Bedriye KORKANKORKMAZ
GÖZYAÞLARINI SÖZCÜKLERÝN SÝLMEDÝÐÝ ÞAÝR ENVER GÖKÇE ÞÝÝRÝN KÝÞÝLÝÐÝDÝR
.
BAÞLANGIÇ
Zaman akar, zaman geçer
Zaman zindan içinde
Biz mapusta gürül gürül yatardýk
Yýlan çýyan içinde
Getirdiler ite kaka bir yiðit
Ayak çýplak
Ak bir mintan içinde
Zaman zaman içinde
Iþýk duman içinde
Ve râviyan-ý ahbâr
Ve muhaddisân-ý rûzigâr
Þöyle rivayet
Ve hikâyet ederler kim
Beni âdem zor bezirgân içinde
Vardý bir Balaban
Ben, acýnýn içine dalmayan bir kiþinin kendi ruhunun derinliklerini derinlemesine kavrayamayacaðýna inanýyorum. Acýnýn, direncin, yoksulluðun, hayat sevgisinin… Kuyusundan hayatý boyunca su çeken þair Enver Gökçe’nin þiirlerini okuyorum. Bir insaný yaþadýklarý, ille de yaþadýklarýnýn karþýsýndaki duruþuyla tanýmak isterim ben. Þairi, tanýma þansým olmadý saðlýðýnda. Þairin, þiirlerinden yola çýkarak, yaþadýklarýndan, yaþadýklarýnýn karþýsýndaki duruþundan, tanýdýðýmý sandýðým insanlardan, daha iyi tanýyorum demek için bu satýrlarý yazýyorum. Þairi tanýmak istiyorum; ama anlamak istemiyorum. Bir þairin, yazarýn… kendi kuþaðý baþta olmak üzere, kendisinden sonra gelen kuþaklar tarafýndan da anlaþýlmazlýðý sürdüðü sürece kitleleri kendisine hayran býrakacaðýna, arkasýndan sürükleyeceðine inanýyorum. Erzincan'ýn Kemaliye (Eðin) ilçesine baðlý, Çit köyünde 1920 yýlýnda doðan Enver Gökçe’nin þiirini ve kiþiliðini yirmi birinci yüzyýlda anlamaya çalýþmamýz, Gökçe’nin, þiirdeki baþarýsýnýn bir yansýmasý deðil de, nedir? Þair Gökçe, yazýlý eserleri kadar, kiþiliðiyle yazdýðý canlý eserleriyle de, yazýnýmýza farklýlýk ve farkýndalýk kazandýrmýþtýr. Çevirisi mümkün olmayan eserlerin canlý eserler olduðunu biliyorum. Bu duygularla ona, ayný dilden seslenmenin sevincini yaþýyorum. Enver Gökçe’nin hem þiirlerine hem hayatýna, hem de ideolojisine sadýk kalmasýndan çok etkilendim. Bir insan düþünün. Kiþiliðinden ve inandýklarýndan ödün vermeden, yolundan hiç ama hiç sapmayarak boyun eðmeden yaþamýþ ve yaþama serüvenini onca haksýzlýklara, acýlara, kýyýmlara, iþkencelere, yoksulluklara, yalnýzlýklara… karþý onuruyla noktalamýþtýr. Günlük’ünde, "Bugün gözlerim kapanacak olsa, "Dar Kapý"nýn ötesinde eserimden iz kalmayacaktýr” diyen, Adré Gide, bana, þiir kitaplarýyla, sanatçý duruþuyla, insanlýk ve yazýn tarihindeki izi silinmeyecek olan þair Enver Gökçe’yi anýmsattý. Ýnsansýzlýða ve dostsuzluða açýk bir davetiye olan küresel çaðda, Gökçe gibi deðerlerin, yazýnýmýzdaki haklý yerlerinin zamanla çok daha iyi anlaþýlacaðýný biliyorum.
Gökçe’nin þiirleri kiþiliðinin yol haritasýdýr. Þiir, bir yapýdýr. Gökçe’nin þiirlerinin “çok, saðlam bir dize yapýsý” vardýr. Þiirinin yapýsýný kurar gibi, ideolojisinin tuðlasýný örmüþtür içinde. Sýra dýþý bir yorum yaptýðýmý düþünenler olabilir. Ben yine de þairin þiirlerine dair hissettiklerimi tüm çýplaklýðýyla, yanlýþ anlaþýlmayý göze alarak okuyucusuyla paylaþmak istiyorum. Þairin ideolojisinin izlerini þiirlerin her evresinde hissettim. Þiirlerindeki yüksek ses uyumunda bile ideolojisini gözü gibi gözettiðini anladým. Þiirdeki ses uyumu, küçük seslerin büyük ses uðultusu içinde kaynaþmasýdýr. Þair, ben’in (bireyin) ‘biz’le (toplumla) kaynaþtýðý, Marksist, bir toplum bilincinin geliþmesi gibi düþünmüþtür þiirindeki ses uyumunu. Öyle ki, Marksist ideolojisini þartsýz/ koþulsuz olarak tüm þiirlerinde iþlemiþtir.
