ISSN 1308-8483
İncir reçeli ve zaman mevhumu

  Yayın Tarihi: 3.5.2009    


İncir reçeli ve zaman mevhumu


Eskiden babaannem; işini bitiremeyip günü yetiremeyenlere "ahir zaman insanı n'oolacak, ahir zamana da geldik işte Allah beterinden saklasın" derdi ve savını desteleyecek yan unsurları sıralardı. "Kitapta yeri var, kimsenin kimseyi görecek zamanı olmayacakmış ahir zamanda, hay huyla akşam olacakmış herkes nefs-i nefsine kalacakmış" derdi rahmetli.

Güler geçerdim babaannemin dar gelen ahir zaman mevhumuna, yirmi dört saatlik zaman birimi nasıl olup da uzayıp kısalır! "Zaman" adı üstünde. Yıllar geçti büyüdük ve idrak eder olduk zamanın nasıl göreceleştiğini. Yetmiyor, zamanı yetiremiyorum ben, size de oluyor mu bu yetirememe telaşı?

Sabah uyanınca yapılacak işlerimin hangisinden başlasam sendromuna yakalanıyorum bazen, listem uzun, gün kısa! Tam bir işe kaptırıyorum kendimi hadi bakalım diğer önemli işim adeta canhıraş bağırıyor "ben de önemliyim, sıra bende" diye. Salatalık fidelerimi bahçeye dikme işi, yine kaldı yarına...

Dün, Marsilya'ya uğurlanacak olan Kybele Gemisi'nin yola çıkış töreni vardı, haliyle epey zamanım orada geçti. Birkaç eş dost derken akşam oluverdi, çekilen fotoğrafların tasnifi, gelen giden e-postalar, akşam yemeği hazırlığı sabahtan pişirdiğim yeşil (ham) incir reçelinin kavanozlara yerleştirilmesi filan derken, insanın beden enerjisi bitiyor vallahi...

Duygu ve düşünce enerjimin hızına yetişemeyen bedenimi, iliştiğim iskemleden kaldırıp, reçelimin fotoğraflarını çekip, sizlerin beğenisine sunayım derken, saat çoktan gece yarısı olmuş. İşte, zaman dediğimiz görece (izafi) kavramın aşağı çekemediğimiz süreliliği...

Aşağı? Hangi duruşa göre aşağı? Zaman, enlem yada boylam biçeminde bir düzlem mi ki, aşağı-yukarılığından söz edebiliyoruz! Einstein’ın görecelik teorisi içindeki sonsuz doğrularla hiçbir yere gidemeyeceğimiz için en iyisi reçelime bir kavanoz daha çıkarayım dolaptan. İncir reçelimin saydam ve parlak damlacıkları kavanoz kapağında top gibi yuvarlandıkça işte bunlar geçiyordu aklımdan.

"Zaman", ucu açık bir sonsuzluk... Zamanın tarifi konusunda tam bir uzlaşmaya varılamaması saat ile ölçülmesine engel teşkil etmemiştir nedense! Ve zaman biziz diyebilir miyiz, "ölüm varken ben yokum, ben varken ölüm yok" diyen Nietzsche gibi. Evet evet, biz zamanın kendisiyiz galiba!



Yeşil incir reçeli yapımında bu yıl farklı bir yöntem deniyorum umarım bundan da, öncekiler gibi memnun kalırım. Geçmiş yıllarda incir reçelinin tarifini verdiğim için tekrar yazmıyorum ama bu yılki farklılığa biraz değineyim. Önceleri yeşil erkek incirlerin kabuğunu soyuyordum (tabii şimdi de bir küçük tencere soyarak hazırladım) bu defa kabuklarını soymadan incirin dip ve baş kısımlarını bıçakla kopardım ve içlerine birer sıyrık attım iç acısı çıksın diye. Aslında incirin acısı değil de sütü daha dikkat çekici! Ağzımız alışmış acı diye, sütü desem daha doğru ve evet sütünün çıkması için bolca suda yirmi dakika kadar haşlıyoruz, sonrası bilinen ritüel.

Son bir yenilik daha; karanfile ilaveten reçelimi kaynatırken tencereye birkaç ıtır yaprağı attım, eski kadınlar atarmış babaannemin ablasının kızı Müveddet Teyze'den duymuştum. Müveddet Teyze ne zaman ıtır yaprağı görse başörtüsünü açıp boynuna, kulak arkalarına sürerdi ve omuzlarını titreterek anlatırdı ıtırın ne işlere yaradığını!


Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


6235











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)