ISSN 1308-8483

                   
Ana Sayfa
Foça
Haberler
Yazarlar
Galeri


İnsanlığın Çocuğu: Miguel de Cervantes Saavedra





  Yayın Tarihi: 22.2.2017    


İnsanlığın Çocuğu: Miguel de Cervantes Saavedra

Günümün büyük çoğunluğunu romancı, şair ve oyun yazarı Cervantes’i düşünerek geçiriyorum. Bu, yalnızlığıyla yarışacak kimsenin bulunmadığı adamı düşünüyorum. Kendisiye/acılarıyla alay edecek boyuta varma erdemine ulaşmış insanla günümü geçirmek istiyorum. O inandığı değerlerinin karşısında sadık bir mürit gibidir. Yapıtı Don Kişot’ta salt aşkı değil kusursuz dostluğu da idealize etmiştir. Belleğinde yaşattığı aşkın kutsallığına erişmek için bir metrese gerek duymuyordu. Kendisini şövalye sanan Don Kişot, her şövalyenin bir sevgilisinin olması gerektiğini düşüyor. Sıradan, şişman bir köylü kızı olan Aldonzo'ya Dulcinea del Toboso takma adını verir ve sevgilisi yapar kendisine. Onu soylu bir ailenin güzel kızı olarak düşünüyor. Yanına kendi köyünde yaşayan Sancho Panza’yı seyisi olarak alır ve yola koyulur. Karşısına çıkan hanın sahibine kendisini şövalye olarak ilan ettiriyor. Öyle ki yel değirmenlerini dev sanıyor ve üzerine yürüyor. Onun insan yanının yapıtlarına yansıyan en büyük özelliği tüm duyguları kendisiyle eşitlemiş olmasıdır. Yalnız yel değirmenlerinin peşine düşmesinin bir diğer nedeni de kendi ayarında bir dost bulamamış olmasıdır. Serüvenci ruhuyla şövalye yürekli bu dostumun başına neler gelmiyor ki… O günün kederle el ele verip parçaladığı kalbini geceleri onarıyor. Sabahları ise kendi külünden doğan bir Anka kuşudur. O yüzden yel değirmenine karşı savaş açacak gücü kendisinde görüyor. Endişeli bir ruha sahip olması onu içten içe yiyip tüketiyor. Onun hakkında okuduklarımı yolda yürürken hatırlamaya başlıyorum. 29 Eylül 1547 tarihinde Alcalá de Henares, İspanya’da doğan ve22 Nisan 1616 (68 yaşında) Madrid, İspanya’da ölen Miguel de Cervantes Saavedra’nın yol arkadaşım olmasını yürekten istiyorum. Endülüslü bir anneden doğma ailesi Galice’den gelme. Kendisi de Kelt ırkından sayılıyor. Batı edebiyatının klasikleri arasındaki yerini alan Modern Avrupa'nın ilk romanı olarak kabul edilen yazdığı magnum opusu Don Kişot bugüne kadar yazılmış en iyi kurgusal eserlerden biri sayılıyor. Onun yapıtlarına yansıyan insan yanını bir başka mercek altında incelemek istiyorum. Genç yaşında yazmaya başladığı denemeleri ve tiyatro eserleriyle kısa bir süre sonra edebiyat çevresinde adını duyuruyor. Bugün bile İspanyol edebiyatında roman geleneğinin başlatıcısı olarak kabul ediliyor. İşlenen bir suç ad benzerliğinden dolayı kendisine mal olunca İtalya’dan ayrılıyor. Yaşadığı bir dizi serüvenden dolayı Osmanlılar tarafından tutsak edilen Cervantes, 1575-1580 yılları arasında da Cezayir'de esir olarak yaşıyor. Birçok yaralanma tehlikesi geçiren Cervantes bir top güllesiyle yazık ki sol elini kaybediyor. Birçok kez kaçmaya teşebbüs ediyor ama başarılı olamıyor. Hapse atılınca da hapiste kendisini tamamen edebiyata adıyor. En büyük yapıtı olan Don Quijote (Don Kişot)'u kaleme alıyor. Bu eseri sayesinde tüm dünyada da tanınıyor. Bu yapıtında kendi hayatıyla alay ettiği, özellikle de yapıttaki kahramanların hayatlarıyla kendi hayatı arasında birçok benzerlik görüldüğü anlaşılıyor. Don Kişot dünyanın en çok okunan eserlerinden biridir ve 38 dile çevrilmiştir. Bu eser hâlâ dünyanın en çok okunan