“KÝRTÝM KÝRT” þiirinden bir kesit:
“Döne döne esir
Döne döne gaz
Döne döne atom
Döne döne madde
Döðüþe çekiþe madde
Vuruþa vuruþa madde”
“ Ben, sýnýf edebiyatý yapýyorum. Bence sanat, her þeyden önce bu sýnýfýn yaþam kavgasýndaki gücünü, kudretini ortaya koymasýndadýr” der hayatýný anlatýrken þair. Önce bir sýnýf bilincini oluþturmak; sonra da, oluþan sýnýfýn yaþama özellikle de insana bakýþ açýsýndaki toplam gücün ortaya konulmasýna öncülük etmektir onun, Anadolu halkýnýn sanatýný yapma anlayýþý, sanat metodu.
Toplumcu þiirin en önemli temsilcilerinden olan Gökçe, Gençler Derneði’ne üye olduðu için üç ay hapis yatar. 1951 Tevkifatý’nda ise, yeniden tutuklanarak yedi yýla yüküm giyer. O yýllarda geçici cezaevi olarak kullanýlan “Sansaryan Han”da iki yýl kalýr. Hücre ve sürgün hayatý baþlar. Her türlü insanlýk dýþý iþkenceye maruz kalýr. Hapiste yakalandýðý akut romatizmadan yakasýný ölene dek kurtaramaz. Þair, Ýstanbul'da Yurtlar Müdürlüðü’nde, Yýldýz Teknik Okulu Yurdu’nda, Meydan Larousse'ta, bazý dergi ve gazetelerde çalýþýr. 1940 kuþaðý þairlerinden olan Gökçe, “Garip Akýmý” hakkýndaki düþüncesini þöyle açýklýyor: “Bir yanda Garip hasta sanat anlayýþý diðer yanda dinamik halk edebiyatýnýn yüzü.” Türk Dili ve Edebiyatý bölümünden mezun olan þair, þiirin her þeyden önce bir dil sorunu olduðu gerçeðinden yola çýkarak Divan edebiyatýyla, Dede Korkut Masallarý’yla, Göktürk ve Oðuz Leçeleri’yle, Türk folkloruyla, Karþýlaþtýrmalý halk edebiyatýyla, Türk halk edebiyatýyla, Halk türküleriyle, Türkmenceyle, Kýrgýzcayla ilgileniyor, özüne iniyor. Þiirleri de akan bu zengin kültür ýrmaðýndan kana kana içiyor. Eðin Türküleri eserinde olduðu gibi.
Eðin Türküleri; bir þairin, içinde yaþadýðý toplumun, kültür sosyolojisini, folklorunu, halkýný, halkýnýn yaþama ile duygularýný ifade etme biçimini, toplumsal geliþmeleri, toplumsal sorunlarý, karþýlaþtýrmalý halk ve aydýn edebiyatý alanýnda güncelliðini günümüzde de koruyan / koruyacak olan önemli yapýtlar arasýndadýr.
