Tayfun ÖZKAYA
DEDELERÝMÝZÝN YAPTIÐI TARIMA GERÝ DÖNEBÝLÝR MÝYÝZ?
Diyalektiðin babasý Herakleitos’a göre her þey hareket etmektedir ve hiçbir þey kalýcý deðildir. Buna göre ayný dereye iki kez girmek mümkün deðildir, çünkü dereye bir daha girdiðimizde hem dere hem de biz deðiþmiþ olacaðýz. (www.eksisozluk.com) Peþinen söyleyeyim ki baþlýktaki soruya verdiðim cevap “dedelerimizin yaptýðý tarýma aynen geri dönemeyiz” þeklindedir.
Endüstriyel tarým yani kimyasal ilaç ve gübreler, þirket tohumlarý, sanayi yemleri, aðýr makineler, yoðun su ve petrol kullanýmý ile yapýlan tarým sisteminden þikâyetlerimiz giderek yoðunlaþýyor. Endüstriyel tarýma karþý çeþitli tarým sistemleri önerilmekte. Bu þüphesiz iyi bir eðilim. Ancak bazýlarýmýz burada kolaycýlýða kaçýyor sanýrým. Çözüm olarak dedelerimizin yaptýðý tarýma dönüþü öneriyorlar. Bu endüstriyel tarým savunucularýnca biraz da haklý olarak bilim karþýtlýðý, hatta gericilik olarak damgalanýyor. Bu kolaycýlýðýn çýkmaz yol olduðunu düþünüyorum. Hangi dedemize döneceðiz?
Tarým tarihi incelenirse on bin yýldýr tarýmýn hep ayný kalmadýðýný biliyoruz. Orta çaðda bile tarýmda büyük deðiþiklikler oldu. Örneðin 8. yüzyýlda birinci yýl ürün, takip eden yýlda nadas þeklindeki iki dönüþümlü sistem, üç dönüþümlü sisteme yerini býrakmýþtýr. Buna göre bir arazi üç eþit parçaya bölünür. Ýlk yýl birinci tarlaya buðday gibi bir kýþ ürünü, ikinci tarlaya da yulaf gibi bir ilkyaz ürünü ekilir. Üçüncü tarla ise nadasa býrakýlýr. Ertesi yýl nadas edilen araziye bir kýþlýk ürün, birinci tarlaya ise bir ilkyaz ürünü ekilir, daha önce ilkyaz ürünü ekilmiþ olan ikinci tarla ise nadasa býrakýlýr. Üçüncü yýl birinci tarla nadasa býrakýlýr, ikinci tarlaya bir kýþ ürünü, üçüncü tarlaya da bir ilkyaz ürünü ekilir. Dördüncü yýlda ise üç yýllýk döngü yeniden baþlatýlýr. Bu sistem öncekine göre büyük bir ilerleme olmuþtur.
Yapýlan hesaplara göre 11. ve 13. yüzyýllar arasýnda ortalama verim yaklaþýk olarak bire 2,5’dan 4’e çýkmýþtýr. (Jean Gimpel, Ortaçaðda Endüstri Devrimi, Tübitak yayýnlarý, 2004, s.39–42) Þimdi hangi çaða geri döneceðiz? Bunu kim söyleyecek? Ýþi tarým öncesine geri dönelim demeye kadar da vardýrabilir miyiz? Ýlginçtir ki Richard Dawkins “Atalarýn Hikayesi” adlý muhteþem eserinde (Hil Yayýnlarý, 2008, s.38–39) þöyle yazýyor: “…Colin Tudge, avcýlýk ve toplayýcýlýktan tarýma geçiþin bugün geriye dönüp baktýðýmýzda sandýðýmýz gibi bir iyileþme olmadýðý konusunda Jared Diamond’la (the third chimpanzee) hemfikirdir. Onlara göre tarým devrimi mutluluðumuzu arttýrmadý. Tarým yerini aldýðý avcý-toplayýcý yaþam tarzýndan daha fazla nüfusu besledi, ama saðlýðý ya da mutluluðu açýkça iyileþtirmedi. Aslýnda evrime iliþkin saðlam nedenlerden ötürü, daha büyük nüfus genellikle daha fazla korkunç hastalýk barýndýrýr. (bir parazit, bulaþacaðý insanlarý kolaylýkla bulabiliyorsa, o anda kendisine ev sahipliði yapan kiþinin yaþamýný uzatmakla daha az ilgilenir)… Jared Diamond, ilk tarýmcýlarýn ekolojik çöküþe ve toplumlarýn ölümüne yol açan aþýrý sömürüsünü vurgular.” Þimdi tekrar soralým? Tarým öncesine mi döneceðiz? Dawkins’in bunu önermediðini ekleyelim.
