ISSN 1308-8483
Bir başkadır Ege köylüsü

Işık Teoman    
  Yayın Tarihi: 11.1.2008    


Bir başkadır Ege köylüsü


Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk "Köylü milletin efendisidir" vecizesini boşuna etmemiş. Ama eksik etmiş.. Köylü için söylenecek daha o kadar çok söz var ki. Hala saf, temiz, iyi niyetli, kapısını ardına kadar açan, sizi evine davet eden, sofrasına buyur eden, yemeğini paylaşan, aynı tabağa kaşık sallayan köylülerimiz var hem de o kadar çok var ki. Özellikle Ege'de öyle temiz köylü vatandaşlar ile karşılaşıyorum ki, davranışlarına bazen çok şaşırıyorum. "hala böyle insanlar var mı?" diye kendi kendime sormadan da edemiyorum.

Geçen hafta Pazar günü hava biraz güzeldi ya! Güneş de yüzünü gösterdi. Biraz serindi ama güneşin varlığı yetiyor insana. Pazar sabahı erkenden uyandık. "Bugün ne yapalım" diye düşünmeden Gödence Köyü'ne gitmeye ve köyün meydanındaki Hasan'ın Kahvesi'nde kahvaltı etmeye karar verdik. Uzun bir süredir Gödence'ye gitmemiştik. Ama gezilip görülecek, gidilip kalınacak o kadar çok yer var ki, ne ömür yeter ne de ayrılacak zaman. Ekonomik koşulları da zorlayarak hemen her hafta sonu yeni yerler, yeni bölgeler keşfetmeyi sürdürüyoruz.



Evde börek, çörek, zeytin, peynir ne varsa kahvaltılıklarımızı Ayşe ile birlikte (bir şeyleri unutmamaya özen göstererek) hazırladık. Emektar gezi çantamıza doldurduk; Gödence'nin yolunu tuttuk. Gödence, Bademli'yi geçtikten sonra hemen yolun solunda tepede kurulmuş. Geçimini zeytincilik ve hayvancılık ile sürdüren şirin mi şirin, insanları tatlı mı tatlı bir köyümüz. Kooperatiflerini de kurmuşlar.Köy meydanında satış yerleri de var. Dilediğiniz ürünü oradan güvenle alabilirsiniz.

Gödence'ye varmadan önce minik ama çok sevimli. girişinde tarihi zeytinyağı fabrikasının bulunduğu Gölcük Köyü'ne uğradık. Belki kahvaltı edecek bir yer buluruz umuduyla orman yoluna daldık. Yolda yakacak toplayan bir amca ile karşılaştık. Piknik yapacak yer aradığımızı söyledik. "Bu kadar da olmaz!" diyeceğimiz bir olay yaşadık. Amca, hemen kendi evini tarif etmeye başladı. "Köyün girişinde badanalı eve gidin. Teyze evde. Bahçeyi size açsın. Dilediğiniz ne varsa çay su isteyin pikniğinizi yapın"

Tabii teyzeyi o saatte yoracak durumumuz yok. Köyden ayrıldık..



Ana yoldan başlayan tırmanma köye kadar sürüyor. Gödence'nin girişinde bizi pırıl pırıl döşenmiş kilit taşlı bir yol karşılıyor. Sağlı sollu çam ormanlarının arasında yapılan keyifli yolculuk ana yoldan itibaren on dakika kadar sürüyor. Köyün içine girer girmez zeytinyağı kokuları genzinize doluyor ve karnınız iyice acıkıyor. Ama geçen yaz çıkan yangın çok büyük bir alanı karartmış ve genç fidanlar yanıp kül olmuş. Üzücü bir durum…

Otomobilimizi köy meydanına park ettik. Hava biraz soğuk diye pek gelen olmamış. Bahar aylarında bu meydanda park edecek yer bulmak mümkün olmuyor. Hasan'ın Kahvesi'nin önündeki açık bölüme konulan ahşap masaya yerleştik. Örtümüzü masanın üzerine serdik. Ayşe'nin akşamdan yaptığı peynirli, maydonuzlu börekleri, zeytinleri, tahin helvaları, domatesleri örtünün üzerine keyifle yerleştirdik. Biz oturur oturmaz Kahveci Hasan bizi güler yüzüyle karşıladı.

Su bardağında iki demli çay anında masamıza getirildi. Hasan'ı da kahvaltıya davet ettik. Kibarca kahvaltı ettiğini söyledi. Bir yandan kahvaltı ediyor, bir yandan günlük gazetelerimizi okuyoruz. Kahvenin önündeki teneke saksılarda bitkiler yaprak dökmüş. Bir yaban bülbülü bize keyifli bir konser veriyor. O kadar güzel şakıyor ki bu müzik şöleni oradan ayrılana kadar sürdü.



Kahvaltımızı tamamladık çay üstüne çay içtik. Hava içimizi biraz ürpertiyor ama yine de çok güzel ve çok keyifli bir ortam var. Bir ara ayağının üzerine doğru aksayarak yürüyen bir teyze elinde elektrik faturası ile yanımıza geldi. Faturayı okuttu. Dokuz liralık bir rakam olduğunu söylediğimizde biraz fazla buldu. Çünkü ödemeleri torunlarının yaptığını, tasarruf etmesi gerektiğini hatta bu nedenle buzdolabını fişten çektiğini anlattı. Bu duruma üzüldük.

