ISSN 1308-8483
O, Foça’nın Aynur Hanımı

  Yayın Tarihi: 3.10.2013    


O, Foça’nın Aynur Hanımı


10 yıl önce Foça’ya ilk geldiğim günlerde kovboy şapkalı bir kadın görürdüm. Kullandığı jipinin içinde neredeyse kaybolacak kadar ufak tefek narin bir hanım! Sürekli Bağarası ve Foça arasında gider gelirdi. Kendisini her görüşümde işi gücüyle meşgûl, toprağı seven şehirli bir çiftçi herhalde diye düşünürdüm! Sonraları adını daha sık duymaya başladım, zeytinlik ve üzüm bağlarından elde ettiği çeşitli ürünleri ve çiftlik hayvanlarıyla sakin bir yaşam sürdüğünü duyar oldum.

Zamanla kendi toprağında yöresinin ürünlerini yetiştirirken yeni denemeler yapan, eski gelenekleri mütevazi duruşuyla yaşatmaya çalışan bir insan olduğunu öğreniyordum Aynur Acar’ın. Tabi o yıllarda yerel-yöresel yiyecek olgusu şimdiki gibi popüler kültürün bir parçası değildi. Slow Food ve Slow City kavramları da henüz Türkiye uzantılarını oluşturmamıştı!

İstanbul’daki okul ve iş dönemlerinden sonra ata topraklarına dönen Aynur Hanımın, annesinin dedesi ve onun da babasına kadar uzanan bir Foça kökeni var; yani, Foça’nın yerlilerinden. Babası, Cumhuriyet öncesi Osmanlı döneminde Eskifoça’nın Kale içinde yaşamış. Babası için Kale içi çıkışlı diyor kendisi. Anneannesinin Midillili olduğunu, dedesinin de savaş döneminde Yunan bayrağını indirip Türk bayrağını Foça Hükümet Konağı’na diken Hacı Veli Bey olduğunu önemle belirtiyor. Bu vesile ile, Bağarası'ndaki Hacı Veli Mahallesi'ne adını veren kişinin dedesi olduğunu öğrenmiş oluyorum. Aynur Hanımın bugün o mahallede atalarından yadigâr güzel bir bağı ve sımsıcak bir bağevi var.

Bu bağevine konukluğum, bir bağbozumu ritüeli olan pekmez yapımına denk geliyor. Salt pekmez yapımı dersem haksızlık olur, o gün bir tarafta Slow Food gönüllülerince üzümler ayıklandı, şırası ezildi, sirke ve şaraplıklar ayrıldı. Diğer taraftan pekmez kazanı üzüm suyuyla dolduruldu, kaynayan kazanın yüzeyinde oluşan köpükler geniş kepçeler ile alındı. Bağevinin odalarında küplere konmuş şarap ve sirkeliklerin üzerleri tek tek kontrol edildi. Sirke sineğinin rahatça girip çıkması için küplerin üzerine örtülen ince dokumalı tertemiz tülbentler elden geçirildi. Geçmiş hasatların ürünü olan şarapların tadına bakıldı, pekmez ve sızma zeytinyağına ekmekler banıldı. İştahla yenen zeytinlerin çekirdekleri sayıldı…

Aynur Hanımın ata yadigârı bu küçük çiftliğini görünce Foça’nın geçmiş belleğine adeta ışınlandığımı sanmıştım! Nesilden nesile aktarılan demirbaşlar, iki katlı evin anı dolu eşyaları dile gelmişlerdi sanki. Kimler oturdu bu sedirlerde, masanın etrafında? Kimler neler paylaştı bu ocak başında, aynalı konsolun önünde, ardında? Kimler dolaştı bu ahşap evin odalarında, kimler ağırlandı sirke ve zeytinyağıyla pişmiş lezzetli yemeklerle, pekmezlerle, ev yapımı şarap ve üzüm suları ile…

Eski zamanlara ait yaşam parçalarına her dokunuşumda, o dönemin seyir defterini gizlice okuyormuşcasına heyecanlanırım. Halen yaşatıldığı için Foça - Bağarası yerel tarihinde önemli bir yeri olan bu bağ ve bağevinin, giderek etnografik bir müze haline dönüşeceğini umuyorum.

Bağarası bağlarında, bilinen 27 çeşit üzüm yetişirmiş eskiden; misket, belerce, çavuş, hanım parmağı, pembe çekirdeksiz, sultaniye üzüm; çok önceleri karafoça ve daha niceleri… 60’lı yıllarla başlayan göç furyası ile giderek azalan iş gücü nedeniyle üzüm bağları bakımsızlıktan ve hastalıktan yok olmuş. Şimdiki bağın fışkıran canlılığı ve üzümleri 80’li yıllardan sonra yeni baştan dikilen asma omcaları sayesinde bugünlere gelebilmiş. Sultaniye çeşidi ile başladık, Chardonnay ve Volkan Sucukçu’dan temin ettiğim Foça karası ile yola devam ediyoruz diyor Aynur Hanım. Kendisini, Pazar günleri Foça Öğretmen Evi arkasında kurulan Foça Yerel Pazarı’nda görebilmek mümkün. Minik bir tezgâhta kendi ürettiği sirke, pekmez, zeytinyağı, üzüm, zeytin, sabun, incir gibi bağ ürünlerini pazar ziyaretçilerine sunuyor.

Sözcüklerimi noktalamadan önce Aynur Hanım hakkında küçücük bir dedikodu yapmama izin verin lütfen. Bağarası’ndaki bağ komşularının yalancısıyım; üzüm bağının asma yaprakları yeşillenip de ilkbaharda taze yaprak sarması mevsimi başladığında, sürgünler zarar görecek diye sarmalık tek bir yaprak kopartmazmış bağından.






















Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


2883











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)