Tülin DURSUN
UÐUR BEY ve ZARA SAVCISI
Ona neden Remzi Paþa dediklerini kimse bilmiyor. Gerçekten de asker miydi? Yoksa ilçedeki herkes gibi ona da bir lakap mý takýlmýþtý? Aradan uzun yýllar geçtiðinden anýmsayan yok.
Remzi Paþa Zara’ya yerleþmeye karar verdiðinde ilk önce karýsý buna itiraz ettiyse de, biricik oðullarý Cebrail Bey’in büyük þehirde okumasý karþýsýnda sesini çýkaramamýþtý.
Cebrail Bey adý gibi sanki bir melekti. Sessiz, sakin, efendi bir delikanlýydý. Hani aðzýndan cebren lokma alýnacaklardan deðil; istendiði anda elindekini, avucundakini veren tiplerdendi. Bazý zamanlar bu efendiliði eþrafýn, esnafýn diline alay konusu olsa da; bilgisi ve genç yaþýna raðmen tecrübeleri insanlarýn sýkça ona danýþmalarýna engel deðildi.
Remzi Paþa’nýn biricik oðlu okulunu bitirip de, Zara’ya dönünce ilçenin ileri gelenlerinden birinin kýzýyla evlendirildi.
Yukarýda da söz ettiðimiz gibi Cebrail Bey ilçenin mürekkep yalamýþlarýndan olduðu için kýsa zamanda ilçe idare müdürlüðü üyeliðine kadar seçilmiþ bir zattý. Her ne kadar sesi gür çýkmasa da, dinlenirdi.
Cebrail Bey ve karýsý evlendikten yaklaþýk iki yýl kadar sonra oðullarý Uður’un aralarýna katýlmasýyla çok mutlu olmuþlardý. Dede-babaanne tarafýndan þýmartýlan bu þirin çocuðun yýllarca Zaralýlarýn dilinden düþmeyeceði o zamanlardan belliydi.
Uður babasýnýn, yani Cebrail Efendi’nin karakter ve görünüþ olarak tam zýttý bir çocuktu. Mahallede, okulda karýþmadýðý kavga olmadýðý gibi, kavgayý baþlatan da hep oydu. Cin fikirli, yerinde duramayan, ortalýðý karýþtýran biriydi ama bir o kadar da sevimli, cana yakýn tavýrlýydý. Herkes tarafýndan sevilmesinin asýl nedeni insanlara deðer vermesi, büyük-küçük saygýsý, sevgisiydi. Gönlü bol bir delikanlýydý.
Uður büyüdükçe, delikanlý oldukça yaptýðý haylazlýklarýn boyutu da büyüyordu. Ele avuca sýðmaz bu oðlanýn erken yaþlarda evdekilere inat içkiye baþlamasý, kadýna- kýza takýlmasý Cebrail Efendi’yi üzse de tek oðul olmanýn titizliði ile hep korunuyordu.
Ortaokul ve lise sýnýflarýný neredeyse çift dikiþ tutturarak geçmesi ayrý bir sorundu. Buna raðmen okula hep severek gidiyordu.
Dede torpiliyle yakýnlarda, Yýldýzeli’nde askerlik yapmasý Zara halkýný biraz da olsa Uður’un haylazlýklarýndan kurtaramamýþtý. Çevirdiði çeþitli dolaplarla oyunlarýna bir üstünü de alet etmesi ortalýðý hep karýþtýrýyordu.
Asker dönüþü ilçe halký onun bir an evvel iþ hayatýna atýlmasý için seferber olurken, Uður son derece rahat davranýþlarýyla tepki çekiyor, anne ve babasýný üzüyordu.
Nihayet araya giren eþ-dost ve eþrafýn ileri gelenleri sayesinde Uður Zara Cezaevi’ne gardiyan olarak iþe baþlamýþtý.
Cezaevi dediysek öyle yüzlerce tutuklusu olan bir dam deðildi burasý. Topu topuna yirmi, bilemediniz yirmi iki tutuklusuyla tam bir kasaba cezaeviydi.
Civar ilçe ve köylerden gelen, genellikle adi suçlardan hüküm giymiþ tutuklularla Uður Bey’in arasý hep iyiydi. Ýki gardiyaný vardý cezaevinin. Harun ve Uður.
Hapishane Müdürü Orhan Bey’in Tokat’a tayini çýkýnca Uður meydanýn kendine kaldýðýný, geçici müdürlüðünün tadýný sonuna kadar çýkaracaðýný düþünüyordu. Sevinçliydi. Savcý Bey’in arada, sýrada habersiz cezaevi ziyaretlerinin dýþýnda bir kaygýsý yoktu.
