ÇAMURA HAYAT VEREN KIZ... / Tuncay ARSLAN
Tuncay ARSLAN

Tuncay ARSLAN

ÇAMURA HAYAT VEREN KIZ...



Tablolarýn gülümseyen yüzleri ve yakmayan sýcaklýklarý Foça'nýn sonbaharýna eþitleniyor; dingin havanýn ortaklýðýyla sessizlik içerisinde bana bakýyorlardý. Çapalý kýzlar ellerinde gereçleri, aletleri ile sanki bir fotoðrafçýya poz verir gibiydiler.. Biraz utangaç, biraz yorgundular. Ama tümünün de yüzlerinde gülümseme hiç eksik deðildi. Emek ve sevgi ile topraðý iþlerken birisi sanki onlara '' Haydi kalkýn; sizi sonsuzluða nakþedeceðiz.'' demiþ; onlar da kendilerine seslenen kiþiye dönüp bakmýþlar; içlerindeki bitmez tükenmez mücadeleyi, saflýðý, temizliði ve gülümsemeyi yüzlerine yansýtmýþlardý. Bir renk cümbüþü içindeydiler. Ýnsaný yormayan, canlý renklerin içerisinde doðaya üstün gelmeye çalýþýyorlardý. Doðayý bozmayan, doðayla iç içe; doðanýn renklerini yansýtýyorlardý.

Hamidiye Türkan Kurt'un ''Çapalý Kýzlar'' adýný verdiðim tablosundan böylesine etkilenmiþim demek ki. Resimden pek anlamadýðým halde bir resimle ilgili böylesine yorum yapabilmek o resimlerin büyüleyiciliðinden ve resimleri yapan kiþinin o resimlere yukarýda söylediðim özellikleri vermesinden ve bu özelliklere sahip olmasýndan kaynaklanýyor.

''Köyde büyüdüm ben. Aðaçlarla, otlarla, çiçeklerle, hayvanlarla, dere, tepe ve her çeþit canlý cansýz varlýklar ile iç içe oldum. Onlarla beraber büyüdüm, beraber yaþadým. Köyümüz yaylalara çýkan Yörüklerin geçiþ yerindeydi. Develeriyle gelirlerdi; atlarý, eþekleri, katýrlarý ve diðer hayvanlarýyla. Köye uzak bir yerde konaklarlardý. Ben hemen giderdim yanlarýna. Onlarýn eþyalarý, giyimleri, davranýþlarý çekerdi beni. Onlar köyümüzden ayrýlana kadar ben de onlarla olurdum. Onlarýn uðraþlarý ve doða ile mücadelesi bana örnek oldu. Onlarýn yanýnda hiç durmaz, mutlaka bir þeyler yapardým. En sevdiðim uðraþlardan biri de çamurdan küçük nesneler ve heykelcikler yapmaktý. Yani bir anlamda çamura hayat vermekti. Böyle baþladý içimdeki resim ve mask yapma; çamurla uðraþma tutkusu. Ve o günlerden bugüne geldim.”

Hamidiye Türkan'ýn yaþadýðý zorluklardan söz etmeyeceðim. Nihayetinde o, yaþadýðý tüm zorluklarýn üstesinden sabýr ve mücadele ile gelmiþ; bugün mutluluklarýn ve gülümsemelerin resmini çizmekte.

''Sonsuzluða Giden Yol'' tablosunda yalnýzlýðýný deðil özgürlüðünü doðayla iç içe göstererek can alýcý renklerle estetize etmekte, gözümüzün içine sokmaktadýr. Atlar uygarlýk tarihinin önemli bir mihenk taþý olarak bugün olmasa bile geçmiþte yerini korumuþtur. Atlar uygarlýðýn bugüne ulaþmasýna çok büyük katký sunmuþlardýr ama genelde hep koþan, savaþlarda kullanýlan, üzerinde bir erkeðin olduðu þekliyle betimlenmiþlerdir. Ama Hamidiye Türkan’ýn atlarý kendi haliyledir 'Atlar' tablosunda. Bir dere, bir çeþme kenarýnda; bir çayýrlýkta ''Artýk bize dokunmayýn!'' dercesine kendi hallerinde otlamaktadýrlar. O güzel atlar, o iyi insanlarla birlikte çekip gitmiþlerdir sanki.

Hamidiye Türkan Kurt Foça'da suyu, topraða iþleyen; mücadeleden yýlmayan; yaratan, üreten Anadolu kadýnýný temsil etmektedir. Dün elinde çapasýyla tarlada; sýrtýnda heybesiyle keçilerin peþindeyken; bugün elinde makasýyla, küreðiyle... çiçekleri, fidanlarý ve aðaçlarý ile uðraþmakta; evinin bahçesinde sevimli köpekleri ile iç içedir. Fýrçasý ile de Anadolu kadýnýnýn modern sanattaki yerini estetik boyutuyla yansýtmaktadýr.


Tuncay ARSLAN




21 Ekim 2011 Cuma / 2202 okunma



"Tuncay ARSLAN" bütün yazýlarý için týklayýn...