ISSN 1308-8483
Gün gelecek yeryüzünün bütün ülkeleri barış içinde yaşayacak.

  Yayın Tarihi: 28.11.2008    


Gün gelecek yeryüzünün bütün ülkeleri barış içinde yaşayacak.


Geçtiğimiz yaz Foça Festivali çerçevesinde gösterilen Büyük Mübadele konulu belgesel, bir çoğumuzu derin bir duygu seline gark etmişti. Tahsin İŞBİLEN'in yönetmenliğini yapmış olduğu belgesel "Asya Minor Yeniden" yakın geçmişin pek de söze dökülmeyen tarihi adına izlenmesi gereken insan tanıklığıdır.

Adalı olmak; mütevazi olmayı, yetinmeyi, kabullenmeyi, avunmayı idare etmeyi gerektirir çoğunlukla. Mavi denizin ortasında dünyadan kopuk başka bir dünyada yaşar gibi yaşarsınız adayı, şap bulsanız şeker bulamazsınız, doktor bulsanız ilaç bulamazsınız, ot bulsanız et bulamazsınız! Büyük baş hayvanını et için kesmez kesemez adalı, sütü daha daha gereklidir etten. Süt ile peynir yoğurt yapacaktır, çorbaya katık için gereklidir büyükbaşın sütü. Tavuk kesmek daha bir kolaydır sanki yumurtayı alınca garantiye. Canınız çekince tuzluca, etlice, yağlıca şeyler balık nenize yetmez!

İlacını da kendi yapmış adalı, adanın şifalı otlarını yüzyıllardır tanımış bilmiş, toplayıp, kaynatmıış kurutmuş, ezmiş merhem etmiş, deva katmış sağlığına. Mecburmuş bunları bilmeye çünkü o bir adalıymış, denizin mavisine gökyüzünün masmavisine tutsak adalı.

Adı çıkmış Giritlinin yeşil ot ve Giritli diye. Oysa bütün adalılara mahsustur ot çöp yemekleri, ne yapsın insancıklar hele savaş zamanları yiyecek mi bulmuşlar da yesinler doyum tokum. Et bulmuş da yememişler mi? Yokluktan öğrenmişler onca çeşit otun türevini! Anneannem anlatırdı; onun anne ve büyükanneleri eti et, otu ot olarak yerlermiş. İkisini pek karıştırmazlarmış. Etin erişilmez onurunu karışıksız kendi tadında tüketmeyi severlermiş, keçi, dana kesilince ateşler yakılıp külbastılar, şişe geçirmeler, et kavurmaları ters çevrilmiş saçta hep et, çıplak et! Yufka ekmeğine sarılıp, dürüp büküp yenilen oğlak kavurmaları...

Sevip oynadığım minik oğlağın kesilip şişe geçirilme töreninden sonra et yemez olmuşum! İlk torun olduğum için üç yaşımda şahsıma kesilen oğlağın etini bana tıkıp tıkıştırıp yedirmiş teyze ve dayılarım, sütünü de içirince zorla yaz günü sıcakta, olmuşum diyare ve sonsuza kadar etyemez. Öyle felsefesi için et yemeyip vejateryan olan, en has deri çanta, mont ve ayakkabı giyenlerden değilim ama hayvanlara kıyamam yine de.

"Kesilince büyük baş, kimse yemez tarhana taş" derdi anneannem rahmetli. Adalar kültüründe elbette otların yeri apayrıdır lakin bu demek değildir ki, otu etin önüne koyarlar da ot varken et yemezler! Benim gibi et yemeyenler otu baş tacı ederler elbet de, herşeyi yiyebilen insanların birinci tercihleri çoğunlukla et yada etli sebzeler değil midir? Bu durum adalılar için de böyledir...

***


Asya Minor Yeniden'in konuşmalarından alıntılar:

İkinci Dünya Savaşı akıllarda, dünyada gaz odaları, katliamlar, Türkiye’de de yokluk ve ekmek karneleri olarak kalmıştır.Ancak savaşın çok karanlık bir yüzü daha vardır; göç. Farklı yüzleriyle, çok sayıda insanın yerini yurdunu terk edip göçmen olarak yollara düşmesine neden olmuştur savaş. İşte bu göç dalgalarından biri de, Yunanistan’dan Anadolu’ya yönelen göç dalgasıdır. Hepsinin çıkış kapısı Küçük Asya, yani Anadolu’dur.


Ahmet Yorulmaz: Midilli’den, Alman işgalinden kaçıp buralara sığınan Yunanlılar geldiklerinde, bu gümrük alanında ya da öbür taraftaki sahilde, zamanın belediye başkanı tarafından halkın varlıklı kesiminin evlerine dağıtıldılar.

Panayotis Doukas: Hayat çekilmez bir haldeydi, açlık vardı. Ne ekmek ne de yemek bulabiliyorduk. Eğer hayvanların varsa şanslıydın, onların sütünü içebiliyordun.

Nikos Demerci: Gelir gelmez ürettiğimiz her şeye el koydular; zeytinyağına, tütüne ve şaraba. Bir aileye sadece elli okka zeytinyağı bırakıyor, gerisini alıyorlardı.


Bayram Dikoğlu: Bildiğimiz süpürgeler var ya, onların tohumunu değirmende öğütürdük. Unla harman yapardık, böylece ekmeği çoğaltırdık. Bizim ev fırınlarımızda pişirirdik çoluk çocuğa bakmak için. Çünkü ekmek azdı.


Nikos Demerci: Bol bol deniz kestanesi ve bir de kocaman ahtapot yedik. Saat 10:00 civarında, büyük sopalara beyaz mendilleri bağlayıp, nöbetçi kulübesinin yolunu tuttuk.

Hakkı Akbaykal: Alaçatı’ya limana çıkıyorlardı, Mersin’e çıkıyorlardı. Oradan yaya yürüyerek geliyorlardı, aç biilaç, zavallılar. Kızların ayakları açlıktan leke leke olmuş, morarmış. Yiyecek bulamıyorlar, yalnız ot yiyorlar, otlu salatalar ve benzeri şeyler, öyle yaşıyorlar. Onlar Almanlardan kaçıyordu.

Kostas Demerci: Gün gelecek yeryüzünün bütün ülkeleri barış içinde yaşayacak.


http://www.focafoca.com/default.asp?sayfa=314&id=15&detay=4

http://www.asyaminor.com/tr


Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


1613











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)