Dedelerimizin uyguladýðý tarým sisteminin sorunsuz olduðunu söyleyemeyiz. Doðal tarým gibi bir terim kullanýlýyor bazýlarýmýzca. Bu terimin ne ifade ettiði çok bulanýk. Bir kere tarým bir insan etkinliðidir. On bin yýldan daha önce tarým diye bir þey yoktu ki doðalý olsun. Avcýlýk ve toplayýcýlýk geçerli idi. Tarýma geçiþ de uzun ve sancýlý olmuþtur. Yan etkileri de epeyce olmuþtur.
Biraz daha yakýn zamana ve Türkiye’ye gelelim. Mahmut Makal’ýn tanýnmýþ “Bizim Köy” adlý eserinde 1950 öncesi bir Orta Anadolu köyünde dedelerimizin ve ninelerimizin açlýktan ölmeye yakýn acý halleri anlatýlmaktadýr. Kitaptan birkaç satýr okuyalým. “Samanlar suyunu çekti. Tezek tükendi. Çok evlerde un çuvallarýnýn da dibi çýrpýldý. …Alfabede ‘baba bana bal al’ cümlesini okurken sordum: 56 öðrenci içinde yalnýz bir tanesi balý görmüþ. Gerisi bilmiyor.” Bu yýllarda, bu köylerde ne tarým ilacý ne kimyasal gübre söz konusu deðildi. Bu tarýma mý döneceðiz?
Ancak söylenmek istenen dedelerimizin yaptýðý tarýmýn iyi yönlerinin ve agroekolojik tekniklerin bazýlarýnýn bugün de uygulanabileceði ise bunda anlaþýyoruz. Tarým girdileri üreten þirketler þüphesiz kârlarýný en çoða çýkartmak için dedelerimizin uyguladýðý birçok tekniði geri olarak damgalayarak unutulmasýný saðlamýþlardýr. Bu yararlý eski tarým teknik ve bilgilerine “yerel bilgi” (Ýngilizcesi indigenous knowledge) diyoruz. Google’da bu terimi yazdýðýnýzda karþýnýza bir milyonu aþkýn kayýt gelmektedir. Yerel bilgi içine tarýmýn yanýnda, saðlýk ve diðer baþka konular da girmektedir. Yaþlý çiftçiler öldükçe bu bilginin dünya yüzünden silindiði açýktýr. Bunlarý kaydedip, üzerinde bilimsel olarak çalýþýp tekrar kullanýlmalarýný saðlamak için birçok dünya ülkesinde ciddi araþtýrmalar yapýlmaktadýr. Birleþmiþ Milletler Çevre ve Kalkýnma Konferansýnda 1992 yýlýnda Uluslararasý Biyolojik Çeþitlilik Anlaþmasý imzalanmýþtýr. Bu anlaþmada geleneksel bilginin korunmasý ve kullanýlmasý ile ilgili maddeler bulunmaktadýr.
Ülkemizde yerel bilgiyi derlemeye yönelik akademi dýþý çabalar varsa da araþtýrma ve eðitim kuruluþlarýnca yürütülen bir araþtýrmaya ben rastlamadým. Duyan varsa bildirsin lütfen. Yerel bilgilerin bazýlarý anlamsýz ve geçersiz de olabilir. Hatta bazýlarýna bugün düpedüz þarlatanlýk ta karýþmýþ olabilir. Bilimsel araþtýrma yöntemleri ile bu durum ortaya konulabilir. Endüstriyel tarýmdan çýkarý olan þirketlerin çoðunun yerel bilginin araþtýrýlmasýndan pek hoþlanmayacaðýný peþinen söyleyebiliriz.
