Tarýk Dursun K.
Sonra Denizler, Sonra sonralar, Sonra Sonralar...
Barýnak biraz uzakçaydý bize, ama sefere çýkmamýþ tekneleri buradan da rahatlýkla görebiliyorduk. Karýsý çay yapmýþ (ben ilk bakýþta çay sanmýþtým), ucuz yeþilimsi cam bardaklarda getirdi; renginden deðil, kokusundan anladým, adaçayýydý.
Bir yandan að onarýyor, bir yandan basýk ve bodur bir hasýr sandalyenin üstündeki tablaya durup durup býraktýðý dumaný uzayan cigarasýný içiyordu.
"Babam uzun kýþ gecelerinde, balýða çýkmadýðý günlerin gecelerinde bize anlatýrdý," dedi gözlerini aðýn kopuklarýna hýzla girip çýkan iðden ayýrmadan." Hazreti Allah dünyamýzý altý günde yaratmýþmýþ. Altýncý günden sonra gelen o yedinci günde dinlenmeye çekilmiþ. Elleri dünyamýzýn çamurundan výcýk výcýkmýþ. Arýnýp yuðmak için su aranmýþ, ellerini açýp gökyüzünden dünyaya uzatmýþ. "Su ol!" demiþ, su olmuþ, kainat kadar kocaman ellerinin çamurlarýný Ege denizinde yýkamýþ ve uçsuz bucaksýz su denizi tuza kesmiþ, yüzünde binlerce adacýk olmuþ. Adacýklarýn üstünde yeþil otlar bitmiþ, aðaçlar fýþkýrmýþ, topraðýn karný gebe kalmýþ."
Kadýn eþiðe yakýn oturmuþtu, tepsi kucaðýnda, suskun bizi dinliyordu.
"Babamýn anlattýðýna göre, sularýn altýnda yeniden hayat olmuþ, baþka sulardan baþka kollar gelmiþ; mesela, en yukarýdan, Karadeniz'den, hatta Marmara denizinden gelmiþ, Ege'yi baþka denizlerle bitiþtirmiþ. Kendi içlerindeki deniz yaratýklarýný da bu yeni sulara taþýmýþ. Eski sularýn sahipleri kendilerine bu yeni sularý mekân tutmuþlar.
Deniz kayalarýnda, kovuklarda gelip gelip yuvalanmýþlar; bölünmüþler, birleþmiþler, çoðalmýþlar.
Ege'nin tuzunda gözleri yanýp kavrulan kayabalýklarý, alabalýklar, sazanlar, turnalar, kýlýçkuyruklarý, mersinler, benekli alacalar, mavi guramiler, daniyolar, sakallý balýklar, rasborlar, neonlar, tetralar, melekler, süpürgeler denizi býrakýp akarsulara, derelere, ýrmaklara çýkmýþlar."
Masal mýydý anlattýklarý, söylence ya da yakýþtýrma mýydý? Yoksa, uyduruyor muydu?
Denizden doðru bir esinti çýkageldi, içimiz birden serinledi, sýcaðý duyduk, sonra hiç duymadýk.
Baþýný kaldýrdý iþinden, iðe sanlý ipi gevþetmeden denize baktý, baþucumuzdaki yaþlý incirin yapraklan kýmýldayýp hafifçe hýþýrdadýlar.
"Ýmbat bu," dedi. "O da olmasa, Ege'nin kýyý kasabalarýyla gözün gördüðü görmediði onca adalar insaný yazýn sýcaðýnda yanar, kavrulup piþer alimallah."
Haklýsýn diye baþýmý salladým. Esinti sabahtan bu yana sýcaktan sýrtýmýza yapýþmýþ incecik tiþörtlerimizin terini kurutuyordu. Nicedir seslerini pek duymadýðým cýrcýr böcekleri aðaçlarda yeniden çýnçýnladýlar.
"Sonra denizlerin sularýnda tuza dayanaklý, tuzu sever yeni balýklar türemiþler. Neler miymiþ onlar? Bak, sayayým sana; sardalyeler, hamsiler, mersinler, çekiçler, torpiller, yýlanbalýklarý, somlar, barlamlar, sinaðritler, turnalar, denizatlarý, kirpiler, diller, deniztavuklarý, barbunlar, tekirler, gümüþler, tonlar, kýlýçlar, yayýnlar, testereler, kedibalýklarý, mercanlar, ringalar, mercanlar, izmaritler, kolyoslar, köpekbalýklarý, kaþolotlar, vatozlar, kýzýl orkinoslar, yunuslar, kefaller, çipuralar, kalkanlar, uskumrular, platikalar, öksüzler, deniziðneleri, fakahalarmýþ."