Eðin Türküleri’ni Enver Gökçe, 1947’de Ankara Dil ve Tarih –Coðrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü’nde okurken öðrenci bitirme ödevi olarak hazýrlar. Eðin Türküleri’nin doðuþuna dair rivayeti Çit köyünden Münevver Tatar’ýn anlatýmýndan yola çýkarak þöyle özetleyebilirim: Eðin’de, birbirlerini seven ama çocuklarý olmayan bir çift yaþýyormuþ. Adam, atýnýn terkisini sarý altýnlarla doldurmuþ ve karýsýný da terkideki altýnlar bitene deðin dýþarý çýkmamasý için sýký sýký tembih etmiþ. Yýllar geçmiþ. Kadýnýn altýnlar sayesinde ekonomik sýkýntý çekmeden yaþamasýný Eðinli köylüler yanlýþ yorumlamýþ. Hakkýndaki iftiradan haberi olmayan kadýnýnsa tek isteði eþinin eve gelmesiymiþ. Eðinli Adam, Ýstanbul’da, yeni bir sevgili bulmuþ. Eðin’deki hanýmýný kendisine anýmsatan hemþerilerine: “o orospuya ne diye bakayým” dermiþ. Söylentileri duyan Eðinli Haným, eþini bulmak için tebdili kýyafetle Ýstanbul’a gitmiþ sora sora eþini bulmuþ. Eþini tebdili kýyafetler içinde tanýyamayan adama hanýmý sormuþ: “sen ne diye karýna bakmýyorsun? Kocasý:“siktir et fahiþeyi” diye yanýt vermiþ. Kadýn, kocasýnýn yanýndan ayrýlmýþ. Yolda kendisini tanýtan mektup göndermiþ kocasýna. Söylentilere göre kadýn vapura binerken kocasýna þu türküyü yakmýþ:
“ Evlerinin önü kayýsý mýþmýþ
Yar beni koymuþ da yollara düþmüþ
Düþerse düþsün baþým sað olsun
Sanki pabucumun nalçasý düþmüþ”. ( s. 49)
Memlekete geri dönen kocasýný söylediði þu türkü ile içeri almamýþ:
“ Bir yandým ateþe bir dahi yanmam
Yüzbin yemin etsen billâh inanmam
Kýrmýzý gül olsan elimi sunmam
Eðer hünkâr olsan ilazým deðil.” (s.49)
Eðin Türküleri’nin þekil bakýmýndan “Türkü” ve “Mani” biçimde tasnifi yapýlmýþ. Türküler çoðunlukla þekil bakýmýndan dört mýsradan oluþuyor. Milli nazým þekillerinin özü itibarýyla en eski hali ile kaleme alýnmýþtýr. Maniler ise, Cinaslý ve Cinassýz düz olarak düzenlenmiþ.
“Eðin Türküleri’ndeki uzun aðýr havalarý diðer melodilerden ayýrmak iþi kulak yordamý ile o kadar basit ve bariz belirtiler verebiliyor.” Eðin Türküleri, bir dilim ekmeðin insanlarý vatanlarýndan alýkoyup arkasýnda gözü yaþlý eþ, ana, baba, evlat, dost, arkadaþ, býrakmasýnýn, iktisadi, sosyal bu ve buna benzer nedenlerden kaynaklandýðý gerçeðini gözler önüne sermekle yetinmiyor, türkülerin, manilerin, ninnilerin, destanlarýn, aðýtlarýn belgeseli niteliði taþýyor ayný zamanda.
Þiirde, müzikal dokunun zirveye týrmandýðý Eðin Türküleri’nin önemini eserin önsözünde hocasý Pertev Naili Boratav þöyle özetliyor: “Son 30 – 40 yýl içinde Türkiye toplumundaki geliþmeler, Eðinlinin türkülerinde simgeleþmiþ, “ gurbet”e yepyeni ve çok daha karmaþýk anlamlar kazandýrmýþtýr. “Gurbet” artýk Ýstanbul’un tekelinden çýkmýþ, baþka büyük kentlere, “gecekondu” þehirlerine, daha da ötelere, Almanyalara kadar yayýlmýþ, “Ýstanbulcular” katarýna “Almanyacýlar” katýlmýþtýr.(…) Demek istiyorum ki, “Eðin Türküleri” konusu, kültür sosyolojisi, folklor, karþýlaþtýrmalý halk ve aydýn edebiyatlarý alanlarýnda araþtýrmalara giriþecek olanlar için bu bakýmdan da bir çýkýþ noktasý deðerindedir. “(s.7–8)
Pertev Naili Boratav , “Eðin Türküleri’nin Baþlýca Temleri” baþlýðýný taþýyan yazýsýnda, “Eðin Türküleri’ni þu þema içinde deðerlendiriyor:
1- Eðin Türkülerindeki Beþeri Temeller,
2- Bunlarýn sosyal çevre ve sosyal þartlara uygunluðu,
3- Eðin Türküleri’nin intiþarý,
4- Eðin Türküleri hakkýnda yazýlanlarýn hülasasý,
5- Muayyen tarihî, siyasî ve sosyal hadiselerle, türkülerle münasebeti.
