Bedriye KORKANKORKMAZ
GELENEKLERE VE TABULARA KELEPÇE TAKAN, ÝNSANLIÐIN YILMAZ SAVUNUCUSU: VÝRGÝNA WOOLF
Woolf’un Ailesi, Çocukluðu ve Evlilikten Beklentisi
Kendi yazarýný seçmesi okuyucuyu hem aydýnlatýr hem de derinlemesine bilinçlenmesine yardýmcý olur. Bu duygularla yazar Mina Urgan’ýn Virginia Woolf incelemesini okudum. Virginia Woolf’un yaþadýklarýný, yaþadýklarýnýn onu kiþiliði ve eserleri üzerindeki yansýmalarýný derinlemesine anlamadan onun ne yazýn dehasýna ne de insan yanýna yakýn olamayacaðýmý algýladým. 18 bölümden oluþan eseri yazýmda 10 konu baþlýðýyla deðerlendirdim konular arasý geçiþlerdeki daðýnýklýðý önlemek için. Eseri okurken kendime þu sorularý sordum: “Wollf’un yazýn dehasýndan geriye bize ne kaldý? O’nu günümüz yazarý yapan gerçek nedir? Onu dönemi içerisindeki roman yazarlarý ile eleþtirmenlerden ayýran baþlýca kiþilik özellikleri nelerdir? Okuyucuya bakýþý nasýldýr? Niçin benim yazarýmdýr Virginia Woolf? Bu ve buna benzer sorularýn izini sürdüm yazarken.
Gördüm ki týpký ünlü düþünür Nietzsche gibi o da delilik nöbetleri sayesinde aklýnýn köþe bucaklarýný keþfetmiþ. Victoria Çaðý’nýn önde gelen yazarlarýndan Sir Leslie Stephen’ýn kýzý olarak 1822'de Londra’da dünyaya gelmiþ. Ýlk evliliklerini baþka insanlarla yapan anne ve babasýnýn, ilk eþlerinden olan çocuklarýyla birlikte toplamda beþ çocuklarý olmuþ. Çocukken erkek kardeþinin cinsel tacizine maruz kaldýðý için hayatý boyunca cinsellikten nefret etmiþ; bu nefreti yüreðinden Leonard Woolf gibi mükemmel bir eþ bile silememiþ. Her türlü cinsellikten, þehvetten ve tutkudan arýnmýþ, bir kadýnýn bir erkekle bir erkeðin de bir kadýnla birbirlerinin yaþamýna dostluklarýyla anlam kattýklarý iliþkidir onun evlilikten beklentisi. Eþi kocasý deðil; eleþtirmeni olmuþ. Eþinin kendisi gibi ünlü bir kadýn yazarla tutkulu bir aþk yaþamasýný da bu yüzden anlayýþla karþýlamýþ. Eþi, Virginia’dan hiçbir erkeðe veremeyeceði ‘kadýnlýðýný’ istediðini sonradan algýlamýþ. Onun parçalanmýþ ruh hali hayatý boyunca; ne mutlu olmasýna ne anne olmasýna ne de kendisini tam bir insan gibi hissetmesine izin vermiþ.
Virginia, evin tüm sorumluluðuyla ilgilendiði için annesinin kýrk sekiz yaþýnda öldüðüne, babasýnýn refah içinde bir hayat sürdürdüðünden yetmiþ iki yaþýna kadar yaþadýðýna, Dictionary of National Biography gibi önemli bir yapýtý ürettiðine, erkek kardeþi Adrian’ýn hayatýný dünyaya gelmeden mahvettiðine, babasýnýn kendisine köpeði kadar önem verdiðini belirtmek için, yürüyüþe çýktýðýnda köpeðiyle birlikte kýzýný da çaðýrdýðýna inanmýþ.
Týpký Kafka gibi ömrü boyunca babasý ile giriþtiði içsel çatýþmadan kendisini kurtaramamýþ. Ýntiharýndan birkaç ay önce her zaman öfkeden yerden yere vurduðu babasý hakkýnda 22 Aralýk 1940’da þunlarý yazmýþ günlüðünde: “Ne kadar güzeldiler onlar, o yaþlý insanlar… Yani babamla annem demek istiyorum. Öyle sade, öyle açýk seçik, tedirginlikten öyle uzaktýlar ki… Eski mektuplarýn ve babamýn anýlarýnýn þurasýný burasýný okudum. Annemi seviyordu. Ah, öyle saf, öyle aklý baþýnda, öyle saydamdý ki! Onlarýn yaþamý ne kadar huzurlu, hatta ne sevinçli görünüyor bana: Çamur yok, girdaplar yok. Ve öyle insanca ki!)” (s.25).