Karýsýna döndü;
"Hani adalarýmýzý tazelemedin ya haným?" dedi þakacýktan kýrgýn bir sesle.
Kadýn doðruldu, bacaklarýnýn romatizmalarýný belli etmemeye çalýþarak sözde dik yürüyormuþ gibi yapýp evden içeri girdi.
"Þimdi o balýklarýn birçoðu bu Ege'de yok, yitmiþ, gitmiþler. Diplerdeki kovulduklarý yerle yeksan edilmiþ. Onlar da almýþlar baþlarýný, 'bu Ege bize haram artýk, kalkalým, göç eyleyelim' demiþler, çekip baþka denizlerin baþka sularýna akýn etmiþler. Bizim için adý var, kendi yok balýklar olmuþlar hepsi de."
Kadýn bir çýrpýda kopup adalarýmýzý getirdi, sýrayla (kuþkusuz önce konuklara) ikram etti. Aldým ve içerken yabani kokusunu yavaþça içime çektim.
" Bu deniz çok adam yemiþtir, yesin, hakkýdýr, çünkü biz de onu yedik, hem de doymak bilmez bir iþtahayla," dedi adaþým yudumlarken. "Deniz hiçbir þeyi unutmaz. Bu unutmazlýk balýklarda da vardýr, bilir misin? Babamdan ne gördümse ben de aynýsýný yaptým. O da babasýndan görmüþmüþ, onun babasý da babasýndan. Deniz nankör deðildir, aza kanaat ettin mi, o da karþýlýðýnda çoðunu verir sana, cömertlik eder."
Uzun, sarý naylon aðý býraktý elinden.
" Yakar mýsýn?"
" Ben býraktým, çok oldu," dedim.
" Denizde adamý yalnýz býrakmaz bu meret," dedi, yeni bir cigara yaktý.
Ýçini çekti. Göz göze gelmemeye çalýþarak;
"Tabii, bu benim sana anlattýklarým, bir zamanlardý, bir zamanlarmýþ," dedi. "Onlardan geriye cansýz bir hayalimiz bile kalmadý, bir resmimiz yani. Her þeyi elbirliðiyle, açgözlülüðümüzle hikâye ettik, her þeyi çenemize vurdurduk."
Tarýk Dursun K.
"Tarýk Dursun K." bütün yazýlarý için týklayýn...
Barýnak biraz uzakçaydý bize, ama sefere çýkmamýþ tekneleri buradan da rahatlýkla görebiliyorduk. Karýsý çay yapmýþ (ben ilk bakýþta çay sanmýþtým), ucuz yeþilimsi cam bardaklarda getirdi; renginden deðil, kokusundan anladým, adaçayýydý.
Bir yandan að onarýyor, bir yandan basýk ve bodur bir hasýr sandalyenin üstündeki tablaya durup durup býraktýðý dumaný uzayan cigarasýný içiyordu.
"Babam uzun kýþ gecelerinde, balýða çýkmadýðý günlerin gecelerinde bize anlatýrdý," dedi gözlerini aðýn kopuklarýna hýzla girip çýkan iðden ayýrmadan." Hazreti Allah dünyamýzý altý günde yaratmýþmýþ. Altýncý günden sonra gelen o yedinci günde dinlenmeye çekilmiþ. Elleri dünyamýzýn çamurundan výcýk výcýkmýþ. Arýnýp yuðmak için su aranmýþ, ellerini açýp gökyüzünden dünyaya uzatmýþ. "Su ol!" demiþ, su olmuþ, kainat kadar kocaman ellerinin çamurlarýný Ege denizinde yýkamýþ ve uçsuz bucaksýz su denizi tuza kesmiþ, yüzünde binlerce adacýk olmuþ. Adacýklarýn üstünde yeþil otlar bitmiþ, aðaçlar fýþkýrmýþ, topraðýn karný gebe kalmýþ."
Kadýn eþiðe yakýn oturmuþtu, tepsi kucaðýnda, suskun bizi dinliyordu.
"Babamýn anlattýðýna göre, sularýn altýnda yeniden hayat olmuþ, baþka sulardan baþka kollar gelmiþ; mesela, en yukarýdan, Karadeniz'den, hatta Marmara denizinden gelmiþ, Ege'yi baþka denizlerle bitiþtirmiþ. Kendi içlerindeki deniz yaratýklarýný da bu yeni sulara taþýmýþ. Eski sularýn sahipleri kendilerine bu yeni sularý mekân tutmuþlar.
Deniz kayalarýnda, kovuklarda gelip gelip yuvalanmýþlar; bölünmüþler, birleþmiþler, çoðalmýþlar.