Eðin Türküleri’nin konulara göre tasnifi ise þöyle:
A. Lirik türküler a) Aþk türküleri b) Gurbet türküleri c) Aðýtlar d) Ninniler.
B. Satirik türküler a) Mizahi türküler b) Hicvi türküler.
C. Ýþ ve meslek türküleri.
D. Merasim türküleri.
E. Vaka anlatan türküler a) Tarihi türküler; b) Eþkýya türküleri c) Aþk ve aile facialarýný anlatan türküler.
F. Maniler.
G. Oyun türküleri
Halk edebiyatý yapmak ona göre emekçi sýnýfýnýn edebiyatýný yapmanýn olmazsa olmazýdýr. Halkýn edebiyatýný yapýyorum demekle halk edebiyatý yapýlamayacaðýný bilir Gökçe. Enver Gökçe’nin, “Ýyi bir sanatçý olmak için önce, kendi halkýný sevmesi daha doðrusu bu halkýn içinden bu halkýn en devrimci sýnýfýna baðlýlýk göstermesi, içtenlikle bunu yapmak þarttýr” demesi, bana, ülkesinin içinde bulunduðu en önemli sorunlarýn baþýnda, “aydýn/ aydýnlanma” sorununun geldiðini, Rusya aydýnýnýn deðer yargýlarý ile Rusya halkýndan uzaklaþmasýnýn on dokuzuncu yüzyýl Rusyasý’nýn kýrýlma noktasýnýn temelini oluþturduðunu fark eden ilk Rus sanatçýsýnýn Puþkin olduðunu belirten Dostoyevski’yi anýmsattý.
Son olarak, "Enver Gökçe þiirinin" özelliklerini genel olarak özetlemem gerekirse: Sýnýf edebiyatý yapan, hayatý seven ve sevdiren, sosyal içeriði, estetik yaný güçlü olan þiirlerinin, þiirin çýtasýný sürekli yükselten, þiirin destanýný, müziðini, türküsünü, aðýtýný þiirlerinde yazan, yerelden evrensele ulaþma kaygýsý duymadan evrensel þiirin önemli temsilsileri arasýnda olan, özgünlüðe özenmeden, -özgün þiirler yazan, yaþamý gibi þiiri de kendine özgü olan, ideolojisinin þiirini yazmaktan, kendi þiirini yazmayan, aþk'a bile ideolojik bakan Pablo Neruda’nýn þiirine, hayat anlayýþýna, ideolojisine tutkun olan, deðerlerine yabancýlaþmadan hayatta kalmanýn ve kendini ifade etmenin ansiklopedisidir. O'nun þiiri; Anadolu insanýnýn acýlarýný, bir baþtan bir baþa dolaþmakla kalmamýþ; insanýn nefes aldýðý her yere ayak basmýþtýr. Hayatýn ona sunduðu acýlardan beslendiði kadar beslemiþtir insaný/ insanlýðý. Þiiri gibi, kiþiliðinin de en belirgin özelliði, insana ve kendisine özgü tüm acýlarý, eziklikleri, yalnýzlýklarý, yoksulluklarý, aðrýlarý, yoksunluklarý... taþýmayý bilmesidir. Yüreðinde açan her çiçek solmadan onunla birlikte topraða gitmiþtir. Ýçindeki toplum korosunun sesini dinlemiþ, ben'inin sesini kendisine yasaklamýþtýr. Böyle ulvi bir kazanýma bedel ödemeden ulaþamazsýnýz. Gökçe, bu bedelle " erkek Enver'"i gömmüþtür yaþarken. Saðlýk sorunlarýnýn periþan ettiði þair, ilkelerinin ve umudun karþýsýnda baþýný eðmemiþtir hiçbir zaman. Gökçe'nin þiiri ve þiirinin yazýnýmýzdaki yeri herkes tarafýndan anlaþýlmýþtýr/ anlaþýlacaktýr. Ben kiþisel duygularýna þiirinin kapýsýný kapatan, kiþisel acýlarýný þiirleriyle paylaþmayan, gözyaþlarýný hiçbir sözcüðün silmediði Enver Gökçe'den bana ne kaldý diye sordum kendime.
Þiirlerinde, hayatýnýn her evresinde tanýk olduðum bir insan tanýdým. Anladým ki bana kalan mirasý layýðýyla taþýma sorumluluðu, þair Enver Gökçe benim þairimdir deme onuru, yalnýzlýðýmda sýðýndýðým bir dostun varlýðý, insana dair tüm acýlarýn ortaðý olma bilinci, bedel ödeme kaygýsý ve korkusu duymadan hayatta kendini, -kendin için, ifade etme, onuruyla sahiplendiklerini yine ayný onurla mezara götürme ayrýcalýðý kaldý.
