ISSN 1308-8483

                   
Ana Sayfa
Foça
Haberler
Yazarlar
Galeri
Arşiv


ALİ KAYA, FOÇA’NIN YAŞAYAN TARİHİ





  Yayın Tarihi: 31.08.2017    


ALİ KAYA, FOÇA’NIN YAŞAYAN TARİHİ



Kenti kent yapan içinde yaşayan insanları ve tarihidir. Ali Kaya, Foça ve Bağarası için adeta yaşayan bir tarihtir. Kuvvetli hafızaya sahip olan Ali Kaya’nın yaşadıkları, anımsadıkları, hatıraları, Bağarası ve Foça için belgesel tadında bir söyleşiye dönüştü. Ömrünün önemli bir bölümünü eğitime adamış, eğitimin her kademesinde çalışmış, Emekli İlçe Milli Eğitim Müdürü, Ali Kaya mübadele, muallim mektepleri, Cumhuriyetin ilk dönemleri, İkinci Dünya Savaşı ve çok partili döneme geçiş sırasında özellikle Foça’da ve Bağarası’nda yaşananlarını, hikaye tadında anlatırken, ben de kaleme alabildiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hocam, ben ve Foça’nın eşraflarından pek çok insan sizi yeteri kadar tanıyoruz ama tanımayanlar için ve hakkınızda hiçbir şey bilmeyenler için, klasik soru ile söze başlamak istiyorum;



Kendinizden biraz bahseder misiniz?

-Osmanlıların Selanik ve Kavala’yı almalarından sonra, ata atalarım (Ege Yörükleri) 1356 yılında Yunanistan’daki bugünkü Kavala şehrinin köylerine yerleşmişler. Toplam altı köyde yaşamışlar. Altı köyün hiçbirisinde Rumlar yaşamamış. O bakımdan gittikleri ilk günden mübadele yıllarına kadar Rumca öğrenmeden hep Türkçe konuşmuşlar. Erkekleri eşek veya katır sırtında köylerden Kavala’ya gider, evin ihtiyaçlarını alırlarmış. Bu vesileyle Kavala’ya gelince denizi ve deniz kıyısındaki yaşamı görür ve bilirlermiş. Ama kadınları hep köylerde kalırmış. Bu bakımdan mübadele sırasında ilk defa gemiye bindiklerinde denizi görmüşler. Kadınların denizi görmeleri babalarımızın da Foça’ya yerleşmesine neden olan sebeplerden birini teşkil etmiş. Mübadil olarak Kavala’nın köylerinde yaşayan ve sadece tütüncülükle uğraşan atalarımız Foça’daki Rumlardan boşalan evlere veya Bağarası hudutları dahilinde bulunan yine Rumların terk ettiği kulelere yerleştirilmişler. Kule evler genel olarak tütün ekilen tarlaların bir köşesinde oluyordu. Yani her kule evin bir ekilebilir, biçilebilir tarlası vardı.

Esasında atalarımız Kavala'nın köylerinde asırlarca tütün ekip biçmişler. Hatta bugün bile Kavala'da tütün ekip biçmek Kavala'nın en büyük uğraş alanıdır... Foça'ya yerleşmeleri şöyle olmuş: Kavala'dan gelenler bir müddet İzmir ve civarında araştırma yapmışlar. Görmüşler ki Bağarası köyünde tütün ekilip biçiliyor. Bunun üzerine bu bölgeye yerleşmeye karar almışlar. İşte bu çerçevede Foça'ya yerleşmeyi kabul eden etmiş, etmeyen de Bağarası köyüne tütün tarımı yapmak üzere yerleşmiş.



Hocam, bildiğim kadarıyla siz mübadele yıllarından hemen sonra doğdunuz, 2. Dünya Savaşı’na tanıklık ettiniz. O yıllara ait başta eğitim olmak üzere neler söyleyebilirsiniz?

