ISSN 1308-8483
Çeşme Yarımadasının Çatısı Alaçatı / Nurdan ÇAKIR TEZGİN
  Yayın Tarihi: 13.5.2007    


Çeşme Yarımadasının Çatısı Alaçatı


     Çeşme yarımadasına gitmişliğim birçok kereler vakidir. Eskiden, tabiri caiz ise kıl atın öldüğü ırak bir noktasıydı İzmir’in. Çeşme’ye gidişin, mecburi dönüşünü özletmesinden başka neler kalmıştı belleğimde o eski ziyaretlerimden!

     Anakaranın denizle noktalandığı bütün ada ve yarımadalarda hissettiğim o sınırlılık duygusu sarıyor ruhumu gerilere gittiğimde. Bir Çeşme serüvenim geliyor aklıma, sene 1992 veya 93 olmalı, fotoğraf grubumla bol bol çekim yapmıştık... Çeşme’ye giderken aldığımız sulandırılmış benzin sayesinde sürekli öksüren Lada’mızın bizi yolda bırakması ve o dönemlerdeki dini bir bayramın ikinci gecesini, Çeşme oto tamircileri sanayi sitesinde geçirmiş olduğumuzu anımsıyorum. Yine anımsadığım; Çeşme Emniyet Müdürlüğü centilmen polis memurlarının yardımseverliğiydi, gece yarısı tamirci bulmamıza yardımcı olmuşlardı.


Alaçatı’nın çakıl taşı mozaikleriyle bezeli tarihi Pazar yeri çarşısı.


     O vakitler Alaçatı henüz Âlâ çatı olmamıştı tabi. Paşa paşa önce Çeşme kalesini gezip sonra, Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın kaplanlı heykeliyle endamlarımızı boy boy fotoğraflamıştık. Ilıca’da denizden kaynayan sıcak suya ayaklarımızı sokmuş, birkaç kilometre içerideki Alaçatı köyünde (o vakitler tipik bir köydü) bol bol kapı tokmağı fotoğrafı çektiğimizi anımsıyorum, haa bir de köyün meydanındaki cami ve bedestenin avlusundaki yer mozaiklerini fotoğraflamıştık…

     Çiftlik Köy ve Dalyan Köy’e daha sonraki yıllarda gitmiştim fakat bunca geliş gidiş zamanlarında her nedense Alaçatı’nın iskelesini keşfedemeden dönüp durmuşum Çeşme Yarımadasında!


Alaçatı İskele plajı.


     Oysa son derece ilginç bir konumu olan Alaçatı İskelesi ve Yumru Limanı, yetersiz tabela ve işaretlendirme sayesinde fark edilmeden geçilen, gizil koy olarak kalıyor yarımadada.

     Foça’dan alışkın olduğumuz kent girişi abartısını her yerde arıyor muyuz ne!

     Öyle ya, Foça’nın şehirlerarası yoldan girişi öyle birdenbiredir ki, o hızla denizin içine düşeceksiniz sanırsınız! Foça denizin içinde yaşayan bir kenttir aslında, yazın sıcak günlerinde eğer Foça dışına çıktıysanız dönüşte kenti görmenizle denizin içine düşme isteğiniz aynı saniyeler içinde vuku bulur. Sıcak kentlerin tozu toprağından ve kızgınlığından kurtulurcasına cooozzz diye atlamak istersiniz denizi gördüğünüz kısa yamaç yolun başında.


Alaçatı İskelesi (Rüzgar sörfü cenneti)


     İnsanoğlu seyahatlerinde alışkanlıklarını da beraberinde götürüyor, her kentin konumu aynı tarzda sarıp sarmalayacak değil elbet kişileri. Bazı kent ve yerleşimler farklı sürprizlerle karşılar gelenleri. Bilmeyenlerce görmeden geçip gitme ihtimali yüksek olan Alaçatı İskelesi’ne ulaşabilmek belki bu yüzden kolay değildi! Alaçatı’nın Ilıca’ya olan yol bağlantıları nedeniyle, Ilıca’yı Alaçatı’nın sahil şeridi olma yanılgısına düşürüyor ilk gelenleri. Çünkü; Hiçbir yerde “Alaçatı İskele” diye yazan doğru düzgün bir kavşak tabela ve işaretleme sistemi mevcut değil. Sheraton Çeşme Hotel'in devasa külliyatını uzaktan görmesek, Ilıca'ya gelmiş olduğumuzu da farketmiyecektik...


