Bedriye KORKANKORKMAZ
RUHUNU VE DÜÞÜNCESÝNÝ ÖZGÜRLEÞTÝREN, YAPTIKLARININ BÜYÜTTÜÐÜ ÝNSAN: ANDRÉ GÝDE
"Büyük bir sanatçýnýn yalnýz tek bir tasasý vardýr: o da mümkün olduðu kadar insani olmak, - yani daha açýkçasý: bayaðý olmak”( s. 95)
André Gide’ýn belli baþlý konu baþlýklarýyla derlediði “Seçme Yazýlar”ýný yazarýn iç dünyasýný yeniden keþfetme isteðiyle okuyorum. Türk okuyucularý yakýndan tanýdýklarý Oscar Wilde, Mallarmé, Valéry gibi ünlü þairlerin iç dünyalarýna bir de Gide dürüstlüðüyle yolculuk etsinler istiyorum. Bu yüzden eserdeki diðer konularýn içinde üç þairin sanat ve yaþam duruþlarýnýn yaný sýra Angéle’e (XII). Mektuplarýnda yazarýn ele aldýðý eleþtirmenler konusu ile Edebiyattaki Etkiler’in bana düþündürdüklerini paylaþýyorum sizlerle. Baþarý ve üne endeksli yazýn dünyasýnda yýldýzý parlayanlarýn sevildiðini, gerçek bir sanat eseri yaratmanýn zorluðunu, sanatçýyý ilkin dostlarýnýn terk ettiðini, yýllarýný ‘insaný ve kendisini tanýmaya adamýþ Gide gibi’ bir düþünürün kaleminden öðrenmek, gerçek bir þans olmaktan öte asil bir seçiciliktir de. Gide’ýn karþýlaþtýðý sorunlarýn olmasý, içinde yaþadýðý çaðda tutunamayanlardan birisinin de kendimin olduðunu bana hissettirmesi içimi acýttý.
Gide’ýn sanatý toplumda yükselme aracý olarak algýlayan sözde sanatçýlar ile gerçek sanatçýlar arasýndaki kiþilik farkýný görmemizi saðlamasý eserin deðerini artýrýyor. Yazýn; bir görme, bir bakma, bir sezgi zenginliðidir. Bu yüzden nesnel bakýþ açýsýyla yetiþen eleþtirmenler ele aldýklarý konulara nüfus etmekle birlikte tarafsýzlýklarýný da korurlar. Yazýnýn hâkim ve savcýlarý da eleþtirmenlerdir. Yazar da haklý olarak Angéle’e Mektuplarýnda (XII) “En kurumlu, en canlý, en olumlu insan, istiyorum; dünyayý istiyorum ve olduðu gibi istiyorum ve daha istiyorum, onu sonrasýz olarak istiyorum ve yatýþmayan bir istekle. Bir daha! baðýrýyorum…” diyen Nietzsche’yi M.Wyzewa gibi kývrak zekâlarýn okuyucuya karamsar olarak tanýtarak sanat dehasýna ihanet etmelerine üzülür. Bu yüzden bilge eleþtirmenlerin yokluklarýnýn yazýnda yaratacaklarý doldurulmaya muhtaç olan boþluða da dikkat çeker. Oysaki M.Wyzewa’ýn savunduðunun aksine, Nietzsche’de bir uyku hali deðil, bir uyanýþ vardýr. Eskiye dair tabulardan insaný kurtarmak, iþçiler yetiþtirmek, insanlýktan daha çoðunu istediði için onlarý çýkmaza sokmak, kendilerini özgürce ifade edecekleri yaþamý sahiplenme gücünü vermektir onun sanat yapma algýlayýþý.