Adının Urkiye olduğunu öğrendiğimiz teyze doğma büyeme Gödenceli olduğunu, eşini yıllar önce kaybettiğini, üçü kızı ve bir oğlunu evlendirdiğini artık yalnız yaşadığını anlattı bize. Sonra teyzeden bir öneri geldi. O'nu otomobilimize aldık birlikte köyün karşısındaki torununa ait tepeye çıktık. Gerçekten köy buradan da bir başka güzeldi. Tepede beş on dakika kaldıktan sonra Urkiye Teyze son bombayı patlattı ve bizi evine davet etti. Tanışalı daha yarım saat bile olmamıştı.

Torunu Hasan'a ait kahvenin hemen yanında 4 numaralı çıkmaz sokakta 2 numaralı evde tek başına yaşamını sürdüren Urkiye Teyze'nin evinin kocaman ahşap kapısından içeri girdik. Kapı sevimli bir avluya açılıyor. Hemen solunda klasik bir tuvalet. Yanında sızdıran bir çeşme. Urkiye Teyze kendi evine götürmeden önce oğluna ait evin bahçesini göstermeden de duramadı bu arada.



Avludan tekrar bir kapı ile yine küçük bir avluya oradan tekrar üç beş metrekarelik bir odaya geçiliyor. Odanın iki yanı raflar ile çevrili. Urkiye Teyze eşten dosttan gelen bardakları rafın bir bölümüne, çanak, tencere ve tava gibi mutfak eşyaları da diğer bölüme yerleştirmiş.

Bizi buyur ettikten sonra odun sobasına bir zeytin odunu attı. Bir parça odun odayı sımsıcak yaptı. Evin diğer bölümlerini de bize gösteren teyze daha sabah torunlarının getirdiği keçi sütünü ısıttı. İçine biraz kahve karıştırdı. Doyulmaz lezzetli keçi sütünü yudumlarken o da bizi keyifle seyretti.

Urkiye Teyze'nin bizi bırakmaya niyeti yoktu anlaşılan bu kez küçük bir çıkın getirdi, onu açtı ve içinden önce Atatürk fotoğrafı ardından da aile fotoğrafları çıktı. Bize tek tek kimlere ait olduğunu ve şimdi yaşamlarını nerede sürdürdüklerini anlattı durdu.

Seferihisar'a orman yolundan yapacağımız yolculuğuna gecikmemek için kalkmaya hazırlandığımız da ise teyze bu kez, kendi bahçesinden topladığı çevizleri, bağında kuruttuğu üzümleri önümüze koydu. Hem yaşam öyküsünü anlatıyor. Hem bizim yememizi istiyor. Böyle dostluğu biz pek görmedik.

İncir ağacından en iyi inciri almak isterken nasıl düştüğünü, köyde yapılan tedavinin ardından nasıl sakat kaldığını tatlı tatlı anlatan Urkiye Teyze, artık veda zamanının geldiğini söylediğimizde pek hüzünlendi, telefonlar, adresler alındı, fotoğraflar çekildi. Teyzenin ellerini öptük, her gelişimizde uğrayacağımıza dair söz verdik.

Gödence üzerinden çam ormanlarıyla kaplı yoldan çiçekler toplayarak, dura kalka Seferihisar'a geldik. Seferihisar'a gelinir de Sığacık'a uğranmaz mı? Küçük bir turun ardından Doğanbey Payamlı beldesinde deniz kıyısında küçük bir ateş yaktık. Yanımıza aldıklarımızı atıştırırken havanın kararmakta olduğunu fark ettik. Bu bölgeye geldiğimizde her zaman olduğu gibi Ürkmez pazarının yolunu tuttuk. Haftalık pazar alışverişinin ardından bu kez Karakoç bölgesinden dönmeye karar verdik.



Karakoç Kaplıcaları'nın da bulunduğu bu yolda ilerlerken yeni bir güzergah deneme fikri bizi dürttü. Yoldan dönüş yaparak mandalina bahçelerinin bulunduğu bölgeye rotamızı çevirdik. Orhanlı Köyü levhasını izleyerek yemyeşil bir ortamda yolculuğa devam ettik. Sağlı sollu çam ormanlarının ve yeşilliklerin içinde tek tük sıralanan ahşap evleri içimizi geçirerek seyrettik. Sadece Yeni Orhanlı adıyla kurulmuş olan köydeki mimari yapı ortamı biraz bozmuş ama çok rahatsız edici değil.

Yeni Orhanlı Köyü'nün bitimiyle birlikte yol sapağında karşılaştığımız Jandarma erlerine iki ayrı yolun nereye gittiğini sorduk. Sola dönüş Beyler Köyü, sağa dönüş ise Menderes ilçesi. Hava iyice karardığı için Menderes yoluna döndük. Yine yemyeşil ormanların içinde Menderes'e ulaştık.

Ama bu güzergaha gündüz gelirseniz çok iyi olur; çünkü civarda o kadar çok görülmesi gereken köy var ki...

www.kentyasam.com.
isikteoman@hotmail.com


Işık Teoman

isikteoman@gmail.com


4441











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)