Nurdan ÇAKIR TEZGÝN
Nevruz
Sultan Navrýz, Neyruz, Newroz (21 Mart)
21 Mart - 2005 gelip çatmadan, çok boyutlu bir Nevruz dosyasý hazýrlamayý tasarlamýþtým. Lakin; Nevruz’u nasýl bir dosya içine arþivlemeliydim (!) bu konuda ikilem yaþadým. Devam ettiðim “Ýran Dosyasý” yazý dizisi içinde iþlenecek bir 21 Mart (Teze Yil) incelemesi, Nevruz’u Ýran Þiiler’inin tekelinde gösterecekti ki buna gönlüm razý olmadý.
Ne var ki; Ýran çýkýþlý bu incelememde, önceki yýllardaki dinsel öðreti temalarýmýn örtüþtüðünü görmek ayrý bir haz kaynaðýydý. Yeryüzü Krallýðýnýn tüm halklarý, biri diðerinin dini, örfü ve geleneðinden etkilenip, benzer uygulama þekilciliði göstermiþlerdir.
Tarih, her ne kadar belirli bir kronoloji izlese de; halkýn birey bazýndaki alýþkanlýklarýný, süregelen ritüellerini, hakkýyla betimleyemez. Komþunun, komþudan etkileþimi öyle bir noktada tarih yazarýný þaþýrtýr ki; ikilem ve kararsýzlýk bir tarafý seçme sonucunu doðurur. Seçilen; Uygulama, taraf, bulgu, gelecek nesiller üzerinde yanýlsama etkisiyle kendini gösterir. Ýþte bu yüzden, kesinliði olmayan halk söylencelerinin derlemelerini, yeni baþtan ele almanýn, kiþisel sorumluluðum olduðunu düþünüyorum.
21 Mart- Nevruz, onu kutlayan uygarlýklarýn doðadan beklentilerine uygun gerekçelerle kutlanýrdý tarih boyunca. Dini ve milli kavramlarýn, tarihin deðiþen katmanlarýndaki uygulanýþýný; bugün tam hakký ile algýlayabilmemiz mümkün deðildir. Kesinlikli kalýntýlarýn üzerine inþa edilen bazý farazi bilgiler, mitolojik ve folklorik hikayecikler olarak konu edilmeye devam edeceklerdir.
Hikaye de olsa, rivayet de olsa tutunabilen (kendine yer açabilen) bilgiler elimizdeki kanýtlardýr, aksi ispat edilmediði sürece doðru kabul edilmek zorundadýr!
Tarih Ana anlatmýþ! Bakalým neler demiþ:
Sümerler, 21 Mart'a anlam yükleyen en eski uygarlýklardan biridir. Bazý araþtýrmacýlar; Nevruz’un ilk defa Sümerler tarafýndan yeni yýl bayramý olarak kutlandýðýný, M. Ö. 3000 yýlýnda yazýlan “Gýlgamýþ Destaný”nda sözü edilen “yeni yýl þenliði”nin Nevruz törenleri olduðunu ileri sürerler. Bunlara göre Nevruz bayramý; Sümerlerden, Medlere, onlardan da Farslara geçmiþ ve “Nevruz” adýný almýþtýr.
Mezopotamya'nýn uygar halký Sümerler, bitkilerin yeniden canlanýþý ve bereket tanrýsý Ýnnana'nýn her yýl 21 Mart'ta dünyayý yeniden canlandýrdýðýna inanýr ve bunun þerefine 'Akitil=yeniden doðuþ' adýný verdikleri bir þölenle dinsel kutlamalarda bulunurlardý. Sümerlerin þerefine festival düzenledikleri Tanrý Ýnnana, Mezopotamya'nýn en eski 'Çoban Tanrýsý olan Tammuz ile ayný Mitolojik figürdür.
Baharýn geliþi, havalarýn ýsýnmasý, karlarýn erimesi tabiatýn canlanmasý, bütün insanlarý olduðu gibi Türkleri de derinden etkilemiþ, heyecanlandýrmýþ ve bu deðiþikliði çeþitli törenlerle kutlamalarýna sebep olmuþtur. Türkçe bir kelime olan “bayram” teriminin anlamýný Divanü Lugat’it-Türk: “Bedherm(bayram); halk arasýnda gülme ve sevinme, bir yerin ýþýklarla ve çiçeklerle bezenmesi ve orada sevinç içinde eðlenilmesidir.” Þeklinde vermektedir. Eski Türklerin büyük dini tören ve âyinlerinin nasýl yapýldýðý tam olarak bilinmiyor. Bütün bildiklerimiz Çin ve Arap kaynaklarýnýn ve Türk boylarýnýn destan ve destanî hikayelerindeki haber kýrýntýlarýndan ibarettir. Bununla beraber Altay-Yensiy ve Yakut þamanistlerinin bugün yaptýklarý büyük dini törenleri bize eski Türklerin âyinleri hakkýnda bir fikir vermektedir.
Mýsýrlýlar'ýn önemli bir dini grubu da 21 Mart'ý büyük þenliklerle karþýlarlardý. Tanrý Osiris'in, kýskanç kardeþi Nut tarafýndan öldürülmesi ve ölümden sonraki diriliþi bu bayramýn kozmik gerekçesiydi. Mýsýr'da çok önemli bir dinsel akýmýn merkezi figürü olan bu tanrý, köken olarak tahýl tanrýsýydý. Ayrýca bereketi de temsil ederdi. Doðduðu gün olarak kabul edilen 21 Mart bundan dolayý, tahýlda bereket saðlamak için kutlanýrdý.
21 Mart, Batý Anadolunun uygar halklarý arasýnda da çeþitli tanrýlara adanarak kutlanýyordu. Efesliler; Artemis'e adamýþlardý bugünü. Bu tesadüfi deðildi. Çünkü Artemis, bitkileri ve vahþi hayvanlarýn koyucusuydu. Artemis ayrýca ýþýk, daha doðrusu Ay ile de baðlantýlý sayýlmýþtýr. 21 Mart'ta ýþýðýn artmasý ve bu sayede tabiatýn canlanmasý bu kutlamanýn incelenmesi açýsýndan önemlidir.
Ýyonlar ise çok mücadeleci bir tanrýça olan Demeter'e adarlar bu festivali. Demeter, Hades tarafýndan kaçýrýlan Persefones'in anasýdýr. Hades Grek Mitolojisi'nde yeraltý tanrýsý ve hükümdarýdýr. Krallýðýnýn halký ölülerden oluþur. Demeter, kaçýrýlan kýzýný Hades'ten kurtarmak için Tanrý Zeus'tan yardým ister, fakat bir cevap alamaz ve yeryüzüne çekilir.
Onun yeryüzüne çekilmesi felaketlere yol açar. Ýnsan soyu açlýktan dolayý yok olma tehlikesi ile karþý karþýyadýr. Bunun üzerine Hades, Zeus ve Demeter arasýnda bir antlaþmaya varýlýr ve bu sayede Persofones'in yýlda bir kez, 21 Mart'ta yeryüzüne inmesine izin verilir. Böylece Persofones'in geri döndüðü günlerde bereket olur. Bu bayram söz konusu bereketi saðlayan Demeter'e adanmýþtýr. Frigya ve Galatalýlar da bu bayramý bir Ana Tanrýça olan Kybele'ye adamýþlardýr. Hititlerin Ana Tanrýçalarý'nýn bir kopyasýdýr Kybele. Ayný Ana Tanrýça Lydya'da Kybeba olarak anýlýr.
Hristiyanlar'ýn vaftiz geleneðini Zerdüþtler'den aldýðýný varsayan deðiþik görüþler vardýr. Baptizm festivali esnasýnda yöresel Hristiyanlar, çocuklarýný önce buz gibi soðuk bir suya daldýrýrlardý. Ardýndan sýcak gelirdi. O esnada þu darb-ý mesel söylenirdi: 'Sen vaftiz edildin ve yaza ilk adýmý attýn. Sen Newroz'u yakaladýn ve kýþa baþladýn'
Yukarýdaki alýntý, Zerdüþtizm'deki vaftizm olayýnýn, Hristiyanlar, bilhassa Bölge Hristiyanlarý tarafýndan ruhuna uygun olarak, 'Yeni Gün=Newroz'a ilk adým olarak kabul edildiðini ve böyle kutlandýðýný gösteren çok önemli bir delildir. Çocuðun hayata attýðý “ilk adým Newroz'u” gibi, gerçek Nevruz da ayný þekilde kabul görüyor ve kutlanýyordu. Anadolu Türk Kavimlerinde de, emekleme aþamasýna gelmiþ bebeklere “ilk adým çöreði” yapýla gelmiþtir bahar aylarýnda. (emekleme ve tay tay durma- taytay sözcüðü de Altay’lara uzanan ayrý bir inceleme konusudur) 'Bereket',’bolluk', 'canlanma' gibi ortak gerekçelerle kutlanmasý, doðrudan doðruya tabiatýn canlanmasý ve çoðalma ile ilintilidir.
Araplarda Nevruz’a gelince:
Nevruz, Araplara “Neyruz” sözcüðü ile geçmiþtir. Farsça Nevruz’un eþanlamlýsýdýr. Nevruz geleneði Araplarda yoktur. Çünkü eski Araplar bugüne gece ile gündüzün eþit olduðu gün anlamýna “birinci itidaliyun” adýný verirler. Sonbahardaki gece ile gündüzün eþit olduðu güne ise “ikinci itidaliyun” derlerdi. Ancak Sasani Devleti’nin Müslüman Araplar tarafýndan ortadan kaldýrýlmasýndan sonra Nevruz geleneðinin Arap dünyasýna girdiði görülür. Ýranlýlarda Nevruz bazý vergilerin toplanma dönemi idi. Bu gelenek aynen Araplarda da devam etmiþtir.
Aslýnda Ýslam fýkýh âlimleri, Nevruz, mihrican, paskalya, türü gün ve geleneklere sýcak bakmamýþlar ve Müslümanlarýn bu tür bidat’lardan uzak durmasýný istemiþlerdir. Ancak daha sonralarý Nevruz geleneklerinin Ýslamîleþtiði görülür. Rivayete göre Hz.Ali, Irak taraflarýndayken, kendisine Nevruz ve mihrican (sonbahar bayramý) günleri tatlý yiyecekler verilince bunun sebebini sorar. Bu günlerin Nevruz ve mihrican bayramý olduðunu öðrenince “Sizler bize her gün Nevruz ve mihrican kaidesi uygulayýn” der.