30/ 04/ 2009-Mersin
Ýlk Yayým: Kültür Çaðlayaný, 2. Sayý, 2010.
Bedriye KORKANKORKMAZ
"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...
.
BAÞLANGIÇ
Zaman akar, zaman geçer
Zaman zindan içinde
Biz mapusta gürül gürül yatardýk
Yýlan çýyan içinde
Getirdiler ite kaka bir yiðit
Ayak çýplak
Ak bir mintan içinde
Zaman zaman içinde
Iþýk duman içinde
Ve râviyan-ý ahbâr
Ve muhaddisân-ý rûzigâr
Þöyle rivayet
Ve hikâyet ederler kim
Beni âdem zor bezirgân içinde
Vardý bir Balaban
Ben, acýnýn içine dalmayan bir kiþinin kendi ruhunun derinliklerini derinlemesine kavrayamayacaðýna inanýyorum. Acýnýn, direncin, yoksulluðun, hayat sevgisinin… Kuyusundan hayatý boyunca su çeken þair Enver Gökçe’nin þiirlerini okuyorum. Bir insaný yaþadýklarý, ille de yaþadýklarýnýn karþýsýndaki duruþuyla tanýmak isterim ben. Þairi, tanýma þansým olmadý saðlýðýnda. Þairin, þiirlerinden yola çýkarak, yaþadýklarýndan, yaþadýklarýnýn karþýsýndaki duruþundan, tanýdýðýmý sandýðým insanlardan, daha iyi tanýyorum demek için bu satýrlarý yazýyorum. Þairi tanýmak istiyorum; ama anlamak istemiyorum. Bir þairin, yazarýn… kendi kuþaðý baþta olmak üzere, kendisinden sonra gelen kuþaklar tarafýndan da anlaþýlmazlýðý sürdüðü sürece kitleleri kendisine hayran býrakacaðýna, arkasýndan sürükleyeceðine inanýyorum. Erzincan'ýn Kemaliye (Eðin) ilçesine baðlý, Çit köyünde 1920 yýlýnda doðan Enver Gökçe’nin þiirini ve kiþiliðini yirmi birinci yüzyýlda anlamaya çalýþmamýz, Gökçe’nin, þiirdeki baþarýsýnýn bir yansýmasý deðil de, nedir? Þair Gökçe, yazýlý eserleri kadar, kiþiliðiyle yazdýðý canlý eserleriyle de, yazýnýmýza farklýlýk ve farkýndalýk kazandýrmýþtýr. Çevirisi mümkün olmayan eserlerin canlý eserler olduðunu biliyorum. Bu duygularla ona, ayný dilden seslenmenin sevincini yaþýyorum. Enver Gökçe’nin hem þiirlerine hem hayatýna, hem de ideolojisine sadýk kalmasýndan çok etkilendim. Bir insan düþünün. Kiþiliðinden ve inandýklarýndan ödün vermeden, yolundan hiç ama hiç sapmayarak boyun eðmeden yaþamýþ ve yaþama serüvenini onca haksýzlýklara, acýlara, kýyýmlara, iþkencelere, yoksulluklara, yalnýzlýklara… karþý onuruyla noktalamýþtýr. Günlük’ünde, "Bugün gözlerim kapanacak olsa, "Dar Kapý"nýn ötesinde eserimden iz kalmayacaktýr” diyen, Adré Gide, bana, þiir kitaplarýyla, sanatçý duruþuyla, insanlýk ve yazýn tarihindeki izi silinmeyecek olan þair Enver Gökçe’yi anýmsattý. Ýnsansýzlýða ve dostsuzluða açýk bir davetiye olan küresel çaðda, Gökçe gibi deðerlerin, yazýnýmýzdaki haklý yerlerinin zamanla çok daha iyi anlaþýlacaðýný biliyorum.
Gökçe’nin þiirleri kiþiliðinin yol haritasýdýr. Þiir, bir yapýdýr. Gökçe’nin þiirlerinin “çok, saðlam bir dize yapýsý” vardýr. Þiirinin yapýsýný kurar gibi, ideolojisinin tuðlasýný örmüþtür içinde. Sýra dýþý bir yorum yaptýðýmý düþünenler olabilir. Ben yine de þairin þiirlerine dair hissettiklerimi tüm çýplaklýðýyla, yanlýþ anlaþýlmayý göze alarak okuyucusuyla paylaþmak istiyorum. Þairin ideolojisinin izlerini þiirlerin her evresinde hissettim. Þiirlerindeki yüksek ses uyumunda bile ideolojisini gözü gibi gözettiðini anladým. Þiirdeki ses uyumu, küçük seslerin büyük ses uðultusu içinde kaynaþmasýdýr. Þair, ben’in (bireyin) ‘biz’le (toplumla) kaynaþtýðý, Marksist, bir toplum bilincinin geliþmesi gibi düþünmüþtür þiirindeki ses uyumunu. Öyle ki, Marksist ideolojisini þartsýz/ koþulsuz olarak tüm þiirlerinde iþlemiþtir.