Temmuz ayýnýn ortalarýna doðru Uður Bey Kýzýlýrmak’ta kuzu çevirmeyi aklýna koyduðunda uykularý kaçar olmuþtu. O çilingir sofrasýna öyle olur olmaz kiþileri oturtmazdý. Zevkine düþkündü ama arkadaþlarýnýn çoðu ya ilçe dýþýnda, ya da hapisteydi. Zaten çoðu da evlenmiþti. Evlilerle arkadaþlýðýn tadý olmuyordu. Hâlbuki þöyle eskiden olduðu gibi bir araya gelseler, püfür püfür esen Çorak’ta ateþ yaksalar, halay çekseler kötü mü olurdu? Ateþe bir de oðlak þiþlediler mi, yanýnda da kaçak Suriye Rakýsý reyhan? Ýyi damýtýlmýþýndan? Daha ne olsun?
Uður Bey sesli düþünmeye baþladýðýnda gülmeye baþladý. Aklýna çilingir sofrasý düþmüþtü bir kere. Tek derdi oynatacak bir çengi yoktu. Köçekle idare ederlerdi belki?
“Bugün olmaz ama yarýn uygundur.” Dedi kendi kendine. Yine gülmeye baþladý. Eski müdürün odasý yeni müdür gelene kadar onun odasýydý. Uzun, pergel bacaklarýný masaya uzatarak, mektup açacaðý ile týrnaklarýný temizlemeye koyuldu. Kafasýný çalýþtýrmasý gerekiyordu. Ýkinci gardiyan Harun dýþ avluda aþçý ile çene yarýþýna girmiþti. Pirinçten yapýlma zile olanca kuvvetiyle bastý. Harun kapýyý týklayýnca sesini ince perdeden ayarlamaya özen göstererek;
“Gel!” Diye seslendi
“Teftiþe çýkýyoruz!”
“Ne teftiþi oðlum? Sen kendini iyice müdür belledin? Hepsi arkadaþýmýz. Koðuþta zar tutup, barbut oynarlar. Birazdan öðünleri de önlerine gelecek. Daha ne?”
“Öyle teftiþ deðil, onlara müjdem olacak.”
Koðuþtakilerin çoðu çocukluk arkadaþýydý. Gardiyan Harun da öyle. Kendisinden yaþça büyük olaný da vardý, küçük olaný da. Kendi deyimiyle Uður Bey’i kimse iplemiyordu. Yan yana gelseler el-ense çekecek kadar samimi arkadaþlardý. Uður’un makamý kendineydi, arkadaþlarýna sökmezdi. Dedik ya Zara küçük, samimiyeti, arkadaþlýðý olan bir yerdi.
Uður Bey koðuþa sürgülü pencereden baktý. Gözleriyle Harun’a kapýyý iþaretledi. Harun kapýyý açtýðýnda koðuþ tam bir kargaþa içindeydi. Her zamanki gibi kurþunlu zar kavgasý vardý. Buna raðmen saygýda makama kusur etmemek adýna hepsi sýraya girdiler. Tekmil vermeye hazýrdýlar. Uður Bey koca bir taburu teftiþe çýkmýþ komutan edasýyla sýraya girenleri þöyle bir süzerek;
“Merhaba arkadaþlar!”
Koðuþta çýt yok! Zira böyle zamanlar Uður Bey’in mutlaka çýkarýna olacak teftiþlerdir. Sabah ve akþam kontrollerinin dýþýnda Uður Bey koðuþlara hiç girmezdi.
Palancýlarýn Küçük Halil;
“De bakalým Uður Bey’imiz! Bugün ne istersin?”
Uður Bey her zaman olduðu gibi omuzlarýný yükseltip, sað elini sol göðsünün ceket yakasýndan içine sokarak ayak topuklarý üzerinde belli belirsiz yükseldi. Sesinin tonunu ortama uydurarak;
“Arkadaþlar, kader yoldaþlarým!”
“Uzun etme Paþa torunu! Biz senin nereden kader yoldaþýnýz ki? Ne diyeceksen kestirmeden de hele!”
“Uzun sözün kýsasý þudur ki, ben size çok üzülüyorum. Burada kaderinize boyun eðmiþ, öylece beklersiniz. Düþündüm, taþýndým sizleri Çorak’ta oðlak çevirmeye götürmeye karar verdim.”
“He mi Uður Bey?”
“He ya! Þimdi hepiniz aranýzda para topluyorsunuz, sonra da bana veriyorsunuz.”
“Ee?”
“E ne yoldaþ? Oðlak çevireceðiz dedik ya? Hem de ýrmak kenarýnda. Kýzýlýrmak epeyce sakindir bu aylarda. Deliliði yoktur. Onun yerine biz biraz delice olalým.”
Herkesin gözlerinde sevinç parýltýsý vardýr. Yanýk Osman;
“Haksýzlýk olmaya? Herkesin onca parasý yoktur Paþa torunu?”
“Parasý olan olmayana verir. Kader yoldaþý deðil miyiz?”