Abbasiler (750-1258) döneminde Nevruz’un hasat mevsiminden önce olmasýnýn vergi toplanmasýnda bazý mahsurlarý görülünce halife el-Mütevekkil (847-861) zamanýnda Nevruz l7 Haziran’a alýnmýþtýr (859). Ancak bu deðiþiklik benimsenmeyince Halife el-Mu’tezid döneminde tarih tekrar deðiþtirilmiþ ve 11 Haziran günü Nevruz olarak kabul olunmuþtur. Ayrýca el-Mu’tezid Nevruzda yapýlan törenleri özellikle sokak gösterilerini, at oyunlarýný yasaklar. Ancak bu yasak kýsa ömürlü olur. Araplar arsýnda bu 11 Haziran tarihi “Mu’tezid Nevruz’u” adýyla anýlýr. Ýran geleneði zamanla Ýslamî bir mahiyet alýr ve bugünle ilgili rivayetler ortaya çýkar. Bu rivayetleri þöyle sýralayabiliriz:
Ulu Tanrý dünyayý gece ile gündüzün eþit olduðu Nevruzda yaratmýþtýr. Ýnsanlýðýn atasý Hz. Adem, yani ilk insan Nevruzda yaratýlmýþtýr. Þeytana uyarak haram meyveyi yiyen Hz. Adem ve Havva cennetten çýkarýlarak Hz. Adem Serendip adasýna Hz. Havva ise Cidde’ye sürülmüþlerdi. Piþmanlýk duyan bu ilk insanlarý Tanrý affetmiþ ve her ikisini bir Nevruz günü Arafat’ta buluþturmuþtur. Hz. Nuh’un gemisi Aðrý Daðý’nda karaya oturduktan sonra Hz. Nuh Aðrý Daðý’ndan Sürmeli Çukuru’na (Iðdýr Ovasý) inmiþti. Hz. Nuh’un yere ayak bastýðý gün Nevnuz idi. Kardeþleri tarafýndan bir kuyuya atýlan Hz. Yusuf , bir bezirgan tarafýndan Nevruz’da kurtarýlmýþtý.Hz. Musa’nýn asasýyla Kýzýldeniz’i yararak Ýsrailoðullarýný Firavun’dan kurtardýðý gün Nevruz idi. Bir yunus balýðý tarafýndan yutulan Hz. Yunus Nevruzda karaya býrakýlmýþtýr. Tanrý insanlarý yarattýðý zaman evrendeki bütün yýldýzlar hamel (koç) burcunda toplu halde bulunmakta imiþler. Nevruz’da bütün yýldýzlara kendi yörüngelerinde dönmelerini emretmiþ.
Her canlanýþý, her doða olayýný bir eðlenceyle kutlayan Türk Milleti, Nevruz’u bir çok sebebe baðlamýþtýr. Buna göre: Nevruz Ergenekon’dan kurtuluþun, geniþ düzlüklere açýlýþýn adýdýr. Ýnsanýn yaratýldýðý gündür. Hz. Nuhun Tufan’dan sonra yere ilk ayak bastýðý gündür. Hz. Ali’nin doðum günüdür ( Ýslamiyetten sonra.) Netice itibarýyla Nevruz, selamete çýkýþýn, zaferin kutlanýþýdýr. Anadolu halký, Cemreler, Hýdýrellez, Saya bayramý, çiðdem eðlencesi, baðbozumu, hasat sonu gibi zamanlarý kutlamalar için sebep göstermiþ ve bu zamanlarýn etrafýnda bir inanç yumaðý ve kutlamalar ritüeli oluþturmuþtur.
Divan-i Lügat’it-Türk’te, Oniki hayvanlý Türk takvimi güneþ sistemine göre düzenlenmiþ olup yeni yýl 21 Mart’a denk gelmektedir. Ýlk kara kýþ erbain ve son karakýþ Hamsin adý verilen ananedeki 90 günlük kýþ bitmiþtir. Zor geçen bu 90 günlük süre Anadolu’nun muhtelif yerlerinde çile, çille ayý olarak da adlandýrýlýr. Anadolu’da bu zahmetli çileli geçen kýþ için de çeþitli inanýþlar mevcuttur. Kýþýn þiddetli zamanlarýnda zemheri karýsý isimli bir kadýnýn üç gün gezdiðine inanýlýr. Bu kadýn, geceleri evlerin kapýlarýna gelir ve istediði kiþiyi adýyla çaðýrýr. Eðer ismi çaðrýlan kiþi ardýndan giderse bir daha geri dönmez. Halk arasýnda bu kadýný gördüðünü iddia edenler mevcuttur. Büyük çileden sonra gelen küçük çile (30 Ocak - 22 Mart) bir bakýma bahar törenlerinin bir baþlangýcýdýr.
Ardýndan halk arasýnda ýsýnma anlamýna gelen cemreler; Anadolu’da zemherinin 27’si ile Þubatýn 3'üne kadar olan günler arasýnda kabul edilen Hýzýr Nebi, baharýn gelmesi merasimiyle ilgili bir inançtýr. Saya bayramý, koç katýmýndan sonraki 100. güne denk gelir. Konya’da muþtu töresi olarak bilinir ve ýldýz sýçrama zamaný dedikleri, baharýn ilk müjdecisi günlerde baþlar. Çiðdem eðlencesi, çýkgör eðlencesi topyekün baharý karþýlama ve müjdeleme sebebiyle kutlanan günlerdir. ‘Ildýz’, ‘Ildýr’, ‘Býldýr’ sözcükleri, ayný zamanda geçiþ, eski ve yeni kavramlarýnýn tanýmý için kullanýlýr halk arasýnda…
Kýþýn zor geçmesi, bahar müjdesiyle eðlenceleri ve kutlamalarý da beraberinde getirirken, halkýn gözlemlerinin, tecrübesinin tezahürü olarak martla ilgili özlü sözler de halk arasýnda itibar kazanmýþtýr. Mart dokuzunda çýra yak bað buda, Mart çiçeði sepete girmez, Mart dokuzundan sonra daðlar misafir alýr, Mart ise de dert ise de çiçek burnunu gösterir, Mart çýktý dert çýktý, Mart’ta ekilen tarla gür olur, Mart ekini dert ekini... vs. Halk arasýnda Mart ayý canlanma özelliði de paralel çeþitli isimler alýr. Döl dökümü, kuzu ayý, yazbaþý, berdelacuz, delibeþe, ot kopumu ... vs.
Nevruz, Osmanlý sarayýnda da bütün canlýlýðý ile yaþanmaktaydý. Nevruz’da hazýrlanan özel macunlar padiþaha ve devlet büyüklerine sunulurdu. ( Manisa Mesir Macunu geleneði, ‘þenliði’ günümüze kadar törensel özelliðini koruyabilmiþtir. Bu yýl 27 Mart günü temsili Mesir saçma töreni Manisa’da gerçekleþecektir.) Nevruz münasebetiyle Osmanlý sarayý ve çevresinde geliþtiði söylenen bu adete Hüseyin Suat "Nevruz Macunu"nu anlatan þiirinde açýklýk getirmektedir. Hüseyin Suat bu özel macunun çeþitli kaplar içinde rengarenk süslenildiðini, aktarlarda da bulunduðu ve baþlýca Nevruz müjdecisi olduðunu söyler:
“Gibi tüller içinde hande-fürûz
Her sene mavi pembe mor ve beyaz
Bir küçük kâse: bir sehâbe-i nâz
Bir güzel çehre: müjde-i Nevruz”
Nevruz sembolü olan Nevruz macunundan baþka gezme ve piknikler, Nevruz’un diðer bir özelliðidir. Evliya Çelebi, Aydýn’daki Balpýnarý yaylasýný anlatýrken fevkalade akarsularý olan bu yaylada hücreleri olan tekkelerin var olduðunu ve Süleyman Han’ýn buraya hayran kalarak Nevruz’un burada kutlanýlmasýný ferman ettiklerini söylemektedir.
Balýkhane Nazýrý Ali Bey de Ýstanbul’da Nevruz kutlamasýndan þöyle bahseder; “Ýstanbul halký bilhassa ilkbaharda kýr eðlencesine pek ziyade düþkündü, kýþtan býkan Ýstanbullular, ilkbaharýn baþladýðý Nevruz gününü evde ve kahvelerde geçirmeyi büyük bir kayýp sayarlar. Her fýrsatta kýrlara ve çayýrlara koþarlardý.”
Anadolu’nun ve Türk dünyasýnýn hemen hemen her yerinde ortak bir karþýlama hazýrlýðý evlerin temizlenmesidir. Temiz giyinmek, bazý bölgelerde beyaz giyinmek adettendir. Edirne’de de Nevruz’dan bir gün önce kadýnlar ve genç kýzlar o yýl buðdaylarýn taneleri kýrmýzý olsun diye ellerine kýna yakarlar. Nevruz gecesi pek çok yerde iþ yapýlmaz ve kýsmetin açýk olmasý dileðiyle uyunmaz, Nevruz karþýlanýr.
Nevruz için Sivas’ta “padiþahýn atlarý çayýra çýkarmýþ” denilir. Komþu kadýnlar evlerin bahçesinde sabah kahvaltýsýný beraberce süt, yoðurt gibi beyaz ve S harfi ile baþlayan yiyeceklerle yaparlar. Beraber yemek yemek veya yapýlan yiyeceði konu komþuya özellikle yoksullara daðýtmak, Anadolu coðrafyasýnýn tamamýna hakim bir gelenektir.
Kabir ziyaretleri ve hazýrlanan yiyeceklerin ölüler ruhuna daðýtýlmasý, Kuran-ý Kerim okunmasý, Nevruz adetleri arasýnda yer alýr. Naldöken Tahtacýlarýn arasýnda da mezar ziyaretlerinde aileler, daha çok ölülerinin sevdiði yiyecekleri daðýtmaktadýrlar. Nevruz akþamý Kars’ta ihya gözleme töreni yapýlýr. Ýleri gelenlerden birinin evinde toplanýlýr ve sabaha kadar hiç uyumadan Kuran-ý Kerim ve mevlid okunur, dua edilir. Burada Nevruz kutlamasýný Ýslami motiflerle terkip halinde görmekteyiz. !
Hediyeleþmek özellikle niþanlý kýzlara oðlan evi tarafýndan hediye gönderme de yaygýn uygulamalardandýr Nevruzda.
Osmanlý sarayýnda Nevruz macunu ile birlikte baþ harfi S olan 7 çeþit yiyecek örneðin: susam, süt, simit, su, salep, safran, sarýmsak yenildiði söylenmektedir. Ayrýca bu yiyeceklerin þifa getireceði inancý da yaygýndýr.
Özel Nevruz, yiyecekleri Anadolu’nun genelinde ortaklýk göstermekle beraber bölgelere göre de mahalli özellik arz etmektedir:
En yaygýn olan yiyeceklerin baþýnda soðan kabuklarýyla, çeþitli otlarla, gangýlýz (gelinciðe benzer bir çiçek) veya gelinalý (gelincik) ile kaynatýlarak boyanan yumurtalar gelmektedir. ( Bu bize Hristiyanlarýn Paskalya yumurtasýný hatýrlatmaktadýr.) Bu yumurtalar bazý bölgelerde önceden ýslatýlmýþ, çimlendirilmiþ arpa, mercimek gibi yeþilliðin içine de yerleþtirilir. Hristiyanlarda Paskalya Yortusu da; Bir diðer anlamýyla Doðanýn dirilmesi baharýn gelmesi deðil midir?
Önemli not: Bu çimlendirme iþini çok hoþ tabaklar içinde (çim adam kafasý gibi) Ýran’da çok fazla görmüþtüm. Neredeyse her sokak ve caddede genç kýzlar ellerinde yemyeþil buðday çimli tabak ve saksýlarla dolaþýyorlardý. Hatta; Bazý çimlendirilmiþ tabaklar son derece þýk ambalajlar içinde baþka hediyelerle donatýlmýþ halde süslenmiþ kadýnlar eþliðinde Tahran sokaklarýnda dolaþtýrýlýyordu. Muhtemelen bir niþan hediyeleþmesiydi bunlar!