romanları arasındaki yerini koruyor. Don Kişot bir çocuk gibi her şeye inanır. Yeryüzünde yaşayan insanlar arasında en safıdır o. Dünyada var olan hiçbir çirkinlik ona bulaşmaz. Dünyadaki tüm insanlar onun gibi saftırlar. Kişiliğinin en belirgin özelliği umuda sımsıkı sarılmasıdır. Onun cennetinde herkese yer vardır. Her tür çiçeğin açtığı bir cennettir. Cennetine girmek isteyenlerinin de girmeme hakkı vardır. Israrı ve baskıyı sevmemektir. Öyle ki kendi cennetinde kendisi dışarıda kalabilir. Adalet tüm haksızlıkların temelidir. Polislik mesleğinin kendisine verilmesini ister. Prensler ve çağın büyükleri pekâlâ iyilikseverlikle yanında yer alabilirler. Don Kişot; cennetinde yaptığı düzenlenmelerle Tanrı’yı da üzülmekten koruyacaktır. İyi niyetli insanları bir araya getirerek barışı sağlayacağını düşünen kahramanımız bilgelik düzeyinde bir bilgi birikimine sahiptir. O kadar namuslu olmasaydı kesinlikle bilgin olurdu. İnsanlara bir şeyler öğretmesini sevmez. Öğretecek olsa dahi büyük bir mütevazılıkla yapar. Gereğinden fazla okuyan kahramanınız okuduklarının oluşturduğu iksiri insanlara dağıtıyor. Onun için başarının hiçbir önemi yoktur; zira o edebi başarıya gönül vermiştir. Don Kişot, soylu atının üzerinde bir masal kahramanıdır. Onda olan inanç, haşmet ve ihtişam kimsede yoktur. Girdiği her savaştan yenik çıkan, bu savaşların soylu beceriksizi duygu dünyasıyla insanı kendisine hayran bırakıyor. “İşte size, barbarlara karşı, İsa uğruna yapılan savaşta bir kolunu kaybeden Lepant’ın askeri. Kralların zalimliklerine, evdeki sefalete en önemlisi de aile hayatının tüm saçmalığını ortadan kaldırmış olursunuz. Böylece edebiyat çevreleri, kutsal papazlar tarikatının ifşa etmiş oldu. (...) Artık sizi Don Kişot ve Cervantes’ten ayrı tutmuyorum.”Onun kişiliğinin bir diğer özelliği de coşkulu olmasıdır. Adalete karşı özel bir bağlılığı vardır; zira mutlak bir duygunun içindeki coşkuyu arıyor. Güzelliklerle dolu bir dünya özlemi vardır ve bu özleminde de oldukça samimidir. İlahi adaleti yeryüzünden tecelli etme görevini kendisi kendine vermiştir. Onun bilgeliği süvari atına kılıcıyla binmesi değil; cehennem Tanrılarının yeryüzünün bütün güçlerinden daha güçlü olduğunu farkına varmasıdır. Dürüstlüğü hukuk ve adalet kavramından daha önemli buluyor; çünkü dürüstlüğün olduğu yerde hukuk da adalet de yerli yerine oturacaktır. Hakkı söylemek başka şu haklıya hakkını vermek başka şeydir. Kahramanımız haklıya hakkını dağıtan bir tasavvuf dervişi gibidir. Hiçbir sıkıntı onun iyilikseverliğini etkilemez. Onda inanç ve cesaretin verdiği yücelik vardır. Söz konusu cesaret olduğunda akıl devre dışı kalıyor. O yaratıyor ve yarattığı insanları fethediyor. Yazarın yazın dehası da tam da burada devreye giriyor. Kendini insanlığı kurtarmaya adamış bu insan insanlığın soytarısı oluyor. İnsan ilişkisini daha derinden sorguladığı için ezik insan psikolojisini ortaya koyuyor. Yoksulların birbirleriyle olan savaşlarının zenginlerin birbirlerine olan savaşları aratmadığını tüm çıplaklığıyla sergiliyor. İnsanlık için ne kadar soylu da olsa düşünceleri iradeleri elinden alınmış insanların soytarısı olmaktan öteye gidemiyor. Aslıda burjuvanın soytarıları olduklarını farkına varamayan bir grup insanın içine düştüğü iç acıtıcı durumu sergiliyor yazar. Durum böyle olunca kahramanımız da traji komik acıların kralıdır süvarisi değil.