O zamanlar yoldaþ kelimesini neredeyse bütün mahkûmlar kullanýrdý. Ýþledikleri suçun adi suçtan ziyade, kaliteli bir suç olduðunu kanýtlamak isterlerdi kendilerince. Düþünce suçlusu, siyasi suçlu olmak onlar için kahramanlýk gibi bir þeydi. Oysa bu bir avuç insan birbirlerinin baðýrsaðýndaki kýrýntýyý bilirlerdi. Yine de kimse bildiðini söylemezdi.
Uður Bey koðuþtan ayrýlýnca arkasýndan söylenmeye baþladýlar.
“Gavat Uður ne olacak!”
“Herif bir de kader yoldaþýyýz demiyor mu?”
Her ne kadar arkasýndan konuþsalar da yiðidin hakkýný vermeyi de unutmuyorlardý.
“Arkadaþlar hepiniz kýzarsýnýz ama bizim Uður eski Uður. Bakýn bir kere. Kim her þeyi göze alýr da kodesten dýþarý çýkarýr? Arkadaþ dediðin dar zamanda yanýnda olandýr. Hasretliðimizi anladý, götürüyor iþte! Daha ne konuþursunuz? Sene geldi, daha yeni avluya voltaya çýkmaya baþladýk. Gün, güneþ mi gördük?”
Akþama doðru oðlak ve raký parasý toplanýp, Uður Bey’e teslim edildiðinde herkes memnundu.
“De bakalým Uður Bey’imiz? Ya bir gören olursa? Hiç korkmaz mýsýn?” Soran Gardiyan Harun’du.
“Neden korkacakmýþýz bakalým? Biz burada amme vazifesi görmüyor muyuz?
“O amme vazifesi sana mahkûmlarý Kýzýlýrmak’ta yedir, içir mi diyor kurban? Sen adaletin mahkûm ettiðini kýra, bayýra salýyorsun. Bak þimdiden diyeyim; ben bu iþte yokum!”
“Korkma! Zaten sen gelmiyorsun. Her ihtimali düþünmek lazým birader. Sen nöbete kal, hal, vaziyeti idare et!”
Ertesi gün Cuma olduðundan Uður Bey ahalinin camii çýkýþýný bekleyerek zaman kazanýyordu. Her þey tamamdý. Anasýnýn mayaladýðý çömlek peyniri, domatesi, biberi, rakýsý, derisi güzel yüzülmüþ oðlak hepsi hazýrdý. Kete ile gözlemeyi de Yeter Teyze yapacaktý.
******
Öðleden sonra saat üçü gösterirken Uður Bey pikniðe götüreceði kader arkadaþlarýnýn eline yiyecekleri vererek yola çýktýlar. Geldikleri yer Kýzýlýrmak Nehri’nin en aðaçlý, en serin, en güzel kenarýydý. Kavak aðaçlarý ýrmaktan ve yaðmurdan bolca nasiplenmiþ, göðe týrmanmýþlardý. Ýleride Kösedað’ýn tepesi görünürken daha arkasýndan Suþehri yakýnlarýndaki Kýzýldað’ýn silueti bütün ihtiþamýyla akþamüstüne ayrý bir kýzýllýk katýyordu.
Elbirliði ile hazýrlanan yer sofralarý ve yakýlan ateþe çengelle uzatýlan oðlak hepsinin keyfini getirmiþti. Kalýn su bardaklarýna koyduklarý rakýlarý demlenmeye baþlamýþlardý. Sesi güzel olanlar sýrayla türküleri patlatýrken et de piþmiþti artýk. Sivas býçaklarýnýn en yiðitleri eti parçalamaya hazýrdý. Ýri yarý iki mahkûm bu iþi severek yapýyorlardý. Bir yandan da atýþtýrýyorlardý. Hepsinin kafasý tam kývamýndaydý. Uður Bey ve mahkûmlar çok mutluydular.
Savcý Bey hafta sonlarýný Sivas’ta, ailesinin yanýnda geçirirdi. Cuma akþamüstü gider, pazartesi sabahý erkenden görevine, Zara’ya dönerdi. Bugün belki de hayatýnda ilk defa bu hafta sonunu Zara’da geçirmeye karar vermiþti. Þoförüne arabayý cezaevine sürmesini söylediði zaman Çorak’ta eðlencenin en katmerlisi yaþanýyordu.
Savcýyý karþýsýnda gören Harun Gardiyan ne yapacaðýný þaþýrmýþtý.
“Emredin Savcý Bey’im?”
“Teftiþe geldim, aç kapýyý!”
Ah Uður Bey ah! Kendini de, beni de yaktýn! Sýrasý mýydý gezinin? Ne diyeceðim?
“Baþ üstüne Savcý’m!”