Ýlkbahar çiçeklerinden olan, gözenek, kuzukulaðý ve peygamber çiçeði gibi çiçekler çið olarak yenilmektedir. Ayrýca Nevruz aðcaca, göðcece, kýzýlca, gelinparmaðý, kuzu kulaðý ve peygamber çiçeði de iyice ayýklanýp temizlendikten sonra yumurtalý ýspanak gibi mýhlamalarý yapýlarak da yenilir. Bu otlar da coðrafi mekanlara göre farklýlýk arz ederler. Sivas’ta emicek, sormuk, körmen, çiðdem, narpýz ve soðanaktan Nevruz yemekleri yapýlýr. Çið köfte, þarelý pirinç aþý, maþ piyazý (Gaziantep), zeytinyaðlý dolma, baklalý dolma, piyaz, Amasya çöreði (Amasya), ýsýrgan (Giresun), ýspanaklý börek, yufka, sarý burma, leblebi, lokum (naldöken tahtacýlar) börek katlama, pilav, çörek (Kars), tavþanlý börek (Keçiborlu), katmer, kete (Kayseri), Omac, Fadimana pekmezi (Sivas) Nevruz’un farklý mekanlardaki diðer yemekleridir.
Ýranlýlar, eskiden beri iki ayrý güne “Nevruz” ismini vermiþlerdir. “Bunlardan biri, güneþ takviminin ilk ayý olan Ferverdin ayýnýn ilk günüdür ki “nevruz-ý âmme” olarak bilinir. Bu günde güneþ, koç burcuna girer. Efsaneye göre Allah kâinatý ve insanlarý bu günde yaratmýþ ve bütün yýldýzlar bugün dönmeye baþlayýp koç burcundan geçmiþlerdir, Baþka bir rivâyete göre Cem, bütün dünyayý dolaþtýktan sonra Azerbaycan’a gelmiþ ve burasýný beðenip taht kurdurmuþtur.
Gerek taht, gerekse mücevherlerle süslü elbise ve tâcý, doðan güneþle birlikte etrafý ýþýða boðmuþtur. Bu hali görenler “Bu günde bir baþkalýk var, bu diðer günlere benzemiyor, yeni bir gün” demiþler. Bu güne “Nevruz”, Cem’e de “þîd (ýþýk)” kelimesini ekleyerek Cemþid demiþler, Nevruz adýyla anýlan diðer gün ise y,ine Ferverdin ayýnýn yedinci günüdür. Buna da “nevruz-ý hâsse” denir.
Yýl 21 Mart’ta Nevruz bayramýyla baþlar ve güneþ takvimine göre aylara bölünür. Buna göre örneðin 21 Mart 2001, 1380 yýlýnýn1. gününe denk gelmektedir. Nevruz Bayramý Ýranlýlarýn en büyük bayramlarýndandýr ve hiçbir etnik ve din farký gözetilmeksizin bütün bir yurtta coþkuyla kutlanýr. Nevruz öncesinde tüm yaþam çevrelerini temizleyen Ýranlýlar yeni yýla girileceði gün ve saatte tüm aile fertleri “Haftsin” aþý verilen sofra baþýnda toplanýr. Bu sofra Allah’ýn insana bahþettiði nimetleri ve baharý temsilen Farsça alfabenin 15. harfi olan “Sin” harfiyle baþlayan yedi yiyecekle donatýlmýþtýr. Bunlar Sib (elma), Sebze(yeþillik), Serke (sirke), Sonbol (sümbül), Senced (iðde), Semenu (bir tür tatlý) ve Sumaktan ibarettir. Yeni yýla girilmesiyle birlikte halk birbirini ziyaret eder, küsler barýþýr, aile baðlarý güçlendirilir.
Evet, gelelim Kürt Newroz’una… Tarih yazýcýlarý arasýnda, Zerdüþtilerin Kutsal kitabý Avesta’yý dayanak olarak ele alan Kürt yazarlar görüyoruz. Tarih araþtýranýndýr dersek (!) M.Sirac Bilgin’in Nevruz araþtýrmasýna göz atalým…
"Avestik Dil"de, ya da Avesta'nýn yazýldýðý rahipsel Med Dili'nde adý "Nava=yeni' Roaca=gün"ün birleþimi olmasý gereken Newroz kelimesi bu orijinal þekliyle bile Avesta'da yer almýyor. Genç Avesta'nýn yazýldýðý, önemli araþtýrmacýlar tarafýndan teslim edilen, rahipsel Med Dili'ndeki bu bileþik kelimenin anlamýný, Med Dili’nin mirasçýsý bir dil olan Kürtçe’yi kullanarak ayrýntýlarýyla tahlil edebiliriz: Nava, Kürtçe’nin Zazakisi’ndeki newe ve Kurmanci ile Soranisi’ndeki 'nû', nüye” ile ayný kelimedir ve 'yeni' demektir. Raoca ise yine ayný dilin Zazaki Lehçesi’ndeki 'Ruec' ve Kurmanci ile Sorani Lehçesindeki 'roc' ile ayný kelimedir ve 'gün' anlamýna gelir. 'Yeni Gün' olarak kutlanan Nava Roaca, daha önce de kaydettiðimiz gibi, bu haliyle Avesta'da yer almýyor. Belki de kayýp. Buna raðmen Nava ve Roaca kelimeleri Avesta'nýn her yerine daðýlmýþ olarak vardýr. Nava Roaca, zaman içinde iki kelimeli bir tabir olmaktan çýkarken, biraz da dillerin tabii deðiþimleri çerçevesinde tek kelime haline dönüþerek önce Pehlevice'de Noroz, sonra günümüz Kürtçesi'nde 'Newroz'laþtý
Ülkeleri Halife 'Umar döneminde, Arap-Ýslam istilasýna uðradýðýnda Kürtler müthiþ bir direniþ sergilediler, ama sonuçta yenildiler. Galip komutan al-Yaman, Athurpatakan'ýn (Adherbaijan'ýn) tümüyle Kürt olan halký ile 800.000 dirhem karþýlýðý bir antlaþma yaptý (Tritton, 1930). Bu antlaþmaya göre Araplar; Kürtler'den hiç kimseyi öldürmeyecek, iþkence etmeyecek, onlarý hapsetmeyecek, hiçbir Ateþ Mabedleri'ni yakmayacaktý. Fakat antlaþmanýn en önemli maddesine göre ülkenin yeni efendileri, Kürtler'in açýktan açýða, aralarýnda en baþ yeri kaplayan Newrozlarý dahil, bütün festivallerini kutlamalarýna karýþmayacak, onlarýn bu festivaller boyunca ulusal danslarýný sergilemelerine karýþmayacaklardý (Baladhuri, Futuh ul-Buldan). Bunun anlamý; Newroz, Arap-Ýslam hakimiyeti dönemine kadar uzanan bir tarihte bile sadece Kürtler'e özgü bir festival olarak görülmesiydi Çünkü Medler'den beri hiç ciddi bir þekilde baðýmsýz yaþamamýþ olan bir kavmin bayramýndan bahseden en canlý yabancý tanýktýr Futuh ul-Buldan. Hem de MS 600'lü yýllarda. o sýrada Farslar da Zerdüþtilik'ten yeni dönmüþlerdi. Ama onlarýn 'Newroz' diye bir bayram kutladýklarýna dair bir kayda rastlanmýyor. (!) Hem de iktidar kaybolduðu anda, merkezi hükümet onlarýn elinde olmasýna raðmen.
Fakat Ýslam Halifeleri, bu sözlerinde durmadýlar, bayram kutlamalarýný yasakladýlar. Bu arada Kürtler'i dinlerinden dönmeleri için tedbirlere baþvurmaya baþladýlar. Zerdüþtiler'i her yerde Kýrmýzý veya siyah bir baþlýk giymek zorunda býraktýlar (Juynbull; nakleden Tritton, 1930). Bundan amaç Ýslamlar ile Zerdüþtiler'i ayýrd etmekti. Daha sonraki Alevi Kürtler, Türk istilasýndan çok sonralarý bile bu kýrmýzý baþlýklarý giymeye devam etmiþ, adlarý 'Kýzýlbaþ' olarak kalmýþtý. Bunun dýþýnda, Kürdistan'ýn Xaniqin þehrine de Halife 'Umar iki adamýný ('Uthman bin Hunaif ve Hudhaifa) buradaki insanlarý damgalamak için gönderir. Bunlar, oradaki insanlara gayrimüslim olduklarýný gösteren damgalý yakalýk taktýrýr (baþka bir yerde 550.000 kiþi). Damgalý yakalýk taktýrýlan insanlar Zerdüþti idi ve geleneklerini sürdürmekte kararlýydý. Tabii ki bu geleneklerin en önde geleni, Newroz kutlamalarýdýr.
Kawa (Gave) Efsanesi ve Nevruz anlayýþý:
(Bugün Nevruz’u Özellikle Kürt toplumlarý ile irtibatlandýrýp, onun sadece Kürtlere ait bir bayram olduðunu ileri sürenler, bu görüþlerin Demirci Kawa Efsanesine dayandýrmakta, mitolojiden yola çýkarak, Nevruz bayramýný bayram havasýnda uzaklaþtýrýp bir isyanýn yýl dönümü olarak kabul ettirmeye çalýþmaktadýrlar.)
Dahhak-Kawa efsanesi kýsaca þöyledir: Geleneksel Önasya folkloründe Dahhak, tarihî ya da mitolojik bir þahsiyet olarak ortaya çýkar. Fars literatüründe ve folkloründe Dahhak bir Arap kýralýdýr. Ancak Dahhak kimliði ve milliyeti ilgili tek bilgi bu deðildir. Dieulafo’ya göre Dahhak Zoak adýndaki Suriyeli prenstir. Arap geleneðinde Dahhak Asurbanipal olarak görülür. Þehname’de Dahhakýn lakabý Biyaresb olarak geçer. Thomson’a göre bu ad Kaldeliler arasýnda insan baþlý at vücutlu bir yaratýk olarak Pluride kadar uzanýr.9 Avesta’ya göre Dahhak üç aðýzlý, üç baþlý, altý gözlü, çirkin,çok güçlü, þeytanýmsý bir ejder-canavardýr. Denkkard’a göre Dahhak halký putperestliðe davet eden batýl dinin ve gayri meþruluðun yeryüzüne yayýlmasýna çalýþan, insanlarý fesada sürükleyen biridir. Ve dünyayý yok edecek biri olarak Araplardan gelmiþtir. Deðiþik dönemlerdeki Pehlevi metinlerinde ise, Dahhak bazen batýl din kurucusu olarak bazen efsanevi Ýran yöneticileri (Piþdadiyan) listesinde görülür. Bu metinlerde Dahhak’ýn kötü ve zalim idaresi ayrýntýlý olarak anlatýlýr.