Yazarýn, “Bir nevi merhametsiz gurur ile ama daha çok tabii olarak ve yalnýz güzel düþüncesinin saflýðý ile Stéphane Mallarmé eserini hayattan korumuþtur” deðerlendirmesi oldukça düþündürücüdür. Bir eserin büyüklüðü seviyeli ve donanýmlý okuyucu kitlesini seçmesindeki yeteneðinde aranmalýdýr. Mallarmé, geçiciliðin deðil, kalýcýlýðýn farkýnda olduðu yani: inaklarýn bir araya getirdiði topluluktan yükselen alkýþ seslerini baþarý olarak algýladýðý için büyüktür. Mallarmé, güzelliklerden yana olan kararlýlýðýný, sabýrlý metodunu, güçlü zekâsýný taþýyacak okuyucunun özlemini duyar. Ve büyük yazýn dehalarýný taklit etmek yerine, sanatçý kiþiliklerini sahiplenir. Bu yüzden de sanat dehasýnýn altýnda ezilmez vatandaþ Mallarmé’ýn kiþiliði.
“Edebiyattaki Etkiler” yazýsýnýn ana temasý yazýnýn evrensel düþünce akrabalýðý olduðudur. Bir eserin etkisi yazarýn yarattýðý etkiden daha büyüktür. Herni de Régnier’in “O henüz sen olmayan içindeki kardeþ” olarak ölümsüzleþtirdiði þiir dizesinden yola çýkarak sanatsal etkileþimin tüm sanatý kucakladýðý gerçeðini irdeler. Her türlü etkide olduðu gibi, edebiyata da aslolan nitelikli ve seçici etkileþiminden yana olmaktýr. Edebiyattaki toplam etkilerin sonucunda kiþi kendi eserleriyle edebiyatta yaratacaðý etkiye kavuþur. Etkileþimin birçok boyutunu irdelediði yazýsýnda Puþkin ile Gogol arasýnda geçen þu konuþmadan kesit verir yazar: “Puþkin’in bir gün Gogol’a: Genç dostum, geçen gün aklýma bir konu geldi. – fevkalâde bir fikir olduðunu sanýyorum – ama öyle hissediyorum ki ben bu konuda hiçbir þey elde edemeyeceðim. Bunu siz almalýsýnýz; siz benim tanýdýðým adamsýnýz, bana öyle geliyor ki siz ondan bir þeyler çýkarabilirsiniz” dediðini anlatýrlar. Bir þeyler! ¬¬¬¬¬¬ ¬¬Gerçekten de – Gogol o küçük konu ile bir gün Puþkin’in aklýna koyduðu bu tohumla, en azýndan þöhretini borçlu olduðu “Ölü Canlar’ý yarattý” (s.29) Sanatsal etkileþim gerçekte bir sanatçýnýn kendisini yaratmasýnýn olmazsa olmazýdýr. “Her büyük adam bir etkicidir.” Etkileyici olmak isteyendir büyük adam biçiminde özetlemek yanlýþ olmaz kanýsýndayým sanattaki etkiyi / etkileþim sürecini.
Wilde’ýn hazin sonu beni çok etkiledi. Okuyucunun da kendisi gibi Wilde hakkýnda kendisine özgü fikri oluyor. Büyük yazar olmak istemeyen Oscar, Dorian Gray’i de birkaç gün içinde dostlarýndan birine roman yazacaðýný kanýtlamak için yazýyor. En büyük eserinin hayatýný yaþama biçimi olmasýný isteyen Wilde; zevkine göre yaþama sýfatýný kendisinden baþka kimsenin ona veremeyeceðini bildiðinden “Bütün dehamý hayatýma koydum; eserlerime de sadece hünerlerimi koydum” der. Wilde gençliðinde; zenginliðiyle, baþarýlarýyla, yakýþýklýðýyla saadet ve þöhret içinde yaþar, sohbetine doyum olmayan birisi olarak gönüllerde taht kurar. O, sadece usta bir fýkra anlatýcý deðildir. Anlattýðý fýkralarda bir araya getirdiði iki ahlak anlayýþýný ya uzlaþtýrýr ya da ikisini de birbirine tutuna tutuna yok eder. Hiçbir fikir çýplak doðmaz. Bu yüzden hikâye ile düþünür hikâye ile konuþur. Konferanslarýndan öte hayata ve insana dair deðerli saptamalarý eserlerinden çok daha önemlidir Wilde’ýn. Gide’e: “Dudaklarýnýzý beðenmiyorum; ömründe bir defa olsun yalan söylememiþ insanýn dudaklarý gibi düz” (s.41)“ Denizde yaþayan bir canavar bilir ki baþka bir denizde kendisine benzeyen bir baþka canavar daha vardýr” (s. 42) der.