Gardiyan Harun koðuþa doðru seðirtirken bir yandan da hani “belki gelir” umuduyla arkasýna bakýyordu. Arkasýna öyle çok dönüp baktý ki, Savcý da, þoförü de arkalarýna dönüp baktýlar. Koðuþun kapýsýna gelince Harun Gardiyan durakladý:
“Sayýn Savcý’m koðuþta kimse yok!”
“Nasýl yok? Avluda kimseler yoktu. Neredeler?”
“Mahkûmlar Çorak’a geziye gittiler.” Savcý Bey bedenindeki bütün kanýn beynine dolduðunu hissetti. Kulaklarý uðuldamaya baþlamýþtý.
“Ne diyorsun sen be adam?”
“Þey Sayýn Savcý’m, Baþgardiyan Uður Bey onlarý çok sýkýldýklarý için geziye, nehir kenarýna götürdü.”
Savcý elleri cebinde sert adýmlarla geri dönerek arabasýna doðru yürürken, þoförü arabayý önden açmak için koþuþturmaya baþlamýþtý.
“Hýzlý sür!”
“Baþ üstüne efendim!”
Savcý Bey’i taþýyan araba Kýzýlýrmak yoluna doðru ilerlerken Çorak meydanýnda mahkûmlar halay baþýndan pöçüðüne kadar sarhoþ olmuþlar, sallanýyorlardý. Hep bir aðýzdan Abdurrahman Halayý’na eþlik ediyorlardý. Oyunun hoplatma bölümüne geçtikleri hareketlerinden belliydi. Sesleri ýrmaðýn çýlgýn akan suyuna karýþýyordu. Yaklaþan arabanýn ne sesini duymuþlardý, ne de kendini görmüþlerdi.
Arabayý ilk fark eden pörçükte mendil sallayan Uður Bey’di. Omuzunu yanýndakinden kurtarýrken baðýrmaya baþlamýþtý;
“Ah Savcý Bey’im! Hoþ gelmiþsiniz. Sefalar getirmiþsiniz. Biz de arkadaþlarla sizi konuþuyorduk. “Aramýzda olaydý ne iyi olurdu, keþke haber verseydik. ”Diyorduk.” Halay çekenler de birden durmuþlardý. Bazýlarý gelenin kim olduðunu anlamayacak kadar sarhoþtu.
“Bu yoldaþ kimdir Uður Bey?”
“He vallahi Savcý Bey. Uður yoldaþýmýz doðru der.”
Savcý Bey baþýna gelen bu nahoþ durumdan hiç hoþnut deðildi. Þaþkýndý. Onlarý ürkütmeden yanlarýna yaklaþýrken, bir yandan da düþünüyordu. Hepsi sarhoþtu. Ne yapacaklarý belli olmazdý. Þurada istediði yere tayinine az bir zaman kalmýþtý. Büyük bir þehre baþsavcý olacaktý. Bu olay Allahtan reva mýydý þimdi? Ya kaçarlarsa? Ya kaçtýklarý duyulursa? Ne olurdu hali? Bu güne kadar adýna, mesleðine, onuruna bir söz getirmeden yaþamýþtý. Karýsýna, çocuðuna ne diyecekti?
Savcý Uður Bey’e yaklaþarak elini omuzuna atmýþtý.
“Ee Uður Oðlum. Ýyi etmiþsin. Ýstersen artýk toparlanýn da dönelim. Bak! Arkadaþlarýn biraz esrik. Baþlarýna bir þey gelsin istemezsin her halde?”
“Baþ üstüne Savcý’m! Siz hiç meraklanmayýnýz. Hemen toparlanýrýz. Hem hiç korkmayýnýz Savcý’m! Bizlerde öyle kaçma falan olmaz.”
“Haydi yoldaþlar! Bugün epeyce eðlendik, yorulduk. Savcýmýz da geldi. Bir dahaki sefere onu da yanýmýzda getireceðime söz verdim. Hepiniz þimdi sýraya geçip, tekmil verin! Kodese gidince tekrar ederiz. Savcýmýzý üzmeyelim, bekletmeyelim.”
Gerçekten de hepsi kýsa zamanda toparlanýp, cezaevinin yolunu tutarken Savcý Bey içinden derin bir oh çekerek arabasýna doðru gidiyordu. Baþýna gelen bu en komik hapishaneden kaçma öyküsü hayatý boyunca unutamayacaðý bir aný olarak kalacaktý.
Uður Bey mi?
Bu öykünün kahramaný Uður Bey daha nice öykülerin kahramaný olacaktý.
Dipnot: Bu yaþanmýþ öykü kýrk beþ-elli yýl önce Zara Ceza ve Tutukevi’nde yaþanmýþtýr. Ýsimler deðiþtirilmiþtir. Bugün Zara Cezaevi’nin yerinde bir okul binasý bulunmaktadýr.
Tülin DURSUN
"Tülin DURSUN" bütün yazýlarý için týklayýn...