Dahhak mitolojisi Ýslam geleneðinde de bir zulüm örneði olarak yer alýr. Rivayete göre Dahhak Nuh tufanýndan sonra gelen ve bütün dünyaya hakim olan hükümdarlara verilen addýr. Nuh’un oðlu Yafes’in neslinden olup tufandan sonra bin yýl yaþamýþ ve hüküm sürmüþtür. Yine Ýslam kaynaklarýnda Dahhak’ýn Deccal ilk Firavun veya Nemrut olduðu da söylenir. Pehlevi metinlerinde Ýranlý hükümdar Feridun’la savaþýr. Feridun tarafýndan yakalandýktan sonra öldürülmeyip Demavend daðýnda zincire vurulur. Ancak o, zincirlerini kýrarak kurtulur ve yer yüzünde kötülük yapmaya baþlar. Ýnsanlarýn, hayvanlarýn,ve bitkilerin üçte birini yer. Daha sonra Kirsap adlý bir kahraman onu öldürür. Ýslami rivayete göre ise saltanatýnýn son 200 yýlýnda Dahhak’ýn omuzlarýnda þeytanýn yaptýðý bir hile iki yýlan baþý belirir. Ýblis Dahhak’ýn rüyasýna girerek bu yýlanlarýn verdiði rahatsýzlýktan kurtulmasý için yýlanlarý her gün iki insan beyniyle beslemesini tavsiye eder. Sonunda Ýsfahan’da Gave (Kawa) adýnda bir demirci iki oðlunun bu yüzden öldürülmesi üzerine Dahhak’a baþ kaldýrýr. Bütün halk Gave’nin çevresinde toplanýr ve Dahhak’ýn öldürttüðü Cem’n oðullarýndan Feridun’u þah ilan ederler. Feridun’la Dahhak arasýnda yapýlan savaþta Dahhak ve ordusu yenilir. Dahhak kaçarsa da Gave yetiþir ve onu öldürür. Bazý Kürt araþtýrmacýlarýn iddiasýna göre Nevruz, Dahhak’ýn öldürülmesinin yýl dönümüdür. (!)
Kürt toplumunu yönlendiren, Dahhak-Kawa efsanesine referans olarak gösterilen kaynaklardan biri de Firdevsi’nin Þehnâme’sidir.
Fars metinlerinde Arap kralý olarak gösterilen Dahhak bu kez Firdevsi’nin Þehnâme’sinde hükümdar Cemþid’den sonra Ýran ve Turan tahtýna oturan beþinci hükümdar olarak karþýmýza çýkar. 1020 yýlýnda Gazneli Mahmud’a takdim edilen bu eserde Turanlýlarýn ve Ýranlýlarýn, efsanevi hükümdar Feridun’un oðullarýndan Tur ve Ýrin soyundan gelen iki kardeþ millet olduklarý iddia edilmiþtir ki bu bilgi de eserin ne ölçüde güvenilir olduðunu sorgulatmaktadýr. Þehnamede Dahhak-Kawa efsanesi ayrýntýlý olarak anlatýlýr. Hatta Firdevsi Kürtlerin Dahhak’ýn zulmünden daðlara kaçan insanlarýn soyundan geldiklerini iddia etmesine raðmen, Kawa’nýn etnik kökeni hakkýnda herhângi bir bilgi vermemektedir. Sadece Ýsfahanlý bir demirci olduðunu belirtmektedir.
Sonuç olarak Dahhak mitosu, henüz Hint-Ýran kabilelerinin birbirinden ayrýlmadýðý dönemlerde ortaya çýkmýþ bir Ari (Sanskritçede arya- Avesta airya) mitosudur denilebilir. Greklerdeki Zeus-Typhon çekiþmesinden Hindistan’da Ýndra ve Vritra arasýndaki mücadeleye kadar bütün Ari geleneðinde biri düzeni koruyan, diðeri yýkmaya çalýþan iki mitolojik kahraman figürü benimsenmiþ olup Dahhak da düzene karþý mücadele veren gücü sembolize eder.
Dahhak-Kawa efsanesine kaynak olarak sadece Firdevsi’nin Þehname’sini esas alsak bile Kawa’nýn bir Türk veya Fars olma ihtimalinin Kürt olma ihtimali kadar güçlü olduðunu görürüz. Çünkü Ýsfahan tarih boyunca daha çok bu iki milletin yönetimi altýnda bulunmuþ bir yerleþim merkezidir.
Türk dünyasýnda olduðu gibi Ýran’da da Nevruz hala etkili bir biçimde kutlanmaktadýr. Ancak Ýranlýlarda Nevruz bugün bile efsanevi özelliðinden kurtulamamýþtýr.
Zerdüþt dininin Tanrýsý Ahura Mazda’nýn birlik ýþýðýndan, sayýsýz kavim ve ulus etkilenmiþtir tarih boyunca. Zerdüþtleri, “ateþe tapanlar” olarak putperestlik boyutunda inceleyen tek tanrýlý dinlerin görmezden geldiði önemli bir gerçek vardýr ki; Asýl Tanrý kavramý, Zerdüþtizm ile baþlamýþtýr bilinen tarih kayýtlarýnca. (Ayrýca: Zerdüþtler ateþe tapmazlar. Ateþi, ýþýk ve aydýnlýk imgesi olarak kullanmýþlardýr. Mevsim dönümlerinde ateþler yakýp, o ateþin üzerinden, içinden geçip, saðlýk, güç ve iyi deðerlerle donanmýþlardýr. Bu gelenek, günümüzde bir çok ulusun yöresel alýþkanlýðý olarak Nevruz ve Hýderellezde sürdürülmektedir.)
Zerdüþtlükten etkilenmeyen herhangi bir öðreti, din örf anane ve görenek yoktur yeryüzünde. Bu oldukça iddialý bir çýkýþ gibi görünse de, uzun bir araþtýrmanýn sonucu olarak ayrý bir inceleme konusudur.
Nevruz, Araplara “Neyruz” suretinde geçmiþtir. Farsça Nevruz’un eþanlamlýsýdýr. Nevruz geleneði Araplarda yoktur. Çünkü eski Araplar bugüne gece ile gündüzün eþit olduðu gün anlamýna “birinci itidaliyun” adýný verirler. Sonbahardaki gece ile gündüzün eþit olduðu güne ise “ikinci itidaliyun” derlerdi. Ancak Sasani Devleti’nin Müslüman Araplar tarafýndan ortadan kaldýrýlmasýndan sonra Nevruz geleneðinin Arap dünyasýna girdiði görülür. Ýranlýlarda Nevruz bazý vergilerin toplanma dönemi idi. Bu gelenek aynen Araplarda da devam etmiþtir.
Aslýnda Ýslam fýkýh âlimleri, Nevruz, mihrican, paskalya, türü gün ve geleneklere sýcak bakmamýþlar ve Müslümanlarýn bu tür bidat’lardan uzak durmasýný istemiþlerdir. Ancak daha sonralarý Nevruz geleneklerinin Ýslamîleþtiði görülür. Rivayete göre Hz.Ali, Irak taraflarýndayken, kendisine Nevruz ve mihrican (sonbahar bayramý) günleri tatlý yiyecekler verilince bunun sebebini sorar. Bu günlerin Nevruz ve mihrican bayramý olduðunu öðrenince “Sizler bize her gün Nevruz ve mihrican kaidesi uygulayýn” der.
Abbasiler (750-1258) döneminde Nevruz’un hasat mevsiminden önce olmasýnýn vergi toplanmasýnda bazý mahsurlarý görülünce halife el-Mütevekkil (847-861) zamanýnda Nevruz l7 Haziran’a alýnmýþtýr (859). Ancak bu deðiþiklik benimsenmeyince Halife el-Mu’tezid döneminde tarih tekrar deðiþtirilmiþ ve 11 Haziran günü Nevruz olarak kabul olunmuþtur. Ayrýca el-Mu’tezid Nevruzda yapýlan törenleri özellikle sokak gösterilerini, at oyunlarýný yasaklar. Ancak bu yasak kýsa ömürlü olur. Araplar arsýnda bu 11 Haziran tarihi “Mu’tezid Nevruz’u” adýyla anýlýr. Ýran geleneði zamanla Ýslamî bir mahiyet alýr ve bugünle ilgili rivayetler ortaya çýkar. Bu rivayetleri þöyle sýralayabiliriz:
“ Ulu Tanrý dünyayý gece ile gündüzün eþit olduðu Nevruzda yaratmýþtýr. Ýnsanlýðýn atasý Hz. Adem, yani ilk insan Nevruzda yaratýlmýþtýr. Þeytana uyarak haram meyveyi yiyen Hz. Adem ve Havva cennetten çýkarýlarak Hz. Adem Serendip adasýna Hz. Havva ise Cidde’ye sürülmüþlerdi. Piþmanlýk duyan bu ilk insanlarý Tanrý affetmiþ ve her ikisini bir Nevruz günü Arafat’ta buluþturmuþtur. Hz. Nuh’un gemisi Aðrý Daðý’nda karaya oturduktan sonra Hz. Nuh Aðrý Daðý’ndan Sürmeli Çukuru’na (Iðdýr Ovasý) inmiþti.
Hz. Nuh’un yere ayak bastýðý gün Nevnuz idi. Kardeþleri tarafýndan bir kuyuya atýlan Hz. Yusuf , bir bezirgan tarafýndan Nevruz’da kurtarýlmýþtý.Hz. Musa’nýn asasýyla Kýzýldeniz’i yararak Ýsrailoðullarýný Firavun’dan kurtardýðý gün Nevruz idi. Bir yunus balýðý tarafýndan yutulan Hz. Yunus Nevruzda karaya býrakýlmýþtýr. Tanrý insanlarý yarattýðý zaman evrendeki bütün yýldýzlar hamel (koç) burcunda toplu halde bulunmakta imiþler. Nevruz’da bütün yýldýzlara kendi yörüngelerinde dönmelerini emretmiþ.”
Rivayetler, mitolojik öyküler, masallar, yazýlý kalýntý ve buluntular, her ne kadar insanlýðýn bilinmeyen geçmiþine ýþýk tutsalar da, varsayým gerçeðinin ötesine geçmeleri zordur.
Kesinlikli (belgeler) tarihin bile, günümüzde farklý kayýtlarý mevcuttur. Her ulus, her toplum, her bakýþ, mutlaka kendi açýsýndan yaklaþmýþtýr dünya üzerinde olup bitenlere. Bu nedenle; Kiþisel olarak, hiçbir olguyu bütünüyle olduðu gibi kabullenmemiþ, etrafýnda dolaþýp farklý ýþýk oyunlarýný fark etmeye çalýþmýþýmdýr. Çok sesli kültürlerin ortak özelliklerine daha sýcak yaklaþtýðým için, ayýran ayrýþtýran keskin sýnýrlar çizen yazýlý bulgularýn, þahsýmda itibarý pek azdýr. Bütün insanlar; Küçük farklýlýklarla, doðanýn tüm uyanýþlarýna belirli anlamlar yüklemiþlerdir.
Baharýn baþlangýcý = Nevruz, diyerek nice tüm baþlangýçlara...
Barýþ ve Sevgi dolu Baharlara…
Abdülkadir, Ýnan, Eski Türk Dinî Tarihi, Kül. Bak.
Vem är vem i mytologin, Italia; 1993
M. Sirac Bilgin - Zarathuþtra
Oxford, the History of Iran, 1985
Mukhtaþar ud Duwal; Bar Hebræus, 1890
Black-Rowley;1982, Cumont; 1902
Ýslam Ansiklopedisi, “Dahhak maddesi.
Gazali, Kimya-yý –Saadet, Çev. A. Müftüoðlu,
F.Ahsen Turan
Abdurrahman Güzel
Kaþgarlý Mahmut, Divan-ý Lugat’it Türk, Çev. Besim Atalay
Not: Bu araþtýrmada, 21- Mart Nevruz’un Asya aðýrlýklý folklorik ve dinsel etkileþim özelliklerine aðýrlýk verilmiþtir. Astrolojik özellikler ve bazý uluslarýn ( Sasaniler, Mayalar, Kýzýlderililer) Nevruz ile ilintileri incelemeye dahil edilmemiþtir.
Nurdan ÇAKIR TEZGÝN
"Nurdan ÇAKIR TEZGÝN" bütün yazýlarý için týklayýn...
