ISSN 1308-8483
Sadece biraz zaman!

  Yayın Tarihi: 24.10.2009    


Sadece biraz zaman!


Zamanın ruhundan, zamanın kullanımı mevzusuna nasıl geldim ben de bilmiyorum.

Bugün biraz dertleşsek mi?

Sadece birazcık zaman; Sezen Aksu'nun "Gidiyorum" şarkısındaki gibi belki...

"Zaman sadece birazcık zaman
Son bulduğu yerde sevgiler bir tek an
Böyle benzer izler etrafında
Alışkanlıklarımız bile sıradan"

Sezen Aksu

Zamanını kötü ve ayarsız kullandığını düşünen birinden aldığım mektup epey düşündürücü. Birçoğumuzun ortak sorunu olan şeyler, birilerinin dillendirmesiyle öne çıkar ya, biraz öyle oldu sanki. Birçok insanın güncelinde olan fakat nedense yazıya dökülmeyen çok sıradan bir şey! Evet, sıradan ve bir o kadar da bizden...

"Evime habersiz gelen misafirler nedeniyle ne aile saadetim kaldı ne de sağlıklı düşünme yeteneğim, biz kalabalık bir aile değiliz evde sadece üç kişiyiz ama nedense hiçbir zaman üç kişi kalmayız". Diyerek satırlarına devam eden B.R. gerçekten çok dertliydi ve kendisine ne cevap yazacağımı bilemedim, kendisinin iznini de alarak mektubunu küçük değişiklerle yayınlıyorum.

Öğlen, akşam, haftalık yada birkaç günlük yatılı illa ki birileri gelir evimize. Hem haber vermek de yoktur çat kapı gelirler. Bu durum beni öyle rahatsız ediyor ki bilemezsiniz, haber vermelerini söylesem de dinleyen yok. Öyle ya insanın çeşitli hali var bazı günler Allah ne verdiyse idare etmek, bir şey pişirmemek istiyorum ama misafir olunca bu mümkün değil, acilen yumurta sucuk, menemen derken astarı yüzünden pahalı oluyor, mutfak masrafım iyice kabardığı gibi mutfaktan çıkamaz oldum. Yok, haber verseler; ya müsait değiliz diyeceğim yada müsaitsem uygun sulu yemeklerimi önceden hazırlayacağım iki ayağım bir pabuca girmeyecek. Diyeceksiniz ki; sürekli evde durmayın, evde bulamazlarsa bir daha gelmez! Tamam gelmezler de, bizim evde olmamızı gerektiren özel bir sağlık sorunumuz var, çok sık çıkamıyoruz evden ve üç öğün muntazaman soframız kurulur.

Bunları yazdığım için kendimi suçlu hissediyorum, sanki misafirden hoşlanmıyormuşum, soframı sakınıyormuşum gibi oluyor! Aslında önceden haberli gelen misafiri çok severim, haber versin canımı yesin. Ben de zamanımı işimi ona göre ayarlayayım. Her dakika biri gelecek kaygısıyla paranoya oldum vallahi. Kendime hiç zaman ayıramıyorum artık, saç baş hak getire, sinema filmi ve çok sevdiğim televizyon dizileri filan hiç birini ağız tadıyla izleyecek zamanım yok, şöyle ayaklarımı uzatıp ev hali bile olamıyoruz! Lütfen bana bir yol gösterin, haksız olabilir miyim, kadın olmak böyle bir şey mi gerçekten? Allahı var kocam da bu durumdan memnun değil ama, tanrı misafiri diye gıkımızı çıkartamıyoruz. Çok bir şey istemiyorum ki tek istediğim; kendim ve ailem için biraz zaman."


Zaman satıcısıyım ben, yalnız zaman
Yürekten yüreğe kaçak düşler satarım
Yüreğim avucumda, elim yüreğimde
Çiçek satarım...

C. Dobzynski

Güler misiniz ağlar mısınız?

"Ne bu şimdi" diyor insan. Tanrım ne masum isteklerimiz var. B.R. hepi topu biraz kendine ayıracak zamanı olsun istiyor, bu istek o kadar insanca ki...

Önceki yazımda zamanın ruhundan söz etmiştim, bu 'zaman' denilen mevhum nasıl bir şey ki onu kullanmak bile bunca güç. Zamanı kullanma kılavuzlarına mı gereksinim duyacağız bundan böyle? Soruların çokluğu beni hiç rahatsız etmez, bilirim ki sorulacak sorularımızın sınırsız cevapları kadar çoktur yaşam istencimiz.

B.R'ye uzunca bir yanıt yazdım. O satırları buraya yazamam ama bir cümlemi aktarmadan duramayacağım; "Bunca misafiri bol bir evin bereketi eminim hiç azalmaz, ne mutlu size ve sizin evinizin misafiri kucaklayan enerjisine sevgili B.R."...

Yine babaannemin bir duasıyla noktalayayım satırlarımı;

Kapını çalmayanın,
eşikten atlamayanın,
sofrana oturmayanın olmasın kızım.


Amin.

Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


1669











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)