- Ben 1928 yılında doğmuşum. Ben doğmadan önce dört yaşında bir abim vefat etmiş. Annem babam mübadeleden önce Kavala'da evlenmişler. Kavala'dan gelince başta Foça'ya yerleşmişler. Üç sene sonra da Bağarası'nda 12 zeytin ağaçlı, ekmeye biçmeye müsait olan tarlayı almışlar. Tarlanın içinde bulunan kule eve de yerleşmişler. Ben doğduktan bir müddet sonra, yani ben 3-4 yaşımdayken annem ciddi ölçüde hastalanınca ve o yıllarda medeni kanun olmadığından olsa gerek babam, rahmetli Avni Yavuz'un halası ile ikinci evliliğini yapmış. Babamın ikinci eşinden de bir erkek kardeşim var idi. 2007 yılında vefat etti. Bağarası'nda eski İzmir valisi Kazım Dirik'in yaptırdığı bir ilkokul vardı. İlkokulu burada bitirdim. O yıllarda, Foça kale içinde, şimdiki kazı alanında taş duvarları örülmüş bitmiş bir ortaokul yapılıyordu. Annem ve ben ortaokulu Foça'da okuyacağım için seviniyorduk. Foça'da bahçeli bir evimiz vardı. Evi bir subaya kiraya vermiştik. Kiracıyı çıkartacaktık, eve yerleşecektik ve ben yeni yapılan ortaokula devam edecektim. Ne var ki çatının yapılmasına bile, başlayan II. Dünya Savaşı müsaade etmedi ve okul birkaç sene yapılamadı. Hatta o yıllarda parası da olsa insanın, istediği her şeyi istediği kadar alamazdı. Evdeki nüfus sayısına göre muhtardan karne alınırdı. Karne ile gıda dağıtılırdı. İlkokulu bitirdiğim yıl Bağarası'nda aynı zamanda öğretmenim ve Rauf Çelebi'nin akrabası olan İbrahim Duran isimli Foça'nın yerlisi annemle konuştu. Kendisini ikna etti. Böylece ben, İzmir Şirinyer Kızılçullu'da bulunan muallim mektebine yazıldım. Daha sonra bu okulların adı Köy Enstitüleri olarak değiştirildi. Bu okula kaydım ise şöyle gelişti: İbrahim Duran Foça ve köylerinden ilkokulu yeni bitiren 25 öğrencinin sınavlara katılmasını sağladı. Sınavları Kozbeyli köyünden birisi, (şu an ismini hatırlayamıyorum) bir diğeri Avni Uyar ve ben olmak üzere üç kişi kazandık. Anadolu'daki muallim mekteplerinden farklı olarak bizim okul, bize daha müfredatın yanı sıra ek imkanlar veriyordu. Mesela her hafta sinema veya tiyatroya götürmek gibi, mutlaka denize götürüp yüzdürmek gibi, tramvaya bindirmek gibi imkanları vererek bize şehir hayatını ve şehirde yaşamayı öğretiyorlardı. O yıllarda ikisi Karşıyaka'da olmak üzere 5 veya 6 tane sinema vardı. Bunlar Elhamra, Yeni Sinema, Tayyare, Lale sinemalarıydı. Okulu bitirdikten sonra Bağarası köyüne kendi okuluma öğretmen olarak atandım ve orada dokuz sene görev yaptım. Bu arada Bağarası köyünün saygın eşrafından Kerim Güven'in kızı ile evlendim. İlki 1951 yılında doğan Bülent, ikincisi Levent olmak üzere iki oğlum var.

Toplam dokuz yıl Bağarası'nda öğretmenlik yaptıktan sonra kura çekip askere gittim ve askerliğimi yedek subay olarak yaptım. Askerlik görevim bitince bu defa beni yine Foça'nın köylerinden biri olan Horozgediği İlkokulu'nda görevlendirdiler. Aradan 4,5 ay geçmeden Foça İlkokulu'na atadılar. Yeni görevimde işbaşı yaptım. Aynı yıl bugünkü karşılığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü olan Foça Maarif Müdürlüğü'ne vekaleten atandım. Açılan sınavları kazandım ve 1959 yılında bu defa bakanlık tarafından asil maarif müdürü olarak yeniden Foça’ya atandım.

