ISSN 1308-8483
Semi-sentetik yaşam sanrıları

  Yayın Tarihi: 18.2.2012    


Semi-sentetik yaşam sanrıları


Çocukluğumda ne zaman anjin, faranjit yada bronşit filan olsam doktorlar Longatren 750 diye bir antibiyotik dayarlardı, onun yanında da şaşmaz tamamlayıcıları Becozym-C Forte, Theraflu, Bepanthene pastil, ki bazen İversal olurdu, Ortrivine damla, Perebron şurup ve bazen de Gargarin ile Novalgine, Geralgine, Parol türü bir ateş düşürücü… Antibiyotiğin cinsi değiştiğinde büyük çoğunluk ikinci tercih Bactrim olurdu, soğuk algınlığımın şekli değişip zatürreye dönüşmüş ise artık enjeksiyonlara sıra gelmiş demekti; penisilin’ler, Lincocin’ler, kortizonlar hak getire…

70’li yılların sosyal güvencesi altındaki insanlar doktora gittiklerinde reçeteleri yedi sekiz çeşit ilaçtan aşağı olmazdı pek. Ayrıca çok ilaç yazan doktor makbûl doktor sayılırdı! Hele sosyal devlet anlayışıyla sigortalı çalışanların eş ve çocukları torbalar dolusu ilacı alıp eve geldiklerinde, ganimet bulmuşçasına caka satarlardı. “Bir çanta dolusu ilaca azıcık katılım payı verdim” diyenler çoğu zaman ilaçların pek azını kullanır, konu komşuya da “bana iyi geldi sen de iç” diyerek lûtufta bulunurdu.

Longatren 750 semi-sentetik penisilin yazan ilaç kutusunu ateşler içinde milyon kere okurken, o tatlımsı penisilin kokusunu belleğime çaktırmadan nakşetmişim ki, bugün bile o koku keskin olarak aklımda. Kokular insanın belleğine kaydolmuş Akaşik kayıtlar gibidir, bir kere algılamış isek bir daha unutmuyoruz. Çocuk aklımla semi-sentetiğin ne olduğunu sorguluyor muydum? Galiba, “sentetik” lâfına takılırdım hep sentetik yani doğal olmayan, yarı sentetik bir şey!

Bugünün penceresinden geçmişte işlediğimiz günahlara baktığımızda masumiyetlerimizi çok küçükken kaybettiğimizi görmemek mümkün değil. Henüz doğarken ve doğumdan hemen sonra başlanan bir dizi şişe içindeki kimyasal ile merhaba diyoruz dünyaya. Yok vitamin damlası, yok serum fizyolojik vs. derken illa da reçeteli bir takım takviyelerle başlıyor yaşam denilen süreç. Daha annelerimizin karnında başlamıyor mu sentetik yaşam? Bilmeden işlediğimiz masum suçlardan sorumlu tutulabilir miyiz? İnsan vücudu, bunca doğal olmayan “ilaç” adı altındaki maddeyi nasıl hazmediyor? Tıbbi deyişle tolere / göz ardı diyerek yarar ve zarar ikileminin ortasında ciddi bir açmaza düşülüyor. Bugün çığırından çıkan bir hibritleşme ve GDO ecinnisiyle al takke ver külah garip bir savaş içindeyiz. Bu savaşı sorguladığımızda çoğu zaman müstehzi gülümsemelerle karşılaşıyoruz. İnanmadığımız bir dine inanıyormuş gibi görünme maraziyesi! Değişim ve dönüşümün hızla gerçekleştiği 21. yüzyıl insanlığı yapay olan her şeye “dur” deme zamanını çoktan geçirmiş olabilir mi? Hani miyadı geçmiş ilaçları kullanmaz çöpe atarız, eskiye ait düşünce ve diretmelerin de miyadı geçmiş olmasın!!!

Gönlümüz doğadaki çayır çimende yuvarlanan haylaz çocuk, oysa bizler semi-sentetik penisilinler ve atibiyotiklerle büyümüş, ilerleyen yaşlarda da her gün kullandığımız kimyasal tansiyon, kolestrol düşürücülerle başkalaşıma uğramış kapsül ve tablet dinazorlarıyız!.

Çelişkiler yumağı ortada öylece duruyor. Ne bilim adamları, ne de sosyologlar doyurucu istatiksel değerleri insanlık ile paylaşmıyorlar! Paylaşılanlar ise devede kulak misali bilinmesinin zararsız sayılabileceği basit bilgiler. Sentetik dünya düzenine uyumlanamayan insan nesli başta kanser olmak üzere pek çok adı konulamayan hastalıkla telef oluyor. Hayata tutunabilen genlerin ise giderek yenidünya düzenine uyumlu genler olacağını düşünmememize kim engel?

Sağlık ve mutluluk demetlerinin kurdelasına sıkıca sarılan biz yeşil dünya aktivistleri, muhtemelen hâlâ organik ya da doğallık notalarını şarkılıyor olacağız. Tüm sevimliliğimizle…

Not: Fotoğraf, www.aafnh.org sitesinden alınmıştır.


Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


2626











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)