Ona neden Remzi Paþa dediklerini kimse bilmiyor. Gerçekten de asker miydi? Yoksa ilçedeki herkes gibi ona da bir lakap mý takýlmýþtý? Aradan uzun yýllar geçtiðinden anýmsayan yok.
Remzi Paþa Zara’ya yerleþmeye karar verdiðinde ilk önce karýsý buna itiraz ettiyse de, biricik oðullarý Cebrail Bey’in büyük þehirde okumasý karþýsýnda sesini çýkaramamýþtý.
Cebrail Bey adý gibi sanki bir melekti. Sessiz, sakin, efendi bir delikanlýydý. Hani aðzýndan cebren lokma alýnacaklardan deðil; istendiði anda elindekini, avucundakini veren tiplerdendi. Bazý zamanlar bu efendiliði eþrafýn, esnafýn diline alay konusu olsa da; bilgisi ve genç yaþýna raðmen tecrübeleri insanlarýn sýkça ona danýþmalarýna engel deðildi.
Remzi Paþa’nýn biricik oðlu okulunu bitirip de, Zara’ya dönünce ilçenin ileri gelenlerinden birinin kýzýyla evlendirildi.
Yukarýda da söz ettiðimiz gibi Cebrail Bey ilçenin mürekkep yalamýþlarýndan olduðu için kýsa zamanda ilçe idare müdürlüðü üyeliðine kadar seçilmiþ bir zattý. Her ne kadar sesi gür çýkmasa da, dinlenirdi.
Cebrail Bey ve karýsý evlendikten yaklaþýk iki yýl kadar sonra oðullarý Uður’un aralarýna katýlmasýyla çok mutlu olmuþlardý. Dede-babaanne tarafýndan þýmartýlan bu þirin çocuðun yýllarca Zaralýlarýn dilinden düþmeyeceði o zamanlardan belliydi.
Uður babasýnýn, yani Cebrail Efendi’nin karakter ve görünüþ olarak tam zýttý bir çocuktu. Mahallede, okulda karýþmadýðý kavga olmadýðý gibi, kavgayý baþlatan da hep oydu. Cin fikirli, yerinde duramayan, ortalýðý karýþtýran biriydi ama bir o kadar da sevimli, cana yakýn tavýrlýydý. Herkes tarafýndan sevilmesinin asýl nedeni insanlara deðer vermesi, büyük-küçük saygýsý, sevgisiydi. Gönlü bol bir delikanlýydý.
Uður büyüdükçe, delikanlý oldukça yaptýðý haylazlýklarýn boyutu da büyüyordu. Ele avuca sýðmaz bu oðlanýn erken yaþlarda evdekilere inat içkiye baþlamasý, kadýna- kýza takýlmasý Cebrail Efendi’yi üzse de tek oðul olmanýn titizliði ile hep korunuyordu.
Ortaokul ve lise sýnýflarýný neredeyse çift dikiþ tutturarak geçmesi ayrý bir sorundu. Buna raðmen okula hep severek gidiyordu.
Dede torpiliyle yakýnlarda, Yýldýzeli’nde askerlik yapmasý Zara halkýný biraz da olsa Uður’un haylazlýklarýndan kurtaramamýþtý. Çevirdiði çeþitli dolaplarla oyunlarýna bir üstünü de alet etmesi ortalýðý hep karýþtýrýyordu.
Asker dönüþü ilçe halký onun bir an evvel iþ hayatýna atýlmasý için seferber olurken, Uður son derece rahat davranýþlarýyla tepki çekiyor, anne ve babasýný üzüyordu.
Nihayet araya giren eþ-dost ve eþrafýn ileri gelenleri sayesinde Uður Zara Cezaevi’ne gardiyan olarak iþe baþlamýþtý.
Cezaevi dediysek öyle yüzlerce tutuklusu olan bir dam deðildi burasý. Topu topuna yirmi, bilemediniz yirmi iki tutuklusuyla tam bir kasaba cezaeviydi.
Civar ilçe ve köylerden gelen, genellikle adi suçlardan hüküm giymiþ tutuklularla Uður Bey’in arasý hep iyiydi. Ýki gardiyaný vardý cezaevinin. Harun ve Uður.
Hapishane Müdürü Orhan Bey’in Tokat’a tayini çýkýnca Uður meydanýn kendine kaldýðýný, geçici müdürlüðünün tadýný sonuna kadar çýkaracaðýný düþünüyordu. Sevinçliydi. Savcý Bey’in arada, sýrada habersiz cezaevi ziyaretlerinin dýþýnda bir kaygýsý yoktu.
