PAZARDA... / Hülya ÖZDOÐAN ÇAPA
Hülya ÖZDOÐAN ÇAPA

Hülya ÖZDOÐAN ÇAPA

PAZARDA...



Pazar gezmeyi oldum olasý pek severim , hele bir pazarý ilk kez dolaþýyorsam, deðme keyfime. Belki de kendimi þaþýrtmayý çok sevdiðim içindir. Ürünler tazeyse, parlaksa, kýrmýzýysa, turuncuysa, sarýysa, hatta eflatunsa (hani marul cinsi bir ot vardýr) ve de YEÞÝLSE nasýl mutlu olurum. Pek çok kadýndan duymuþumdur, bana da terapi gibidir pazarlarýn yiyecek kýsýmlarý. Ne kadar yeþillik varsa toplar götürürüm eve.... de, iþte o zaman içime bir acý düþer, “bunlar nasýl temizlenip piþecek?” diye býkmadýðým piþmanlýðýmý yaþarým.

Yine ilk gittiðim bir pazar ama ne yalan söyleyeyim pek de coþkulu deðilim. Yorgun, yaþlý bu sebzeler, arada su serpmese pazarcýlar çoktan havlu atýp kuru sebze olacaklar, ya da doðru çöpe. Ýsteksiz isteksiz dolanýrken bir tezgahta duruyorum. Son yýllarda tezgahlarý istila eden ürünlerden “anjelika erik” (adý niye öyle ,bilen var mý? Hiç de erotik bir hali de yok ama..) O deðil de onun az küçüðü, anjelika kadar büyük – parlak - mor deðil ama bizden bir erik cinsi var, dumanlý gibi, daha küçük. Halden anlar, daha ucuzdur. Hem de yerli ürünü öldüren zihniyete babalar gibi karþý duran “O kafa” anjelika deðil, bizimkinden yanadýr.

-Þundan bir kilo verir misin? diyorum pazarcýya.

Sanýrým arkamdaki tezgahta iki haným konuþuyorlar :

-Dün akþam gece yarýsýný buldum, yine de uyuyamadým. Asker gidiyormuþ, davul, zurna, klakson sesi, çok düþüncesiz millet anam..

-Uyumayýnca öldün mü? Vatan beklemeye gidiyor onlar, sen - ben rahat uyuyalým diye onlar uykusuz, aç, soðukta... Üstelik ölüyorlar, kolunu - bacaðýný býrakýp geliyorlar. Sen uyumamýþsýn, çok iþ olmuþ, eve gidince uyursun.

Benim erikler aðýr çekim torbaya konuyor, sonra da tartýya. Bitmek bilmiyor eksiðin tamamlamasý. Esmer, alçak boylu bir genç pazarcý. Hiç bana bakmýyor, karþý tezgahta gözü. Gözlerini kýsarak, hem sesli, hem sessiz bir türkü tutturuyor derinden. Çok neþeli, coþkulu, sýcacýk bir türkü.. Gözü öbür tezgahta, hýnzýr bir bakýþla süzüyor kadýnlarý. Erikleri kiloya denk getirecek ama acelesi yok, tek tek potaya atar gibi atýyor.

- Sen de benim erikleri altýn tartar gibi tarttýn be usta, diye takýlýyorum.

Hiç oralý deðil, gözü karþý da, türküsü sürüyor. Sanki biraz aþaðýlayan bir tavýrla:

-Hak geçmesin be abla, kimsenin kimseye, Allah sorar hesabýný diyor bir solukta.

-Ne güzel türkü söylüyorsun, sesin de fena deðil.

Þaþýrýyor, inatla sürdürdüðü türküyü kesiyor :

-Begendin mi ki, anlamýþmýsan?

Aklýma o unutulmaz filmin repliði geliyor, buruluyor yüreðim.

- Anlamadým ama çok beðendim, aðzýna çok yakýþýyor.

Bitiriyor tartmayý, poþeti uzatýyor, para üstü veriyor, sayarak ;

- 500 almadým, bozuk yetmiyor, o da bizden olsun yenge.

Karþýlýklý gülümsüyoruz, o en anlaþmýþ gözlerimizle..

..............Aslýnda ben seni anladým, türkünü de, tek kelimesini bilmediðim halde... Ne olur sen de beni anla, duy çýðlýklarýmý. Sen de benim türkülerimi beðen, sev, birlikte söyleyelim. Söylerken anlarýz.... anlarýz dertlerimizi karþýlýklý.

Diyemedim, öylesine geçip gittim, buruk, eksik.......


Hülya ÖZDOÐAN ÇAPA




5 Aralýk 2010 Pazar / 2491 okunma



"Hülya ÖZDOÐAN ÇAPA" bütün yazýlarý için týklayýn...