Diðer yandan dünya topraklarýna kimyasal maddelerle ve endüstriyel tarým teknikleri ile o kadar çok saldýrý yapýldý ki dünya artýk dedelerimizin zamanýndaki dünya deðil. Tarým topraklarýmýz ve meralarýmýz ciddi bir restorasyona (yenilemeye) ihtiyaç duyuyor. Bu ise sadece dedelerimizin teknikleri ile baþarýlamaz.
Yapýlmasý gereken yerel bilgiler ile bilimin gücünü bir araya getirerek yeni teknikler geliþtirmektir. Yoksa dedelerimizin dönemine istesek de dönemeyiz.
Herakletitos’un dediði gibi “ayný derede iki kere yýkanýlmaz” Tarih hep ileri doðru akar. Sistemin güçlülerinin bilimi yedeklerine almasý bizi yanýltmamalý. Katýlýmcý araþtýrma ve katýlýmcý ýslah (paritipatory research/ participatoy breeding) bilim insanlarýnýn çiftçilerle el ele neler baþarabildiðinin güzel örneklerini veriyor. Örneðin Filipinler merkezli MASÝPAG kuruluþu web sayfasýnda tam metnini bulabileceðiniz bir eserde (Food Security and Farmer Empowerment) baþarýlarýný ortaya koymuþ. Çiftçi ve bilim insanlarýnýn beraber geliþtirdiði çeltik çeþitlerini ekolojik yöntemlerle yetiþtiren çiftçilerin dekara net gelirleri endüstriyel tarým yapanlardan 1,5 misli yüksek bulunmuþtur. (www.masipag.org)
Bilime sýrtýmýzý dönemeyiz. Her ne kadar þirketler bilim üzerinde güçlerine dayanarak bir hegemonya kurmuþlarsa da bunu kýrma ve karþý hegemonyayý kurma yollarý vardýr.
Tayfun Özkaya / 13.7.2011
EGE ÜNÝVERSÝTESÝ
Tayfun ÖZKAYA
"Tayfun ÖZKAYA" bütün yazýlarý için týklayýn...
Diyalektiðin babasý Herakleitos’a göre her þey hareket etmektedir ve hiçbir þey kalýcý deðildir. Buna göre ayný dereye iki kez girmek mümkün deðildir, çünkü dereye bir daha girdiðimizde hem dere hem de biz deðiþmiþ olacaðýz. (www.eksisozluk.com) Peþinen söyleyeyim ki baþlýktaki soruya verdiðim cevap “dedelerimizin yaptýðý tarýma aynen geri dönemeyiz” þeklindedir.
Endüstriyel tarým yani kimyasal ilaç ve gübreler, þirket tohumlarý, sanayi yemleri, aðýr makineler, yoðun su ve petrol kullanýmý ile yapýlan tarým sisteminden þikâyetlerimiz giderek yoðunlaþýyor. Endüstriyel tarýma karþý çeþitli tarým sistemleri önerilmekte. Bu þüphesiz iyi bir eðilim. Ancak bazýlarýmýz burada kolaycýlýða kaçýyor sanýrým. Çözüm olarak dedelerimizin yaptýðý tarýma dönüþü öneriyorlar. Bu endüstriyel tarým savunucularýnca biraz da haklý olarak bilim karþýtlýðý, hatta gericilik olarak damgalanýyor. Bu kolaycýlýðýn çýkmaz yol olduðunu düþünüyorum. Hangi dedemize döneceðiz?
