ISSN 1308-8483
Yaşlılık sanrıları / Tut elimi

  Yayın Tarihi: 13.12.2011    


Yaşlılık sanrıları / Tut elimi


Bir süredir ne yemek tarifi veresim var, ne de yaşamı tarifleyesim…

Yaşamı türlü tariflerle kısıtlamak en iyi yaptığımız işgüzârlıklardan sadece biri. Yaşamı olduğu haliyle en iyi şekliyle yaşamak varken, çoğumuz onu türlü anlamsızlıklara kurban ediyoruz. Bir süredir, yaşamın ince soluğu hastalık, yaşlılık halleri ve hastane sanrıları içinde debelendiğimden gözüm başka şeyleri görmez oldu. Bütün yazdıklarım da bu yelpazede durağanlaşıyor zaten.

Bir hastane odasında “hasta babanızın elini tutarken neler hissediyorsunuz” diye sorulsaydı bana, neler dökülürdü yüreğimden kestirmek zor! Çok şeyler, pek çok şeyler deyip kestirip atmak haksızlık olurdu o uzun süreçte… Gerilere, çook gerilere gidiyorum; Babannemin yaşlılık dönemlerine, hoş gençliğini bilmiyorum ki rahmetlinin; Yetmişli yaşlarını sürerken hep elimi tutarak konuşmaya çalışırdı benimle, damarlı ince ve buruşuk derisinin sertliğini bugün bile duyumsuyorum; nasıl da kuvvetle sıkardı benim çocuk parmaklarımı… Sanki kuvvet alırdı gençliğimden, sanki ölümü ötelerdi benim canlılığımın gölgesine sığınıp. Anlayamazdım o vakitler; “dua et bana, biraz daha yaşayayım e’mi kızım” deyişlerini…

Bir insanın elini tutmanın ona verdiği “ben buradayım” duygusunun gücünü, babamın hasta yatağının yanı başında otururken çok yoğun hissettim. Neden dedim, neden zor olsun hasta ve yaşlıların ellerini tutmak onlara moral ve güç vermek!

Bizim yaşlı babamız şanslı, elini sımsıkı tutan onunla ilgilenen onu çok seven evlatları var. Ya diğerleri? Ya diğer hasta ve yaşlılar...

Huzur evleri, yaşlı rehabiltasyon klinikleri, hastaneler, kimsesizler yurtları binlerce yalnız insanı barındırır bünyelerinde. Gülümseyen bir yüze ve insanca uzanacak dokunuşa hasret niceleri öylece bekleşirler oralarda. İnsan ruhunu sağaltacak nice insan eli bekler o yalnız insanlar; Yoktur farkı bizlerden, onlar da bir zamanlar çocuk ve genç oldular, onlar da bizler gibi bir anadan bir babadan dünyaya geldiler, o ilk solukla çektiler dünyanın oksijenini ciğerlerine. Bebek elleri sımsıkı tutundukları anne baba elini nasıl bırakmadıysa, devran dönüp yaşlandıklarında evlatlarının parmaklarını da aynı özlemle aradılar ellerinin altında.

"sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya; canım ellerini tutmak isterse...
/ Can Yücel



Bir süredir ne yemek tarifi veresim var, ne de yaşamı tarifleyesim…

Hep aynı şeyleri yaşıyoruz; Yorulmadık mı bu döngüden? Doğuyor, büyüyor, yaşlanıp ölüyoruz… Hastalanmadan göçüp gidenlerimiz şanslı sayılıyor. Bir başka elin sıcaklığına dokunabilenler yaşamın son deminde mutlu insanlar mertebesine ulaşıyor! Tanımı tarifi mi? İşte o, kişiye özel; ne kadar insan varsa o kadar da tarif.

Tut elimi, anlatacağım.




Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


1891











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)