Yedek subay olarak askere alındım. Altı ay Ankara’da bir yıl da Denizli’de vatani görevimi tamamladım. Askerlik için Ankara’da bulunduğum süre içersinde çocukluk arkadaşım Sabri Yirmibeşoğlu, yüzbaşı rütbesi ile Anıt Kabir Komutanlığı yapıyordu. Ara sıra beni ziyarete gelirdi. Bağarası’nda birlikte büyümüştük. O Harbiye’ye gitti. Adım adım yükselerek Orgeneral oldu. Özel Harp İdaresi Başkanlığı yaptı. Babası körüklü fotoğraf makinesi ile Atatürk mahallesindeki şimdi heykelin bulunduğu yerde kendisine ait kahvehanesinin bir köşesinde fotoğrafçılık yapardı. İstihkam dersine bir binbaşı girerdi. Notu çok kıttı. 59 üzerinden 60 bile vermezdi. Ben kafaya taktım. Hocadan 100 alacağım diye. Sabaha kadar ders çalıştım. Ertesi gün yapılan sınavda bir köprü nasıl havaya uçurulur diye soru geldi. En iyi bildiğim konuydu. Bugün bile sorunun cevabını veririm. Cevabını öyle güzel ve öyle ayrıntılı verdim ki hoca yine yüz puan vermedi. 1 puanımı kesti 99 puan verdi.

Çocukluğunuz nasıl geçti?

Çocukluk ve gençlik yıllarımda Bağarası’nda oturduk. Oysa Foçalılar hemen hemen tamamı yaz aylarında Bağarası’na tütün, pamuk, üzüm ve zeytin hasadı yapmak için gelirdi. Bağarası, Foça’nın arka bahçesi gibiydi. Şimdiki gibi değildi. Foça yaz aylarında adeta boşalırdı. Bağarası’nda kule evimiz ve bahçemiz vardı. Babam erken öldüğü için dokuz yaşında yetim kaldım. Romatizmadan dolayı annemin bedeni külçe gibiydi. Çok fazla bir iş yapamazdı. Ama çok tutumluydu. Okulların kapalı olduğu yaz aylarında, sabahın erken saatinden gün batımına dek 25 kuruşa yevmiyeye giderdim. Tütün toplardım. Pamuk toplardım.

İsmet İnönü’nün Foça ile bağlantısını ve siyasete nasıl ilgi duydunuz, biraz anlatır mısınız?

-Hayır dersem yalan olur. İlgilendim ama emekli olduktan sonra. Kuşçulu muallim okulunda okurken İsmet İnönü okulumu ziyaret etti. Orada gördüm. Nereli olduğumu sordu. Foçalı olduğumu söyledim. Daha sonra öğrendim ki, babası Hacı Raşit Bey Foça’da 1-2 yıl Müstantik (sorgu hakimi) olarak görev yapmış. Hatta o sırada annesi Cevriye’nin sütü az olduğundan, Foçalı Molla Ayşe’nin annesi aynı zamanda İsmet İnönü’nün de sütannesi olmuş. Dolayısıyla İnönü’nün Foça’da bir sütkardeşi varmış. Molla Ayşe, Atatürk Mahallesi’nde şimdiki Gönülcan inşaat malzemeleri satış yeri olan dükkanın arkasındaki boşlukta bulunan ve kendilerine ait evde ölünceye kadar yaşamış. Benimde gönlümde Atatürk ve İsmet İnönü sevgisi vardı. Dolayısıyla CHP’ye ilgi duyuyordum. 1950 yılına kadar tek partili dönemden çok partili döneme geçildi. Emekli olduktan sonra ben de CHP’ye üye oldum. Parti ilçe başkanlığı ve belediye meclis üyeliği yaptım. Reha Midilli başkanlığı sırasında başkan yardımcılığı görevini yürüttüm. O dönem Süleyman Ege ve Hatice Yılmaz’dan çok faydalandık. Mevzuatları iyi öğrenmiştim. Süleyman Ege, Merkez Bankası’nı bile emanet verebileceğiniz dürüstlükte bir insandı.