Sultan Navrýz, Neyruz, Newroz (21 Mart)
21 Mart - 2005 gelip çatmadan, çok boyutlu bir Nevruz dosyasý hazýrlamayý tasarlamýþtým. Lakin; Nevruz’u nasýl bir dosya içine arþivlemeliydim (!) bu konuda ikilem yaþadým. Devam ettiðim “Ýran Dosyasý” yazý dizisi içinde iþlenecek bir 21 Mart (Teze Yil) incelemesi, Nevruz’u Ýran Þiiler’inin tekelinde gösterecekti ki buna gönlüm razý olmadý.
Ne var ki; Ýran çýkýþlý bu incelememde, önceki yýllardaki dinsel öðreti temalarýmýn örtüþtüðünü görmek ayrý bir haz kaynaðýydý. Yeryüzü Krallýðýnýn tüm halklarý, biri diðerinin dini, örfü ve geleneðinden etkilenip, benzer uygulama þekilciliði göstermiþlerdir.
Tarih, her ne kadar belirli bir kronoloji izlese de; halkýn birey bazýndaki alýþkanlýklarýný, süregelen ritüellerini, hakkýyla betimleyemez. Komþunun, komþudan etkileþimi öyle bir noktada tarih yazarýný þaþýrtýr ki; ikilem ve kararsýzlýk bir tarafý seçme sonucunu doðurur. Seçilen; Uygulama, taraf, bulgu, gelecek nesiller üzerinde yanýlsama etkisiyle kendini gösterir. Ýþte bu yüzden, kesinliði olmayan halk söylencelerinin derlemelerini, yeni baþtan ele almanýn, kiþisel sorumluluðum olduðunu düþünüyorum.
21 Mart- Nevruz, onu kutlayan uygarlýklarýn doðadan beklentilerine uygun gerekçelerle kutlanýrdý tarih boyunca. Dini ve milli kavramlarýn, tarihin deðiþen katmanlarýndaki uygulanýþýný; bugün tam hakký ile algýlayabilmemiz mümkün deðildir. Kesinlikli kalýntýlarýn üzerine inþa edilen bazý farazi bilgiler, mitolojik ve folklorik hikayecikler olarak konu edilmeye devam edeceklerdir.
Hikaye de olsa, rivayet de olsa tutunabilen (kendine yer açabilen) bilgiler elimizdeki kanýtlardýr, aksi ispat edilmediði sürece doðru kabul edilmek zorundadýr!
Tarih Ana anlatmýþ! Bakalým neler demiþ:
Sümerler, 21 Mart'a anlam yükleyen en eski uygarlýklardan biridir. Bazý araþtýrmacýlar; Nevruz’un ilk defa Sümerler tarafýndan yeni yýl bayramý olarak kutlandýðýný, M. Ö. 3000 yýlýnda yazýlan “Gýlgamýþ Destaný”nda sözü edilen “yeni yýl þenliði”nin Nevruz törenleri olduðunu ileri sürerler. Bunlara göre Nevruz bayramý; Sümerlerden, Medlere, onlardan da Farslara geçmiþ ve “Nevruz” adýný almýþtýr.
Mezopotamya'nýn uygar halký Sümerler, bitkilerin yeniden canlanýþý ve bereket tanrýsý Ýnnana'nýn her yýl 21 Mart'ta dünyayý yeniden canlandýrdýðýna inanýr ve bunun þerefine 'Akitil=yeniden doðuþ' adýný verdikleri bir þölenle dinsel kutlamalarda bulunurlardý. Sümerlerin þerefine festival düzenledikleri Tanrý Ýnnana, Mezopotamya'nýn en eski 'Çoban Tanrýsý olan Tammuz ile ayný Mitolojik figürdür.
Baharýn geliþi, havalarýn ýsýnmasý, karlarýn erimesi tabiatýn canlanmasý, bütün insanlarý olduðu gibi Türkleri de derinden etkilemiþ, heyecanlandýrmýþ ve bu deðiþikliði çeþitli törenlerle kutlamalarýna sebep olmuþtur. Türkçe bir kelime olan “bayram” teriminin anlamýný Divanü Lugat’it-Türk: “Bedherm(bayram); halk arasýnda gülme ve sevinme, bir yerin ýþýklarla ve çiçeklerle bezenmesi ve orada sevinç içinde eðlenilmesidir.” Þeklinde vermektedir. Eski Türklerin büyük dini tören ve âyinlerinin nasýl yapýldýðý tam olarak bilinmiyor. Bütün bildiklerimiz Çin ve Arap kaynaklarýnýn ve Türk boylarýnýn destan ve destanî hikayelerindeki haber kýrýntýlarýndan ibarettir. Bununla beraber Altay-Yensiy ve Yakut þamanistlerinin bugün yaptýklarý büyük dini törenleri bize eski Türklerin âyinleri hakkýnda bir fikir vermektedir.
Mýsýrlýlar'ýn önemli bir dini grubu da 21 Mart'ý büyük þenliklerle karþýlarlardý. Tanrý Osiris'in, kýskanç kardeþi Nut tarafýndan öldürülmesi ve ölümden sonraki diriliþi bu bayramýn kozmik gerekçesiydi. Mýsýr'da çok önemli bir dinsel akýmýn merkezi figürü olan bu tanrý, köken olarak tahýl tanrýsýydý. Ayrýca bereketi de temsil ederdi. Doðduðu gün olarak kabul edilen 21 Mart bundan dolayý, tahýlda bereket saðlamak için kutlanýrdý.
21 Mart, Batý Anadolunun uygar halklarý arasýnda da çeþitli tanrýlara adanarak kutlanýyordu. Efesliler; Artemis'e adamýþlardý bugünü. Bu tesadüfi deðildi. Çünkü Artemis, bitkileri ve vahþi hayvanlarýn koyucusuydu. Artemis ayrýca ýþýk, daha doðrusu Ay ile de baðlantýlý sayýlmýþtýr. 21 Mart'ta ýþýðýn artmasý ve bu sayede tabiatýn canlanmasý bu kutlamanýn incelenmesi açýsýndan önemlidir.
Ýyonlar ise çok mücadeleci bir tanrýça olan Demeter'e adarlar bu festivali. Demeter, Hades tarafýndan kaçýrýlan Persefones'in anasýdýr. Hades Grek Mitolojisi'nde yeraltý tanrýsý ve hükümdarýdýr. Krallýðýnýn halký ölülerden oluþur. Demeter, kaçýrýlan kýzýný Hades'ten kurtarmak için Tanrý Zeus'tan yardým ister, fakat bir cevap alamaz ve yeryüzüne çekilir.
Onun yeryüzüne çekilmesi felaketlere yol açar. Ýnsan soyu açlýktan dolayý yok olma tehlikesi ile karþý karþýyadýr. Bunun üzerine Hades, Zeus ve Demeter arasýnda bir antlaþmaya varýlýr ve bu sayede Persofones'in yýlda bir kez, 21 Mart'ta yeryüzüne inmesine izin verilir. Böylece Persofones'in geri döndüðü günlerde bereket olur. Bu bayram söz konusu bereketi saðlayan Demeter'e adanmýþtýr. Frigya ve Galatalýlar da bu bayramý bir Ana Tanrýça olan Kybele'ye adamýþlardýr. Hititlerin Ana Tanrýçalarý'nýn bir kopyasýdýr Kybele. Ayný Ana Tanrýça Lydya'da Kybeba olarak anýlýr.
Hristiyanlar'ýn vaftiz geleneðini Zerdüþtler'den aldýðýný varsayan deðiþik görüþler vardýr. Baptizm festivali esnasýnda yöresel Hristiyanlar, çocuklarýný önce buz gibi soðuk bir suya daldýrýrlardý. Ardýndan sýcak gelirdi. O esnada þu darb-ý mesel söylenirdi: 'Sen vaftiz edildin ve yaza ilk adýmý attýn. Sen Newroz'u yakaladýn ve kýþa baþladýn'
Yukarýdaki alýntý, Zerdüþtizm'deki vaftizm olayýnýn, Hristiyanlar, bilhassa Bölge Hristiyanlarý tarafýndan ruhuna uygun olarak, 'Yeni Gün=Newroz'a ilk adým olarak kabul edildiðini ve böyle kutlandýðýný gösteren çok önemli bir delildir. Çocuðun hayata attýðý “ilk adým Newroz'u” gibi, gerçek Nevruz da ayný þekilde kabul görüyor ve kutlanýyordu. Anadolu Türk Kavimlerinde de, emekleme aþamasýna gelmiþ bebeklere “ilk adým çöreði” yapýla gelmiþtir bahar aylarýnda. (emekleme ve tay tay durma- taytay sözcüðü de Altay’lara uzanan ayrý bir inceleme konusudur) 'Bereket',’bolluk', 'canlanma' gibi ortak gerekçelerle kutlanmasý, doðrudan doðruya tabiatýn canlanmasý ve çoðalma ile ilintilidir.
Araplarda Nevruz’a gelince:
Nevruz, Araplara “Neyruz” sözcüðü ile geçmiþtir. Farsça Nevruz’un eþanlamlýsýdýr. Nevruz geleneði Araplarda yoktur. Çünkü eski Araplar bugüne gece ile gündüzün eþit olduðu gün anlamýna “birinci itidaliyun” adýný verirler. Sonbahardaki gece ile gündüzün eþit olduðu güne ise “ikinci itidaliyun” derlerdi. Ancak Sasani Devleti’nin Müslüman Araplar tarafýndan ortadan kaldýrýlmasýndan sonra Nevruz geleneðinin Arap dünyasýna girdiði görülür. Ýranlýlarda Nevruz bazý vergilerin toplanma dönemi idi. Bu gelenek aynen Araplarda da devam etmiþtir.
Aslýnda Ýslam fýkýh âlimleri, Nevruz, mihrican, paskalya, türü gün ve geleneklere sýcak bakmamýþlar ve Müslümanlarýn bu tür bidat’lardan uzak durmasýný istemiþlerdir. Ancak daha sonralarý Nevruz geleneklerinin Ýslamîleþtiði görülür. Rivayete göre Hz.Ali, Irak taraflarýndayken, kendisine Nevruz ve mihrican (sonbahar bayramý) günleri tatlý yiyecekler verilince bunun sebebini sorar. Bu günlerin Nevruz ve mihrican bayramý olduðunu öðrenince “Sizler bize her gün Nevruz ve mihrican kaidesi uygulayýn” der.
