Tülin DURSUN
ELEKTRÝK AÐACI
Ýlkokula Ýzmir’de baþladým. Babamýn ve annemin tayinleri dolayýsýyla Hadýmköy’den buraya gelmiþtik. Okula baþladýðýmda okumayý, yazmayý çoktan sökmüþtüm. Dört buçuk yaþlarýnda, çelimsiz bir kýz çocuðuydum. Aðabeyimle ayný okula gidiyorduk. O beþinci sýnýftaydý. Öðretmenim Nilüfer Haným ufacýk-tefecik, güler yüzlü, genç biriydi. Arkadaþlarýmdan önce okuryazar olmamýn bütün ayrýcalýklarýný kullanmayý biliyor, okula devamsýzlýk ediyordum.
Okulumuz eve çok yakýndý. Her sabah aðabeyimle okula giderken ilk sokaktaki simitçinin önünden geçer, ortasý delik iki buçuk kuruþlardan iki tane vererek kendimize mis gibi kokan taze gevrek alýrdýk. Akranlarým bilirler. Bizim zamanýmýzda cumartesi günleri de okul açýk olurdu. Yarým gün.
Ýzmir’de kýþ aylarý kýsa ve sert geçer. Daðdan denize doðru esen rüzgâr tenimizi kamçýlar. Ýlkbahar baþladýðýnda yaz da gelmiþ demektir. Ekim ayýnýn sonlarýna kadar denize girilir.
Yaramaz bir çocuk deðildim. Aðabeyim annemin, ben ise babamýn sevgilileriydik. Ben yine de aðabeyimi hep kýskanýrdým. Annemle babam dünyadaki her þeyi bilirlerdi. En çok da babam bilirdi.
Evimiz çok büyük deðildi. Ben ve aðabeyim hem misafir, hem de oturma odasý olarak kullandýðýmýz odada yatardýk. Eþyalarýmýz açýlýp kapanan, kolay taþýnan ahþaptan yapýlmýþtý. Birkaç sandalye, masa, büfe, iki koltuk. Ayrýca annemlerin yatak odasý vardý.
Bizim oyuncaðýmýz pek olmadý. Olanlarý da babamýn aðabeyime yaptýðý çember, annemin bana yaptýðý bez bebeklerdi. Benim sevdiðim tek oyuncaðým ise içinde birçok küçük insanýn yaþadýðýný sandýðým, elleyip de bozmayalým diye eriþemeyeceðimiz bir yerde duran radyomuzdu. Kocaman iki pile baðlý olarak çalýþýyordu. Anýmsadýðým kadarýyla ya radyodan, ya da pillerden çýkan kablolarýn bir ucunu babam arada bir topraða gömerdi.
“Toprak elektrik verecek!” Diyordu.
“Þimdi bizim elektrik aðacýmýz mý olacak baba?”
“Önce biraz sulaman lazým!”
Ben sulamayý biraz abartýr, elime geçirdiðim her tasla kablolarý sulardým. Elektrik aðacýmýz çabuk büyüyecekti.
“Bu kadar çok su verirsen elektrik aðacýmýz ölür.”
Yine de verirdim. Babam bilmiyor iþte! Öðretmenim dedi. ”Bitkileri susuz býrakmayýn!” Dedi.
Babam beni hiç dövmedi. Annem de. Sokaktaki arkadaþlarým hep dayak attýklarý için büyüklerinden þikâyetçilerdi. Akan yeþil sümüklerini burunlarýndan içeri çekerek aðlarlardý. Hele akþamüstleri eve girmeyen her çocuk dayak yerdi. Benim de onlara uyduðum zamanlar olurdu. Eve girmek istemezdim. O zaman babam;
“Bak! Ýçeri girmezsen seni belediyeye þikâyet ederim!” Derdi.
Çok korkardým. Bu belediye kimdi? Nasýl biriydi? Çok mu kuvvetliydi? Bana ne ceza verirdi ki?
Birinci sýnýfýn ikinci yarýsýndan sonra havalar iyice ýsýnmýþtý. Nisan ayý gelmiþti. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramý için þiir okumaya seçilmiþtim. Heyecanlý ve mutluydum. Her akþam þiirimi babama ezbere okuyor, o da bana vurgulamalar için açýklamalarda bulunuyordu. Ýyi okuyormuþum.
Mutluluðum uzun sürmemiþti. Okulda yaygýnlaþan kýzamýk mikrobu minicik bedenime girmiþ, ateþler içinde yataða düþürmüþtü. Aðýr geçiriyordum. Babam askeriyeden bir doktor getirmiþti. On gün kadar iðne yapýldý. Çok halsizdim. Annem izin alamadýðý için babam yýllýk izninin bir kýsmýný kullanmak zorunda kalmýþtý. Her gün deðiþik çorbalar, ýzgaralar piþiriyordu, saðlýðýma kavuþmam için adeta çýrpýnýyordu. Ateþim düþmüþtü ama hala iðne oluyordum. Ayrýca iðne yerlerim çok acýdýðýndan oturamýyor, sýrt üstü yatamýyordum. Acýlarýmý unutmam için babam benimle türlü oyunlar hatta evcilik bile oynuyordu. Gelen iðneci teyzeden nefret ediyordum. O geldiði zamanlar hep çiþim geliyor, tuvalete kapanýyordum. Beni oradan çýkarmak için babamýn vaatlerine kulak asmýyordum.