Oscar, ölçüsüz yaþamanýn bedelini ölçüsüz acý çekmekle öder. Ýngiltere’de kendisini bekleyen tehlikeyi bilmesine raðmen oraya gider ve tutuklanýr. Ýnsanlarýn adýný duymak istemediði, yolda gördüklerinde yüzünü çevirdikleri birisidir o. Cezaevindeki günlerini þöyle anlatýr Gide’e: … “bilir misin ki dear hayatýma son vermekten beni alýkoyan merhamet oldu. Ah! Ýlk altý ay müthiþ surette acýlýydým; kendimi öldürmek isteyecek kadar acýlýydým; ama bu iþi yapmaktan beni alýkoyan, baþkalarýna bakmak, onlarýn da benim kadar acýlý olduðunu görmek ve onlara acýmak oldu. Ah dear! Dünyada merhametten daha güzel þey olamaz; ya onu bu zamana kadar bilmemekliðime ne dersin? Dostoyevski’den yola çýkýp Sovyet yazarlarýnýn sanat eserlerine dair yaptýðý þu tespiti onun olaðanüstü sanat zekâsýný anlamamýz için alýntýlýyorum: “kitaplarýný o kadar büyüten þey, içlerine koyduklarý merhamettir”. Gide’in cezaevi çýkýþýnda Oscar’ýn ziyarete gitmesi, düþmüþ bir insandan dostluðu ile arkadaþlýðýný esirgememesi, ölümünde Biskra’da olduðu için mezarlýða kadar onun cenazesinin ardýndan giden kafileye katýlamayýþýna üzülmesi gerçekten takdire deðer. Wilde, Beaux-Arts Sokaðý’nda, küçük pis bir otelde ölür. Cenazesinde bulunan yedi kiþinin içinde bazýlarýnýn mezarlýða kadar gitmemesi, mezarýnýn baþýna konulan çelenklerin içinde “ kiracýma” diye yazan otel sahibinin yazýsýnýn dýþýnda baþka yazý olmamasýný, “Ýki dünya vardýr: Biri kendisinden söz edelim etmeyelim vardýr, buna gerçek dünya derler, çünkü onu görmek için kendisinden söz etmeye hiç de lüzum yoktur. Öbürü de sanat dünyasýdýr; kendisinden söz edilmesi gereken dünya budur, çünkü kendisinden söz edilmezse var olamaz” (s.41) diyen Oscar Wilde’ýn hayat gerçeðini nasýl kýskývrak yakaladýðýný anlatmasý bakýmýndan önemli buldum.
“Paul Valéry’yi otuz yýldan beri tanýrým ve yalnýz eserine deðil bütün þahsýna hayraným; eseri herkes tarafýndan anlaþýldýðýna göre, ben pek az kimsenin bildiði ve eserinin büyük bir dikkatle gizlediði þahsýndan söz açacaðým” (s.101) der Gide. Ünlü þair, “þiirin tek kuralý, tek mihenk taþý onun yerini bulmaktýr” demekte haklý. Valéry’nin kendisini þair görmesinler diye uzun yýllar þiiri býrakma kararlýlýðýna, yazmak istediði þiire kudret verebilmek için kendisini kudrete eriþtirme yetkinliðine saygý duyuyorum. Ýnsaný, kolay yoldan baþarý ve üne kavuþma hýrsý sanattan uzaklaþtýrýr. Kendisini sýfatlara boðan sýð insanlardan þeytandan kaçar gibi kaçmasýný böyle anlýyorum ünlü þairin. Gözlerden uzak mütevazý hayatýnda yirmi beþ yýl çalýþýr. Bence bilge sanatçý sadece eserlerinin büyüklüðüyle kendinden sonraki kuþaklara örnek olmaz. Baþarýya ulaþma biçimi ile hayatýnda öncelediði deðerlerle de örnek olur. Valéry, çaðýn deðil, çaðlar ötesinin þiirini yazar. Þiirin belli bir sistemle yazýlacaðýný kanýtladýðý gibi þiirin yazýlacaðý metodu da bulur. Bir tür sistemin yürürlüðe girmesi olarak algýladýðý yeni þiirlerinin oluþ serüvenini þöyle anlatýr: “Vezin bir nevi cebirdir, yani sabit bir ritmi teþkil eden iþaretlerin bazý deðerlerine göre bu ritmin deðiþmelerini inceleyen bilimdir. Mýsra, çözümü yerine konulduðu zaman bir eþitlik veren, yani simetri meydana getiren bir denklemdir” (s.103). Bir yazarý düþmanlarýna ve zamana karþý sadece ve sadece eserleri savunur, eserleri korur. Yazýmýn sonuna gelirken yazarýn oldukça önemli bulduðum tespitini sizlerle paylaþmak istedim “Ýstedikleri gene çabucak elde edilen baþarýdýr. Oysa biz kýrk beþimizi aþýncaya kadar adsýz, beðenilmemiþ, küçümsenmiþ olarak bir köþede kalmayý pek tabii buluyorduk” (s.116).