Ege'nin tuzunda gözleri yanýp kavrulan kayabalýklarý, alabalýklar, sazanlar, turnalar, kýlýçkuyruklarý, mersinler, benekli alacalar, mavi guramiler, daniyolar, sakallý balýklar, rasborlar, neonlar, tetralar, melekler, süpürgeler denizi býrakýp akarsulara, derelere, ýrmaklara çýkmýþlar."
Masal mýydý anlattýklarý, söylence ya da yakýþtýrma mýydý? Yoksa, uyduruyor muydu?
Denizden doðru bir esinti çýkageldi, içimiz birden serinledi, sýcaðý duyduk, sonra hiç duymadýk.
Baþýný kaldýrdý iþinden, iðe sanlý ipi gevþetmeden denize baktý, baþucumuzdaki yaþlý incirin yapraklan kýmýldayýp hafifçe hýþýrdadýlar.
"Ýmbat bu," dedi. "O da olmasa, Ege'nin kýyý kasabalarýyla gözün gördüðü görmediði onca adalar insaný yazýn sýcaðýnda yanar, kavrulup piþer alimallah."
Haklýsýn diye baþýmý salladým. Esinti sabahtan bu yana sýcaktan sýrtýmýza yapýþmýþ incecik tiþörtlerimizin terini kurutuyordu. Nicedir seslerini pek duymadýðým cýrcýr böcekleri aðaçlarda yeniden çýnçýnladýlar.
"Sonra denizlerin sularýnda tuza dayanaklý, tuzu sever yeni balýklar türemiþler. Neler miymiþ onlar? Bak, sayayým sana; sardalyeler, hamsiler, mersinler, çekiçler, torpiller, yýlanbalýklarý, somlar, barlamlar, sinaðritler, turnalar, denizatlarý, kirpiler, diller, deniztavuklarý, barbunlar, tekirler, gümüþler, tonlar, kýlýçlar, yayýnlar, testereler, kedibalýklarý, mercanlar, ringalar, mercanlar, izmaritler, kolyoslar, köpekbalýklarý, kaþolotlar, vatozlar, kýzýl orkinoslar, yunuslar, kefaller, çipuralar, kalkanlar, uskumrular, platikalar, öksüzler, deniziðneleri, fakahalarmýþ."
Karýsýna döndü;
"Hani adalarýmýzý tazelemedin ya haným?" dedi þakacýktan kýrgýn bir sesle.
Kadýn doðruldu, bacaklarýnýn romatizmalarýný belli etmemeye çalýþarak sözde dik yürüyormuþ gibi yapýp evden içeri girdi.
"Þimdi o balýklarýn birçoðu bu Ege'de yok, yitmiþ, gitmiþler. Diplerdeki kovulduklarý yerle yeksan edilmiþ. Onlar da almýþlar baþlarýný, 'bu Ege bize haram artýk, kalkalým, göç eyleyelim' demiþler, çekip baþka denizlerin baþka sularýna akýn etmiþler. Bizim için adý var, kendi yok balýklar olmuþlar hepsi de."
Kadýn bir çýrpýda kopup adalarýmýzý getirdi, sýrayla (kuþkusuz önce konuklara) ikram etti. Aldým ve içerken yabani kokusunu yavaþça içime çektim.
" Bu deniz çok adam yemiþtir, yesin, hakkýdýr, çünkü biz de onu yedik, hem de doymak bilmez bir iþtahayla," dedi adaþým yudumlarken. "Deniz hiçbir þeyi unutmaz. Bu unutmazlýk balýklarda da vardýr, bilir misin? Babamdan ne gördümse ben de aynýsýný yaptým. O da babasýndan görmüþmüþ, onun babasý da babasýndan. Deniz nankör deðildir, aza kanaat ettin mi, o da karþýlýðýnda çoðunu verir sana, cömertlik eder."
Uzun, sarý naylon aðý býraktý elinden.
" Yakar mýsýn?"
" Ben býraktým, çok oldu," dedim.
" Denizde adamý yalnýz býrakmaz bu meret," dedi, yeni bir cigara yaktý.
Ýçini çekti. Göz göze gelmemeye çalýþarak;
"Tabii, bu benim sana anlattýklarým, bir zamanlardý, bir zamanlarmýþ," dedi. "Onlardan geriye cansýz bir hayalimiz bile kalmadý, bir resmimiz yani. Her þeyi elbirliðiyle, açgözlülüðümüzle hikâye ettik, her þeyi çenemize vurdurduk."
Tarýk Dursun K.
"Tarýk Dursun K." bütün yazýlarý için týklayýn...