Temmuz ayýnýn ortalarýna doðru Uður Bey Kýzýlýrmak’ta kuzu çevirmeyi aklýna koyduðunda uykularý kaçar olmuþtu. O çilingir sofrasýna öyle olur olmaz kiþileri oturtmazdý. Zevkine düþkündü ama arkadaþlarýnýn çoðu ya ilçe dýþýnda, ya da hapisteydi. Zaten çoðu da evlenmiþti. Evlilerle arkadaþlýðýn tadý olmuyordu. Hâlbuki þöyle eskiden olduðu gibi bir araya gelseler, püfür püfür esen Çorak’ta ateþ yaksalar, halay çekseler kötü mü olurdu? Ateþe bir de oðlak þiþlediler mi, yanýnda da kaçak Suriye Rakýsý reyhan? Ýyi damýtýlmýþýndan? Daha ne olsun?
Uður Bey sesli düþünmeye baþladýðýnda gülmeye baþladý. Aklýna çilingir sofrasý düþmüþtü bir kere. Tek derdi oynatacak bir çengi yoktu. Köçekle idare ederlerdi belki?
“Bugün olmaz ama yarýn uygundur.” Dedi kendi kendine. Yine gülmeye baþladý. Eski müdürün odasý yeni müdür gelene kadar onun odasýydý. Uzun, pergel bacaklarýný masaya uzatarak, mektup açacaðý ile týrnaklarýný temizlemeye koyuldu. Kafasýný çalýþtýrmasý gerekiyordu. Ýkinci gardiyan Harun dýþ avluda aþçý ile çene yarýþýna girmiþti. Pirinçten yapýlma zile olanca kuvvetiyle bastý. Harun kapýyý týklayýnca sesini ince perdeden ayarlamaya özen göstererek;
“Gel!” Diye seslendi
“Teftiþe çýkýyoruz!”
“Ne teftiþi oðlum? Sen kendini iyice müdür belledin? Hepsi arkadaþýmýz. Koðuþta zar tutup, barbut oynarlar. Birazdan öðünleri de önlerine gelecek. Daha ne?”
“Öyle teftiþ deðil, onlara müjdem olacak.”
Koðuþtakilerin çoðu çocukluk arkadaþýydý. Gardiyan Harun da öyle. Kendisinden yaþça büyük olaný da vardý, küçük olaný da. Kendi deyimiyle Uður Bey’i kimse iplemiyordu. Yan yana gelseler el-ense çekecek kadar samimi arkadaþlardý. Uður’un makamý kendineydi, arkadaþlarýna sökmezdi. Dedik ya Zara küçük, samimiyeti, arkadaþlýðý olan bir yerdi.
Uður Bey koðuþa sürgülü pencereden baktý. Gözleriyle Harun’a kapýyý iþaretledi. Harun kapýyý açtýðýnda koðuþ tam bir kargaþa içindeydi. Her zamanki gibi kurþunlu zar kavgasý vardý. Buna raðmen saygýda makama kusur etmemek adýna hepsi sýraya girdiler. Tekmil vermeye hazýrdýlar. Uður Bey koca bir taburu teftiþe çýkmýþ komutan edasýyla sýraya girenleri þöyle bir süzerek;
“Merhaba arkadaþlar!”
Koðuþta çýt yok! Zira böyle zamanlar Uður Bey’in mutlaka çýkarýna olacak teftiþlerdir. Sabah ve akþam kontrollerinin dýþýnda Uður Bey koðuþlara hiç girmezdi.
Palancýlarýn Küçük Halil;
“De bakalým Uður Bey’imiz! Bugün ne istersin?”
Uður Bey her zaman olduðu gibi omuzlarýný yükseltip, sað elini sol göðsünün ceket yakasýndan içine sokarak ayak topuklarý üzerinde belli belirsiz yükseldi. Sesinin tonunu ortama uydurarak;
“Arkadaþlar, kader yoldaþlarým!”
“Uzun etme Paþa torunu! Biz senin nereden kader yoldaþýnýz ki? Ne diyeceksen kestirmeden de hele!”
“Uzun sözün kýsasý þudur ki, ben size çok üzülüyorum. Burada kaderinize boyun eðmiþ, öylece beklersiniz. Düþündüm, taþýndým sizleri Çorak’ta oðlak çevirmeye götürmeye karar verdim.”
“He mi Uður Bey?”
“He ya! Þimdi hepiniz aranýzda para topluyorsunuz, sonra da bana veriyorsunuz.”
“Ee?”
“E ne yoldaþ? Oðlak çevireceðiz dedik ya? Hem de ýrmak kenarýnda. Kýzýlýrmak epeyce sakindir bu aylarda. Deliliði yoktur. Onun yerine biz biraz delice olalým.”
Herkesin gözlerinde sevinç parýltýsý vardýr. Yanýk Osman;
“Haksýzlýk olmaya? Herkesin onca parasý yoktur Paþa torunu?”
“Parasý olan olmayana verir. Kader yoldaþý deðil miyiz?”