Woolf’un Asiliði
Onun asi kiþiliðinin izlerini Kendine Ait Bir Oda ile 1938’de yayýmlanan üç denemeden oluþan “Three Guineas” eserlerinde görmek mümkün. Onun feministliði erkeklerinin riyakârlýðý ile bencilliðine baþkaldýrýdýr bence. Oxford’da 1920 yýlýnda kadýnlar kabul edilmiþ üniversiteye. Cambridge de, kadýnlara sadece “ titular” denilen türden diplomalar verilmiþ. Bu diplomanýn saðladýðý hiçbir olanaktan yararlanamýyorlarmýþ kadýnlar. Virginia, aydýn bir babanýn kýzý olarak kendisini babasýnýn zengin kütüphanesinden yararlanarak eðitmiþ, erkek kardeþi Cambridge’de eðitim görmüþ. Kadýnlarýn özellikle ekonomik olarak 19.yüzyýlda bu denli yoksul olmalarýna da içerlenmiþ. Bu konuda birçok yanýlgýsý olduðu gerçek. Örneðin, okuyan, yazan ve düþünen kadýnýn kendisine ait bir odasý ile geçimini saðlayacak parasý olmasýný savunmuþ önceleri.1892'de sýnýflar ve ýrklar arasýnda ayrýmcýlýk yapýldýðý gerçeðini kanýksamýþ ve insanlýðýn önündeki en büyük engelin ayrýmcýlýk ve eþitsizlik olduðunu algýlamýþ Virginia.
Woolf’un Eleþtirmenliði
Onun eleþtirmenliðini kiþiliðinden ayrý tutamayýz. Mina Urgan, yazarýn “The Common Reader’deki ( Ölümünün akabinde "Sýradan Okuyucu" adý altýnda eþi tarafýndan kitaplaþmýþ) eleþtiri yazýlarý hiçbir roman kaleme almamýþ olsaydý da onu Ýngiliz edebiyatýnýn önde gelen yazarý yapardý tespitinde oldukça haklý. Woolf, yirmi üç yaþýndayken yazdýðý eleþtiri yazýlarýný ölene dek yazmayý sürdürmüþ. Onun Times gazetesinin edebiyat ekindeki, kendi isteðiyle kaleme aldýðý yüz elliden fazla eleþtiri yazýsý ile denemesi günümüzde de geçerliliðini korumuþ/ koruyacak türden. Woolf: “Sýradan okuyucularla ayný görüþleri paylaþmak beni sevindirir; çünkü edebiyat alanýnda kimin onurlandýrýlacaðý, sýradan okuyucunun yazýnsal önyargýlarla bozulmamýþ olan saðduyusu sayesinde belirlenir genellikle” diyerek eleþtiri yazýlarý hakkýndaki görüþlerini özetlemiþ. (s.60).
Chaucer, Montaigne, Defoe, Addison, Jane Austen, George Eliot gibi ünlü yazarlarla birlikte Duchess of Newcastle, Geraldine Jewsbury, ya da din adamlarý Woodforde ve John Skinner gibi adý saný duyulmamýþ kiþileri inceleyip onlar üzerine denemeler yazmýþ olmasý onun eleþtirmenliði hakkýnda hatýrý sayýlýr tüyolar vermiþtir bize. Okuyucunun eleþtirmeni Woolf, üniversite eðitimi almadýðýndan kendisini sýradan bir okuyucu olarak algýlamýþ. Alçak gönüllü olduðu kadar akademik eleþtirmenler gibi ukalâ da deðilmiþ. Baþka eleþtirmenlerin yazýlarýný düzeltmeye kalkmaz, onlarýn yazýlarý hakkýnda ahkâm da kesmezmiþ. Ele aldýðý yazarlarý parçalamadýðý gibi onlara karþý oldukça hoþgörülü yaklaþýrmýþ. Sistemli ve nesnel bir tutum benimsemediði için, her okuyucu gibi okuduðu kitap hakkýndaki kiþisel izlenimlerini paylaþýrmýþ okuyucuyla. Okurluluðunu ölene dek sürdürmüþ yazarla, birçok ortak düþünlerimizden birisi de Rus roman yazarý Dostoyevski hakkýndaki deðerlendirmesidir. Avrupalý yazarlar arasýnda hiçbirinin insan ruhunun karanlýk derinliklerine Dostoyevski kadar inmediðini, Dostoyevski’nin okuyucuyu çok derin uçurumlarýn en dibine atýp atýp, sonra da gün ýþýðýna çýkarmasýný, her þeyi ama her þeyi gerçekten ve anlayýþla görmemizi saðlamasýný o dönemde Virginia Woolf’tan baþka hiçbir eleþtirmen bu denli derinlemesine kavrayamamýþ ve bu þekilde ifade etmemiþtir.
