Oðuz ÖZÜGÜL
BÝREY VE TOPLUM
Birey ve toplum birbirinden hem tarihsel hem de sistem, bütünlük olarak ayrýlmaz. Toplum bireylerden oluþur ve bireyler toplumun biricik taþýyýcýlarýdýr; bireyler sadece toplum içinde var olur. Bireysel varlýk ile toplumsal varlýk ayný zamanda baþ gösterir, eþit adýmlarla ilerler ve birbirine baðýmlýlýk içinde deðiþirler. Onlarýn ne olduklarýný söylemek sadece bu karþýlýklý iliþkiye dayanarak mümkündür. Ýnsanýn önce baðýmsýz bir özne ve sonra da bir toplumun üyesi olarak varoluþ kazandýðýna inanmak kadar büyük bir yanýlgý olamaz. Ýnsanýn toplumsal varoluþunun özellikleri, baþlangýçtaki toplum dýþý doðasýnýn düzeltilmesi ya da tamamlanmasý deðildir; insan zaruretin ve acýlarýn baskýsý altýnda ve alýþkanlýklarýn, deneyimlerin sonucunda bir toplumun üyesi olmaz. Aslýnda o doðuþtan toplumsal bir varlýktýr, aralarýndaki farklýlýklar ortaya çýkmadan çok önce birbirlerine benzerler. Bireysel özelliklerini karþýlýklý iliþkileri içinde, birlik ve muhalefet, öykünme ve yalýtlanma, iþbirliði ve rekabet, otorite ve astlýk, hak ve ödev nedeniyle kazanýrlar.
Her çeþit insani baðlardan ve toplumsal etkilerden uzak bir birey, yaþama yabancý, gerçeklikten soyutlayan bir düþüncenin ürünüdür, bir hamhayaldir. Sosyolojik kategoriler bireysel fenomenlere uygulanmazsa, bireyin ancak toplumsal baðlamlar içinde oluþtuðu, bireyleþmenin sadece toplumsal varlýða dayanarak anlam ve önem kazandýðý tamamen gözden kaçar. Salt yalnýzlýðýn ne özü ne de önemi vardýr; insan kendini yalnýz ve terk edilmiþ olarak sadece dýþýna düþtüðü toplumsal gerçeklik bilinci içinde hisseder. Bireyin ilkesel olarak toplumdan ayrýlmasý bir görünüþte-soruna yol açar; çünkü bireyin baþlangýçtan itibaren sosyal bir karakteri vardýr ve bireyi sosyal varoluþ koþullarýyla olan iþlevsel baðlamý içinde düþünmek mümkündür. Muhalefet, öfke ve yabancýlaþma, kaynaðý ideolojik gerekçelerde bulunan çok önemli toplumsal davranýþlardýr.
Sanatçý ile toplum arasýndaki gerçek iliþki bu bakýmdan da idealist sanat teorilerine karþýt bir görünüm sunar. Sanatçýlar da toplumun öteki üyeleri gibi sosyal varlýklardýr, toplumun ürünleri ve üreticileridir; yani ne tamamen baðýmsýz ve baþýna buyruk ne de köklerinden kopmuþ ve yabancýlaþmýþ insanlardýr. Kendilerini toplumun öteki üyelerinden ne kadar üstün ya da yabancýlaþmýþ hissederlerse etsinler onlarýn dilini konuþurlar, onlara hitap ederler ve onlar için konuþurlar.
Bireyin ve toplumun özel, kendine özgü yasalara sahip bir varoluþ sürdürdüðü, kendi yaðlarýyla kavrulduðu varsayýlýrsa , insani davranýþlarýn ve baþarýlarýn bireysel ve de sosyal öðeleri arasýna çok keskin bir sýnýr çizilmiþ olur. Aslýnda onlar sadece birbirine muhtaç deðil, üstelik tek ve ayný fenomenin iki veçhesidir. Bireysel bilincin tasavvur edilebileceði tek biçim sadece toplum deðildir, birey ayný zamanda toplumun biricik aracýsý, biricik etkin temsilcisidir. Birey ve toplum sanatsal yaratýcýlýkta o denli çok çeþitli tarzda iç içe geçer ki, bu karþýlýklý iliþkiyi basit bir düalizm biçiminde ifade etmek mümkün deðildir.
Bireyle toplum arasýndaki iliþki, kendiliðindenlik ile gelenek arasýndaki karþýtlýða her zaman tamý tamýna uymaz; bu karþýtlýk sözü edilen iliþkinin farklý veçhelerinden sadece bir tanesini oluþturur. Birey dinamik bir karmaþadýr, kendine ait olan ve yabancý olan, özgünlük ve kural, devamlýlýk ve deðiþme çatýþmasýný içinde taþýr. Toplum yalnýzca bireylerden kurulu deðil, üstelik bireylerden ibarettir; birey toplum tarafýndan dýþarýdan koþullanýr. Uyarý ya da direnç nedeniyle kendi içinde ve giriþtiði her iþte sosyal ilkeyi karþýsýnda bulur. Bireyi bölmeden, kendisinde öznel ve nesnel, özel ve genel, kendi çýkarý ve toplumsal çýkar ayrýmý yapmadan sosyal ve asosyal ilke, Ego ve dünya, özne ve nesne arasýndaki uçurumu kapatmak mümkün deðildir.