“Bak! Seni belediyeye þikâyet ederim ha!” diyordu.
“Neden hep ben iðne oluyorum? Aðabeyime de yapsanýza?”
“O hasta deðil ki.”
Çok dua ettim. Aðabeyim hastalanýp, iðne olsun istedim. O aralar dualarým tutmadý ama okullar kapandýktan sonra bir gün aðabeyim hastalandýðý için annem ve babam onu iðneciye götürdüler.
“Ama neden iðneci teyze buraya gelmiyor?”
“Ýþi varmýþ kýzým!” Dedi annem.
Daha sonraki günlerde annem ve babam her iþ dönüþü aðabeyimi iðneciye götürdüler. Ne geçmez hastalýðý varmýþ? Yoksa ben mi çok dua etmiþtim? Anlamýþ deðildim. Ben çok ateþlendiðim ve kustuðum halde onun kadar çok iðne olmamýþtým.
“Allah’ým! Artýk aðabeyim iyileþsin. Ben komþu teyzede kalmak istemiyorum artýk!”
O yaz sonuna kadar aðabeyim hiç iyileþmedi. Her gün iðneciden yüzleri daha kýzarýk geliyorlardý. Ýðneci teyzenin aðabeyime nasýl iðne yaptýðýný da hiç anlamamýþtým. Neden ipte her gün iki büyük, bir küçük havlu ve mayolar vardý ki?
Bir gün arkadaþým Mehmet annemle, babamýn beni kandýrdýklarýný, ben küçük olduðum için yanlarýna almak istemediklerini, iðneciye deðil, Ýnciraltý Plajýna gittiklerini acýmasýzca anlattý.
Daha sonra onlar iðneciye de, denize de gidemediler. O yaz sonu boþandýlar. Aðabeyim Erzincan Askeri Ortaokulu’na, ben ise Ankara’ya teyzemlere gittim.
Ben mi?
Bana da çocuk olmayý bilmeden büyümek kalmýþtý.
Ýðnecilerden nefret ettiðim halde ileride hemþire olacaðýmý hiç düþünmemiþtim.
Tülin DURSUN
"Tülin DURSUN" bütün yazýlarý için týklayýn...
Ýlkokula Ýzmir’de baþladým. Babamýn ve annemin tayinleri dolayýsýyla Hadýmköy’den buraya gelmiþtik. Okula baþladýðýmda okumayý, yazmayý çoktan sökmüþtüm. Dört buçuk yaþlarýnda, çelimsiz bir kýz çocuðuydum. Aðabeyimle ayný okula gidiyorduk. O beþinci sýnýftaydý. Öðretmenim Nilüfer Haným ufacýk-tefecik, güler yüzlü, genç biriydi. Arkadaþlarýmdan önce okuryazar olmamýn bütün ayrýcalýklarýný kullanmayý biliyor, okula devamsýzlýk ediyordum.
Okulumuz eve çok yakýndý. Her sabah aðabeyimle okula giderken ilk sokaktaki simitçinin önünden geçer, ortasý delik iki buçuk kuruþlardan iki tane vererek kendimize mis gibi kokan taze gevrek alýrdýk. Akranlarým bilirler. Bizim zamanýmýzda cumartesi günleri de okul açýk olurdu. Yarým gün.
Ýzmir’de kýþ aylarý kýsa ve sert geçer. Daðdan denize doðru esen rüzgâr tenimizi kamçýlar. Ýlkbahar baþladýðýnda yaz da gelmiþ demektir. Ekim ayýnýn sonlarýna kadar denize girilir.
Yaramaz bir çocuk deðildim. Aðabeyim annemin, ben ise babamýn sevgilileriydik. Ben yine de aðabeyimi hep kýskanýrdým. Annemle babam dünyadaki her þeyi bilirlerdi. En çok da babam bilirdi.
Evimiz çok büyük deðildi. Ben ve aðabeyim hem misafir, hem de oturma odasý olarak kullandýðýmýz odada yatardýk. Eþyalarýmýz açýlýp kapanan, kolay taþýnan ahþaptan yapýlmýþtý. Birkaç sandalye, masa, büfe, iki koltuk. Ayrýca annemlerin yatak odasý vardý.
Bizim oyuncaðýmýz pek olmadý. Olanlarý da babamýn aðabeyime yaptýðý çember, annemin bana yaptýðý bez bebeklerdi. Benim sevdiðim tek oyuncaðým ise içinde birçok küçük insanýn yaþadýðýný sandýðým, elleyip de bozmayalým diye eriþemeyeceðimiz bir yerde duran radyomuzdu. Kocaman iki pile baðlý olarak çalýþýyordu. Anýmsadýðým kadarýyla ya radyodan, ya da pillerden çýkan kablolarýn bir ucunu babam arada bir topraða gömerdi.