.Ben bunları düşünerek yolda yürürken yanıma yaklaşan adamı fark ettim. Direkt kendini tanıtarak benim yol arkadaşım olmak istediğini söyledi. Tarif edilmez bir mutlulukla, heyecanla sarsıldı ruhum. Bir süre öylesine yürüdük ikimizde. Ben onun yüzüne yansıyan duyguları seyrediyordum o ise ruhumun derinliklerini gözlerimde görüyordu. Yakınlık ya da uzaklık ikimizin birbirimize duyumsadığı duygu sarmalı içinde yok olmuştu. Hiçliğin ne olduğunu ilk kez o an algılıyordum. Başka başka çağlarda yaşamış ve birbirinden habersiz bu iki insanının birbirine duyumsadığı derinliği karşısında ürktüm. İkimizde birbirimizden ürkmekte haklıydık; çünkü birbirimize dair tüm bilinmezliğimizi bilinir yapıyordu bakışlarımız. Bu ölüme meydan okuyan birliğin karşısında nutkum tutulmuştu. Sadece duygularımız değil, adımlarımız da birbiriyle yarışıyordu. Bir ara onun, elini omzuma attığını fark etim. Ben de elimi onun omuzlarına attım. Birbirimize gülümseyerek yolumuza devam ettik. Konuşmayı ben başlattım:

“Sevgili Cervantes, sen gelmeden önce yapıtın Don Kişot hakkında yaptığım yorumları seninle de paylaşmak istiyorum. Don Koşot’ta saflık taban yapıyor. O öyle saf ve temiz bir anne ve babadan dünyaya geliyor ki saflıktan başka hiçbir şeye inanmıyor haklı olarak. Çirkinlik onun dünyasına ulaşmıyor. Gücünü de saflığından alıyor. Gücünü saflığından alan bu güzellik‘insana’ olan umudunu asla yitirmiyor. Onun gözünde herkes cennette yaşamaya layıktır. Kötülükler ile çirkinlikleri giderme konusunda oldukça cesurdur. İyi niyeti sayesinde insanlığa umudu aşılıyor. Kendi cennetine tüm insanlığı sığdırıyor. Kapısı insanlığa açık cennetinde isteyen herkese yer vardır ve rengârenk çiçekler açıyor cennetinde. Don Kişot taşradan gelmiş ve taşranın tüm özelliklerine sahip bir sözde şövalyedir. Onun en paha biçilmez özelliği herkese barışı getirmesidir. Birçok saflığına karşı bir bilge olacak kadar da birikimdir. İnsanlara vereceği bilgileri büyük bir mütevazılıkla veriyor. Onda kibir yoktur. Bu saygıdeğer şövalyenin en büyük özelliği fazla okumasıdır. Atının heybesinde hayatın yaralarını iyileştirecek birçok iksiri vardır. İşsizlere ayrı iksir, yürekli olanlara da aşk iksiri dağıtıyor. Heybesinde ateşli silah yoktur. Kendi iyi yanını göstererek taraftar edinmek ve topladığı taraftarla da kötülükleri yeryüzünde silip atmaktır amacı. Bireysel mutluluklar onun yanında bir anlam taşımadığı için tek başına gülmüyor. İnsanlığın gülümsemesi yansıyor gözlerine. Onun için başarının bir ederi yoktur; o edebi zaferin peşindedir. İnsanlığın savunucusu bir masal kahramanına benziyor. İnanç ve o inançtan alınan haşmetli bir vakur duruşu vardır onun. Gücüde savaşının haklı bir savaşım olmasından gelmektedir. Siyasi tehditleri tınmayan bu kahraman tamı tamına sensin. Bu bakış açısıyla ele aldığın kahramanların sayesinde edebiyat çevrelerini, kutsal Papazların Tarikatı’nı deşifre açıklıyorsun.

Hiçbir alçaklık Sizin soyluluğu karşısında varlık göstermiyor. İnsanlık ya ağlayacaktır onuruyla ya da gülecektir. İkisinin ortası yoktur onda.