Abbasiler (750-1258) döneminde Nevruz’un hasat mevsiminden önce olmasýnýn vergi toplanmasýnda bazý mahsurlarý görülünce halife el-Mütevekkil (847-861) zamanýnda Nevruz l7 Haziran’a alýnmýþtýr (859). Ancak bu deðiþiklik benimsenmeyince Halife el-Mu’tezid döneminde tarih tekrar deðiþtirilmiþ ve 11 Haziran günü Nevruz olarak kabul olunmuþtur. Ayrýca el-Mu’tezid Nevruzda yapýlan törenleri özellikle sokak gösterilerini, at oyunlarýný yasaklar. Ancak bu yasak kýsa ömürlü olur. Araplar arsýnda bu 11 Haziran tarihi “Mu’tezid Nevruz’u” adýyla anýlýr. Ýran geleneði zamanla Ýslamî bir mahiyet alýr ve bugünle ilgili rivayetler ortaya çýkar. Bu rivayetleri þöyle sýralayabiliriz:
Ulu Tanrý dünyayý gece ile gündüzün eþit olduðu Nevruzda yaratmýþtýr. Ýnsanlýðýn atasý Hz. Adem, yani ilk insan Nevruzda yaratýlmýþtýr. Þeytana uyarak haram meyveyi yiyen Hz. Adem ve Havva cennetten çýkarýlarak Hz. Adem Serendip adasýna Hz. Havva ise Cidde’ye sürülmüþlerdi. Piþmanlýk duyan bu ilk insanlarý Tanrý affetmiþ ve her ikisini bir Nevruz günü Arafat’ta buluþturmuþtur. Hz. Nuh’un gemisi Aðrý Daðý’nda karaya oturduktan sonra Hz. Nuh Aðrý Daðý’ndan Sürmeli Çukuru’na (Iðdýr Ovasý) inmiþti. Hz. Nuh’un yere ayak bastýðý gün Nevnuz idi. Kardeþleri tarafýndan bir kuyuya atýlan Hz. Yusuf , bir bezirgan tarafýndan Nevruz’da kurtarýlmýþtý.Hz. Musa’nýn asasýyla Kýzýldeniz’i yararak Ýsrailoðullarýný Firavun’dan kurtardýðý gün Nevruz idi. Bir yunus balýðý tarafýndan yutulan Hz. Yunus Nevruzda karaya býrakýlmýþtýr. Tanrý insanlarý yarattýðý zaman evrendeki bütün yýldýzlar hamel (koç) burcunda toplu halde bulunmakta imiþler. Nevruz’da bütün yýldýzlara kendi yörüngelerinde dönmelerini emretmiþ.
Her canlanýþý, her doða olayýný bir eðlenceyle kutlayan Türk Milleti, Nevruz’u bir çok sebebe baðlamýþtýr. Buna göre: Nevruz Ergenekon’dan kurtuluþun, geniþ düzlüklere açýlýþýn adýdýr. Ýnsanýn yaratýldýðý gündür. Hz. Nuhun Tufan’dan sonra yere ilk ayak bastýðý gündür. Hz. Ali’nin doðum günüdür ( Ýslamiyetten sonra.) Netice itibarýyla Nevruz, selamete çýkýþýn, zaferin kutlanýþýdýr. Anadolu halký, Cemreler, Hýdýrellez, Saya bayramý, çiðdem eðlencesi, baðbozumu, hasat sonu gibi zamanlarý kutlamalar için sebep göstermiþ ve bu zamanlarýn etrafýnda bir inanç yumaðý ve kutlamalar ritüeli oluþturmuþtur.
Divan-i Lügat’it-Türk’te, Oniki hayvanlý Türk takvimi güneþ sistemine göre düzenlenmiþ olup yeni yýl 21 Mart’a denk gelmektedir. Ýlk kara kýþ erbain ve son karakýþ Hamsin adý verilen ananedeki 90 günlük kýþ bitmiþtir. Zor geçen bu 90 günlük süre Anadolu’nun muhtelif yerlerinde çile, çille ayý olarak da adlandýrýlýr. Anadolu’da bu zahmetli çileli geçen kýþ için de çeþitli inanýþlar mevcuttur. Kýþýn þiddetli zamanlarýnda zemheri karýsý isimli bir kadýnýn üç gün gezdiðine inanýlýr. Bu kadýn, geceleri evlerin kapýlarýna gelir ve istediði kiþiyi adýyla çaðýrýr. Eðer ismi çaðrýlan kiþi ardýndan giderse bir daha geri dönmez. Halk arasýnda bu kadýný gördüðünü iddia edenler mevcuttur. Büyük çileden sonra gelen küçük çile (30 Ocak - 22 Mart) bir bakýma bahar törenlerinin bir baþlangýcýdýr.
Ardýndan halk arasýnda ýsýnma anlamýna gelen cemreler; Anadolu’da zemherinin 27’si ile Þubatýn 3'üne kadar olan günler arasýnda kabul edilen Hýzýr Nebi, baharýn gelmesi merasimiyle ilgili bir inançtýr. Saya bayramý, koç katýmýndan sonraki 100. güne denk gelir. Konya’da muþtu töresi olarak bilinir ve ýldýz sýçrama zamaný dedikleri, baharýn ilk müjdecisi günlerde baþlar. Çiðdem eðlencesi, çýkgör eðlencesi topyekün baharý karþýlama ve müjdeleme sebebiyle kutlanan günlerdir. ‘Ildýz’, ‘Ildýr’, ‘Býldýr’ sözcükleri, ayný zamanda geçiþ, eski ve yeni kavramlarýnýn tanýmý için kullanýlýr halk arasýnda…
Kýþýn zor geçmesi, bahar müjdesiyle eðlenceleri ve kutlamalarý da beraberinde getirirken, halkýn gözlemlerinin, tecrübesinin tezahürü olarak martla ilgili özlü sözler de halk arasýnda itibar kazanmýþtýr. Mart dokuzunda çýra yak bað buda, Mart çiçeði sepete girmez, Mart dokuzundan sonra daðlar misafir alýr, Mart ise de dert ise de çiçek burnunu gösterir, Mart çýktý dert çýktý, Mart’ta ekilen tarla gür olur, Mart ekini dert ekini... vs. Halk arasýnda Mart ayý canlanma özelliði de paralel çeþitli isimler alýr. Döl dökümü, kuzu ayý, yazbaþý, berdelacuz, delibeþe, ot kopumu ... vs.
Nevruz, Osmanlý sarayýnda da bütün canlýlýðý ile yaþanmaktaydý. Nevruz’da hazýrlanan özel macunlar padiþaha ve devlet büyüklerine sunulurdu. ( Manisa Mesir Macunu geleneði, ‘þenliði’ günümüze kadar törensel özelliðini koruyabilmiþtir. Bu yýl 27 Mart günü temsili Mesir saçma töreni Manisa’da gerçekleþecektir.) Nevruz münasebetiyle Osmanlý sarayý ve çevresinde geliþtiði söylenen bu adete Hüseyin Suat "Nevruz Macunu"nu anlatan þiirinde açýklýk getirmektedir. Hüseyin Suat bu özel macunun çeþitli kaplar içinde rengarenk süslenildiðini, aktarlarda da bulunduðu ve baþlýca Nevruz müjdecisi olduðunu söyler:
“Gibi tüller içinde hande-fürûz
Her sene mavi pembe mor ve beyaz
Bir küçük kâse: bir sehâbe-i nâz
Bir güzel çehre: müjde-i Nevruz”
Nevruz sembolü olan Nevruz macunundan baþka gezme ve piknikler, Nevruz’un diðer bir özelliðidir. Evliya Çelebi, Aydýn’daki Balpýnarý yaylasýný anlatýrken fevkalade akarsularý olan bu yaylada hücreleri olan tekkelerin var olduðunu ve Süleyman Han’ýn buraya hayran kalarak Nevruz’un burada kutlanýlmasýný ferman ettiklerini söylemektedir.
Balýkhane Nazýrý Ali Bey de Ýstanbul’da Nevruz kutlamasýndan þöyle bahseder; “Ýstanbul halký bilhassa ilkbaharda kýr eðlencesine pek ziyade düþkündü, kýþtan býkan Ýstanbullular, ilkbaharýn baþladýðý Nevruz gününü evde ve kahvelerde geçirmeyi büyük bir kayýp sayarlar. Her fýrsatta kýrlara ve çayýrlara koþarlardý.”
Anadolu’nun ve Türk dünyasýnýn hemen hemen her yerinde ortak bir karþýlama hazýrlýðý evlerin temizlenmesidir. Temiz giyinmek, bazý bölgelerde beyaz giyinmek adettendir. Edirne’de de Nevruz’dan bir gün önce kadýnlar ve genç kýzlar o yýl buðdaylarýn taneleri kýrmýzý olsun diye ellerine kýna yakarlar. Nevruz gecesi pek çok yerde iþ yapýlmaz ve kýsmetin açýk olmasý dileðiyle uyunmaz, Nevruz karþýlanýr.
Nevruz için Sivas’ta “padiþahýn atlarý çayýra çýkarmýþ” denilir. Komþu kadýnlar evlerin bahçesinde sabah kahvaltýsýný beraberce süt, yoðurt gibi beyaz ve S harfi ile baþlayan yiyeceklerle yaparlar. Beraber yemek yemek veya yapýlan yiyeceði konu komþuya özellikle yoksullara daðýtmak, Anadolu coðrafyasýnýn tamamýna hakim bir gelenektir.
Kabir ziyaretleri ve hazýrlanan yiyeceklerin ölüler ruhuna daðýtýlmasý, Kuran-ý Kerim okunmasý, Nevruz adetleri arasýnda yer alýr. Naldöken Tahtacýlarýn arasýnda da mezar ziyaretlerinde aileler, daha çok ölülerinin sevdiði yiyecekleri daðýtmaktadýrlar. Nevruz akþamý Kars’ta ihya gözleme töreni yapýlýr. Ýleri gelenlerden birinin evinde toplanýlýr ve sabaha kadar hiç uyumadan Kuran-ý Kerim ve mevlid okunur, dua edilir. Burada Nevruz kutlamasýný Ýslami motiflerle terkip halinde görmekteyiz. !
Hediyeleþmek özellikle niþanlý kýzlara oðlan evi tarafýndan hediye gönderme de yaygýn uygulamalardandýr Nevruzda.
Osmanlý sarayýnda Nevruz macunu ile birlikte baþ harfi S olan 7 çeþit yiyecek örneðin: susam, süt, simit, su, salep, safran, sarýmsak yenildiði söylenmektedir. Ayrýca bu yiyeceklerin þifa getireceði inancý da yaygýndýr.
Özel Nevruz, yiyecekleri Anadolu’nun genelinde ortaklýk göstermekle beraber bölgelere göre de mahalli özellik arz etmektedir:
En yaygýn olan yiyeceklerin baþýnda soðan kabuklarýyla, çeþitli otlarla, gangýlýz (gelinciðe benzer bir çiçek) veya gelinalý (gelincik) ile kaynatýlarak boyanan yumurtalar gelmektedir. ( Bu bize Hristiyanlarýn Paskalya yumurtasýný hatýrlatmaktadýr.) Bu yumurtalar bazý bölgelerde önceden ýslatýlmýþ, çimlendirilmiþ arpa, mercimek gibi yeþilliðin içine de yerleþtirilir. Hristiyanlarda Paskalya Yortusu da; Bir diðer anlamýyla Doðanýn dirilmesi baharýn gelmesi deðil midir?
Önemli not: Bu çimlendirme iþini çok hoþ tabaklar içinde (çim adam kafasý gibi) Ýran’da çok fazla görmüþtüm. Neredeyse her sokak ve caddede genç kýzlar ellerinde yemyeþil buðday çimli tabak ve saksýlarla dolaþýyorlardý. Hatta; Bazý çimlendirilmiþ tabaklar son derece þýk ambalajlar içinde baþka hediyelerle donatýlmýþ halde süslenmiþ kadýnlar eþliðinde Tahran sokaklarýnda dolaþtýrýlýyordu. Muhtemelen bir niþan hediyeleþmesiydi bunlar!