Alaçatı’nın simgesi tarihi rüzgar değirmenleri


     Alaçatı Belediye binasının önüne geldiğinizde merkezi işaret eden görünür bir levhaya da rastlayamadık fakat, aynı dönemeci birkaç defa turlayınca asıl merkezi bulduk! Eski yel değirmenleri neredeyse gözümüze batacakmış!

     Başta Çeşme Belediyesi olmak üzere, Alaçatı, Şifne, Ilıca, Ildırı Belediyelerinin yön gösteren tabelalara pek rağbet etmemeleri Çeşme Yarımadası'nda oldukça göze batmakta. Karayollarının ana arter tabela sistemleri de olmasa, gelen turist epey eziyet çekecek...


Alaçatı'da o ne renk cümbüşü öyle…


     Alaçatı’da daha önceki gidişlerimde fark etmediğim renklerle karşılaşınca bu defa şaşkınlığımı gizleyemedim. Bu kadar kısa sürede nasıl bir değişim bu! İskemlelerin mor, leylak, saks mavi, çivit mavi, kırmızı, pembe ve yeşil tonları alışkın olduğumuz Efes Pilsen’li kahverengi tahta iskemle masa furyasından sonra, bir Renoir tablosunun içine girmişsiniz de az sonra sardunyaları dansa kaldıracakmışsınız hissine kaptırıyor insanı. Alaçatı’da plastik sandalye ve masaya rastlamadığımı ifade etmeme gerek yok sanırım, darısı bütün turizm merkezlerimizin başına diyelim...


Alaçatı sokakları


     Dar sokaklı taş evlerin dış yüzeyleri aslında o kadar çok örtüşüyor ki Ege denizi ve adalar mimarisiyle …

      Çeşme yarımadasındaki evler ile Foça evleri, Ayvalık-Cunda evleri ve sardunyaları o kadar akraba ki biribirlerine… Ne var ki, Foça’da bütün sokaklar denize taşar, kafanızı uzattığınız her pencere her kapı girişi, çapkınca bir mavilikle buluşturur sizi sokak ucundan. Foça'da her taş ev özellikle yazın sıcaktan, kışın soğuk poyraz ve rüzgardan korunacak şekilde yapılandırılmıştır vaktiyle…

     Alaçatı’da da, tıpkı Şirince’de olduğu gibi “deniz nerede?” sorusunu aklından uzaklaştıramıyor insan. Gerçekte Alaçatı, Şirince’nin ağırbaşlı ve aristokrat büyükannesi konumunda olsa da, aralarındaki benzeşlik tartışılabilir zira mimari açıdan tamamen farklılar, sözünü ettiğim Şirince’deki absürd çarşı başıbozukluğudur. Bu tür bir çarşıya Alaçatı’da rastlamanız olanaksızdır, diyorum ya; Alaçatı vakur ve aristokrat bir büyükannedir…

     Alaçatı’nın, rüzgarla dans edip şarkılar söyleyen perilerinin öyküsünü anlatmaya başlamadan önce, Çeşme yarımadasının meşhur sakız dondurmasını yememe izin verir misiniz? Perileri, yel değirmenleri arasında mı arıyorsunuz? Yanlış adres. Yarımadanın simgesi haline gelen yalancı karabiber ağaçlarının salkımları arasında gizleniyorlar
s a k ı n     k i m s e y e     s ö y l e m e y i n...


Nurdan ÇAKIR TEZGİN



7676











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)