Adalete tutkuyla bağlı olan Don Kişot davasına da aşkla bağlıdır. Acı çekenlerin, zülüm görenlerin canlı koruyuculuğuna soyunmuş olan Don Kişot, kılıcını eline aldığında göklerden düşmüş bir meleğe benziyor. Barışı ve adaleti yönetim biçimi olarak algılıyor. Bu özellikleriyle akla dayanan bir erdemin ve Tanrı aşkının şövalyesidir. Kutsallıkla hakkaniyeti çok önemsiyor. Tüm sıkıntılarına ve önemli görevlerin omzuna yüklediği sorumluluklara rağmen her zaman iyilik doludur. Onun en büyük meziyeti sevmeyi bilmesidir. Bilge bir deli olarak insanın karşısına çıkıyor. Hayalperesttir. Haksızlıkları oryadan kaldırmak için barbarlığa soyunuyor. O, yaşama ve ülkelere saldırma cesaretini özgürlük tutkusundan alıyor. Suçluları bile kurtarırken onlardan özür diliyor.

“Sevgili Bedriye, Sen benim hayal dünyamdan bana sesleniyorsun. İstersen ben sana kendi gerçek dünyamdan sesleneyim de beni öyle yenilmez kahramanlardan biri sayma. Savaşta yaralanmış beceriksiz bir hastayım. Direngen oluşumu bir kahramanlık sıfatı sayabilirsin ya da duyarlılığımı. Hayatımın seninle en önemli benzerliği çok az yardım görmemdir. Cezayir’de tutsak, Tunus’ta uşaktım. Ayağında zincir, boynunda tasma en önemlisi de her zaman yoksul. Elit kent soyluları arasında yitip gitmiş, aileye bakmak sorumluluğu üstlenmiş, gel gör ki ailede de aptallık sıfatı olan birisiyim. Öyle eziğim ki Bedriye öfkelensem de sinirlenmezdim. Akılcı dünyanın tüm kötülüklerine karşı merhamet ve adaletin hâkim olması için savaşıyordum yeryüzünde.

Bendeki zafer duygusu saygıdeğer bir yüceliktir. Güzellik ve iyilik dolu dünyamda akıl arama Bedriye. Yaratılmak/ yaratmak benimen önemli özelliğimdir. Yaratanı fethetme. İnsanlık bile DonKişot’un kutsallığını anlayamadı. Bu komik kahraman, kutsiyetin en büyük mucizesidir. Bana göre kutsal kahraman,kendineTanrı’nın soytarısı adını vererek kendisine yakışanı yaptı. Zira patron yerine konulmayı beklerken soytarı olarak anıldı. Bedriye bana göre “büyük sanat eseri, her zaman sanatçıdan söz ettirir ve onu ortaya koyar. Böyle olması doğaldır ve gerisi mühim değildir. Düşünce bir aynadır. Her sanatçı Tanrı’nın bir aynasıdır. Spinoza bunu böyle kabul ediyor. Don Kişot ve Cervantes’te bir Martin, bir Georges azizliği mevcuttur. Cervantes’in, Aristo’dan daha üstün ve bu kadar güçlü oluşu da bundandır. Cervantes ve Rabelais, birbirine denk bir güce sahiptir.” Ben geçmişe Rebelais da geleceğe dönüktür. Ben soyluluğu şaha kaldıran eşitliğe tutkunum. Duygusal olarak ele alırsam kendimi bütün çağların içinde mevuttum ben.

“Sevgili Bedriye ben de hayat çoğu kez eserin üstüne çıkıyor. Bana göre alay etmek için tamamen başka bir anlam yakalamak gerekiyor; oysaki Don Kişot’un kendisi gülünç, akıllı, uslu, derin bilgili ve saygıdeğer biri oluyor. Bu üslup belli başlı yapıların kahramanlarına özgü bir sıfattır. Don Kişot’ta Bedriye, büyük bir erdem ve fazilet bağışlayıcılık vardır. Don Kişot “Sen iyi bir Hıristiyan değilsin; çünkü her hangi hareketi hiçbir zaman unutmazsın, diyor. İnsan yedi yüz kere affediyor, fakat affettiklerinin hiçbirini bir türlü unutmuyor. Ve unutulmuş olmayı, insanın unutmadığı ortaya çıkıyor.” Ben de komikliğin her türü mevcuttur. Öyle saftır ki benim kahramanım için başarı önemli değildir onun için önemli olan misyonudur, zafer değil.

“Sevgili Cervantes, köylü Sancho hakkındaki fikirlerini öğrenmek istiyorum.”