Tarým tarihi incelenirse on bin yýldýr tarýmýn hep ayný kalmadýðýný biliyoruz. Orta çaðda bile tarýmda büyük deðiþiklikler oldu. Örneðin 8. yüzyýlda birinci yýl ürün, takip eden yýlda nadas þeklindeki iki dönüþümlü sistem, üç dönüþümlü sisteme yerini býrakmýþtýr. Buna göre bir arazi üç eþit parçaya bölünür. Ýlk yýl birinci tarlaya buðday gibi bir kýþ ürünü, ikinci tarlaya da yulaf gibi bir ilkyaz ürünü ekilir. Üçüncü tarla ise nadasa býrakýlýr. Ertesi yýl nadas edilen araziye bir kýþlýk ürün, birinci tarlaya ise bir ilkyaz ürünü ekilir, daha önce ilkyaz ürünü ekilmiþ olan ikinci tarla ise nadasa býrakýlýr. Üçüncü yýl birinci tarla nadasa býrakýlýr, ikinci tarlaya bir kýþ ürünü, üçüncü tarlaya da bir ilkyaz ürünü ekilir. Dördüncü yýlda ise üç yýllýk döngü yeniden baþlatýlýr. Bu sistem öncekine göre büyük bir ilerleme olmuþtur.
Yapýlan hesaplara göre 11. ve 13. yüzyýllar arasýnda ortalama verim yaklaþýk olarak bire 2,5’dan 4’e çýkmýþtýr. (Jean Gimpel, Ortaçaðda Endüstri Devrimi, Tübitak yayýnlarý, 2004, s.39–42) Þimdi hangi çaða geri döneceðiz? Bunu kim söyleyecek? Ýþi tarým öncesine geri dönelim demeye kadar da vardýrabilir miyiz? Ýlginçtir ki Richard Dawkins “Atalarýn Hikayesi” adlý muhteþem eserinde (Hil Yayýnlarý, 2008, s.38–39) þöyle yazýyor: “…Colin Tudge, avcýlýk ve toplayýcýlýktan tarýma geçiþin bugün geriye dönüp baktýðýmýzda sandýðýmýz gibi bir iyileþme olmadýðý konusunda Jared Diamond’la (the third chimpanzee) hemfikirdir. Onlara göre tarým devrimi mutluluðumuzu arttýrmadý. Tarým yerini aldýðý avcý-toplayýcý yaþam tarzýndan daha fazla nüfusu besledi, ama saðlýðý ya da mutluluðu açýkça iyileþtirmedi. Aslýnda evrime iliþkin saðlam nedenlerden ötürü, daha büyük nüfus genellikle daha fazla korkunç hastalýk barýndýrýr. (bir parazit, bulaþacaðý insanlarý kolaylýkla bulabiliyorsa, o anda kendisine ev sahipliði yapan kiþinin yaþamýný uzatmakla daha az ilgilenir)… Jared Diamond, ilk tarýmcýlarýn ekolojik çöküþe ve toplumlarýn ölümüne yol açan aþýrý sömürüsünü vurgular.” Þimdi tekrar soralým? Tarým öncesine mi döneceðiz? Dawkins’in bunu önermediðini ekleyelim.
Dedelerimizin uyguladýðý tarým sisteminin sorunsuz olduðunu söyleyemeyiz. Doðal tarým gibi bir terim kullanýlýyor bazýlarýmýzca. Bu terimin ne ifade ettiði çok bulanýk. Bir kere tarým bir insan etkinliðidir. On bin yýldan daha önce tarým diye bir þey yoktu ki doðalý olsun. Avcýlýk ve toplayýcýlýk geçerli idi. Tarýma geçiþ de uzun ve sancýlý olmuþtur. Yan etkileri de epeyce olmuþtur.
Biraz daha yakýn zamana ve Türkiye’ye gelelim. Mahmut Makal’ýn tanýnmýþ “Bizim Köy” adlý eserinde 1950 öncesi bir Orta Anadolu köyünde dedelerimizin ve ninelerimizin açlýktan ölmeye yakýn acý halleri anlatýlmaktadýr. Kitaptan birkaç satýr okuyalým. “Samanlar suyunu çekti. Tezek tükendi. Çok evlerde un çuvallarýnýn da dibi çýrpýldý. …Alfabede ‘baba bana bal al’ cümlesini okurken sordum: 56 öðrenci içinde yalnýz bir tanesi balý görmüþ. Gerisi bilmiyor.” Bu yýllarda, bu köylerde ne tarým ilacý ne kimyasal gübre söz konusu deðildi. Bu tarýma mý döneceðiz?