Oðuz ÖZÜGÜL
oguzozugul@hotmail.com
Birey ve toplum birbirinden hem tarihsel hem de sistem, bütünlük olarak ayrýlmaz. Toplum bireylerden oluþur ve bireyler toplumun biricik taþýyýcýlarýdýr; bireyler sadece toplum içinde var olur. Bireysel varlýk ile toplumsal varlýk ayný zamanda baþ gösterir, eþit adýmlarla ilerler ve birbirine baðýmlýlýk içinde deðiþirler. Onlarýn ne olduklarýný söylemek sadece bu karþýlýklý iliþkiye dayanarak mümkündür. Ýnsanýn önce baðýmsýz bir özne ve sonra da bir toplumun üyesi olarak varoluþ kazandýðýna inanmak kadar büyük bir yanýlgý olamaz. Ýnsanýn toplumsal varoluþunun özellikleri, baþlangýçtaki toplum dýþý doðasýnýn düzeltilmesi ya da tamamlanmasý deðildir; insan zaruretin ve acýlarýn baskýsý altýnda ve alýþkanlýklarýn, deneyimlerin sonucunda bir toplumun üyesi olmaz. Aslýnda o doðuþtan toplumsal bir varlýktýr, aralarýndaki farklýlýklar ortaya çýkmadan çok önce birbirlerine benzerler. Bireysel özelliklerini karþýlýklý iliþkileri içinde, birlik ve muhalefet, öykünme ve yalýtlanma, iþbirliði ve rekabet, otorite ve astlýk, hak ve ödev nedeniyle kazanýrlar.
Her çeþit insani baðlardan ve toplumsal etkilerden uzak bir birey, yaþama yabancý, gerçeklikten soyutlayan bir düþüncenin ürünüdür, bir hamhayaldir. Sosyolojik kategoriler bireysel fenomenlere uygulanmazsa, bireyin ancak toplumsal baðlamlar içinde oluþtuðu, bireyleþmenin sadece toplumsal varlýða dayanarak anlam ve önem kazandýðý tamamen gözden kaçar. Salt yalnýzlýðýn ne özü ne de önemi vardýr; insan kendini yalnýz ve terk edilmiþ olarak sadece dýþýna düþtüðü toplumsal gerçeklik bilinci içinde hisseder. Bireyin ilkesel olarak toplumdan ayrýlmasý bir görünüþte-soruna yol açar; çünkü bireyin baþlangýçtan itibaren sosyal bir karakteri vardýr ve bireyi sosyal varoluþ koþullarýyla olan iþlevsel baðlamý içinde düþünmek mümkündür. Muhalefet, öfke ve yabancýlaþma, kaynaðý ideolojik gerekçelerde bulunan çok önemli toplumsal davranýþlardýr.
Sanatçý ile toplum arasýndaki gerçek iliþki bu bakýmdan da idealist sanat teorilerine karþýt bir görünüm sunar. Sanatçýlar da toplumun öteki üyeleri gibi sosyal varlýklardýr, toplumun ürünleri ve üreticileridir; yani ne tamamen baðýmsýz ve baþýna buyruk ne de köklerinden kopmuþ ve yabancýlaþmýþ insanlardýr. Kendilerini toplumun öteki üyelerinden ne kadar üstün ya da yabancýlaþmýþ hissederlerse etsinler onlarýn dilini konuþurlar, onlara hitap ederler ve onlar için konuþurlar.
Bireyin ve toplumun özel, kendine özgü yasalara sahip bir varoluþ sürdürdüðü, kendi yaðlarýyla kavrulduðu varsayýlýrsa , insani davranýþlarýn ve baþarýlarýn bireysel ve de sosyal öðeleri arasýna çok keskin bir sýnýr çizilmiþ olur. Aslýnda onlar sadece birbirine muhtaç deðil, üstelik tek ve ayný fenomenin iki veçhesidir. Bireysel bilincin tasavvur edilebileceði tek biçim sadece toplum deðildir, birey ayný zamanda toplumun biricik aracýsý, biricik etkin temsilcisidir. Birey ve toplum sanatsal yaratýcýlýkta o denli çok çeþitli tarzda iç içe geçer ki, bu karþýlýklý iliþkiyi basit bir düalizm biçiminde ifade etmek mümkün deðildir.
Bireyle toplum arasýndaki iliþki, kendiliðindenlik ile gelenek arasýndaki karþýtlýða her zaman tamý tamýna uymaz; bu karþýtlýk sözü edilen iliþkinin farklý veçhelerinden sadece bir tanesini oluþturur. Birey dinamik bir karmaþadýr, kendine ait olan ve yabancý olan, özgünlük ve kural, devamlýlýk ve deðiþme çatýþmasýný içinde taþýr. Toplum yalnýzca bireylerden kurulu deðil, üstelik bireylerden ibarettir; birey toplum tarafýndan dýþarýdan koþullanýr. Uyarý ya da direnç nedeniyle kendi içinde ve giriþtiði her iþte sosyal ilkeyi karþýsýnda bulur. Bireyi bölmeden, kendisinde öznel ve nesnel, özel ve genel, kendi çýkarý ve toplumsal çýkar ayrýmý yapmadan sosyal ve asosyal ilke, Ego ve dünya, özne ve nesne arasýndaki uçurumu kapatmak mümkün deðildir.
Oðuz ÖZÜGÜL
oguzozugul@hotmail.com
"Oðuz ÖZÜGÜL" bütün yazýlarý için týklayýn...