Ýnsanýn kiþiliðini belirleyen eserler vardýr. Gide’ýn Seçme Yazýlarý da böyle eserlerdendir. Bir kadýnýn anne olmasý ile anne olmamasý arasýndaki fark ne türden etki yaratýyorsa hayatýnda; bu eserin insan hayatýnda yarattýðý etki de bu türden bir etkidir. Deðiþmekten, yanlýþlarýný görmekten, geliþmekten korkmayanlarýn okumasý gerektiðini düþünüyorum bu eseri.
*André Gide. Seçme Yazýlar. Milli Eðitim Bakanlýðý. Ankara. Çeviren: Suut Kemal Yetkin. S. 120.
Ýlk yayým: “Ruhunu ve Düþüncesini Özgürleþtiren , Yaptýklarýnýn Büyüttüðü Ýnsan: André Gide Amanos Yazýlarý Mart-Nisan 2010 s.14-15.
Bedriye KORKANKORKMAZ
..." />
... ">
"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...
"Büyük bir sanatçýnýn yalnýz tek bir tasasý vardýr: o da mümkün olduðu kadar insani olmak, - yani daha açýkçasý: bayaðý olmak”( s. 95)
André Gide’ýn belli baþlý konu baþlýklarýyla derlediði “Seçme Yazýlar”ýný yazarýn iç dünyasýný yeniden keþfetme isteðiyle okuyorum. Türk okuyucularý yakýndan tanýdýklarý Oscar Wilde, Mallarmé, Valéry gibi ünlü þairlerin iç dünyalarýna bir de Gide dürüstlüðüyle yolculuk etsinler istiyorum. Bu yüzden eserdeki diðer konularýn içinde üç þairin sanat ve yaþam duruþlarýnýn yaný sýra Angéle’e (XII). Mektuplarýnda yazarýn ele aldýðý eleþtirmenler konusu ile Edebiyattaki Etkiler’in bana düþündürdüklerini paylaþýyorum sizlerle. Baþarý ve üne endeksli yazýn dünyasýnda yýldýzý parlayanlarýn sevildiðini, gerçek bir sanat eseri yaratmanýn zorluðunu, sanatçýyý ilkin dostlarýnýn terk ettiðini, yýllarýný ‘insaný ve kendisini tanýmaya adamýþ Gide gibi’ bir düþünürün kaleminden öðrenmek, gerçek bir þans olmaktan öte asil bir seçiciliktir de. Gide’ýn karþýlaþtýðý sorunlarýn olmasý, içinde yaþadýðý çaðda tutunamayanlardan birisinin de kendimin olduðunu bana hissettirmesi içimi acýttý.