“KÝRTÝM KÝRT” þiirinden bir kesit:
“Döne döne esir
Döne döne gaz
Döne döne atom
Döne döne madde
Döðüþe çekiþe madde
Vuruþa vuruþa madde”
“ Ben, sýnýf edebiyatý yapýyorum. Bence sanat, her þeyden önce bu sýnýfýn yaþam kavgasýndaki gücünü, kudretini ortaya koymasýndadýr” der hayatýný anlatýrken þair. Önce bir sýnýf bilincini oluþturmak; sonra da, oluþan sýnýfýn yaþama özellikle de insana bakýþ açýsýndaki toplam gücün ortaya konulmasýna öncülük etmektir onun, Anadolu halkýnýn sanatýný yapma anlayýþý, sanat metodu.
Toplumcu þiirin en önemli temsilcilerinden olan Gökçe, Gençler Derneði’ne üye olduðu için üç ay hapis yatar. 1951 Tevkifatý’nda ise, yeniden tutuklanarak yedi yýla yüküm giyer. O yýllarda geçici cezaevi olarak kullanýlan “Sansaryan Han”da iki yýl kalýr. Hücre ve sürgün hayatý baþlar. Her türlü insanlýk dýþý iþkenceye maruz kalýr. Hapiste yakalandýðý akut romatizmadan yakasýný ölene dek kurtaramaz. Þair, Ýstanbul'da Yurtlar Müdürlüðü’nde, Yýldýz Teknik Okulu Yurdu’nda, Meydan Larousse'ta, bazý dergi ve gazetelerde çalýþýr. 1940 kuþaðý þairlerinden olan Gökçe, “Garip Akýmý” hakkýndaki düþüncesini þöyle açýklýyor: “Bir yanda Garip hasta sanat anlayýþý diðer yanda dinamik halk edebiyatýnýn yüzü.” Türk Dili ve Edebiyatý bölümünden mezun olan þair, þiirin her þeyden önce bir dil sorunu olduðu gerçeðinden yola çýkarak Divan edebiyatýyla, Dede Korkut Masallarý’yla, Göktürk ve Oðuz Leçeleri’yle, Türk folkloruyla, Karþýlaþtýrmalý halk edebiyatýyla, Türk halk edebiyatýyla, Halk türküleriyle, Türkmenceyle, Kýrgýzcayla ilgileniyor, özüne iniyor. Þiirleri de akan bu zengin kültür ýrmaðýndan kana kana içiyor. Eðin Türküleri eserinde olduðu gibi.
Eðin Türküleri; bir þairin, içinde yaþadýðý toplumun, kültür sosyolojisini, folklorunu, halkýný, halkýnýn yaþama ile duygularýný ifade etme biçimini, toplumsal geliþmeleri, toplumsal sorunlarý, karþýlaþtýrmalý halk ve aydýn edebiyatý alanýnda güncelliðini günümüzde de koruyan / koruyacak olan önemli yapýtlar arasýndadýr.