“Bedriye, Sancho’nun da Don Kişot’tan daha farklı bir saflığı yoktur. Her ne kadar ona efendim diyorsa da gerçekte ona inanıyor. Her şey bir yana onu çok seviyor. Sancho’nun tercihiydi Don Kişot. Herkesçe bilinen birini tüm özellikleriyle olduğu gibi kabul ediyor. Bu yüzden Don Kişot sadece Sancho’nun aşkı olmaz, onun inancıdır da.Bir vefayla bağlıdır Don Kişot’a. Ondan asla şüphe duymaz

“Sevgili Cervantes, sen büyük bir üslup sanatçısısın. “Sanattan çok, hareketten ise daha az kuşku duyar.” Böyle olman sanatçılık değerine gölge düşürmez. Gerek senin gerekse Don Kişot için güzellik çok önemlidir. Sizde gerçek birer sanatçısınız. Güzellik ve adalet sevgisi var ikinizde de. Gerçek aşkı da sanatçıda tutkunun ritimlerinden biri olarak algılıyorsun. Objeler ve çareler konusunda sevgili dostum yanılsan da sanatçıyı adalete götüren hamlede hiç yanılmıyorsun. Bu bile seni ölümsüz yapmaya yetiyor. Sanatçının şaheser yaratmak için yeteneğinin olmasını şart koşuyorsun. Don Kişot’u ancak altmış yaşında yayımlıyorsun. Bu yaşına kadar yazık ki sanatçı yanın hep eksik kalıyor. Bu yapıtla hem kendini hem de Don Kişot’u hayatının zirvelerine çıkarıyorsun. Sende biliyorsun ki her türlü ıstırap, dayanılmaz güçlükler sanatçının eserinde şaheserler yaratabilir. Don Kişot karakterinde canlı bir insanlığı armağan ediyorsun. Senin insan yönün öyle yüce ki en acımasız düşmanlarına bile iyilik yapıyorsun. Senin derin iradenle verdiğin mücadelenin büyüklüğünü kim inkâr edebilir. Senin kazanmak istediğin başarı maddi değil manevidir. Maddi bir zafer nasıl olsa kazanılır ama manevi kayıpların yeri doldurulamaz. Asker olmak için onurlu davaları olan soylu biri olmalı insan. Yapıtlarında kullandığın İspanyolca İspanya’nın en güzel dilidir. Dil kusursuzdur yapıtlarında. Dildeki ahenk yapın başından sonuna kadar okuyucuyu sarıp sarmalıyor. Hele komikliği öyle ustalıkla dile giydiriyorsun ki, okuyucu elindeki yapıtı bırakmak istemiyor. Krakerin hareketli, komik, hazır cevaptır. . Senin komiklik anlayışını yerli yerine oturtan bir saptamayı sana hatırlatmak istiyorum:

“Cervantes’in komiklik özelliği, Rebelais ve Flaubert’inki gibidir: Bu nitelik dili aşan bir üsluptur. Dil gene de düşünceye baskın çıkan bir üsluptur. Rebelais’da kelimeler, Flaubert’de kelimelerin düzeni, ifade ettikleri şeyden daha çok söz konusu olur. Cervantes’te bu yetenek iki kat daha fazladır.”

Don Kişot’un dostu yoktu. O da benim gibi kendi eşitini bulamadığı için yalnızdı. Sancho gibi sadık müritten de dost olmaz. Dost olabilmesi için onun üstünde olması yanlışlarına tavır koyacak cesareti olması gerekiyor. Bilinç düzeyi de önemli dostluklarda. Kaldı ki Don Kişot için aşk bile kusursuz dostluktur. Don Kişot’ta aynı zamanda bir insanın çocukluk, gençlik ve yaşlılık, bir diğer anlamıyla olgunluk dönemlerini de ustaca veriyorsun. Üstelik de Don Kişot’un bütün İspanya olduğunu gerçeğini sana anımsatırsam ne düşünürsün? Sancho gerçek bir vatandaştır. Bir çocuk gibi kolay kandırılır. Kendi çıkarının kölesi olmuşların karşısında Sancho bir kahramandır. En önemlisi Don Kişot’un gerçek bir kahraman olduğunu ondan başka kimse anlamamıştır. Bu yönüyle de bilgedir. Karşılaştığı zorluktan kaçmaz, üstüne gider.”