O günlerden aklınızda kalan, unutamadığınız anılarınız var mı?

Bir gün arkadaşım Mehmet’le akşam pamuk tarlasından eve dönüyorduk. Yol topraktı, hava sıcaktı. Öküzün çektiği kağnı arabaları ile tütün balyaları ve pamuk çuvalları taşınırdı. Öküzler ve kağnı arabaları gide gele toprak yolu toz kadar inceltmişti. Öyle ki insanın ayağı yürürken toza toprağa gömülüyordu. Yolun iki kenarında ılgınlar insan boyundaydı ve çok sıktı. Ben önden koşarak giderken, Mehmet arkadan yavaş yavaş geliyordu. Arkama baktım. Mehmet bir ara kaybolmuştu. İhtiyacını gidermek için ılgınların arasına gittiğini düşündüm. Ben de ılgınların arasına saklandım. Niyetim onu korkutmak ve eğlenmekti. Ilgınların arasına saklandım. Mehmet’in gelmesini beklemeye başladım. Çok geçmeden ayak sesi duydum. Mehmet’in geldiğini var sayarak, ılgınların arasından yüksek sesle hurra! diye yola fırladım. Gelen sesler Mehmet’in ayak sesleri değilmiş. Yanlarında köfeler bağlı üzerinde bir kadın oturan merkebin ayak sesleriymiş. Merkep benim ani hareketimden ürküp dört nala kalkınca eşeğin sırtındaki köfeler bir yana fırladı. Üstündeki kadın bir yana. Devecilerin ve aynı zamanda bugün tarlasında yevmiyeci olarak çalıştığım Hanife teyzenin külçe gibi toza toprağa düştüğünü hatta adeta çakıldığını gördüm. Çok utandım. O an yerin dibine girdim. Arkama bile bakmadan koşa koşa eve gittim. Yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Annem bende garip bir şeylerin olduğunu hemen fark etti. Israrla sormasına rağmen ne olduğunu söylemedim. Korkudan ayaklarım titriyordu. Neyse ki ertesi gün Hanife hanım teyzeye bir şey olmadığını duyunca rahatladım. Bağarası köyünde çocukluğumda yaşadığım en ilginç şey buydu.



Tuz depoları ve kapanış hikayesi.

Bunun yanında Foça tuz depolarının kapatılması beni çok üzmüştü. Osmanlılar zamanında birisi Büyük Deniz’de diğeri Küçük Deniz’de olmak üzere, devlet tarafından yapılmış iki adet çok büyük depolar vardı. Daha sonraları Osmanlılar dış ülkelere ödenmesi gereken eski borçlar çerçevesinde kurulmuş (Düyun-u Umumiye) tarafından Rumlara satılmış. Çam altından çıkartılan tuzlar, bu bölgede deniz çok sığ olduğu için, altı düz olan maunalarla Foça’ya getirilirdi. İskeleye yanaşan maunaların içinde ki tuz çuvallarla insan sırtında depolara taşınırdı. Depoların dolum işi günlerce sürerdi. Başta Japonya olmak üzere diğer ülkelerden gelen büyük gemilere yükleme işi de yine insan gücü ile olurdu. Öyle ki gemilere dolum günlerinde 300 – 400 kişi yevmiye ile çalışırdı. Yeterli işçi bulunamadığı tarım ürünleri hasat zamanlarında çocuklar bile günlük 25 kuruş yevmiye, kurşun bağlanarak işaretlenmiş küçük çuvallarla sırtlarında akşama kadar tuz taşırlardı. Gemi dolduğunda herkes parasını alırdı. O gün veya onu takip eden günlerde berberlerin, kasapların, manavların, bakkalların, lokanta sahiplerinin yüzü gülerdi. Herkes iş yapardı veya borçlar ödenir, alacaklar alırlardı.