Ýlkbahar çiçeklerinden olan, gözenek, kuzukulaðý ve peygamber çiçeði gibi çiçekler çið olarak yenilmektedir. Ayrýca Nevruz aðcaca, göðcece, kýzýlca, gelinparmaðý, kuzu kulaðý ve peygamber çiçeði de iyice ayýklanýp temizlendikten sonra yumurtalý ýspanak gibi mýhlamalarý yapýlarak da yenilir. Bu otlar da coðrafi mekanlara göre farklýlýk arz ederler. Sivas’ta emicek, sormuk, körmen, çiðdem, narpýz ve soðanaktan Nevruz yemekleri yapýlýr. Çið köfte, þarelý pirinç aþý, maþ piyazý (Gaziantep), zeytinyaðlý dolma, baklalý dolma, piyaz, Amasya çöreði (Amasya), ýsýrgan (Giresun), ýspanaklý börek, yufka, sarý burma, leblebi, lokum (naldöken tahtacýlar) börek katlama, pilav, çörek (Kars), tavþanlý börek (Keçiborlu), katmer, kete (Kayseri), Omac, Fadimana pekmezi (Sivas) Nevruz’un farklý mekanlardaki diðer yemekleridir.
Ýranlýlar, eskiden beri iki ayrý güne “Nevruz” ismini vermiþlerdir. “Bunlardan biri, güneþ takviminin ilk ayý olan Ferverdin ayýnýn ilk günüdür ki “nevruz-ý âmme” olarak bilinir. Bu günde güneþ, koç burcuna girer. Efsaneye göre Allah kâinatý ve insanlarý bu günde yaratmýþ ve bütün yýldýzlar bugün dönmeye baþlayýp koç burcundan geçmiþlerdir, Baþka bir rivâyete göre Cem, bütün dünyayý dolaþtýktan sonra Azerbaycan’a gelmiþ ve burasýný beðenip taht kurdurmuþtur.
Gerek taht, gerekse mücevherlerle süslü elbise ve tâcý, doðan güneþle birlikte etrafý ýþýða boðmuþtur. Bu hali görenler “Bu günde bir baþkalýk var, bu diðer günlere benzemiyor, yeni bir gün” demiþler. Bu güne “Nevruz”, Cem’e de “þîd (ýþýk)” kelimesini ekleyerek Cemþid demiþler, Nevruz adýyla anýlan diðer gün ise y,ine Ferverdin ayýnýn yedinci günüdür. Buna da “nevruz-ý hâsse” denir.
Yýl 21 Mart’ta Nevruz bayramýyla baþlar ve güneþ takvimine göre aylara bölünür. Buna göre örneðin 21 Mart 2001, 1380 yýlýnýn1. gününe denk gelmektedir. Nevruz Bayramý Ýranlýlarýn en büyük bayramlarýndandýr ve hiçbir etnik ve din farký gözetilmeksizin bütün bir yurtta coþkuyla kutlanýr. Nevruz öncesinde tüm yaþam çevrelerini temizleyen Ýranlýlar yeni yýla girileceði gün ve saatte tüm aile fertleri “Haftsin” aþý verilen sofra baþýnda toplanýr. Bu sofra Allah’ýn insana bahþettiði nimetleri ve baharý temsilen Farsça alfabenin 15. harfi olan “Sin” harfiyle baþlayan yedi yiyecekle donatýlmýþtýr. Bunlar Sib (elma), Sebze(yeþillik), Serke (sirke), Sonbol (sümbül), Senced (iðde), Semenu (bir tür tatlý) ve Sumaktan ibarettir. Yeni yýla girilmesiyle birlikte halk birbirini ziyaret eder, küsler barýþýr, aile baðlarý güçlendirilir.
Evet, gelelim Kürt Newroz’una… Tarih yazýcýlarý arasýnda, Zerdüþtilerin Kutsal kitabý Avesta’yý dayanak olarak ele alan Kürt yazarlar görüyoruz. Tarih araþtýranýndýr dersek (!) M.Sirac Bilgin’in Nevruz araþtýrmasýna göz atalým…
"Avestik Dil"de, ya da Avesta'nýn yazýldýðý rahipsel Med Dili'nde adý "Nava=yeni' Roaca=gün"ün birleþimi olmasý gereken Newroz kelimesi bu orijinal þekliyle bile Avesta'da yer almýyor. Genç Avesta'nýn yazýldýðý, önemli araþtýrmacýlar tarafýndan teslim edilen, rahipsel Med Dili'ndeki bu bileþik kelimenin anlamýný, Med Dili’nin mirasçýsý bir dil olan Kürtçe’yi kullanarak ayrýntýlarýyla tahlil edebiliriz: Nava, Kürtçe’nin Zazakisi’ndeki newe ve Kurmanci ile Soranisi’ndeki 'nû', nüye” ile ayný kelimedir ve 'yeni' demektir. Raoca ise yine ayný dilin Zazaki Lehçesi’ndeki 'Ruec' ve Kurmanci ile Sorani Lehçesindeki 'roc' ile ayný kelimedir ve 'gün' anlamýna gelir. 'Yeni Gün' olarak kutlanan Nava Roaca, daha önce de kaydettiðimiz gibi, bu haliyle Avesta'da yer almýyor. Belki de kayýp. Buna raðmen Nava ve Roaca kelimeleri Avesta'nýn her yerine daðýlmýþ olarak vardýr. Nava Roaca, zaman içinde iki kelimeli bir tabir olmaktan çýkarken, biraz da dillerin tabii deðiþimleri çerçevesinde tek kelime haline dönüþerek önce Pehlevice'de Noroz, sonra günümüz Kürtçesi'nde 'Newroz'laþtý
Ülkeleri Halife 'Umar döneminde, Arap-Ýslam istilasýna uðradýðýnda Kürtler müthiþ bir direniþ sergilediler, ama sonuçta yenildiler. Galip komutan al-Yaman, Athurpatakan'ýn (Adherbaijan'ýn) tümüyle Kürt olan halký ile 800.000 dirhem karþýlýðý bir antlaþma yaptý (Tritton, 1930). Bu antlaþmaya göre Araplar; Kürtler'den hiç kimseyi öldürmeyecek, iþkence etmeyecek, onlarý hapsetmeyecek, hiçbir Ateþ Mabedleri'ni yakmayacaktý. Fakat antlaþmanýn en önemli maddesine göre ülkenin yeni efendileri, Kürtler'in açýktan açýða, aralarýnda en baþ yeri kaplayan Newrozlarý dahil, bütün festivallerini kutlamalarýna karýþmayacak, onlarýn bu festivaller boyunca ulusal danslarýný sergilemelerine karýþmayacaklardý (Baladhuri, Futuh ul-Buldan). Bunun anlamý; Newroz, Arap-Ýslam hakimiyeti dönemine kadar uzanan bir tarihte bile sadece Kürtler'e özgü bir festival olarak görülmesiydi Çünkü Medler'den beri hiç ciddi bir þekilde baðýmsýz yaþamamýþ olan bir kavmin bayramýndan bahseden en canlý yabancý tanýktýr Futuh ul-Buldan. Hem de MS 600'lü yýllarda. o sýrada Farslar da Zerdüþtilik'ten yeni dönmüþlerdi. Ama onlarýn 'Newroz' diye bir bayram kutladýklarýna dair bir kayda rastlanmýyor. (!) Hem de iktidar kaybolduðu anda, merkezi hükümet onlarýn elinde olmasýna raðmen.
Fakat Ýslam Halifeleri, bu sözlerinde durmadýlar, bayram kutlamalarýný yasakladýlar. Bu arada Kürtler'i dinlerinden dönmeleri için tedbirlere baþvurmaya baþladýlar. Zerdüþtiler'i her yerde Kýrmýzý veya siyah bir baþlýk giymek zorunda býraktýlar (Juynbull; nakleden Tritton, 1930). Bundan amaç Ýslamlar ile Zerdüþtiler'i ayýrd etmekti. Daha sonraki Alevi Kürtler, Türk istilasýndan çok sonralarý bile bu kýrmýzý baþlýklarý giymeye devam etmiþ, adlarý 'Kýzýlbaþ' olarak kalmýþtý. Bunun dýþýnda, Kürdistan'ýn Xaniqin þehrine de Halife 'Umar iki adamýný ('Uthman bin Hunaif ve Hudhaifa) buradaki insanlarý damgalamak için gönderir. Bunlar, oradaki insanlara gayrimüslim olduklarýný gösteren damgalý yakalýk taktýrýr (baþka bir yerde 550.000 kiþi). Damgalý yakalýk taktýrýlan insanlar Zerdüþti idi ve geleneklerini sürdürmekte kararlýydý. Tabii ki bu geleneklerin en önde geleni, Newroz kutlamalarýdýr.
Kawa (Gave) Efsanesi ve Nevruz anlayýþý:
(Bugün Nevruz’u Özellikle Kürt toplumlarý ile irtibatlandýrýp, onun sadece Kürtlere ait bir bayram olduðunu ileri sürenler, bu görüþlerin Demirci Kawa Efsanesine dayandýrmakta, mitolojiden yola çýkarak, Nevruz bayramýný bayram havasýnda uzaklaþtýrýp bir isyanýn yýl dönümü olarak kabul ettirmeye çalýþmaktadýrlar.)
Dahhak-Kawa efsanesi kýsaca þöyledir: Geleneksel Önasya folkloründe Dahhak, tarihî ya da mitolojik bir þahsiyet olarak ortaya çýkar. Fars literatüründe ve folkloründe Dahhak bir Arap kýralýdýr. Ancak Dahhak kimliði ve milliyeti ilgili tek bilgi bu deðildir. Dieulafo’ya göre Dahhak Zoak adýndaki Suriyeli prenstir. Arap geleneðinde Dahhak Asurbanipal olarak görülür. Þehname’de Dahhakýn lakabý Biyaresb olarak geçer. Thomson’a göre bu ad Kaldeliler arasýnda insan baþlý at vücutlu bir yaratýk olarak Pluride kadar uzanýr.9 Avesta’ya göre Dahhak üç aðýzlý, üç baþlý, altý gözlü, çirkin,çok güçlü, þeytanýmsý bir ejder-canavardýr. Denkkard’a göre Dahhak halký putperestliðe davet eden batýl dinin ve gayri meþruluðun yeryüzüne yayýlmasýna çalýþan, insanlarý fesada sürükleyen biridir. Ve dünyayý yok edecek biri olarak Araplardan gelmiþtir. Deðiþik dönemlerdeki Pehlevi metinlerinde ise, Dahhak bazen batýl din kurucusu olarak bazen efsanevi Ýran yöneticileri (Piþdadiyan) listesinde görülür. Bu metinlerde Dahhak’ýn kötü ve zalim idaresi ayrýntýlý olarak anlatýlýr.