Gide’ýn sanatý toplumda yükselme aracý olarak algýlayan sözde sanatçýlar ile gerçek sanatçýlar arasýndaki kiþilik farkýný görmemizi saðlamasý eserin deðerini artýrýyor. Yazýn; bir görme, bir bakma, bir sezgi zenginliðidir. Bu yüzden nesnel bakýþ açýsýyla yetiþen eleþtirmenler ele aldýklarý konulara nüfus etmekle birlikte tarafsýzlýklarýný da korurlar. Yazýnýn hâkim ve savcýlarý da eleþtirmenlerdir. Yazar da haklý olarak Angéle’e Mektuplarýnda (XII) “En kurumlu, en canlý, en olumlu insan, istiyorum; dünyayý istiyorum ve olduðu gibi istiyorum ve daha istiyorum, onu sonrasýz olarak istiyorum ve yatýþmayan bir istekle. Bir daha! baðýrýyorum…” diyen Nietzsche’yi M.Wyzewa gibi kývrak zekâlarýn okuyucuya karamsar olarak tanýtarak sanat dehasýna ihanet etmelerine üzülür. Bu yüzden bilge eleþtirmenlerin yokluklarýnýn yazýnda yaratacaklarý doldurulmaya muhtaç olan boþluða da dikkat çeker. Oysaki M.Wyzewa’ýn savunduðunun aksine, Nietzsche’de bir uyku hali deðil, bir uyanýþ vardýr. Eskiye dair tabulardan insaný kurtarmak, iþçiler yetiþtirmek, insanlýktan daha çoðunu istediði için onlarý çýkmaza sokmak, kendilerini özgürce ifade edecekleri yaþamý sahiplenme gücünü vermektir onun sanat yapma algýlayýþý.
Yazarýn, “Bir nevi merhametsiz gurur ile ama daha çok tabii olarak ve yalnýz güzel düþüncesinin saflýðý ile Stéphane Mallarmé eserini hayattan korumuþtur” deðerlendirmesi oldukça düþündürücüdür. Bir eserin büyüklüðü seviyeli ve donanýmlý okuyucu kitlesini seçmesindeki yeteneðinde aranmalýdýr. Mallarmé, geçiciliðin deðil, kalýcýlýðýn farkýnda olduðu yani: inaklarýn bir araya getirdiði topluluktan yükselen alkýþ seslerini baþarý olarak algýladýðý için büyüktür. Mallarmé, güzelliklerden yana olan kararlýlýðýný, sabýrlý metodunu, güçlü zekâsýný taþýyacak okuyucunun özlemini duyar. Ve büyük yazýn dehalarýný taklit etmek yerine, sanatçý kiþiliklerini sahiplenir. Bu yüzden de sanat dehasýnýn altýnda ezilmez vatandaþ Mallarmé’ýn kiþiliði.
“Edebiyattaki Etkiler” yazýsýnýn ana temasý yazýnýn evrensel düþünce akrabalýðý olduðudur. Bir eserin etkisi yazarýn yarattýðý etkiden daha büyüktür. Herni de Régnier’in “O henüz sen olmayan içindeki kardeþ” olarak ölümsüzleþtirdiði þiir dizesinden yola çýkarak sanatsal etkileþimin tüm sanatý kucakladýðý gerçeðini irdeler. Her türlü etkide olduðu gibi, edebiyata da aslolan nitelikli ve seçici etkileþiminden yana olmaktýr. Edebiyattaki toplam etkilerin sonucunda kiþi kendi eserleriyle edebiyatta yaratacaðý etkiye kavuþur. Etkileþimin birçok boyutunu irdelediði yazýsýnda Puþkin ile Gogol arasýnda geçen þu konuþmadan kesit verir yazar: “Puþkin’in bir gün Gogol’a: Genç dostum, geçen gün aklýma bir konu geldi. – fevkalâde bir fikir olduðunu sanýyorum – ama öyle hissediyorum ki ben bu konuda hiçbir þey elde edemeyeceðim. Bunu siz almalýsýnýz; siz benim tanýdýðým adamsýnýz, bana öyle geliyor ki siz ondan bir þeyler çýkarabilirsiniz” dediðini anlatýrlar. Bir þeyler! ¬¬¬¬¬¬ ¬¬Gerçekten de – Gogol o küçük konu ile bir gün Puþkin’in aklýna koyduðu bu tohumla, en azýndan þöhretini borçlu olduðu “Ölü Canlar’ý yarattý” (s.29) Sanatsal etkileþim gerçekte bir sanatçýnýn kendisini yaratmasýnýn olmazsa olmazýdýr. “Her büyük adam bir etkicidir.” Etkileyici olmak isteyendir büyük adam biçiminde özetlemek yanlýþ olmaz kanýsýndayým sanattaki etkiyi / etkileþim sürecini.