Woolf’un Lezbiyenliði
Yazarýn lezbiyen eðilimler besleyen eserlerine dair Mina Urgan’ýn çözümlemeleri tekrar tekrar okunacak türdendir. Erkekleri çekilmez yaratýklar olarak algýlamýþ olan yazarýn kadýnýn kadýnla iliþkisini övdüðünü öðreniyoruz Mrs Dalloway’da. Eserin baþkahramaný, geçliðinde Sally Seton’a âþýkmýþ. Ve iki kýz dudak dudaða öpüþmüþ. Yine “Moments of Being” (Var Olma Anlarý) öyküsünde de buna benzer bir konuyu ele almýþ yazar. Öyküde Fanny Wilmott’un piyano öðretmeni Julia Cray’ýn lezbiyen eðilimleri beslediði açýktýr. Yazarýn cinsel tercihini kadýnlardan yana yapmasýnýn bana göre baþat etkeni kadýnlarý erkeklerden daha güvenilir bulmasýdýr. Kadýnlarda aradýðý gerçekten seks ya da cinsel þehvet deðil; anne ve babasýnýn ona veremediði sevgidir. Yazar; kendisine emek veren kadýna; yani: emeðe âþýktýr gerçekte. Týpký kendisine büyük bir özveriyle bakan, ondan sevgisini ve þefkatini esirgememiþ Violet Dickinson’a âþýk olduðu gibi. V. Woolf ile Vita Sackville-West’in birbirlerine âþýkmýþ. Ýki kadýnýn aþký Woolf’un eserleri arasýnda bir baþyapýt deðeri taþýyan “Orlando”ya konu olmuþ.
Modernist Edebiyat ve Woolf
Woolf’ un lezbiyen eðilimler besleyen eserlerinden dolayý onun sadece kadýn gerçeðiyle ilgilenmediðini anlamamýz için; 1924’te “Mr. Bennett ve Mrs Brown” baþlýklý eleþtiri yazýsýnda insan doðasýnýn deðiþimde milat sayýlacak þu çarpýcý tespiti yaptýðýný hatýrlamamýz yeterli: “Aþaðý yukarý Aralýk 1910’da insan doðasý deðiþti” (s.63) Yazarýn roman sanatýnda yapmak istediði/ yaptýðý deðiþiklikleri doðru tanýmlayabilirsem; onun romanlarýný bir baþtan bir baþa kuþatmýþ olan asi kiþiliðine de yakýn olabilirdim. Bu yüzden onun geleneksel yazýn anlayýþýna neden karþý olduðunu merak ettim. Ona göre Modernist yazýn anlayýþý, yeni biçimden öte var olan tüm kalýplarý kýrmak, var olan ve var olacak her þey için yeni bir ifade biçimi bulmaktý. Woolf, Arnold Bennett, Galsworthy ya da Wells gibi dönemin ünlü romancýlarýn gerçekçiliðinin, yaþamýn çýplak gerçeklerini yansýtmaktan uzak, basmakalýp, yapay boþ bir gelenek olduðunu þiddetle savunmuþtu. “Modern Fiction” baþlýklý denemesinde gerçekçi romancýlar hakkýnda þunlarý yazmýþ: “Eðer bir yazar bir köle olmayýp, özgür bir insan olsaydý; yazmasý bekleneni deðil, kendi canýnýn istediðini yazabilseydi; yapýtýnýn temelini herkesçe kabul edilen görüþler üstüne deðil; kendi duyduklarý üstüne kurabilseydi; ne olaylar örgüsü olurdu, ne komedya, ne tragedya ne de aþk öyküsü” (s.66–67).
Woolf’un Roman Sanatý Serüveni
Woolf’un roman sanatýnda kendisine özgü bir sanat anlayýþý yaratma serüvenini Mina Urgan ayrýntýlarýyla okuyucuya paylaþmýþ. Post –empresyonist ressamlarýn resimde yaptýklarýný romanda yapmak, elle tutulur olgular deðil, izlenimleri vermek, kiþi ya da kiþilerin duygu ve düþüncelerine kendi yorumunu eklemeden tüm çýplaklýðýyla okuyucuyla paylaþmak; zaman ve mekân içinde geçeni bir bütün olarak vermek; sinema tekniðinden yararlanarak, bir zamandan bir baþka zamana, bir mekândan baþka bir mekâna geçiþ yapmak; yazarýn romaný yönetmekten bilinç akýþý tekniði sayesinde kurtarmak; dilin akýcýlýðýnýn akan bir ýrmaðýn coþkusuyla yarýþmasý; bir baþka yazýn türü/ türleri yaratmak için öncelikle yazýlacak olan romanlarýn içeriðiyle birlikte tekniðinde de devrim niteliði taþýyan deðiþiklikler yaratmak; bilinçakýþýndan yararlanarak iç monologun romanýný yazmak; romanda toplumsal ve ahlaksal sorunlara deðinmemek; özyaþamý konu alan romanlardan uzak durmak; mümkünse romandan öte þiir kitabý okuduðunu okura düþündürecek romanlar yazmak olarak özetleyebilirim kendimce onun kendisine özgü roman sanatý algýlayýþýný. Woolf’u geleneksel romancýlardan ayýran asiliðinin ayný zamanda onu günümüz yazarý yapan en önemli özelliði olduðu gerçeðini kim yadsýyabilir?
