ISSN 1308-8483
Bir tas tarhana olsa

  Yayın Tarihi: 8.10.2009    


Bir tas tarhana olsa


Şakülüm kaydı son günlerde. Soğuk algınlığından muzdarip bir şekilde evin içinde mısmıllanıyorum. Doktora mı? Gittim, gittim. Bir torba ilaçla boğuşup hangisini eksik içerim hangisinden yan çizerim gibi ince hesaplar peşindeyim. Hani ilaçlara başlayınca gözümü açıp başımı yastıktan kaldırmasam, hiçbirini kullanmayacağım ama ne çare ki iyi geldiler!

Her şeye rağmen alternatif iyileşmeyi de yan canibimde tutup şifalı otlar mutfağımın çerine çöpüne de müracaat etmeden duramıyorum tabi. Bakar mısınız bu hasta halimle neler yazıyorum! Yazılacaklar birikti günlerdir, yarım yazılar, çekilmiş fotoğraflar hepsi sırasını beklemekteler sümen altında. Sümen mi? Hasır altı gibi bir şey aslında. Hastalıktan mıdır, dilimize karışmış ne kadar Eski Türkçe ve Farsça sözcük varsa satırlarımda hepsini kullanmak geliyor içimden. Vardır bunun da bir alt okuması.

Hastalanınca eski sözcüklerle düşünüp yazmak, eski çocukluğumun mamacıklarını hatırlamak, annemin ya da babamın ben hastayken alıp-yapıp yedirdikleri o ulaşılmaz eski tatları akla hayale getirmek filan, bütün bunların psikanalizlik bir açılımı vardır değil mi?

İnsan garip varlık, en çaresiz en çelimsiz zamanlarında çocukluğunun o savunmasız dünyasına çekiliveriyor. Ne zaman tonsilit olsam ki bizim zamanımızda bademciklerin şişmesiydi onun adı, annem süt ekmek dediğimiz bir süt maması dayardı acilen. Sıcağa yakın ılık süte ekmek doğrar, üzerine de iki kaşık toz şeker serperdi, hoşuma giderek yerdim zira acıyan boğazımdan başka sert şey geçmezdi. Bir de; nişastalı, ballı, hafif sulu, tarçınlı, karanfilli sıcak bir içecek hazırlardı hatırladığım kadarıyla ama nedense onu pek sevmezdim! Tarhana çorbası da içirirdi annem yine içine ekmek doğrayarak ve o tarhana nasıl bir bomba haline getirilirmiş sonraları öğreniyorum tabi, et yemeyen ben güçten takatten düşmeyeyim diye tavuk suyu ve tereyağıyla pişermiş o güzelim tarhana. Niçin o kadar yoğun et tadı aldığımı anlayamazdım o vakitler, sanırdım ki hastayım da o yüzden kokular başkalaşıyor!

Ah ben size, komşu yardımı alarak yeni yaptığım tarhanamdan söz edecektim hastalık girdi araya! Sadece tarhanam değil, eriştelerim, turşularım, soslarım, baharat karışımlarım ve en önemlisi şekersiz reçellerim!!! Şimdi hepsi dizi dizi gözümün önündeki raflarda sıralılar ve bana moral oluyorlar bu hasta günlerimde. Şekersiz reçel de ne ola diyorsanız beklemelisiniz çünkü iyileşince anlatacağım.

Babam, portakal ve limonu sıkıp biraz ılıtarak vitamin olsun diye ısrarla içirme gafletine düşerdi ben hastayken ve acıyan boğazım ekşi narenciye ile yanardı. Bu faciadan sonra zavallı babam gece vakti pastane yolu tutar, açık bir pastane bulup çikolatalı ve kremalı pasta satın almaya giderdi, o vakitler pastane pastasının adı yaş pastaydı. Babam dönene kadar, tabi ben çoktan uyumuş olurdum ve sabah gözümü "pasta" diye açardım. Hey gidi çocukluk...

Şimdi? Şimdi değişen ne ki? İnsan hastalanınca kocaman bir çocuk oluveriyor ve bu yetişkin haliyle o eski tatları, kokuları arıyor. Şefkat, ilgi ve nazlanacak insan da arıyor. Ne mutlu benim gibi naz yapacak sevdikleri olanlara, ne mutlu bir tas sıcak tarhanası olanlara.

Soğuk algınlığı geçirenler çok iyi bilirler; Genizler doludur, burunlar tıkalıdır ve hiçbir şeyin tadını kokusunu alamazsınız ama öyle bir an gelir ki; genzinizde sanki bir fay hattı çöker ve burnunuzda ani bir açılma-boşluk duygusuyla yaşamın bütün kokularını birden bire almaya başlarsınız. İşte o zaman ki duyumsadığınız kokulara dikkat edin lütfen. Sanki yaşamın farklı bir gizi var gibidir o müstesna anda. Yoksa bana mı öyle geliyor!

Kalın sağlıcakla...


Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


1518











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)