Wilde’ýn hazin sonu beni çok etkiledi. Okuyucunun da kendisi gibi Wilde hakkýnda kendisine özgü fikri oluyor. Büyük yazar olmak istemeyen Oscar, Dorian Gray’i de birkaç gün içinde dostlarýndan birine roman yazacaðýný kanýtlamak için yazýyor. En büyük eserinin hayatýný yaþama biçimi olmasýný isteyen Wilde; zevkine göre yaþama sýfatýný kendisinden baþka kimsenin ona veremeyeceðini bildiðinden “Bütün dehamý hayatýma koydum; eserlerime de sadece hünerlerimi koydum” der. Wilde gençliðinde; zenginliðiyle, baþarýlarýyla, yakýþýklýðýyla saadet ve þöhret içinde yaþar, sohbetine doyum olmayan birisi olarak gönüllerde taht kurar. O, sadece usta bir fýkra anlatýcý deðildir. Anlattýðý fýkralarda bir araya getirdiði iki ahlak anlayýþýný ya uzlaþtýrýr ya da ikisini de birbirine tutuna tutuna yok eder. Hiçbir fikir çýplak doðmaz. Bu yüzden hikâye ile düþünür hikâye ile konuþur. Konferanslarýndan öte hayata ve insana dair deðerli saptamalarý eserlerinden çok daha önemlidir Wilde’ýn. Gide’e: “Dudaklarýnýzý beðenmiyorum; ömründe bir defa olsun yalan söylememiþ insanýn dudaklarý gibi düz” (s.41)“ Denizde yaþayan bir canavar bilir ki baþka bir denizde kendisine benzeyen bir baþka canavar daha vardýr” (s. 42) der.
Oscar, ölçüsüz yaþamanýn bedelini ölçüsüz acý çekmekle öder. Ýngiltere’de kendisini bekleyen tehlikeyi bilmesine raðmen oraya gider ve tutuklanýr. Ýnsanlarýn adýný duymak istemediði, yolda gördüklerinde yüzünü çevirdikleri birisidir o. Cezaevindeki günlerini þöyle anlatýr Gide’e: … “bilir misin ki dear hayatýma son vermekten beni alýkoyan merhamet oldu. Ah! Ýlk altý ay müthiþ surette acýlýydým; kendimi öldürmek isteyecek kadar acýlýydým; ama bu iþi yapmaktan beni alýkoyan, baþkalarýna bakmak, onlarýn da benim kadar acýlý olduðunu görmek ve onlara acýmak oldu. Ah dear! Dünyada merhametten daha güzel þey olamaz; ya onu bu zamana kadar bilmemekliðime ne dersin? Dostoyevski’den yola çýkýp Sovyet yazarlarýnýn sanat eserlerine dair yaptýðý þu tespiti onun olaðanüstü sanat zekâsýný anlamamýz için alýntýlýyorum: “kitaplarýný o kadar büyüten þey, içlerine koyduklarý merhamettir”. Gide’in cezaevi çýkýþýnda Oscar’ýn ziyarete gitmesi, düþmüþ bir insandan dostluðu ile arkadaþlýðýný esirgememesi, ölümünde Biskra’da olduðu için mezarlýða kadar onun cenazesinin ardýndan giden kafileye katýlamayýþýna üzülmesi gerçekten takdire deðer. Wilde, Beaux-Arts Sokaðý’nda, küçük pis bir otelde ölür. Cenazesinde bulunan yedi kiþinin içinde bazýlarýnýn mezarlýða kadar gitmemesi, mezarýnýn baþýna konulan çelenklerin içinde “ kiracýma” diye yazan otel sahibinin yazýsýnýn dýþýnda baþka yazý olmamasýný, “Ýki dünya vardýr: Biri kendisinden söz edelim etmeyelim vardýr, buna gerçek dünya derler, çünkü onu görmek için kendisinden söz etmeye hiç de lüzum yoktur. Öbürü de sanat dünyasýdýr; kendisinden söz edilmesi gereken dünya budur, çünkü kendisinden söz edilmezse var olamaz” (s.41) diyen Oscar Wilde’ýn hayat gerçeðini nasýl kýskývrak yakaladýðýný anlatmasý bakýmýndan önemli buldum.