Woolf’un Kendi Tarzýyla Yazdýðý Romanlarýndan Bazýlarý
Yazar Mina Urgan eserde Woolf’un romanlarýný tek tek çözümlediði için ben, Wollf’un belli baþlý eserlerine deðineceðim. Mrs. Dalloway, To the Lighthouse, The Waves eserlerinde ne olay örgüsü ne de kronolojik sýralama vardýr. Romanýn baþý, ortasý ve sonu planlanarak anlatýlmamýþ. Mrs. Dalloway'de tek bir günün hayata kattýðý anlam ya da anlamsýzlýðý anlatýlmýþ. Þimdiki ve geçmiþ zaman kipi geçiþleri içindeki an’ý bir bütün olarak bizimle paylaþmýþ Wollf. Romandaki Clarissa Dalloway, üst sýnýftan biri. Akþam vereceði parti için alýþveriþe çýkmýþ, eski sevgilisiyle görüþmüþ, diðer yandan savaþ yüzünden ruh hastasý olan bir genç kendini öldürmüþ. Woolf'un yazar dehasýnýn büyüklüðü bu tür ayrýntýlarda saklý. Kendine ait özgün tarzda yazdýðý romanlarýndan biri de 1927’de yayýmlanan To the Lighthouse ( Deniz Feneri) Woolf’un anne ve babasýyla geçen günlerin arkasýndan yazýlan aðýt niteliði taþýr. Bu eserin baþarýsýnda yazarýn eseri severek kaleme almasýnýn da etkisi büyük. To the Lighthouse’de Virginia, týpký Dostoyevski’nin “Budala” eserinde yarattýðý kusursuz kiþiliði olan Prens Miþkin gibi kusursuz bir diðer kiþiliðe sahip Mrs. Ramsay karakterini yaratmýþtýr. Kiþileri týpký Dostoyevski’nin kiþileri kadar sahicidir. Onlarý sahici insanlar gibi karþýmýzda duruyorlarmýþ hissine kapýlýr okuyucu.
Woolf’un Deliliði
Düþünüyorum da onun gibi duygulu ve derin duyarlýklarý olan bir insan ya tam delirebilirdi ya da tam aklý baþýnda olabilirdi. Ortasý yoktu bu iþin. Yaþadýðý acýlardan dolayý beyni eviydi. Bir odadan diðer odaya geçer gibi beyninin diðer hücresine geçmiþ. Bir insanýn beyninde ne kadar hücre varsa onun da yaþadýðý evde o kadar oda vardýr. Yüreðine beyninin elinden bir fincan çay içirdiðine yürekten inanýyorum Woolf'un.
Urgan da haklý olarak Virginia’nýn en önemli eserlerinden birisinin Mrs. Dalloway olduðunu tespitini yapmýþ. Deliliðini anlattýðý tek eseridir onun. Bence, yazarýn bu yürekli atýlýmýyla hiçbir yeni teknik boy ölçüþemezdi. Delilikle ilgili uðursuzluðu ortadan kaldýrmýþtýr bu cesareti ve dürüstlüðü sayesinde okuyucunun kafasýndan. Týpký ölen birinin mezarýndan dirilip bize öte dünyanýn gizlerini aþikâr etmesi gibi algýlanmalýdýr Mrs. Dalloway.
Woolf’un Ýntiharý
Yazarak kendini gerçekleþtiren Woolf'un, neden benim yazarým olduðunu algýladým. Zaman kavramý onda sürekli geriye dönük iþliyor söz konusu olan anýlarý ve acýlarý olduðunda. Ýçindeki hiçbir yara kabuk baðlamamýþ. Onun intiharýnýn nedenini de duygu ve düþünce duyarlýlýðýdýr. Sevginin de sevgisizliðin de insan hayatýndaki karþýlýðýný bilmesidir. Gelecek duygusunun onda kendi kiþisel beklentilerinden öte insanlýða dair beklentilerini karþýlamasýdýr bire bir. Barbar savaþlarýn, yoksulluðun, ayrýmcýlýðýn, riyakârlýðýn olmadýðý uygar ve çaðdaþ bir dünya özlemidir,..
Woolf’la Vedalaþma
Bitip tükenmeyen, yorulup uslanmayan bir duyarlýlýk ve olaðanüstü naif duygusallýðýn denizi de deðil; bence okyanusudur Virginia. Kendi gerçeðini yazarken bile kendisine karþý baþ kaldýracak denli kendisini gerçekleþtirmiþ, salt Ýngiltere’nin deðil; dünya yazýnýnýn önde gelen yazarlarýndan olan Virginia Woolf gerçeðini; bir baþka ýþýk altýnda okumak isteyen her yürekli okurun Mina Urgan’ýn, Virginia Woolf incelemesini okumalarýný öneririm bir okuyucu olarak.
Mina Urgan. Virginia Woolf. Ýnceleme. Yapý Kredi Yayýnlarý. Ýstanbul. Sayfa:242.