“Toprak elektrik verecek!” Diyordu.
“Þimdi bizim elektrik aðacýmýz mý olacak baba?”
“Önce biraz sulaman lazým!”
Ben sulamayý biraz abartýr, elime geçirdiðim her tasla kablolarý sulardým. Elektrik aðacýmýz çabuk büyüyecekti.
“Bu kadar çok su verirsen elektrik aðacýmýz ölür.”
Yine de verirdim. Babam bilmiyor iþte! Öðretmenim dedi. ”Bitkileri susuz býrakmayýn!” Dedi.
Babam beni hiç dövmedi. Annem de. Sokaktaki arkadaþlarým hep dayak attýklarý için büyüklerinden þikâyetçilerdi. Akan yeþil sümüklerini burunlarýndan içeri çekerek aðlarlardý. Hele akþamüstleri eve girmeyen her çocuk dayak yerdi. Benim de onlara uyduðum zamanlar olurdu. Eve girmek istemezdim. O zaman babam;
“Bak! Ýçeri girmezsen seni belediyeye þikâyet ederim!” Derdi.
Çok korkardým. Bu belediye kimdi? Nasýl biriydi? Çok mu kuvvetliydi? Bana ne ceza verirdi ki?
Birinci sýnýfýn ikinci yarýsýndan sonra havalar iyice ýsýnmýþtý. Nisan ayý gelmiþti. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramý için þiir okumaya seçilmiþtim. Heyecanlý ve mutluydum. Her akþam þiirimi babama ezbere okuyor, o da bana vurgulamalar için açýklamalarda bulunuyordu. Ýyi okuyormuþum.
Mutluluðum uzun sürmemiþti. Okulda yaygýnlaþan kýzamýk mikrobu minicik bedenime girmiþ, ateþler içinde yataða düþürmüþtü. Aðýr geçiriyordum. Babam askeriyeden bir doktor getirmiþti. On gün kadar iðne yapýldý. Çok halsizdim. Annem izin alamadýðý için babam yýllýk izninin bir kýsmýný kullanmak zorunda kalmýþtý. Her gün deðiþik çorbalar, ýzgaralar piþiriyordu, saðlýðýma kavuþmam için adeta çýrpýnýyordu. Ateþim düþmüþtü ama hala iðne oluyordum. Ayrýca iðne yerlerim çok acýdýðýndan oturamýyor, sýrt üstü yatamýyordum. Acýlarýmý unutmam için babam benimle türlü oyunlar hatta evcilik bile oynuyordu. Gelen iðneci teyzeden nefret ediyordum. O geldiði zamanlar hep çiþim geliyor, tuvalete kapanýyordum. Beni oradan çýkarmak için babamýn vaatlerine kulak asmýyordum.
“Bak! Seni belediyeye þikâyet ederim ha!” diyordu.
“Neden hep ben iðne oluyorum? Aðabeyime de yapsanýza?”
“O hasta deðil ki.”
Çok dua ettim. Aðabeyim hastalanýp, iðne olsun istedim. O aralar dualarým tutmadý ama okullar kapandýktan sonra bir gün aðabeyim hastalandýðý için annem ve babam onu iðneciye götürdüler.
“Ama neden iðneci teyze buraya gelmiyor?”
“Ýþi varmýþ kýzým!” Dedi annem.
Daha sonraki günlerde annem ve babam her iþ dönüþü aðabeyimi iðneciye götürdüler. Ne geçmez hastalýðý varmýþ? Yoksa ben mi çok dua etmiþtim? Anlamýþ deðildim. Ben çok ateþlendiðim ve kustuðum halde onun kadar çok iðne olmamýþtým.
“Allah’ým! Artýk aðabeyim iyileþsin. Ben komþu teyzede kalmak istemiyorum artýk!”
O yaz sonuna kadar aðabeyim hiç iyileþmedi. Her gün iðneciden yüzleri daha kýzarýk geliyorlardý. Ýðneci teyzenin aðabeyime nasýl iðne yaptýðýný da hiç anlamamýþtým. Neden ipte her gün iki büyük, bir küçük havlu ve mayolar vardý ki?
Bir gün arkadaþým Mehmet annemle, babamýn beni kandýrdýklarýný, ben küçük olduðum için yanlarýna almak istemediklerini, iðneciye deðil, Ýnciraltý Plajýna gittiklerini acýmasýzca anlattý.
Daha sonra onlar iðneciye de, denize de gidemediler. O yaz sonu boþandýlar. Aðabeyim Erzincan Askeri Ortaokulu’na, ben ise Ankara’ya teyzemlere gittim.
Ben mi?
Bana da çocuk olmayý bilmeden büyümek kalmýþtý.
Ýðnecilerden nefret ettiðim halde ileride hemþire olacaðýmý hiç düþünmemiþtim.
Tülin DURSUN
"Tülin DURSUN" bütün yazýlarý için týklayýn...
