ISSN 1308-8483
Zeytinyağının sunum image maker'ı olmak!

  Yayın Tarihi: 29.6.2009    


Zeytinyağının sunum image maker'ı olmak!


Restoranlarda masaya zeytinyağı gelmesi olayına Aşçı Fok'ça yaklaşalım bugün ne dersiniz?

Bizler, Akdeniz ülkesi insanı ve Egeliler olarak bütün restoranlarımızda, masamıza teklifsiz zeytinyağı getirilmesini ekmek su gibi elzem saymalıyız.

Bir Akdeniz ülkesi olarak zeytinyağının masaya teklifsiz gelişi ucu açık bir mevzu olduğundan, kendi içinde pek çok şıkta ele alınabilir. Zeytinyağının ille de masaya gelmesi konusunda hemfikir olduğumuzu varsayarsak elbette!

Ben, zeytinyağında şişe olayına takılanlardanım. Sadece zeytinyağında değil, diğer kahvaltılıklarımda ev yapımı soslarımda, baharat ve reçellerimde minik şişelerle kavanozlar bulup kullanacağım diye, canıma eziyet ettiğimi bilenler bilir! Arayan bulur ya, zor da olsa buluyorum elbet. Ambalaj, bir ürünün yüzgörümlüğüdür. Siz içine ne kadar iyi ve kaliteli ürün koyarsanız koyun, sunum ve ambalaj sıradansa dişinizle kuş tutsanız beklenilen değeri ve ilgiyi göremezsiniz.

Restoran masalarında biri diğerinin tıpa tıp aynı zeytinyağı şişelerini görmeye alıştık artık. Geniş gövdeli, ağzı dar, saydam cam şişeler bunlar. Oysa; zeytinyağı koyu renk şişede ve serin yerde saklanmalı ve müşteri masaya oturur oturmaz servis edilmeli. Saatler ve günler önceden masalarda sürekli duran zeytinyağı şişelerinin içindeki yağın kalitesinden şüphe edilmeli çünkü, ısınan ve hava alan zeytinyağı tat özelliklerini yitiriyor, eskiyor.

Zeytinyağının restoran, lokanta ve kafelerdeki sunumları için bunları söyledikten sonra gelelim "Ne yapmalı, nasıl yapmalı?" bölümümüze.

İyi şeyleri isteyip beklemek için gurme yada özel biri olmak gerekmiyor. İnsanlar dışarıda zaman ve para ayırarak yemek yemeyi seçiyorsa, özel bir şeyler beklemeyi de en doğal hakları olarak görüyorlar. Akıllı işletmeciler, kapısından adımını atan müşterisini nasıl memnun edeceğini bilen işletmecilerdir. Artık teknoloji çağındayız, Fizan'da yapılan bir hata anında hepimizin gözü önüne davul zurnayla sokuluveriyor. Ona keza filanca uzaklıkta yapılmış farklı bir güzellik de yine elden ele, gözden dile anında duyuluyor. Buna işletme ve üreticilerin şansı mı dersiniz, yoksa dezavantajı mı onu bilemem! Ama, dünyanın hiç olmadığı kadar son sürat bir hızla değiştiği aşikar. Bu değişime ayak uyduramayanların sanırım pek gelecek beklentisi olamayacak.

Mucahit Taha Özkaya hocayla Foça'daki diyaloğumuz geldi aklıma; Sayın Özkaya da masaya zeytinyağı gelmesinden yanaydı lakin küçük şişelerde. Mümkün olduğunca minik, bir kullanımlık şişelerde masaya gelmesi konusundaki fikirleri hoşuma gitmişti. Öyle ya, siz müşteri olarak bir lokantada kapağı açık, içinde ne olduğundan emin olmadığınız bir yağı mı kullanmak istersiniz ki, es kaza çiçekyağı da konmuş olabilir (!) yoksa, üzerinde etiketi olan ilk kez sizin açacağınız bir şişeden akan sızma zeytinyağını mı?

Büyük şişeleri sabunla yıkayıp, kurutup tenekeden doldurana kadar geçen malzeme ve iş kaybı, küçük şişe ambalajlamasının maliyetine kaydırılabilir. Etiketli ve yeni açılmak üzere 250 cc. yada 500 cc.lik zeytinyağı şişeleriyle olmaz bu işler elbette, "harcı borcunu geçer" diye bir söz vardır. Ana yemeğin kendisinden daha pahalıya geleceğinden daha küçük ambalajlar niye olmasın? Örneğin 20-30 cc. veya 50 cc. gibi

Şimdilerde, ketçaptan, mayanoze, hardala, tuzdan karabibere, kolonyalı mendile birçok kullanım ürünü tek kullanımlık ambalajlar içinde tüketimdeki yerini çoktan aldı. Zeytinyağı niçin bu kadar geriden gidiyor anlamak mümkün değil! Yok mu var elbette, pek az firma bunu yaptı ve salatalar yanında ilave fiyatla sunuyor. Fiyatın yüksekliğine göre üstelik sanıyorsunuz ki şişe içinde. Ne gezer, ketçap gibi poşet içinde!

Üretici olarak kendi yağımıza gereken önem ve değeri önce bizim vermemiz gerekir. Onu parfümden daha değerli görüp, ambalajlayıp özenmemiz gerek ki, tüketici de bu özenden nasibini alsın. Böyle bir kural vardır aslında; "Sen kendini sev ki başkaları da seni sevsin, sen yaptığın işi çok sev ki başkaları da sevip beğensin!"

Tabii bütün bunlar kaliteli zeytinyağının lokantalarda sunumunu çoğaltmak isteyenler ve elbette lokantasında, cafesinde, restoranında böyle bir farklılık yaratmayı düşünenler için.

Üretici, mal verdiği işletmedeki tüketim koşullarını bu minik şişelerle belki daha iyi koruyup kontrol etme imkanı bulabilir. (Büyük şişedeki ısı ve hava alma gibi eskiten faktörler bertaraf edilerek.) Sıradan ve klişe kalıpları aşıp yenilenmek zaman alabilir ama; kimin hoşuna gitmez ki; çeşitli tip zeytinyağlardan oluşan şirin bir sepetin masa üzerinde bulunması ve ana yemeği beklerken kızarmış ekmek yada bazlama, pideleri o minik şişelerdeki sızma yağa banıp iştahla atıştırmak...

Ve elbette dünya mutfakları, giderek özgürleşmeyi özendiriyor; masaya getirilen salata, sos, zeytin, peynir, yumurta, haşlanmış ot ve sebzelerin yağını kendi ellerinizle yeni açacağınız şişeden tadına bakarak dökmek özgürlük değil midir? Zaten yiyeceğiniz giriş ya da ana yemeği göz önünde hazırlamak, yediğinizin hangi malzemelerden yapıldığını seyretmek, belli başlı bazı restoranlarda türev olarak yeni bir akım.

Bu oldukça tuhaf bir durumu da ortaya çıkarıyor. Zeytinyağı üreticisi, malını en iyi şekilde üretmekle mi uğraşacak yoksa ona makyaj yapıp, yeni giysiler içinde sunma ve satma derdine mi düşecek! Galiba bu gidişle, bütün zeytinyağı üreticilerine sunum için birer "image maker" gerekiyor!


Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


2589











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)