* Kitaplarla Söyleþi.Camgöz Yayýnlarý. Ýstanbul. S. 149156.
Bedriye KORKANKORKMAZ
"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...
Woolf’un Ailesi, Çocukluðu ve Evlilikten Beklentisi
Kendi yazarýný seçmesi okuyucuyu hem aydýnlatýr hem de derinlemesine bilinçlenmesine yardýmcý olur. Bu duygularla yazar Mina Urgan’ýn Virginia Woolf incelemesini okudum. Virginia Woolf’un yaþadýklarýný, yaþadýklarýnýn onu kiþiliði ve eserleri üzerindeki yansýmalarýný derinlemesine anlamadan onun ne yazýn dehasýna ne de insan yanýna yakýn olamayacaðýmý algýladým. 18 bölümden oluþan eseri yazýmda 10 konu baþlýðýyla deðerlendirdim konular arasý geçiþlerdeki daðýnýklýðý önlemek için. Eseri okurken kendime þu sorularý sordum: “Wollf’un yazýn dehasýndan geriye bize ne kaldý? O’nu günümüz yazarý yapan gerçek nedir? Onu dönemi içerisindeki roman yazarlarý ile eleþtirmenlerden ayýran baþlýca kiþilik özellikleri nelerdir? Okuyucuya bakýþý nasýldýr? Niçin benim yazarýmdýr Virginia Woolf? Bu ve buna benzer sorularýn izini sürdüm yazarken.
Gördüm ki týpký ünlü düþünür Nietzsche gibi o da delilik nöbetleri sayesinde aklýnýn köþe bucaklarýný keþfetmiþ. Victoria Çaðý’nýn önde gelen yazarlarýndan Sir Leslie Stephen’ýn kýzý olarak 1822'de Londra’da dünyaya gelmiþ. Ýlk evliliklerini baþka insanlarla yapan anne ve babasýnýn, ilk eþlerinden olan çocuklarýyla birlikte toplamda beþ çocuklarý olmuþ. Çocukken erkek kardeþinin cinsel tacizine maruz kaldýðý için hayatý boyunca cinsellikten nefret etmiþ; bu nefreti yüreðinden Leonard Woolf gibi mükemmel bir eþ bile silememiþ. Her türlü cinsellikten, þehvetten ve tutkudan arýnmýþ, bir kadýnýn bir erkekle bir erkeðin de bir kadýnla birbirlerinin yaþamýna dostluklarýyla anlam kattýklarý iliþkidir onun evlilikten beklentisi. Eþi kocasý deðil; eleþtirmeni olmuþ. Eþinin kendisi gibi ünlü bir kadýn yazarla tutkulu bir aþk yaþamasýný da bu yüzden anlayýþla karþýlamýþ. Eþi, Virginia’dan hiçbir erkeðe veremeyeceði ‘kadýnlýðýný’ istediðini sonradan algýlamýþ. Onun parçalanmýþ ruh hali hayatý boyunca; ne mutlu olmasýna ne anne olmasýna ne de kendisini tam bir insan gibi hissetmesine izin vermiþ.
Virginia, evin tüm sorumluluðuyla ilgilendiði için annesinin kýrk sekiz yaþýnda öldüðüne, babasýnýn refah içinde bir hayat sürdürdüðünden yetmiþ iki yaþýna kadar yaþadýðýna, Dictionary of National Biography gibi önemli bir yapýtý ürettiðine, erkek kardeþi Adrian’ýn hayatýný dünyaya gelmeden mahvettiðine, babasýnýn kendisine köpeði kadar önem verdiðini belirtmek için, yürüyüþe çýktýðýnda köpeðiyle birlikte kýzýný da çaðýrdýðýna inanmýþ.
Týpký Kafka gibi ömrü boyunca babasý ile giriþtiði içsel çatýþmadan kendisini kurtaramamýþ. Ýntiharýndan birkaç ay önce her zaman öfkeden yerden yere vurduðu babasý hakkýnda 22 Aralýk 1940’da þunlarý yazmýþ günlüðünde: “Ne kadar güzeldiler onlar, o yaþlý insanlar… Yani babamla annem demek istiyorum. Öyle sade, öyle açýk seçik, tedirginlikten öyle uzaktýlar ki… Eski mektuplarýn ve babamýn anýlarýnýn þurasýný burasýný okudum. Annemi seviyordu. Ah, öyle saf, öyle aklý baþýnda, öyle saydamdý ki! Onlarýn yaþamý ne kadar huzurlu, hatta ne sevinçli görünüyor bana: Çamur yok, girdaplar yok. Ve öyle insanca ki!)” (s.25).
