ISSN 1308-8483
Tanrı Gökova’yı korusun!

  Yayın Tarihi: 16.8.2011    


Tanrı Gökova’yı korusun!


Gökova’dan Foça’ya…

Ne zaman bir yerlere gidip farklı yoğurt yemeler görsem içim sular seller gibi coşar, bir dolu sözcüğü düşünce hızıyla depolarım dağarcığıma…

Yeşil ormanlarla kaplı dağlar, buz gibi serin temiz derecikler, akarsular ve gerçek turkuaz denizlerin diyarını aşıp İzmir’in kıraç dağlarına toslamak bana bir fena geldi ki sormayın. Nedir bu İzmir’in yeşile hasret suratsızlığı Allah aşkına? Güneyden Muğla ve Aydın tarafından Torbalı’yı aşınca çirkin betonlaşma ve kelleşen kıraç dağlar can sıkıcı ölçülerde gözüne batıyor insanın. Aynı duyguyu, Kuzeyden Kazdağları ve Ayvalık yönünden Şakran’a gelip Aliağa’nın bacalarını görünce de yaşıyorum. İzmir merkez ile Aliağa arasına sıkışıp kalan Foça’nın yana tüte yitirilen yeşilsizliği için ne yapılabilir bundan sonra kestirebilmek zor!

Yemyeşil sulak bölgelerden her dönüşümde, yeşile uzanan ellere, yeşil bir tek dal dikemeyenlere veryansın edesim geliyor! Yeşili koruyanlar da insan, suyun kenarına ev yapmayan, tatlı suyu ve deniz sahillerini hakkaniyetiyle kullananlar da insan, her yol kenarına uyarıcı levhalar asanlar da insan…



“Ormanda herhangi bir amaçla ateş yakmak yasaktır”
“Ormanda ateş yakma, çocuklarının geleceğini yok etme”
“Azmaktan balık ve kuş avlamak yasaktır!”

Reklam levhası değil, doğayı ve insanı koruma levhaları bunlar; Üşenmemişler her yol ve dönemece pankartlar asmışlar, aman ne olur dikkatli olun diye! Nedir o doğalarına sahip çıkışları, akvaryum derelerinin temizliği! İnsanın evladı gibi koruyacağı gözünden sakınacağı cennet Gökova ne güzelsin sen! Akyakalıları yürekten kutluyorum, ne yüce insanlarsınız siz ki, yaşadığınız yeri böylesine özgün bırakabilmişsiniz! Üstelik onca yerli yabancı densiz turiste rağmen!!!

Bu noktada Gökova ile içselleşmiş insan Nail Çakırhan’ı rahmetle, sevgili eşi ve büyük insan Halet Çambel’i de sevgi ve saygı ile anıyorum. İdeallerinin yüceliğiyle daima anılacak olan bu Gökova sevdalısı işçi, arkeolog, şair, bilim ve sanat insanı iki ruhun dokunuş ve yaşanmışlıklarını her gölgede her kıpırtıda, azmağın akışındaki ahenkte hissetmek mümkün. Böyle yüce ruhlara dünyamızın gereksinimi var!

Duygulanarak kokladım; kızılçam, sedir, defne ve meşe ağaçlarını, kekik, hayıt kokularını Akyaka’nın. Öyle serin öyle yaşam yüküyle akıyordu ki dereleri, koklarsam kazırım sandım belleğime! Buz gibi kaynak sularının da kokusu olur mu demeyin, kokuyor hem de öyle temiz kokuyor ki dönüp geldiğim Foça’nın orman yangınlarına tüm belleğimi boşaltasım geldi aczimden.

Yasalarda bir boşluk mu var? Nasıl oluyor da yeşilimizin yok edilişine bunca seyirciyiz? Evrenimize çocuk dünyaya getiren her anne babanın birinci görevlerinden biri büyüyen çocuğu için her yıl ağaç dikmek olamaz mı? Eskiden Anadolu’da yaşatılan bir gelenekmiş bu, özellikle kız çocuğu olanlar için; “Kız bebek beşiğe kavak ağacı toprağa” diye. Gerçi kavak ağacını kız büyüyüp kıza çeyiz olsun diye keserlermiş ama kesilmeden kalan ağaçlar da garibanlara gölge olurmuş zahar!

İklimin kızgın sıcakla imtihanı gibi Güneşe tahammülün giderek azaldığı zamanları yaşıyoruz. Geziyorum ve görüyorum; Nerede ağaç varsa orada yaşam var. Nerede bir ağaç gölgesi varsa altında dinlenip soluklanan canlılar var. Güneşin kızdırdığı yeryüzünde canlılar bir ağaç altı arıyor kendine, naylon ve branda gölgeliklerin bunaltan gölgesi ağacın serinliğini sağlamıyor bunu anlamaktan uzak olan insan neslinin yeşile mesafeli duruşu beni çok üzüyor. Kilometrelerce tek bir ağaca rastlanmayan İzmir bozkırına bakıp da hüzünlenmemek elde değil. Ege Orman Vakfı’nın ağaçlandırma çabaları durum o ki çok yetersiz. Yanmış ve yakılmış kıraç tepelerin ağaçsızlığı kimseleri rahatsız etmiyor olamaz, ne yapmalı da dağı taşı ağaçlandırmalı?


.





.



Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


1622











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)