Eðin Türküleri’ni Enver Gökçe, 1947’de Ankara Dil ve Tarih –Coðrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü’nde okurken öðrenci bitirme ödevi olarak hazýrlar. Eðin Türküleri’nin doðuþuna dair rivayeti Çit köyünden Münevver Tatar’ýn anlatýmýndan yola çýkarak þöyle özetleyebilirim: Eðin’de, birbirlerini seven ama çocuklarý olmayan bir çift yaþýyormuþ. Adam, atýnýn terkisini sarý altýnlarla doldurmuþ ve karýsýný da terkideki altýnlar bitene deðin dýþarý çýkmamasý için sýký sýký tembih etmiþ. Yýllar geçmiþ. Kadýnýn altýnlar sayesinde ekonomik sýkýntý çekmeden yaþamasýný Eðinli köylüler yanlýþ yorumlamýþ. Hakkýndaki iftiradan haberi olmayan kadýnýnsa tek isteði eþinin eve gelmesiymiþ. Eðinli Adam, Ýstanbul’da, yeni bir sevgili bulmuþ. Eðin’deki hanýmýný kendisine anýmsatan hemþerilerine: “o orospuya ne diye bakayým” dermiþ. Söylentileri duyan Eðinli Haným, eþini bulmak için tebdili kýyafetle Ýstanbul’a gitmiþ sora sora eþini bulmuþ. Eþini tebdili kýyafetler içinde tanýyamayan adama hanýmý sormuþ: “sen ne diye karýna bakmýyorsun? Kocasý:“siktir et fahiþeyi” diye yanýt vermiþ. Kadýn, kocasýnýn yanýndan ayrýlmýþ. Yolda kendisini tanýtan mektup göndermiþ kocasýna. Söylentilere göre kadýn vapura binerken kocasýna þu türküyü yakmýþ:
“ Evlerinin önü kayýsý mýþmýþ
Yar beni koymuþ da yollara düþmüþ
Düþerse düþsün baþým sað olsun
Sanki pabucumun nalçasý düþmüþ”. ( s. 49)
Memlekete geri dönen kocasýný söylediði þu türkü ile içeri almamýþ:
“ Bir yandým ateþe bir dahi yanmam
Yüzbin yemin etsen billâh inanmam
Kýrmýzý gül olsan elimi sunmam
Eðer hünkâr olsan ilazým deðil.” (s.49)
Eðin Türküleri’nin þekil bakýmýndan “Türkü” ve “Mani” biçimde tasnifi yapýlmýþ. Türküler çoðunlukla þekil bakýmýndan dört mýsradan oluþuyor. Milli nazým þekillerinin özü itibarýyla en eski hali ile kaleme alýnmýþtýr. Maniler ise, Cinaslý ve Cinassýz düz olarak düzenlenmiþ.
“Eðin Türküleri’ndeki uzun aðýr havalarý diðer melodilerden ayýrmak iþi kulak yordamý ile o kadar basit ve bariz belirtiler verebiliyor.” Eðin Türküleri, bir dilim ekmeðin insanlarý vatanlarýndan alýkoyup arkasýnda gözü yaþlý eþ, ana, baba, evlat, dost, arkadaþ, býrakmasýnýn, iktisadi, sosyal bu ve buna benzer nedenlerden kaynaklandýðý gerçeðini gözler önüne sermekle yetinmiyor, türkülerin, manilerin, ninnilerin, destanlarýn, aðýtlarýn belgeseli niteliði taþýyor ayný zamanda.
Þiirde, müzikal dokunun zirveye týrmandýðý Eðin Türküleri’nin önemini eserin önsözünde hocasý Pertev Naili Boratav þöyle özetliyor: “Son 30 – 40 yýl içinde Türkiye toplumundaki geliþmeler, Eðinlinin türkülerinde simgeleþmiþ, “ gurbet”e yepyeni ve çok daha karmaþýk anlamlar kazandýrmýþtýr. “Gurbet” artýk Ýstanbul’un tekelinden çýkmýþ, baþka büyük kentlere, “gecekondu” þehirlerine, daha da ötelere, Almanyalara kadar yayýlmýþ, “Ýstanbulcular” katarýna “Almanyacýlar” katýlmýþtýr.(…) Demek istiyorum ki, “Eðin Türküleri” konusu, kültür sosyolojisi, folklor, karþýlaþtýrmalý halk ve aydýn edebiyatlarý alanlarýnda araþtýrmalara giriþecek olanlar için bu bakýmdan da bir çýkýþ noktasý deðerindedir. “(s.7–8)
Pertev Naili Boratav , “Eðin Türküleri’nin Baþlýca Temleri” baþlýðýný taþýyan yazýsýnda, “Eðin Türküleri’ni þu þema içinde deðerlendiriyor:
1- Eðin Türkülerindeki Beþeri Temeller,
2- Bunlarýn sosyal çevre ve sosyal þartlara uygunluðu,
3- Eðin Türküleri’nin intiþarý,
4- Eðin Türküleri hakkýnda yazýlanlarýn hülasasý,
5- Muayyen tarihî, siyasî ve sosyal hadiselerle, türkülerle münasebeti.