Woolf’un Asiliði
Onun asi kiþiliðinin izlerini Kendine Ait Bir Oda ile 1938’de yayýmlanan üç denemeden oluþan “Three Guineas” eserlerinde görmek mümkün. Onun feministliði erkeklerinin riyakârlýðý ile bencilliðine baþkaldýrýdýr bence. Oxford’da 1920 yýlýnda kadýnlar kabul edilmiþ üniversiteye. Cambridge de, kadýnlara sadece “ titular” denilen türden diplomalar verilmiþ. Bu diplomanýn saðladýðý hiçbir olanaktan yararlanamýyorlarmýþ kadýnlar. Virginia, aydýn bir babanýn kýzý olarak kendisini babasýnýn zengin kütüphanesinden yararlanarak eðitmiþ, erkek kardeþi Cambridge’de eðitim görmüþ. Kadýnlarýn özellikle ekonomik olarak 19.yüzyýlda bu denli yoksul olmalarýna da içerlenmiþ. Bu konuda birçok yanýlgýsý olduðu gerçek. Örneðin, okuyan, yazan ve düþünen kadýnýn kendisine ait bir odasý ile geçimini saðlayacak parasý olmasýný savunmuþ önceleri.1892'de sýnýflar ve ýrklar arasýnda ayrýmcýlýk yapýldýðý gerçeðini kanýksamýþ ve insanlýðýn önündeki en büyük engelin ayrýmcýlýk ve eþitsizlik olduðunu algýlamýþ Virginia.
Woolf’un Eleþtirmenliði
Onun eleþtirmenliðini kiþiliðinden ayrý tutamayýz. Mina Urgan, yazarýn “The Common Reader’deki ( Ölümünün akabinde "Sýradan Okuyucu" adý altýnda eþi tarafýndan kitaplaþmýþ) eleþtiri yazýlarý hiçbir roman kaleme almamýþ olsaydý da onu Ýngiliz edebiyatýnýn önde gelen yazarý yapardý tespitinde oldukça haklý. Woolf, yirmi üç yaþýndayken yazdýðý eleþtiri yazýlarýný ölene dek yazmayý sürdürmüþ. Onun Times gazetesinin edebiyat ekindeki, kendi isteðiyle kaleme aldýðý yüz elliden fazla eleþtiri yazýsý ile denemesi günümüzde de geçerliliðini korumuþ/ koruyacak türden. Woolf: “Sýradan okuyucularla ayný görüþleri paylaþmak beni sevindirir; çünkü edebiyat alanýnda kimin onurlandýrýlacaðý, sýradan okuyucunun yazýnsal önyargýlarla bozulmamýþ olan saðduyusu sayesinde belirlenir genellikle” diyerek eleþtiri yazýlarý hakkýndaki görüþlerini özetlemiþ. (s.60).
Chaucer, Montaigne, Defoe, Addison, Jane Austen, George Eliot gibi ünlü yazarlarla birlikte Duchess of Newcastle, Geraldine Jewsbury, ya da din adamlarý Woodforde ve John Skinner gibi adý saný duyulmamýþ kiþileri inceleyip onlar üzerine denemeler yazmýþ olmasý onun eleþtirmenliði hakkýnda hatýrý sayýlýr tüyolar vermiþtir bize. Okuyucunun eleþtirmeni Woolf, üniversite eðitimi almadýðýndan kendisini sýradan bir okuyucu olarak algýlamýþ. Alçak gönüllü olduðu kadar akademik eleþtirmenler gibi ukalâ da deðilmiþ. Baþka eleþtirmenlerin yazýlarýný düzeltmeye kalkmaz, onlarýn yazýlarý hakkýnda ahkâm da kesmezmiþ. Ele aldýðý yazarlarý parçalamadýðý gibi onlara karþý oldukça hoþgörülü yaklaþýrmýþ. Sistemli ve nesnel bir tutum benimsemediði için, her okuyucu gibi okuduðu kitap hakkýndaki kiþisel izlenimlerini paylaþýrmýþ okuyucuyla. Okurluluðunu ölene dek sürdürmüþ yazarla, birçok ortak düþünlerimizden birisi de Rus roman yazarý Dostoyevski hakkýndaki deðerlendirmesidir. Avrupalý yazarlar arasýnda hiçbirinin insan ruhunun karanlýk derinliklerine Dostoyevski kadar inmediðini, Dostoyevski’nin okuyucuyu çok derin uçurumlarýn en dibine atýp atýp, sonra da gün ýþýðýna çýkarmasýný, her þeyi ama her þeyi gerçekten ve anlayýþla görmemizi saðlamasýný o dönemde Virginia Woolf’tan baþka hiçbir eleþtirmen bu denli derinlemesine kavrayamamýþ ve bu þekilde ifade etmemiþtir.
