ISSN 1308-8483
İvrindi Panayırı / Nurdan ÇAKIR TEZGİN
  Yayın Tarihi: 10.10.2012    


İvrindi Panayırı


Geçtiğimiz Eylül ayında yolum İvrindi Panayırı’na düşmüştü... Unutmuşum panayır tozuna bulanmanın ne demek olduğunu; çocukluğumda annemin diktiği tarlatanlı Bursa poplininden kırmızı elbisem öyle çabuk kirlenirdi ki; panayırın tozundan yapış yapış olan yüzüm gözümle kömürcü çıraklarına benzerdim akşam eve vardığımda…

Zaman zaman, erişebildiğim eski panayırlara ilişkin anılarımı yazmayı düşlerim. Çocukluğumun kulak tıkacı çığırtkanlarının panayır meydanları nasıl da renkli gelirdi bir zamanlar! Etrafta fazla gürültü ve curcuna olunca “Ortalık panayır yerine döndü” denir ya, işte o panayır ortamlarını anlatayım diyordum çoktandır, olmadı bir türlü! Gerçek bir panayırın kokusu içinde debelenmeden yazılmayacakmış onu fark ediyor insan.

Bir toz bulutu kaplamıştı İvrindi Ovası’nı. Bir toz ki soluğunuza şenlik! Balıkesir Edremit Karayolu’ndan İvrindi merkez istikametine sapınca “panayır yeri neresidir” diye sormaya fırsat kalmıyor! Kamyonetlerin kasasına doluşmuş olan köylüler, çoluk çocuk hepsi tozu dumana katarak panayır yerine gittiği aşikâr bir konvoyun peşindeler. Hadi biz de takıldık bu bir alay insana, onların peşi sıra istikamet panayır alanı.

Renklerin, kokuların ve insan seslerinin gökkubbeye dalga dalga yayıldığı can pazarı eğlenceliği bir yer bu panayır dedikleri. Darmadağınıklığı içinde yine de düzgün sıralanmış türlü satıcının avaz avaz bağırdığı panayırda adeta yok yok!

Traktörden pulluğa, tekerlekten dümbeleğe, at nalı, koyun çıngırağı, çoban kepeneği, heybe, yemlik, üzengi, eyer, çekiç ve çividen tutun da, kazanından tavasına, eleğinden yeleğine, kilidinden küreğine her türlü malzemenin satıldığı bir kocaman alan. Sadece alet edavat değil, yeme içme ve canlı hayvanların da satıldığı, çocuklar ve gençler için lunapark oyuncaklarının en yüksek ses düzeneğiyle can hıraş bağırdığı bir kıyamet yeri…



Hasat sonunun eğlence ve alışveriş ile ödüllendirildiği eski zamanların kadim geleneği bu mevsimlik buluşma, günümüz büyük kent alışveriş merkezleri yanında adeta orta çağ geleneği gibi duruyor! Kentliler için gerçek bir kırsal karnaval görüntüsü veren panayırlar, günümüz insanına ne ifade eder anlamak güç. Eski geleneklerimizden çadır tiyatroları, hokkabaz ve ip canbazlarının olmadığı bir panayıra gerçek panayır diyebilir miyiz? Nasıl unuturum çocukluğumun çadır tiyatrolarını; neydi o ağzından alev çıkaran belinde baltalı adamlar, yarı çıplak arap hokkabazlar, yarısı balık yarısı kadın görünümlü denizkızları, piton yılanına dolanan hilkat garibeleri, cücelerin türlü muziplik yaptığı canbazhane oyuncuları, ilizyonistler ki onlara gözbağlayıcı derlerdi eskiden…

Ah bir de tahta bacaklı uzun adamlar vardı, yani palyaçolar… Nasıl dururlardı onca yüksek sopalar üzerinde! Ellerinde megafon, panayır ahalisini çadır tiyatrosunun içine sokmaya çalışırlardı…