Eðin Türküleri’nin konulara göre tasnifi ise þöyle:
A. Lirik türküler a) Aþk türküleri b) Gurbet türküleri c) Aðýtlar d) Ninniler.
B. Satirik türküler a) Mizahi türküler b) Hicvi türküler.
C. Ýþ ve meslek türküleri.
D. Merasim türküleri.
E. Vaka anlatan türküler a) Tarihi türküler; b) Eþkýya türküleri c) Aþk ve aile facialarýný anlatan türküler.
F. Maniler.
G. Oyun türküleri
Halk edebiyatý yapmak ona göre emekçi sýnýfýnýn edebiyatýný yapmanýn olmazsa olmazýdýr. Halkýn edebiyatýný yapýyorum demekle halk edebiyatý yapýlamayacaðýný bilir Gökçe. Enver Gökçe’nin, “Ýyi bir sanatçý olmak için önce, kendi halkýný sevmesi daha doðrusu bu halkýn içinden bu halkýn en devrimci sýnýfýna baðlýlýk göstermesi, içtenlikle bunu yapmak þarttýr” demesi, bana, ülkesinin içinde bulunduðu en önemli sorunlarýn baþýnda, “aydýn/ aydýnlanma” sorununun geldiðini, Rusya aydýnýnýn deðer yargýlarý ile Rusya halkýndan uzaklaþmasýnýn on dokuzuncu yüzyýl Rusyasý’nýn kýrýlma noktasýnýn temelini oluþturduðunu fark eden ilk Rus sanatçýsýnýn Puþkin olduðunu belirten Dostoyevski’yi anýmsattý.
Son olarak, "Enver Gökçe þiirinin" özelliklerini genel olarak özetlemem gerekirse: Sýnýf edebiyatý yapan, hayatý seven ve sevdiren, sosyal içeriði, estetik yaný güçlü olan þiirlerinin, þiirin çýtasýný sürekli yükselten, þiirin destanýný, müziðini, türküsünü, aðýtýný þiirlerinde yazan, yerelden evrensele ulaþma kaygýsý duymadan evrensel þiirin önemli temsilsileri arasýnda olan, özgünlüðe özenmeden, -özgün þiirler yazan, yaþamý gibi þiiri de kendine özgü olan, ideolojisinin þiirini yazmaktan, kendi þiirini yazmayan, aþk'a bile ideolojik bakan Pablo Neruda’nýn þiirine, hayat anlayýþýna, ideolojisine tutkun olan, deðerlerine yabancýlaþmadan hayatta kalmanýn ve kendini ifade etmenin ansiklopedisidir. O'nun þiiri; Anadolu insanýnýn acýlarýný, bir baþtan bir baþa dolaþmakla kalmamýþ; insanýn nefes aldýðý her yere ayak basmýþtýr. Hayatýn ona sunduðu acýlardan beslendiði kadar beslemiþtir insaný/ insanlýðý. Þiiri gibi, kiþiliðinin de en belirgin özelliði, insana ve kendisine özgü tüm acýlarý, eziklikleri, yalnýzlýklarý, yoksulluklarý, aðrýlarý, yoksunluklarý... taþýmayý bilmesidir. Yüreðinde açan her çiçek solmadan onunla birlikte topraða gitmiþtir. Ýçindeki toplum korosunun sesini dinlemiþ, ben'inin sesini kendisine yasaklamýþtýr. Böyle ulvi bir kazanýma bedel ödemeden ulaþamazsýnýz. Gökçe, bu bedelle " erkek Enver'"i gömmüþtür yaþarken. Saðlýk sorunlarýnýn periþan ettiði þair, ilkelerinin ve umudun karþýsýnda baþýný eðmemiþtir hiçbir zaman. Gökçe'nin þiiri ve þiirinin yazýnýmýzdaki yeri herkes tarafýndan anlaþýlmýþtýr/ anlaþýlacaktýr. Ben kiþisel duygularýna þiirinin kapýsýný kapatan, kiþisel acýlarýný þiirleriyle paylaþmayan, gözyaþlarýný hiçbir sözcüðün silmediði Enver Gökçe'den bana ne kaldý diye sordum kendime.
Þiirlerinde, hayatýnýn her evresinde tanýk olduðum bir insan tanýdým. Anladým ki bana kalan mirasý layýðýyla taþýma sorumluluðu, þair Enver Gökçe benim þairimdir deme onuru, yalnýzlýðýmda sýðýndýðým bir dostun varlýðý, insana dair tüm acýlarýn ortaðý olma bilinci, bedel ödeme kaygýsý ve korkusu duymadan hayatta kendini, -kendin için, ifade etme, onuruyla sahiplendiklerini yine ayný onurla mezara götürme ayrýcalýðý kaldý.
30/ 04/ 2009-Mersin
Ýlk Yayým: Kültür Çaðlayaný, 2. Sayý, 2010.
Bedriye KORKANKORKMAZ
"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...
