ISSN 1308-8483
Sonbaharın son tatları

Işık Teoman    
  Yayın Tarihi: 19.9.2008    


Sonbaharın son tatları


Yeşil ile sarının kaynaştığı, sık ağaçlar nedeniyle güneşin yüzünü sakladığı bu ortamda oksijen sarhoşu olduk…

Eylül ayının girmesiyle birlikte sonbaharı yaşıyoruz. Mevsimler hızla akıp gidiyor, tadını çıkarmak gerekiyor. Kışa girmeden önce son tatları yaşamak için çok az bir zamanımız kaldı. Şu günlerde ormanlarımız, yeşilden sarı tona geçmeye hazırlanıyor ve güzel görüntüler yaşanıyor. Renk cümbüşüne diyecek yok. Birkaç hafta sonra bu görüntülerin yerini hüzün alacak. Çünkü; o bölgelere çıkmak zorlaşacak, yollar kapanacak, yağmurlar yerini sert rüzgarlara ve kışın soğuk günlerine bırakacak.

Anıları tazeledik

Biz de bu son fırsatı değerlendirmek için yol arkadaşlarım, Engin Yavuz ve İsmet Orhon ile birlikte güney bölgemizi tercih ettik. Bin 700 metre rakımlı Kavaklıdere Yaylası'na ulaşmak için rota belirledik. Doğrudan otoyol üzerinden Yatağan'a ulaşmak mümkün ama bu kısa ve çok tatsız bir gezi olur diye düşündük. Atça, Yenice, Karacasu,Tavas, Kale, Muğla, Yatağan, Kavaklıdere oradan Gökçukur Yaylası. Belirlediğimiz güzergah ile hem sonbaharın tadını doyasıya çıkardık, hem de uzun süredir görmediğimiz bölgelerden tekrar geçerek anıları tazeledik.


Atçalı Kel Mehmet heykeli önünde bir anı fotoğraf çektirdim


Atça Avrupa kenti gibi

Yol üzerinde kısa bir kahvaltı molasının ardından Atça'ya ulaştık. Atçalı Kel Mehmet heykelinin önünde bir anı fotoğrafı çektirdikten sonra kasabada kısa bir gezinti yaptık. Düzenli caddeleri, merkeze uzanan yolları ile bir Avrupa kenti gibi Atça, temiz kaldırımları turunç ağaçları ile donatılmış yeşil sokakları... Yenice ve oradan kırmızı toprakları ile ünlü Karacasu, dükkanların önünde sıra sıra testiler ama pek bakan yok gibi. Ayrıca, Karacasu'ya da yüksek okul gelince sokakların insan profili değişmiş. Gençler sokaklara bir renk katmış, hemen dikkat çekiyor.


Atça düzenli yolları ve yeşil kaldırımları ile bir Avrupa kenti gibi ve kimliği hala bozulmamış ender ilçelerimizden


Kırmızı kiremitli damlar yok oluyor

Uzun süredir o bölgelerden geçmemiştim. Her zaman söylüyorum, artık kentler kimliklerini yitirmiş. Atça'ya bir şeyler söylemek için henüz erken. Ama diğer ilçelerin kimlikleri değişmiş. Uzun yıllar önce bir köye, beldeye veya ilçeye yaklaşmaya başladığımız zaman daha sınırlarına girmeden o bölgeyi tanıyabiliyorduk. Yeşiliyle, binalarıyla, ya da yollarıyla künyesini okuyabiliyorduk. Şimdi öyle bir durum olmuş ki, her yer, dağ, taş, orman apartmanlar ile dolmuş. Hem de estetikten yoksun sıradan bildik görüntüler. Yani, Yatağan, Karacasu, Tavas veya Kale hiç fark etmiyor. Güzelim kırmızı kiremitli, tek katlı binalar yıkılmış yerlerine beşer, sekizer katlı binalar yapılmış konut adına, o zaman da ne kimlik kalmış ne künye...


Kavaklıdere çevresi çam ormanları ile kaplı yemyeşil ancak meyva ağaçları sararmaya başlamış bile


Muğla yine yeşil

Muğla, yeşiliyle ve eski dokusuyla korunabilmiş ender kentlerimizden. Buraya da uzun zamandır gitmemiştim. Değişen pek bir şey yok. Sadece düzenli yollar yapılmış kent daha da bir yeşile bürünmüş. Ama üniversite yerleşkesi çok geniş bir alana yayılmış. Muğla'da kısa bir alışverişin ardından Yatağan'ı teğet geçerek 26 kilometrelik bir yolculuktan sonra Kavaklıdere'ye ulaştık. Kavaklıdere etrafı ormanlar ile kaplı, sessiz ve şirin bir ilçe, Çayboyu, Çamlıbel ve Menteşe beldeleriyle sekiz köyü bulunan Kavaklıdere, bakırcılık ve kalaycılık üzerine gelişmiş. Kavaklıdere yeşil olmasına yeşil ama mermer fabrikaları ve mermer ocakları ile yeşil tepeleri yer yer kelleşmeye başlamış; ama yine de güzel... Kavaklıdere'de bakırcılar çarşısına ve sokaklarında tek tük kalmış eski evlerine göz attıktan sonra esas hedefimiz olan Gökçukur Yaylası'na rotamızı çevirdik.