“Sevgili Cervantes, insanın yaşı gibi kahramanları da değişiyor. İnan bana benim kahramanım da Don Kişot’tur. Onun iç dünyasındaki güzelliklere tutunmaya öylesine ihtiyaç duyuyorum ki… Kahramanın insan olamayacak kadar insandı. Belki de bu yüzden kurgu kahraman olarak anılıyor. Dünyanın ve insanların içinde yaşayacaksın ve kirlenmeyeceksin… Sonunda kahramanın da uyanışı acı oluyor. Fakat kirlenmiyor. Bu özelliği bile tek başına onu ölümsüz yapmaya yeter diye düşünüyorum. Senin hayatından binlerce hayat çıkabilir. Bir insanın hayatı böylesi deneyimlerle donatılmışsa kahramanı da Don Kişot ile Sancho gibi soytarı kılığına girmiş bilgeler olur. Hayata isyan etmen için sayısız nedenlerin varken sen direnmeyi ve üreterek yaşamayı tercih ediyorsun. Asıl kahraman olan sensin, boynunda tasma, ayağında zincir olan bir esir o dönemin yanlışlarını ne güzel alaya alıyor. İntikamın bile insanlık abidesi sayılabilecek bir erdemdir. Acının insana kazandırdığı büyüklüğü düşündüm dostum. Büyük ruhunun karşısında ayağa kalktım. Yaşadığın her anı satır satır aklında tutan bir hafıza! Dünyaya nanik atan kahramanların sahibi bir esir. Merak ediyorum yazdıklarından dolayı yaşadıklarına minnet duydun mu?”

“Doğrusunu istersen Bedriye ruhumun olgunlaşması sanıldığı kadar kolay olmadı. Sen yapıtımı basma yaşımı biliyorsun. Ben bile ancak o yaşta acılarıma gülerek yaklaştım. Yazdıklarımda yaşadıklarımı gülerek anlattımsa da içim delik deşik. Neydi biliyor musun Bedriye? Hayatım boyunca ciddiye alınmamıştım. Saygı görmemişim. En acınası da konuşmaya tenezzül edemediğim insanlar ayağıma pranga vurup beni yönetebildiklerini düşünüyorlardı / yönetiyorlardı da. Ben aldığım her nefeste öldüm. Ölümün de acının da her türünü tanıdım ve tattım. Acıya kesti bedenim. Ama iradem yaşama pencere açtı ve yaşama tutundum. Yazın dünyasını keşfettim ve o dünyanın soytarısı da şövalyesi de ben oldum. Ruhun önüne kim geçebilir. Silahlar düşünceyi öldürmeyi başarsaydı Bedriye, geçmişten geleceğe okuyacağımız kitapların sayıları bu denli kalabalık olmazdı. Bedelsiz hiçbir şey olmuyor. Bugün geldiğim yere gelmek için kimse benim çektiğim çileleri çekmek istemez. Şunu söylememe izin ver: sonunda soytarı yaptıkları, boynuna tasma, ayağına zincir geçirdikleri kölenin önünde onlar diz çöktü; ben çökmedim. Hem de salt ülkemde değil bütün dünya yaşadıklarım ille de yarattığım kahramanlarımın önünde diz çöktü. Varsın sana da kimse yardım etmesin. Sen benim gittiğim çile yolundan git. Hem benim kadar şanssız da sayılmazsın. Ben her zaman senin dostun olarak arkandayım. Beni anman yeterli buluşmamıza. Seni bu duygularla kucaklıyorum.


Bedriye KORKANKORKMAZ



596













  Siren Kayalıkları
  Foça Tarihi
  Foça Balık Restoranları
  Rasgele Balıkçı
  Foça Harita / Ulaşım

  .:: Yazarlar
  .:: Aşçı Fok'un Mutfağından
Bir güzel ada BOZCAADA
Eylül’de Bozcaada’yı yazmayıp da ne yazacaksın! Salça ve turşuları mı, yoksa tepetaklak ...
  .:: Mizah
Çenesuyu   
VATANDAŞ RAHATSIZ
  .:: Yazılar
ELİF'ce   
ÇOK HOŞ GİDİYORUZ
Dede torun başbaşa, Bayern yollarında!



Booking.com



Booking.com 464

* Yazıların sorumluluğu yazarına aittir.
* FocaFoca'da yer alan yazı ve görsellerin, herhangi bir biçimde alınarak basılı ve/veya internet ortamında basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
* Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. focafoca.com harici linklerin sorumluluğunu almaz
* "Otel Arama" ve "Otel Rezervasyonu" hizmeti, Amsterdam / Hollanda merkezli Avrupa'nın lider online otel rezervasyonları şirketi booking.com tarafından sağlanmaktadır.

* Yasal Uyarı
    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)   


Tasarım ve Uygulama FocaFoca.com