Woolf’un Lezbiyenliði
Yazarýn lezbiyen eðilimler besleyen eserlerine dair Mina Urgan’ýn çözümlemeleri tekrar tekrar okunacak türdendir. Erkekleri çekilmez yaratýklar olarak algýlamýþ olan yazarýn kadýnýn kadýnla iliþkisini övdüðünü öðreniyoruz Mrs Dalloway’da. Eserin baþkahramaný, geçliðinde Sally Seton’a âþýkmýþ. Ve iki kýz dudak dudaða öpüþmüþ. Yine “Moments of Being” (Var Olma Anlarý) öyküsünde de buna benzer bir konuyu ele almýþ yazar. Öyküde Fanny Wilmott’un piyano öðretmeni Julia Cray’ýn lezbiyen eðilimleri beslediði açýktýr. Yazarýn cinsel tercihini kadýnlardan yana yapmasýnýn bana göre baþat etkeni kadýnlarý erkeklerden daha güvenilir bulmasýdýr. Kadýnlarda aradýðý gerçekten seks ya da cinsel þehvet deðil; anne ve babasýnýn ona veremediði sevgidir. Yazar; kendisine emek veren kadýna; yani: emeðe âþýktýr gerçekte. Týpký kendisine büyük bir özveriyle bakan, ondan sevgisini ve þefkatini esirgememiþ Violet Dickinson’a âþýk olduðu gibi. V. Woolf ile Vita Sackville-West’in birbirlerine âþýkmýþ. Ýki kadýnýn aþký Woolf’un eserleri arasýnda bir baþyapýt deðeri taþýyan “Orlando”ya konu olmuþ.
Modernist Edebiyat ve Woolf
Woolf’ un lezbiyen eðilimler besleyen eserlerinden dolayý onun sadece kadýn gerçeðiyle ilgilenmediðini anlamamýz için; 1924’te “Mr. Bennett ve Mrs Brown” baþlýklý eleþtiri yazýsýnda insan doðasýnýn deðiþimde milat sayýlacak þu çarpýcý tespiti yaptýðýný hatýrlamamýz yeterli: “Aþaðý yukarý Aralýk 1910’da insan doðasý deðiþti” (s.63) Yazarýn roman sanatýnda yapmak istediði/ yaptýðý deðiþiklikleri doðru tanýmlayabilirsem; onun romanlarýný bir baþtan bir baþa kuþatmýþ olan asi kiþiliðine de yakýn olabilirdim. Bu yüzden onun geleneksel yazýn anlayýþýna neden karþý olduðunu merak ettim. Ona göre Modernist yazýn anlayýþý, yeni biçimden öte var olan tüm kalýplarý kýrmak, var olan ve var olacak her þey için yeni bir ifade biçimi bulmaktý. Woolf, Arnold Bennett, Galsworthy ya da Wells gibi dönemin ünlü romancýlarýn gerçekçiliðinin, yaþamýn çýplak gerçeklerini yansýtmaktan uzak, basmakalýp, yapay boþ bir gelenek olduðunu þiddetle savunmuþtu. “Modern Fiction” baþlýklý denemesinde gerçekçi romancýlar hakkýnda þunlarý yazmýþ: “Eðer bir yazar bir köle olmayýp, özgür bir insan olsaydý; yazmasý bekleneni deðil, kendi canýnýn istediðini yazabilseydi; yapýtýnýn temelini herkesçe kabul edilen görüþler üstüne deðil; kendi duyduklarý üstüne kurabilseydi; ne olaylar örgüsü olurdu, ne komedya, ne tragedya ne de aþk öyküsü” (s.66–67).
Woolf’un Roman Sanatý Serüveni
Woolf’un roman sanatýnda kendisine özgü bir sanat anlayýþý yaratma serüvenini Mina Urgan ayrýntýlarýyla okuyucuya paylaþmýþ. Post –empresyonist ressamlarýn resimde yaptýklarýný romanda yapmak, elle tutulur olgular deðil, izlenimleri vermek, kiþi ya da kiþilerin duygu ve düþüncelerine kendi yorumunu eklemeden tüm çýplaklýðýyla okuyucuyla paylaþmak; zaman ve mekân içinde geçeni bir bütün olarak vermek; sinema tekniðinden yararlanarak, bir zamandan bir baþka zamana, bir mekândan baþka bir mekâna geçiþ yapmak; yazarýn romaný yönetmekten bilinç akýþý tekniði sayesinde kurtarmak; dilin akýcýlýðýnýn akan bir ýrmaðýn coþkusuyla yarýþmasý; bir baþka yazýn türü/ türleri yaratmak için öncelikle yazýlacak olan romanlarýn içeriðiyle birlikte tekniðinde de devrim niteliði taþýyan deðiþiklikler yaratmak; bilinçakýþýndan yararlanarak iç monologun romanýný yazmak; romanda toplumsal ve ahlaksal sorunlara deðinmemek; özyaþamý konu alan romanlardan uzak durmak; mümkünse romandan öte þiir kitabý okuduðunu okura düþündürecek romanlar yazmak olarak özetleyebilirim kendimce onun kendisine özgü roman sanatý algýlayýþýný. Woolf’u geleneksel romancýlardan ayýran asiliðinin ayný zamanda onu günümüz yazarý yapan en önemli özelliði olduðu gerçeðini kim yadsýyabilir?
