatındaki bir hata deÄŸil.” Demek ki ‘sorun’un çözülmesi istenirse bu ayrımı çıkış noktası almak gerekir.
Burada ozanın betimlemesine yönelik bir eleştirinin ve konuyu nesne açısından betimleme ile sanat açısından betimleme arasında bir ayrım yapma gereğinin söz konusu olduğu açıktır. Ancak bu, bizi pek fazla ileri götürmeyen kabaca bir ayrımdır. Somut olarak neyin söz konusu olduğu aşağıdaki örnekten daha iyi anlaşılır.
Bu bölüm ÅŸu sözlerle baÅŸlar: Mümkün olmadığı halde bir ÅŸey betimlenmiÅŸtir, ki bu bir hatadır. “Buna raÄŸmen eÄŸer betimleme amacına ulaşırsa, yani böylelikle betimlenen ÅŸeyi ya da betimlemenin baÅŸka bir bölümünü etkili hale getirirse, bu, kabul edilebilir. ÖrneÄŸin Hektor’un Akhilleus tarafından kovalanmasında olduÄŸu gibi. Ancak bu tür ÅŸeyler bakımından teknik anlayış göz önüne alınarak amaca çok daha iyi ya da hiç olmazsa iyi ulaşılabilseydi, bunu kabul etmek mümkün olmazdı. Zira bu yapılabildiÄŸi zaman hiçbir hata iÅŸlenmemelidir.”
Burada öne sürülen kural, demek ki ozanın elden geldiÄŸince hiçbir hataya düşmemesidir; ne betimlenen nesne ne de sanatsal betimleme açısından. Ama en güzel sanatsal anlatıma, nesnel hakikati göz ardı ederek ulaşılabileceÄŸini kanıtlayan örnekler vardır. Böyle bir durumda nesnel hakikati ihlal etmek caizdir. Hektor’un Akhilleus tarafından Troya surları çevresinde kovalanması buna bir örnek oluÅŸturur.
“Poetika”nın bir önceki bölümünde bu kovalamadan söz edilir ve orada bu sahne hakkında söylenenler neyin söz konusu olduÄŸunu, Hektor’un kovalanmasının 25. Bölümde niçin sorunlar ve çözümler konusuna tekrar dahil edildiÄŸini açıklığa kavuÅŸturur.
24. bölümün 6. Paragrafında Homeros’tan şöyle söz edilir: “Homeros nasıl baÅŸka bakımlardan övülmeye deÄŸerse, bütün ozanlar arasında yalnızca o ne yapılması gerektiÄŸini bilmesi bakımından da yine övülmeye deÄŸer.” Zira bir ozan elden geldiÄŸince çok az kendi adına konuÅŸmalıdır. Yani o gözlemlemelidir. EÄŸer kendi adına konuÅŸursa betimleyici deÄŸildir.
Tragedyalarda ise ozanın görevi “etkileyici” olanı ÅŸiir dilinde ifade etmektir. Ardından bunu ilk bakışta garip gelen bir tümce izler. Epik ÅŸiirde akla aykırı olan (kendi içinde çeliÅŸkili olan) daha da olanaklıdır, çünkü kahraman seyircinin gözleri önünde hareket etmez. Bu tümceyi, Dante’nin İlahi Komedya’sındaki ÅŸu üç dizeyle yorumlamak mümkündür :
“Madde sağır kesilip yanıt vermeyince, / çoÄŸu kez nasıl biçim de / sanatın amacına uygun düşmezse,
Sonra Hektor’un kovalanması örneÄŸi verilir: Bir yanda hareketsiz durup kovalamaya katılmayan adamlar, öte yanda onlara ret iÅŸareti yapan Akhilleus:
“Bu ara Akhilleus iÅŸmar etti adamlarına, / bırakmadı atsınlar Hektor’a acı kargılarını, / biri onu vurunca ün kazanacaktı.”
Akhilleus’un sıra sıra dizilmiÅŸ Akhaların önünden geçerken başını ret anlamında aÅŸağıya ve yukarıya doÄŸru sallayarak iÅŸaret verdiÄŸi düşünülürse, bu olayın sahnede ne kadar gülünç bir etki yaratacağı açıktır. Ama epik anlatıda olay okur tarafından görülmediÄŸi için farkına varılmaz.
Bu örnek, kurallarda istisnaların olduğunu, yani nesnel hakikati ihlal ederek sanatsal bir etkiye ulaşılabileceğini kanıtlar, üstelik epik sanatın ve gösteri sanatlarının yasalarındaki farklılığı da gözler önüne serer.
YARARLANILAN ESERLER :
-Aristoteles, POETİKA, Çev. İsmail Tunalı, Remzi Kitabevi, İstanbul
-Homeros, İLYADA, Çev. A.Erhat – A.Kadir, Sander Kitabevi, İstanbul, 1967
-Dante Alighieri, İLAHİ KOMEDYA, çev. Rekin Teksoy, Oğlak yay., İstanbul, 2007
Oğuz ÖZÜGÜL
oguzozugul@hotmail.com
"Oğuz ÖZÜGÜL" bütün yazıları için tıklayın...