Çevremiz yeşil halka ile çevrilmiş adeta


Yeşil bir halka kuşattı

Mıcır kaplamalı ve çam ağaçları arasından 17 kilometrelik bir yoldan Gökçukur Yaylası'na ulaştık. Kendimizi bir anda yeşil bir halkanın içinde bulduk. İnsan eli değmemiş, kirlenmemiş, çevre köylerde yaşayan insanlar da sanırım bu bölgeyi gözlerinden sakınmışlar, orman hiç zarar görmemiş, yangınlar ve kaçak kesimler ile talan edilmemiş. Ormanın içinde sadece yangına müdahale ekiplerinin kasım ayı başına kadar konakladığı bir taş bina var. O bina da ortama ayrı bir güzellik katmış. Yangın sezonu sona erdiği için de sadece bir koruma görevlisi kalmış, o da gün sayıyor.


Gökçukur Yaylası'ndaki çadır alanımız


Çadır kurmak için özel mekan

Gökçukur Yaylası gezip gördüğümüz yerler içinde belki de çadır kurmak için sanki özel olarak yaratılmış ender bir mesire alanı. Bizim ilgi gösterdiğimiz ama mevsim nedeniyle başka kimsenin bulunmadığı alanda çadırlarımızı kurduk. Akşam güneşini batırmadan çadırlarımıza yerleştik; havanın serinlemeye başlamasıyla birlikte de taşlardan örülmüş ocakların içinde topladığımız kozalaklar ile ateşimizi yaktık. Kısa bir çevre tanıma turunun ardından yemek hazırlığına girişirken karanlık çökmeye ve ağaçlar silüet olarak görünmeye başladı. Kısa bir süre sonra da karanlığın içinde kalıverdik. Gecenin ilerleyen saatlerinde sadece bizim yaktığımız ateşin yaydığı ışık çevreyi aydınlatırken, asırlık çam ağaçlarının arasından yüzünü gösteren dolunay ortalığı gündüze çeviriverdi. Günün yorgunluğu ile birlikte sohbetin ardından çadırlarımıza çekildik.


Çadır kurduktan sonraki en güzel keyif mangal başında yaşanıyor


Oksijen sarhoşu olduk

Sabah daha güneş doğmadan kuşların ve rüzgarın etkisiyle uğuldayan ağaçların sesiyle güne başladık. Ocak ateşinde sucuk, yanında domates, peynir ve zeytinden oluşan, sıcak çay eşliğinde nefis bir kahvaltı ettik. Kampın en hüzünlü tarafına, yani çadırları toplama kısmını da yerine getirdikten sonra, orman içinde yolculuğumuz başladı. On binlerce hektarlık bir alan içindeki orman yollarında, yeşil ile sarının kaynaştığı sık ağaçlar nedeniyle güneşin yüzünü sakladığı bu ortamda oksijen sarhoşu olduk. Gökçukur Yaylası ve çevresinde yaklaşık üç saat süren turun ardından Menteşe beldesindeki asırlık çınar ağaçlarının arasında bulunan Yerküpe mağaralarına ulaştık.


Yerküpe Mağaraları’na yağmurlar başlayınca girişe izin verilmiyor. Çünkü sular mağaranın tavanına kadar yükseliyor


Yerküpe mağaraları

Yerküpe Yaylası geniş çayırlık alanları, çağlayanı ve mağarası ile yörenin dinlenme ve mesire yerlerinden. Mağara, Menteşe Belediyesi tarafından düzenlenip ziyarete açılmış, Muğla Valiliği de aydınlatma işini üstlenmiş. Ancak yağışların başlamasıyla birlikte mağaradaki suların yükselmesi nedeniyle içine girilmesine izin verilmiyor. Girişte yazan levhadan mağaranın 100 metre uzunluğunda ve 17 metre yüksekliğinde olduğunu, ayrıca içerisinde damlataşları, sarkıtları ve küçük su havuzları bulunduğunu öğreniyoruz. Neyse ki, Yerküpe Mağarası insan eli değmeden birinci derece doğal sit alanı ilan edilmiş, çevresi düzenlenerek koruma altına alınmış.


Yerküpe mağaraları çevresindeki mesire alanları. Çınar ağaçları yeşil ile sarı arasında..


Ağaçlar yapraksız kalmadan gidin

Çevreyi dolaştıktan, kahvehanede çaylarımızı yudumladıktan sonra dönüş yolculuğunu başlattık. Hafta sonu gezimizi, Bozdoğan üzerinden Yenipazar ve Aydın otoyolunu takip ederek sonlandırdık. Bu bölgeye gitmek ve sonbaharın tadını çıkarmak isteyenlere bir önerimiz var. Bu güzellikleri kaçırmak istemiyorsanız zamanınız sınırlı. Fazla gecikmeyin.. Ağaçlar yapraksız kalmadan gidin..



Yatağan'da yirmi kiloluk bir kabağı kaldırmakta zorluk çektim



İsmet Orhon salıncakta sallanıyor, Engin Yavuz çadırını kurmaya çalışıyor



Yayla çadır kurmak için çok güvenli bir bölge



Işık Teoman

isikteoman@gmail.com


6949











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)