Ancak söylenmek istenen dedelerimizin yaptýðý tarýmýn iyi yönlerinin ve agroekolojik tekniklerin bazýlarýnýn bugün de uygulanabileceði ise bunda anlaþýyoruz. Tarým girdileri üreten þirketler þüphesiz kârlarýný en çoða çýkartmak için dedelerimizin uyguladýðý birçok tekniði geri olarak damgalayarak unutulmasýný saðlamýþlardýr. Bu yararlý eski tarým teknik ve bilgilerine “yerel bilgi” (Ýngilizcesi indigenous knowledge) diyoruz. Google’da bu terimi yazdýðýnýzda karþýnýza bir milyonu aþkýn kayýt gelmektedir. Yerel bilgi içine tarýmýn yanýnda, saðlýk ve diðer baþka konular da girmektedir. Yaþlý çiftçiler öldükçe bu bilginin dünya yüzünden silindiði açýktýr. Bunlarý kaydedip, üzerinde bilimsel olarak çalýþýp tekrar kullanýlmalarýný saðlamak için birçok dünya ülkesinde ciddi araþtýrmalar yapýlmaktadýr. Birleþmiþ Milletler Çevre ve Kalkýnma Konferansýnda 1992 yýlýnda Uluslararasý Biyolojik Çeþitlilik Anlaþmasý imzalanmýþtýr. Bu anlaþmada geleneksel bilginin korunmasý ve kullanýlmasý ile ilgili maddeler bulunmaktadýr.
Ülkemizde yerel bilgiyi derlemeye yönelik akademi dýþý çabalar varsa da araþtýrma ve eðitim kuruluþlarýnca yürütülen bir araþtýrmaya ben rastlamadým. Duyan varsa bildirsin lütfen. Yerel bilgilerin bazýlarý anlamsýz ve geçersiz de olabilir. Hatta bazýlarýna bugün düpedüz þarlatanlýk ta karýþmýþ olabilir. Bilimsel araþtýrma yöntemleri ile bu durum ortaya konulabilir. Endüstriyel tarýmdan çýkarý olan þirketlerin çoðunun yerel bilginin araþtýrýlmasýndan pek hoþlanmayacaðýný peþinen söyleyebiliriz.
Diðer yandan dünya topraklarýna kimyasal maddelerle ve endüstriyel tarým teknikleri ile o kadar çok saldýrý yapýldý ki dünya artýk dedelerimizin zamanýndaki dünya deðil. Tarým topraklarýmýz ve meralarýmýz ciddi bir restorasyona (yenilemeye) ihtiyaç duyuyor. Bu ise sadece dedelerimizin teknikleri ile baþarýlamaz.
Yapýlmasý gereken yerel bilgiler ile bilimin gücünü bir araya getirerek yeni teknikler geliþtirmektir. Yoksa dedelerimizin dönemine istesek de dönemeyiz.
Herakletitos’un dediði gibi “ayný derede iki kere yýkanýlmaz” Tarih hep ileri doðru akar. Sistemin güçlülerinin bilimi yedeklerine almasý bizi yanýltmamalý. Katýlýmcý araþtýrma ve katýlýmcý ýslah (paritipatory research/ participatoy breeding) bilim insanlarýnýn çiftçilerle el ele neler baþarabildiðinin güzel örneklerini veriyor. Örneðin Filipinler merkezli MASÝPAG kuruluþu web sayfasýnda tam metnini bulabileceðiniz bir eserde (Food Security and Farmer Empowerment) baþarýlarýný ortaya koymuþ. Çiftçi ve bilim insanlarýnýn beraber geliþtirdiði çeltik çeþitlerini ekolojik yöntemlerle yetiþtiren çiftçilerin dekara net gelirleri endüstriyel tarým yapanlardan 1,5 misli yüksek bulunmuþtur. (www.masipag.org)
Bilime sýrtýmýzý dönemeyiz. Her ne kadar þirketler bilim üzerinde güçlerine dayanarak bir hegemonya kurmuþlarsa da bunu kýrma ve karþý hegemonyayý kurma yollarý vardýr.
Tayfun Özkaya / 13.7.2011
EGE ÜNÝVERSÝTESÝ
Tayfun ÖZKAYA
"Tayfun ÖZKAYA" bütün yazýlarý için týklayýn...