O zamanlar yoldaþ kelimesini neredeyse bütün mahkûmlar kullanýrdý. Ýþledikleri suçun adi suçtan ziyade, kaliteli bir suç olduðunu kanýtlamak isterlerdi kendilerince. Düþünce suçlusu, siyasi suçlu olmak onlar için kahramanlýk gibi bir þeydi. Oysa bu bir avuç insan birbirlerinin baðýrsaðýndaki kýrýntýyý bilirlerdi. Yine de kimse bildiðini söylemezdi.
Uður Bey koðuþtan ayrýlýnca arkasýndan söylenmeye baþladýlar.
“Gavat Uður ne olacak!”
“Herif bir de kader yoldaþýyýz demiyor mu?”
Her ne kadar arkasýndan konuþsalar da yiðidin hakkýný vermeyi de unutmuyorlardý.
“Arkadaþlar hepiniz kýzarsýnýz ama bizim Uður eski Uður. Bakýn bir kere. Kim her þeyi göze alýr da kodesten dýþarý çýkarýr? Arkadaþ dediðin dar zamanda yanýnda olandýr. Hasretliðimizi anladý, götürüyor iþte! Daha ne konuþursunuz? Sene geldi, daha yeni avluya voltaya çýkmaya baþladýk. Gün, güneþ mi gördük?”
Akþama doðru oðlak ve raký parasý toplanýp, Uður Bey’e teslim edildiðinde herkes memnundu.
“De bakalým Uður Bey’imiz? Ya bir gören olursa? Hiç korkmaz mýsýn?” Soran Gardiyan Harun’du.
“Neden korkacakmýþýz bakalým? Biz burada amme vazifesi görmüyor muyuz?
“O amme vazifesi sana mahkûmlarý Kýzýlýrmak’ta yedir, içir mi diyor kurban? Sen adaletin mahkûm ettiðini kýra, bayýra salýyorsun. Bak þimdiden diyeyim; ben bu iþte yokum!”
“Korkma! Zaten sen gelmiyorsun. Her ihtimali düþünmek lazým birader. Sen nöbete kal, hal, vaziyeti idare et!”
Ertesi gün Cuma olduðundan Uður Bey ahalinin camii çýkýþýný bekleyerek zaman kazanýyordu. Her þey tamamdý. Anasýnýn mayaladýðý çömlek peyniri, domatesi, biberi, rakýsý, derisi güzel yüzülmüþ oðlak hepsi hazýrdý. Kete ile gözlemeyi de Yeter Teyze yapacaktý.
******
Öðleden sonra saat üçü gösterirken Uður Bey pikniðe götüreceði kader arkadaþlarýnýn eline yiyecekleri vererek yola çýktýlar. Geldikleri yer Kýzýlýrmak Nehri’nin en aðaçlý, en serin, en güzel kenarýydý. Kavak aðaçlarý ýrmaktan ve yaðmurdan bolca nasiplenmiþ, göðe týrmanmýþlardý. Ýleride Kösedað’ýn tepesi görünürken daha arkasýndan Suþehri yakýnlarýndaki Kýzýldað’ýn silueti bütün ihtiþamýyla akþamüstüne ayrý bir kýzýllýk katýyordu.
Elbirliði ile hazýrlanan yer sofralarý ve yakýlan ateþe çengelle uzatýlan oðlak hepsinin keyfini getirmiþti. Kalýn su bardaklarýna koyduklarý rakýlarý demlenmeye baþlamýþlardý. Sesi güzel olanlar sýrayla türküleri patlatýrken et de piþmiþti artýk. Sivas býçaklarýnýn en yiðitleri eti parçalamaya hazýrdý. Ýri yarý iki mahkûm bu iþi severek yapýyorlardý. Bir yandan da atýþtýrýyorlardý. Hepsinin kafasý tam kývamýndaydý. Uður Bey ve mahkûmlar çok mutluydular.
Savcý Bey hafta sonlarýný Sivas’ta, ailesinin yanýnda geçirirdi. Cuma akþamüstü gider, pazartesi sabahý erkenden görevine, Zara’ya dönerdi. Bugün belki de hayatýnda ilk defa bu hafta sonunu Zara’da geçirmeye karar vermiþti. Þoförüne arabayý cezaevine sürmesini söylediði zaman Çorak’ta eðlencenin en katmerlisi yaþanýyordu.
Savcýyý karþýsýnda gören Harun Gardiyan ne yapacaðýný þaþýrmýþtý.
“Emredin Savcý Bey’im?”
“Teftiþe geldim, aç kapýyý!”
Ah Uður Bey ah! Kendini de, beni de yaktýn! Sýrasý mýydý gezinin? Ne diyeceðim?
“Baþ üstüne Savcý’m!”
