ISSN 1308-8483
Demir kapılı taş ev

  Yayın Tarihi: 24.2.2011    


Demir kapılı taş ev


Yağmur hafiften çisildiyor, ağır ve ağrılı adımlarla sürüklüyorum bu koca gövdemi. Gitmesem olmaz dediğim, hatta yürekten desteklediğim bir toplantıya yetişmeye çalışıyorum. Bel bölgemdeki istemsiz kasılma ve sancıların müsebbibi olan böbreğimdeki taş ile konuşuyorum sürekli; “hadi sevgili kütle geldiğin gibi habersizce git benden lütfen.”

Taşlaşmış ya da kumullaşmış kütle, beni ne zaman terkedecek bilmiyorum, neredeyse bir hafta oldu misafirliği. Memleketimin dağlarında fazlaca mı koşturdum acaba çiçek ve ot topluyorum derken! Olacağı varmış lakin, biriken mektuplar, yarım işler, verilen sözler beni bekler…

Bekleyen bir şeyleri olmalı insanın…

Şimşekler çakan sol böbreğimin izin verdiği anlık soluk alışlarımdan birindeyim; Önünden her gün geçtiğim o evin ıssızlığına gömülerek, bulunduğum yere çöküyorum. Çisildeyen yağmurun yanaklarıma dokunuşu, içinde bulunduğum esrikliğime ilaç gibi… O eski taş ev şimdi bomboş. Demir parmaklıklı büyük kapıdan, kış yağmurlarıyla devleşen zümrüt yeşili otlara ilişiyor gözüm, “dur” diyorum can yoldaşıma “dur hele biraz fotoğraf çekmeliyim…”

Otları değil, hüznü çekesim var! Sahi hüznün duygusunu verebilir mi bu makine? “Bak yağmur nasıl da gizem kokuyor.” Nerede bu evin sahibi, gelip görüyor mudur öte alemden kapısının önünü kaplayan ısırgan otlarını, iğnelik ve ebegömeçlerini, şu kenardaki hardalları? Geçen bahar hayattaydı oysa, gelip açıyordu bu demir kapıyı, geziniyordu bahçesinde, yaşıyordu taş evinin odalarında… Sahibini yitirmiş bu ev ile hasbihal edesim var sanki; Kedilere de sorasım var “nerede size yemek veren o uzun boylu adam?” Kapalı demir kapıyı geçip, evin nemli taş duvarlarına dokunmadan mutfağına girip ot kavurasım var! Belki zeytinyağı şişesinde hâlâ bir miktar zeytinyağı kalmıştır kim bilir. Yemek kokmayan evler yaşamazlar ya...

Yaşam bazen keskin bir ıslık çalar ense kökümüzde, anlayamayız bu sesin nereden geldiğini. Yaşamaya dair bir dolu şey vardır yürek sepetlerimizde; coşkular, istençler, koşmalar ve sevmeler… Sahi yeterince zaman var mıdır bütün bu iyi şeyler için?


Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


1986











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)