“Paul Valéry’yi otuz yýldan beri tanýrým ve yalnýz eserine deðil bütün þahsýna hayraným; eseri herkes tarafýndan anlaþýldýðýna göre, ben pek az kimsenin bildiði ve eserinin büyük bir dikkatle gizlediði þahsýndan söz açacaðým” (s.101) der Gide. Ünlü þair, “þiirin tek kuralý, tek mihenk taþý onun yerini bulmaktýr” demekte haklý. Valéry’nin kendisini þair görmesinler diye uzun yýllar þiiri býrakma kararlýlýðýna, yazmak istediði þiire kudret verebilmek için kendisini kudrete eriþtirme yetkinliðine saygý duyuyorum. Ýnsaný, kolay yoldan baþarý ve üne kavuþma hýrsý sanattan uzaklaþtýrýr. Kendisini sýfatlara boðan sýð insanlardan þeytandan kaçar gibi kaçmasýný böyle anlýyorum ünlü þairin. Gözlerden uzak mütevazý hayatýnda yirmi beþ yýl çalýþýr. Bence bilge sanatçý sadece eserlerinin büyüklüðüyle kendinden sonraki kuþaklara örnek olmaz. Baþarýya ulaþma biçimi ile hayatýnda öncelediði deðerlerle de örnek olur. Valéry, çaðýn deðil, çaðlar ötesinin þiirini yazar. Þiirin belli bir sistemle yazýlacaðýný kanýtladýðý gibi þiirin yazýlacaðý metodu da bulur. Bir tür sistemin yürürlüðe girmesi olarak algýladýðý yeni þiirlerinin oluþ serüvenini þöyle anlatýr: “Vezin bir nevi cebirdir, yani sabit bir ritmi teþkil eden iþaretlerin bazý deðerlerine göre bu ritmin deðiþmelerini inceleyen bilimdir. Mýsra, çözümü yerine konulduðu zaman bir eþitlik veren, yani simetri meydana getiren bir denklemdir” (s.103). Bir yazarý düþmanlarýna ve zamana karþý sadece ve sadece eserleri savunur, eserleri korur. Yazýmýn sonuna gelirken yazarýn oldukça önemli bulduðum tespitini sizlerle paylaþmak istedim “Ýstedikleri gene çabucak elde edilen baþarýdýr. Oysa biz kýrk beþimizi aþýncaya kadar adsýz, beðenilmemiþ, küçümsenmiþ olarak bir köþede kalmayý pek tabii buluyorduk” (s.116).
Ýnsanýn kiþiliðini belirleyen eserler vardýr. Gide’ýn Seçme Yazýlarý da böyle eserlerdendir. Bir kadýnýn anne olmasý ile anne olmamasý arasýndaki fark ne türden etki yaratýyorsa hayatýnda; bu eserin insan hayatýnda yarattýðý etki de bu türden bir etkidir. Deðiþmekten, yanlýþlarýný görmekten, geliþmekten korkmayanlarýn okumasý gerektiðini düþünüyorum bu eseri.
*André Gide. Seçme Yazýlar. Milli Eðitim Bakanlýðý. Ankara. Çeviren: Suut Kemal Yetkin. S. 120.
Ýlk yayým: “Ruhunu ve Düþüncesini Özgürleþtiren , Yaptýklarýnýn Büyüttüðü Ýnsan: André Gide Amanos Yazýlarý Mart-Nisan 2010 s.14-15.
Bedriye KORKANKORKMAZ
..." />
... ">
"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...