Dahhak mitolojisi Ýslam geleneðinde de bir zulüm örneði olarak yer alýr. Rivayete göre Dahhak Nuh tufanýndan sonra gelen ve bütün dünyaya hakim olan hükümdarlara verilen addýr. Nuh’un oðlu Yafes’in neslinden olup tufandan sonra bin yýl yaþamýþ ve hüküm sürmüþtür. Yine Ýslam kaynaklarýnda Dahhak’ýn Deccal ilk Firavun veya Nemrut olduðu da söylenir. Pehlevi metinlerinde Ýranlý hükümdar Feridun’la savaþýr. Feridun tarafýndan yakalandýktan sonra öldürülmeyip Demavend daðýnda zincire vurulur. Ancak o, zincirlerini kýrarak kurtulur ve yer yüzünde kötülük yapmaya baþlar. Ýnsanlarýn, hayvanlarýn,ve bitkilerin üçte birini yer. Daha sonra Kirsap adlý bir kahraman onu öldürür. Ýslami rivayete göre ise saltanatýnýn son 200 yýlýnda Dahhak’ýn omuzlarýnda þeytanýn yaptýðý bir hile iki yýlan baþý belirir. Ýblis Dahhak’ýn rüyasýna girerek bu yýlanlarýn verdiði rahatsýzlýktan kurtulmasý için yýlanlarý her gün iki insan beyniyle beslemesini tavsiye eder. Sonunda Ýsfahan’da Gave (Kawa) adýnda bir demirci iki oðlunun bu yüzden öldürülmesi üzerine Dahhak’a baþ kaldýrýr. Bütün halk Gave’nin çevresinde toplanýr ve Dahhak’ýn öldürttüðü Cem’n oðullarýndan Feridun’u þah ilan ederler. Feridun’la Dahhak arasýnda yapýlan savaþta Dahhak ve ordusu yenilir. Dahhak kaçarsa da Gave yetiþir ve onu öldürür. Bazý Kürt araþtýrmacýlarýn iddiasýna göre Nevruz, Dahhak’ýn öldürülmesinin yýl dönümüdür. (!)
Kürt toplumunu yönlendiren, Dahhak-Kawa efsanesine referans olarak gösterilen kaynaklardan biri de Firdevsi’nin Þehnâme’sidir.
Fars metinlerinde Arap kralý olarak gösterilen Dahhak bu kez Firdevsi’nin Þehnâme’sinde hükümdar Cemþid’den sonra Ýran ve Turan tahtýna oturan beþinci hükümdar olarak karþýmýza çýkar. 1020 yýlýnda Gazneli Mahmud’a takdim edilen bu eserde Turanlýlarýn ve Ýranlýlarýn, efsanevi hükümdar Feridun’un oðullarýndan Tur ve Ýrin soyundan gelen iki kardeþ millet olduklarý iddia edilmiþtir ki bu bilgi de eserin ne ölçüde güvenilir olduðunu sorgulatmaktadýr. Þehnamede Dahhak-Kawa efsanesi ayrýntýlý olarak anlatýlýr. Hatta Firdevsi Kürtlerin Dahhak’ýn zulmünden daðlara kaçan insanlarýn soyundan geldiklerini iddia etmesine raðmen, Kawa’nýn etnik kökeni hakkýnda herhângi bir bilgi vermemektedir. Sadece Ýsfahanlý bir demirci olduðunu belirtmektedir.
Sonuç olarak Dahhak mitosu, henüz Hint-Ýran kabilelerinin birbirinden ayrýlmadýðý dönemlerde ortaya çýkmýþ bir Ari (Sanskritçede arya- Avesta airya) mitosudur denilebilir. Greklerdeki Zeus-Typhon çekiþmesinden Hindistan’da Ýndra ve Vritra arasýndaki mücadeleye kadar bütün Ari geleneðinde biri düzeni koruyan, diðeri yýkmaya çalýþan iki mitolojik kahraman figürü benimsenmiþ olup Dahhak da düzene karþý mücadele veren gücü sembolize eder.
Dahhak-Kawa efsanesine kaynak olarak sadece Firdevsi’nin Þehname’sini esas alsak bile Kawa’nýn bir Türk veya Fars olma ihtimalinin Kürt olma ihtimali kadar güçlü olduðunu görürüz. Çünkü Ýsfahan tarih boyunca daha çok bu iki milletin yönetimi altýnda bulunmuþ bir yerleþim merkezidir.
Türk dünyasýnda olduðu gibi Ýran’da da Nevruz hala etkili bir biçimde kutlanmaktadýr. Ancak Ýranlýlarda Nevruz bugün bile efsanevi özelliðinden kurtulamamýþtýr.
Zerdüþt dininin Tanrýsý Ahura Mazda’nýn birlik ýþýðýndan, sayýsýz kavim ve ulus etkilenmiþtir tarih boyunca. Zerdüþtleri, “ateþe tapanlar” olarak putperestlik boyutunda inceleyen tek tanrýlý dinlerin görmezden geldiði önemli bir gerçek vardýr ki; Asýl Tanrý kavramý, Zerdüþtizm ile baþlamýþtýr bilinen tarih kayýtlarýnca. (Ayrýca: Zerdüþtler ateþe tapmazlar. Ateþi, ýþýk ve aydýnlýk imgesi olarak kullanmýþlardýr. Mevsim dönümlerinde ateþler yakýp, o ateþin üzerinden, içinden geçip, saðlýk, güç ve iyi deðerlerle donanmýþlardýr. Bu gelenek, günümüzde bir çok ulusun yöresel alýþkanlýðý olarak Nevruz ve Hýderellezde sürdürülmektedir.)
Zerdüþtlükten etkilenmeyen herhangi bir öðreti, din örf anane ve görenek yoktur yeryüzünde. Bu oldukça iddialý bir çýkýþ gibi görünse de, uzun bir araþtýrmanýn sonucu olarak ayrý bir inceleme konusudur.
Nevruz, Araplara “Neyruz” suretinde geçmiþtir. Farsça Nevruz’un eþanlamlýsýdýr. Nevruz geleneði Araplarda yoktur. Çünkü eski Araplar bugüne gece ile gündüzün eþit olduðu gün anlamýna “birinci itidaliyun” adýný verirler. Sonbahardaki gece ile gündüzün eþit olduðu güne ise “ikinci itidaliyun” derlerdi. Ancak Sasani Devleti’nin Müslüman Araplar tarafýndan ortadan kaldýrýlmasýndan sonra Nevruz geleneðinin Arap dünyasýna girdiði görülür. Ýranlýlarda Nevruz bazý vergilerin toplanma dönemi idi. Bu gelenek aynen Araplarda da devam etmiþtir.
Aslýnda Ýslam fýkýh âlimleri, Nevruz, mihrican, paskalya, türü gün ve geleneklere sýcak bakmamýþlar ve Müslümanlarýn bu tür bidat’lardan uzak durmasýný istemiþlerdir. Ancak daha sonralarý Nevruz geleneklerinin Ýslamîleþtiði görülür. Rivayete göre Hz.Ali, Irak taraflarýndayken, kendisine Nevruz ve mihrican (sonbahar bayramý) günleri tatlý yiyecekler verilince bunun sebebini sorar. Bu günlerin Nevruz ve mihrican bayramý olduðunu öðrenince “Sizler bize her gün Nevruz ve mihrican kaidesi uygulayýn” der.
Abbasiler (750-1258) döneminde Nevruz’un hasat mevsiminden önce olmasýnýn vergi toplanmasýnda bazý mahsurlarý görülünce halife el-Mütevekkil (847-861) zamanýnda Nevruz l7 Haziran’a alýnmýþtýr (859). Ancak bu deðiþiklik benimsenmeyince Halife el-Mu’tezid döneminde tarih tekrar deðiþtirilmiþ ve 11 Haziran günü Nevruz olarak kabul olunmuþtur. Ayrýca el-Mu’tezid Nevruzda yapýlan törenleri özellikle sokak gösterilerini, at oyunlarýný yasaklar. Ancak bu yasak kýsa ömürlü olur. Araplar arsýnda bu 11 Haziran tarihi “Mu’tezid Nevruz’u” adýyla anýlýr. Ýran geleneði zamanla Ýslamî bir mahiyet alýr ve bugünle ilgili rivayetler ortaya çýkar. Bu rivayetleri þöyle sýralayabiliriz:
“ Ulu Tanrý dünyayý gece ile gündüzün eþit olduðu Nevruzda yaratmýþtýr. Ýnsanlýðýn atasý Hz. Adem, yani ilk insan Nevruzda yaratýlmýþtýr. Þeytana uyarak haram meyveyi yiyen Hz. Adem ve Havva cennetten çýkarýlarak Hz. Adem Serendip adasýna Hz. Havva ise Cidde’ye sürülmüþlerdi. Piþmanlýk duyan bu ilk insanlarý Tanrý affetmiþ ve her ikisini bir Nevruz günü Arafat’ta buluþturmuþtur. Hz. Nuh’un gemisi Aðrý Daðý’nda karaya oturduktan sonra Hz. Nuh Aðrý Daðý’ndan Sürmeli Çukuru’na (Iðdýr Ovasý) inmiþti.
Hz. Nuh’un yere ayak bastýðý gün Nevnuz idi. Kardeþleri tarafýndan bir kuyuya atýlan Hz. Yusuf , bir bezirgan tarafýndan Nevruz’da kurtarýlmýþtý.Hz. Musa’nýn asasýyla Kýzýldeniz’i yararak Ýsrailoðullarýný Firavun’dan kurtardýðý gün Nevruz idi. Bir yunus balýðý tarafýndan yutulan Hz. Yunus Nevruzda karaya býrakýlmýþtýr. Tanrý insanlarý yarattýðý zaman evrendeki bütün yýldýzlar hamel (koç) burcunda toplu halde bulunmakta imiþler. Nevruz’da bütün yýldýzlara kendi yörüngelerinde dönmelerini emretmiþ.”
Rivayetler, mitolojik öyküler, masallar, yazýlý kalýntý ve buluntular, her ne kadar insanlýðýn bilinmeyen geçmiþine ýþýk tutsalar da, varsayým gerçeðinin ötesine geçmeleri zordur.
Kesinlikli (belgeler) tarihin bile, günümüzde farklý kayýtlarý mevcuttur. Her ulus, her toplum, her bakýþ, mutlaka kendi açýsýndan yaklaþmýþtýr dünya üzerinde olup bitenlere. Bu nedenle; Kiþisel olarak, hiçbir olguyu bütünüyle olduðu gibi kabullenmemiþ, etrafýnda dolaþýp farklý ýþýk oyunlarýný fark etmeye çalýþmýþýmdýr. Çok sesli kültürlerin ortak özelliklerine daha sýcak yaklaþtýðým için, ayýran ayrýþtýran keskin sýnýrlar çizen yazýlý bulgularýn, þahsýmda itibarý pek azdýr. Bütün insanlar; Küçük farklýlýklarla, doðanýn tüm uyanýþlarýna belirli anlamlar yüklemiþlerdir.
Baharýn baþlangýcý = Nevruz, diyerek nice tüm baþlangýçlara...
Barýþ ve Sevgi dolu Baharlara…
Abdülkadir, Ýnan, Eski Türk Dinî Tarihi, Kül. Bak.
Vem är vem i mytologin, Italia; 1993
M. Sirac Bilgin - Zarathuþtra
Oxford, the History of Iran, 1985
Mukhtaþar ud Duwal; Bar Hebræus, 1890
Black-Rowley;1982, Cumont; 1902
Ýslam Ansiklopedisi, “Dahhak maddesi.
Gazali, Kimya-yý –Saadet, Çev. A. Müftüoðlu,
F.Ahsen Turan
Abdurrahman Güzel
Kaþgarlý Mahmut, Divan-ý Lugat’it Türk, Çev. Besim Atalay
Not: Bu araþtýrmada, 21- Mart Nevruz’un Asya aðýrlýklý folklorik ve dinsel etkileþim özelliklerine aðýrlýk verilmiþtir. Astrolojik özellikler ve bazý uluslarýn ( Sasaniler, Mayalar, Kýzýlderililer) Nevruz ile ilintileri incelemeye dahil edilmemiþtir.
Nurdan ÇAKIR TEZGÝN
"Nurdan ÇAKIR TEZGÝN" bütün yazýlarý için týklayýn...