Tuzun maliyetini kiloda 1 kuruş düşürmek için, bu defa Çamaltı’na santifuruj inşa ettiler. Gemiler açıkta bekletildi. Tuz, pompalar veya bant üzerinde gemilere yüklenir oldu. Böyle olunca en kısa zamanda meşhur Foça tuz depoları atıl kaldı. Kapandı. Bu durum Foça ekonomisine büyük zarar verdi. İnsanlar ek gelirlerinden oldu. Mauna sahipleri işsiz kaldı.

Hayran olduğum yetenekli Foça insanları.

Bunun dışında hayranlıkla izlediğim insanlar da vardı. Onlardan bir tanesini anlatayım. Aycan Dirim’in akrabalarından Sadi Emiroğlu, makinadan çok iyi anlardı. Bir keresinde motoru bozulduğu için Menemen ovasına mecburi iniş yapan Alman uçağını, bir binbaşı ile onarıp, uçurdular ve Gaziemir’e indirdiler. Bir başka seferinde İzmir’den yük almış büyük bir gemi motoru bozulunca Foça Büyükdeniz’e sığınmış. İzmir’den gelen usta 1000 TL. istemiş. O zaman çok büyük para.

Gemi sahibi; 300 TL.’ye İstanbul’a çektiririm demiş. Bu sırada duruma tanık olan Mehmet Işık (Fenerci Mehmet) “Yahu bir durun hele bizim bir arkadaşımız var. Motordan iyi anlar. O bir baksın” der. Bunun üzerine Sadi Emiroğlu bulunur, durum anlatılır. Sadi Emiroğlu geminin motorunu tamir eder, Motoru çalıştırır. Gemi sahibi mutluluktan uçar. Sadi beye para vermek ister. O kabul etmez. Tüm ısrarlara rağmen para almayan Sadi beye, Aycan Dirim; İhtiyacın da var. Neden almıyorsun! diye tepki gösterir.

Foça’da o yıllarda benzer şeyler çok olurdu. Maddiyattan daha ziyade, maneviyata önem verilirdi.

Hocam bu keyifli ve öğretici sohbet için, geçmişe ışık tutan aktarımlarınız için, şu andan itibaren Foça tarihine mal olacak, paylaştığınız deneyimleriniz için size ne kadar çok teşekkür etsem azdır.


Sebahattin Karaca

sebahattinkaraca35@hotmail.com


372













  Siren Kayalıkları
  Foça Tarihi
  Foça Balık Restoranları
  Rasgele Balıkçı
  Foça Harita / Ulaşım

  .:: Yazarlar
  .:: Aşçı Fok'un Mutfağından
Yine zeytin zamanı
Pek çok meyve sebzenin hasat dönemi olan sonbahar günlerinin sarı hazan hüznüne kim takılıp kalmaz! ...
  .:: Mizah
Çenesuyu   
GÜNDEMDEKİ KONULAR
  .:: Yazılar
TÜRKİYE’DE TURİZM NEREYE GİDİYOR?
FINDIK CUMHURİYETİNE Mİ DÖNÜŞÜYORUZ?
Gençlerde ve çocuklarda obezite artmakta
ELİF'ce   
İYİ Kİ DOĞMUŞUM!!!



Booking.com



Booking.com 6737

* Yazıların sorumluluğu yazarına aittir.
* FocaFoca'da yer alan yazı ve görsellerin, herhangi bir biçimde alınarak basılı ve/veya internet ortamında basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
* Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. focafoca.com harici linklerin sorumluluğunu almaz
* "Otel Arama" ve "Otel Rezervasyonu" hizmeti, Amsterdam / Hollanda merkezli Avrupa'nın lider online otel rezervasyonları şirketi booking.com tarafından sağlanmaktadır.

* Yasal Uyarı
    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)   


Tasarım ve Uygulama FocaFoca.com