Turşu suyu, boyalı şerbet, odun saplı macunlar, pamuk helvası, köpük helvası, elma ve düdük şekeri satılırdı kırmızı yeşil boyalı. Ah bir de Cahit Sıtkı Tarancı’nın horoz şekeri vardı, ne zaman horoz şekeri satın alsam şiiri de yanında hediyesi sanki! Ay biter mi; kırmızı şekerli mısır patlakları da vardı birbirine yapışık olurdu… Kader kısmetçiler vardı bir de, dikdörtgen tablada parlak yuvarlakları tırnağımızla kazırdık üç paralık piralin çikolata kazanacağız diye ve bir araba samanlı gofret tıkıştırırdık avurtlarımıza, hey gidi çocukluk…

Karacabey Panayırı’na gidişlerimizi hiç unutmam; ne zaman aklıma düşse, babaannemin köpük helvayı parmağıyla yalayışı geliverir gözümün önüne! Nesi ilginç gelirdi bilmiyorum. Belki, koskoca babaannemin çocuklar gibi köpük helvayı iştahla yiyişi onun çocuksu bir yanını yakalamış olmanın şaşkınlığıyla açıklanabilir.

İvrindi Panayırı, Eylül'ün ortalarına doğru kurulan üç günlük bir panayır. Biz ikinci ve en uygun günü oradaydık. İlk günü yerleşme telaşı, son günü de toplanma derken en verimli gününün ikinci günü olduğunu tesadüfen öğreniyoruz. Zeytin ve zeytinyağının giderek öne çıkması sonucu hayvancılığın körleştiğini öne süren köylüler için panayır artık hayvan alınıp satılan yer değil. Bu durum düşündürücü! Eskiden celep ve hayvan cambazlarının en hararetle iş gördüğü yerler olan panayırlar, artık giderek eğlence ve yiyip içmenin öne çıktığı ev eşyalarının, üst baş giysi çeşitlerinin oldukça ucuza satıldığı bir büyük pazar halini almış.

Peki, günümüzde panayırlar hâlâ yerel değerlerin korunduğu yerler midir? Buna cevap vermek güç. Çin malları bu köylü panayırlarımıza kadar girmiş ise ortada yerellikten ne kadar söz edilebilir? Yok değil tabi, süregelen kullanım alışkanlıklarımız gereği Çin’den gelememiş pek çok yerli üretim de yok değil. Kasnak ve elekler, yün kepenekler ve tarla ekim sürüm aletleri içinde pek çok yerli eşya vardı İvrindi Panayırı’nda. Yine de, hokkabazını yitirmiş panayırlar kurulmasa da olur demek istemiyorum. Kaldı mı ki hiç eski panayır tiyatroları? O eski oyunculardan sonra yeni kuşak oyuncular yetişti mi? Onlara destek çıkan, destek primi veren kurumlar var mı? Panayırların akla getirdiği pek çok çeşitlilik içinde çadır tiyatrolarını ve hokkabazları yok saymak haksızlık olur. Kim bilir, belki bir gün onları da hatırlayıp yaşatmaya çalışan birileri çıkar, çıkmalı…

Tahta bacaklı palyaçoların, Affan Dede’lerin olmadığı bir dünyada geç sabahlara uyanmanın bir tık ötesindeyiz artık. Teknoloji sersemliğiyle geçmişin değerlerini bir arada tutma telaşımız, artık yaşlanıyor olmanın dışavurumu değildir umarım! Galiba benim için panayır çokca eğlence ve bolca yeme içme demekmiş, öyle anlaşılıyor! Olsun. Yine de, geleneksel yaşam biçimimizin uzantısı panayırlarımızı sembolik bile olsa yaşatalım. Ama, hakkıyla.

Cahit Sıtkı Tarancı’yı bir kez daha saygıyla anmak için, haydi bir kez daha yüksek sesle;

Çocukluk

Affan Dede'ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var, ne adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.

Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!

C.S.Tarancı




















Nurdan ÇAKIR TEZGİN



3172











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)