ISSN 1308-8483
Foçalı Oben ile söyleşi

  Yayın Tarihi: 13.1.2013    


Foçalı Oben ile söyleşi


Ot zamanı gelince her gün elinde bir demet ot ile görürdüm onu; en çok da Foçalıların sıra dedikleri arapsaçıyla. Nereden biliyorsun bu otları, nasıl anlıyorsun yenip yenmediğini diye sordum bir gün.

“Babaannemden öğrendim, Foça’da nerede hangi ot var hepsini bilir benim babaannem, o yüzden kendisi toplayamadığında bize söyler toplayıp götürürüz” dedi. Dededen balıkçılık yapan bir ailenin torunu olan Oben’in babası da balıkçı. Oben henüz çok küçük, anca onikisinde filan…

Emsali şehirli çocuklar bırakın otları, meyvelerin bile nerede yetiştiğinden bi-haber. Çileğin ağaçta, armudun toprakta yetiştiğini duyarız pek çok çocuk ve hatta yetişkinden. İlgi ve merak meselesi demek çözüm değil, temel yiyeceklerin varoluşlarını doğuştan itibaren öğretmek ve öğrenmek gibi bir derdi olmalı insanoğlunun. Hayvanların içgüdülerinden yoksunuz, onlar gibi doğadaki otları koklayarak hissetme yeteneğimiz yok ne yazık ki! O yüzden pek çok kadim bilgi bizlere kuşaktan kuşağa geçer. İçinde bulunduğumuz çağda şehirli nüfusun artması biz insanoğlunu topraktan uzak düşürdü. Her türlü yiyecek market raflarında ayıklanıp paketlenmiş halde kullanıma hazır bekliyor. Bu böyle olunca da çalışan şehirli annelerin çoğu, ister istemez yiyeceklerini büyük marketlerden dondurulmuş veya hazır yemek şeklinde temin ediyor.

Oben, sosyal medyada benim takipçilerimden, pişirip taşırdıklarıma merakını gizlemiyor. Otlar ve balıklar üzerine konuşmak üzere randevulaşmıştık. Zemherinin yine çok soğuk bir günüydü…

Soğuktan doğru düzgün büyüyemeyen otlar arasında yenilebilir olanlarını ayırt etmek gerçekten zordu. Dikkat isteyen bir iş olan ot seçmek Oben’in dünyasında çok kolay, hemen buluveriyor ve küçük çakısıyla koparıveriyordu. Kökünden çekmiyor ki, gelecek seneye de aynı yerde bulabilsin. Beni oradan oraya dolaştırdı, “gel Nurdan Teyze bak burada da var, işte şurada da” aaa bir bakıyorum henüz toprağın üzerine yeni fışkıran minicik filizleri bile ustalıkla bulabiliyor!

Gülümseyerek; “Babaannem hiç kimsenin bilmediği yerleri bilir, o öğretiyor bana” diyor Oben. Babaanesinin öğrettiği tatlı tuzlu diğer mutfak bilgilerine de gözünü kulağını açmış ne güzel… Isırganotu, ebegömeci, tarakotu, sıra, radika, turpotu, acısoğan ve baharı bekleyen gelincikleri anlatıyor bana. Bir de salata tarifi veriyor; Yenifoçalı Sabit Usta’dan öğrenmiş, gelincikotu salatasını…

Gelincikotu salatası

Bir demet kadar gelincikotu
2 Adet taze soğan
2 Diş sarımsak
2 Adet kornişon turşu
1 Adet domates
Sirke
Sızma zeytinyağı
Tuz

Bütün malzeme istenilen boyda doğranır, sızma yağı, sirkesi ve tuzu da konur sofraya getirilir.


Fener balığından, ahtapota, levrekten, kalamara pek çok balık hakkında da bilgi sahibi olan bu tatlı çocuğun doğayı tanıma güdülerinin yoğunluğu karşısında şaşkınlığımı gizleyemiyorum. Ağaç tepelerinde keşifler yapan, balkon korkuluklarından sarkan dalların arasından kedileri kurtaran, Foça’nın bakir adalarına ailesiyle gidip deniz ve çocuk öykülerinin gerçeğini yaşayan Oben şanslı bir Ege çocuğu.



Babasından dolayı balıklarla da arası iyi olduğu için, bir de balık yemeği tarifi verebilir misin diyorum… “Veririm ama, en iyisi babama anneme sorup doğrusunu yazayım daha iyi olur” deyip fırlıyor yanımdan ve birkaç gün sonra yine buluşuyoruz; bu defa bir tomar tarif dolu kağıtla söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Neler yok ki o kağıtlarda… Ne adabeyi, kefal çorbaları, ne tavuk balığı, kalamar, çimçim tarifleri… Bir başka yazımın konusu olsunlar.

Güzel çocuk Foçalı Oben, ne tatlı heyecanlarla dolusun sen. Şansın ve ufkun hep açık olsun. Bu yaşlı kadına zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim!










Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


2173











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)