Woolf’un Kendi Tarzýyla Yazdýðý Romanlarýndan Bazýlarý
Yazar Mina Urgan eserde Woolf’un romanlarýný tek tek çözümlediði için ben, Wollf’un belli baþlý eserlerine deðineceðim. Mrs. Dalloway, To the Lighthouse, The Waves eserlerinde ne olay örgüsü ne de kronolojik sýralama vardýr. Romanýn baþý, ortasý ve sonu planlanarak anlatýlmamýþ. Mrs. Dalloway'de tek bir günün hayata kattýðý anlam ya da anlamsýzlýðý anlatýlmýþ. Þimdiki ve geçmiþ zaman kipi geçiþleri içindeki an’ý bir bütün olarak bizimle paylaþmýþ Wollf. Romandaki Clarissa Dalloway, üst sýnýftan biri. Akþam vereceði parti için alýþveriþe çýkmýþ, eski sevgilisiyle görüþmüþ, diðer yandan savaþ yüzünden ruh hastasý olan bir genç kendini öldürmüþ. Woolf'un yazar dehasýnýn büyüklüðü bu tür ayrýntýlarda saklý. Kendine ait özgün tarzda yazdýðý romanlarýndan biri de 1927’de yayýmlanan To the Lighthouse ( Deniz Feneri) Woolf’un anne ve babasýyla geçen günlerin arkasýndan yazýlan aðýt niteliði taþýr. Bu eserin baþarýsýnda yazarýn eseri severek kaleme almasýnýn da etkisi büyük. To the Lighthouse’de Virginia, týpký Dostoyevski’nin “Budala” eserinde yarattýðý kusursuz kiþiliði olan Prens Miþkin gibi kusursuz bir diðer kiþiliðe sahip Mrs. Ramsay karakterini yaratmýþtýr. Kiþileri týpký Dostoyevski’nin kiþileri kadar sahicidir. Onlarý sahici insanlar gibi karþýmýzda duruyorlarmýþ hissine kapýlýr okuyucu.
Woolf’un Deliliði
Düþünüyorum da onun gibi duygulu ve derin duyarlýklarý olan bir insan ya tam delirebilirdi ya da tam aklý baþýnda olabilirdi. Ortasý yoktu bu iþin. Yaþadýðý acýlardan dolayý beyni eviydi. Bir odadan diðer odaya geçer gibi beyninin diðer hücresine geçmiþ. Bir insanýn beyninde ne kadar hücre varsa onun da yaþadýðý evde o kadar oda vardýr. Yüreðine beyninin elinden bir fincan çay içirdiðine yürekten inanýyorum Woolf'un.
Urgan da haklý olarak Virginia’nýn en önemli eserlerinden birisinin Mrs. Dalloway olduðunu tespitini yapmýþ. Deliliðini anlattýðý tek eseridir onun. Bence, yazarýn bu yürekli atýlýmýyla hiçbir yeni teknik boy ölçüþemezdi. Delilikle ilgili uðursuzluðu ortadan kaldýrmýþtýr bu cesareti ve dürüstlüðü sayesinde okuyucunun kafasýndan. Týpký ölen birinin mezarýndan dirilip bize öte dünyanýn gizlerini aþikâr etmesi gibi algýlanmalýdýr Mrs. Dalloway.
Woolf’un Ýntiharý
Yazarak kendini gerçekleþtiren Woolf'un, neden benim yazarým olduðunu algýladým. Zaman kavramý onda sürekli geriye dönük iþliyor söz konusu olan anýlarý ve acýlarý olduðunda. Ýçindeki hiçbir yara kabuk baðlamamýþ. Onun intiharýnýn nedenini de duygu ve düþünce duyarlýlýðýdýr. Sevginin de sevgisizliðin de insan hayatýndaki karþýlýðýný bilmesidir. Gelecek duygusunun onda kendi kiþisel beklentilerinden öte insanlýða dair beklentilerini karþýlamasýdýr bire bir. Barbar savaþlarýn, yoksulluðun, ayrýmcýlýðýn, riyakârlýðýn olmadýðý uygar ve çaðdaþ bir dünya özlemidir,..
Woolf’la Vedalaþma
Bitip tükenmeyen, yorulup uslanmayan bir duyarlýlýk ve olaðanüstü naif duygusallýðýn denizi de deðil; bence okyanusudur Virginia. Kendi gerçeðini yazarken bile kendisine karþý baþ kaldýracak denli kendisini gerçekleþtirmiþ, salt Ýngiltere’nin deðil; dünya yazýnýnýn önde gelen yazarlarýndan olan Virginia Woolf gerçeðini; bir baþka ýþýk altýnda okumak isteyen her yürekli okurun Mina Urgan’ýn, Virginia Woolf incelemesini okumalarýný öneririm bir okuyucu olarak.
Mina Urgan. Virginia Woolf. Ýnceleme. Yapý Kredi Yayýnlarý. Ýstanbul. Sayfa:242.
* Kitaplarla Söyleþi.Camgöz Yayýnlarý. Ýstanbul. S. 149156.
Bedriye KORKANKORKMAZ
"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...