Gardiyan Harun koðuþa doðru seðirtirken bir yandan da hani “belki gelir” umuduyla arkasýna bakýyordu. Arkasýna öyle çok dönüp baktý ki, Savcý da, þoförü de arkalarýna dönüp baktýlar. Koðuþun kapýsýna gelince Harun Gardiyan durakladý:
“Sayýn Savcý’m koðuþta kimse yok!”
“Nasýl yok? Avluda kimseler yoktu. Neredeler?”
“Mahkûmlar Çorak’a geziye gittiler.” Savcý Bey bedenindeki bütün kanýn beynine dolduðunu hissetti. Kulaklarý uðuldamaya baþlamýþtý.
“Ne diyorsun sen be adam?”
“Þey Sayýn Savcý’m, Baþgardiyan Uður Bey onlarý çok sýkýldýklarý için geziye, nehir kenarýna götürdü.”
Savcý elleri cebinde sert adýmlarla geri dönerek arabasýna doðru yürürken, þoförü arabayý önden açmak için koþuþturmaya baþlamýþtý.
“Hýzlý sür!”
“Baþ üstüne efendim!”
Savcý Bey’i taþýyan araba Kýzýlýrmak yoluna doðru ilerlerken Çorak meydanýnda mahkûmlar halay baþýndan pöçüðüne kadar sarhoþ olmuþlar, sallanýyorlardý. Hep bir aðýzdan Abdurrahman Halayý’na eþlik ediyorlardý. Oyunun hoplatma bölümüne geçtikleri hareketlerinden belliydi. Sesleri ýrmaðýn çýlgýn akan suyuna karýþýyordu. Yaklaþan arabanýn ne sesini duymuþlardý, ne de kendini görmüþlerdi.
Arabayý ilk fark eden pörçükte mendil sallayan Uður Bey’di. Omuzunu yanýndakinden kurtarýrken baðýrmaya baþlamýþtý;
“Ah Savcý Bey’im! Hoþ gelmiþsiniz. Sefalar getirmiþsiniz. Biz de arkadaþlarla sizi konuþuyorduk. “Aramýzda olaydý ne iyi olurdu, keþke haber verseydik. ”Diyorduk.” Halay çekenler de birden durmuþlardý. Bazýlarý gelenin kim olduðunu anlamayacak kadar sarhoþtu.
“Bu yoldaþ kimdir Uður Bey?”
“He vallahi Savcý Bey. Uður yoldaþýmýz doðru der.”
Savcý Bey baþýna gelen bu nahoþ durumdan hiç hoþnut deðildi. Þaþkýndý. Onlarý ürkütmeden yanlarýna yaklaþýrken, bir yandan da düþünüyordu. Hepsi sarhoþtu. Ne yapacaklarý belli olmazdý. Þurada istediði yere tayinine az bir zaman kalmýþtý. Büyük bir þehre baþsavcý olacaktý. Bu olay Allahtan reva mýydý þimdi? Ya kaçarlarsa? Ya kaçtýklarý duyulursa? Ne olurdu hali? Bu güne kadar adýna, mesleðine, onuruna bir söz getirmeden yaþamýþtý. Karýsýna, çocuðuna ne diyecekti?
Savcý Uður Bey’e yaklaþarak elini omuzuna atmýþtý.
“Ee Uður Oðlum. Ýyi etmiþsin. Ýstersen artýk toparlanýn da dönelim. Bak! Arkadaþlarýn biraz esrik. Baþlarýna bir þey gelsin istemezsin her halde?”
“Baþ üstüne Savcý’m! Siz hiç meraklanmayýnýz. Hemen toparlanýrýz. Hem hiç korkmayýnýz Savcý’m! Bizlerde öyle kaçma falan olmaz.”
“Haydi yoldaþlar! Bugün epeyce eðlendik, yorulduk. Savcýmýz da geldi. Bir dahaki sefere onu da yanýmýzda getireceðime söz verdim. Hepiniz þimdi sýraya geçip, tekmil verin! Kodese gidince tekrar ederiz. Savcýmýzý üzmeyelim, bekletmeyelim.”
Gerçekten de hepsi kýsa zamanda toparlanýp, cezaevinin yolunu tutarken Savcý Bey içinden derin bir oh çekerek arabasýna doðru gidiyordu. Baþýna gelen bu en komik hapishaneden kaçma öyküsü hayatý boyunca unutamayacaðý bir aný olarak kalacaktý.
Uður Bey mi?
Bu öykünün kahramaný Uður Bey daha nice öykülerin kahramaný olacaktý.
Dipnot: Bu yaþanmýþ öykü kýrk beþ-elli yýl önce Zara Ceza ve Tutukevi’nde yaþanmýþtýr. Ýsimler deðiþtirilmiþtir. Bugün Zara Cezaevi’nin yerinde bir okul binasý bulunmaktadýr.
Tülin DURSUN
"Tülin DURSUN" bütün yazýlarý için týklayýn...
